Çıkış Yolu • 18.04.2017

Çıkış Yolu • 18.04.2017

Değerli izleyiciler, iyi akşamlar. İnşallah yayın bendedir. Şimdi referandumu konuşacağız bu akşam. Çıkış Yolu’nun özel bir yayınındayız. Konuğum Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek. Bir müzikle Musa Erur ile girdik. İma ettiği şeyi ben biliyorum ama bir de Sayın Genel Başkan’dan dinleyelim.

“Yolun sonu görünüyor” ifadesi size göre bu kadar mı net? Bu halk oylamasından sonra AKP iktidarının… Tek başına AKP iktidarının sonu gözüktü. Önümüzdeki seçimleri; hem cumhurbaşkanlığı seçimini hem millet meclisi seçimlerini, hatta belediye seçimlerinin de çoğunu AKP’nin kazanamayacağı bu oylamalarla ortaya çıktı.

Bir nokta koyabilir miyiz? Ben burada biraz aykırı gideyim. O da şu: Siz yaklaşık 3-4 yıldır genellikle her cümlenizin sonunda “AKP” kelimesini çok sık kullandınız. Öyle bir sürece girdik, evet. Bu süre içinde de AKP yanılmıyorsam 4 seçim kazandı.

Ben “bu seçimi kaybedecek” diye hiçbir şey söylemedim. Ben 2017-2019 arasında AKP iktidarının son bulacağını ta Silivri’de, 2009 yılında bir belge halinde imzaladım. Aslı o belgenin Oktay Yıldırım’da duruyor. O zaman tutukluyduk. O zaman “AKP 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl devam eder, biz hiçbir zaman hapisten çıkamayız, buralarda çürüyeceğiz” diyorlardı. 2009 veya 2010 yılında, dava başladıktan 3-5 ay sonra, 2017 ile 2019 arasında AKP iktidarının son bulacağını imzaladım ve verdim. Bizim de hapisten birkaç yıl içinde çıkacağımızı hep orada söyledim. Hatta benimle alay ediyorlardı; “İyileşmez bir iyimser” diyorlardı. İyimserlik diye bir şey yok; iyimseriz tabii ama hep gerçeğe dayanan bir iyimserlik. Ciddi tehlikeleri, tehditleri, olumsuzlukları da hep gören bir iyimserlik. Ama hiçbir zaman çare bitmez.

Yenildiğiniz zaman da, diyelim Sakarya’ya kadar çekildiniz, orada da çare bitmez. Ankara’yı ele geçirse orada da çare bitmez. Mustafa Kemal Paşa ne diyor? Diyap Ağa’ya diyor ki: “Dersim Dağları bizi saklar mı?” Aynı şekilde 1916 yılında Diyarbakır’dayken, “Biz bu savaşta yenileceğiz” diyor. Diyarbakır ağalarını, beylerini topluyor; “Hazro Dağları bizi saklar mı?” diye soruyor. Yani en sonunda bir harbi sağir (küçük harp) ile savaşı yapacağız düşmana karşı. Onun için yenilgiyi hiçbir şekilde kabul etmeyeceğiz. Aynı soruyu Sakarya Savaşı’ndan önce düşman Polatlı’ya dayandığı zaman da sordu. Ankara boşaltılmak üzereydi, hatta Kayseri’ye nakli planlanıyordu. Yani Kayseri’de de tutunamazsak en sonunda Dersim Dağları’ndan ülkeyi gerilla savaşıyla kurtarma kararlılığı. Sonra Sakarya Savaşı’nın sonunda “Hattı müdafaa yoktur, satıh müdafaa vardır” sözünü söyledi.

Şimdi bizim durumumuz o dönemler gibi ağır, ciddi tehditler barındıran bir durum değil. Yüzünüz gülüyor. Yüzümüz gülüyor çünkü AKP oyları çok ciddi ve sert bir iniş içerisinde. Bu iniş, AKP iktidarının sonunun gözüktüğünü belirtiyor. Bakın şimdi seçim olsa AKP cumhurbaşkanlığı seçimini kaybeder. Oraya geleceğim. Ama tahminlerinizde, hem özel tahminlerinizde hem televizyonda dile getirdiğiniz tahminlerde izleyicilerimiz hatırlar: Hiçbir zaman “Hayırlar kazanacak” dediniz. Evet’e şans vermiyordunuz.

Ben köşe yazarı değilim, ben bir savaş veriyorum ve Vatan Partisi’nin genel başkanıyım. Yani gerçek tahminim %50’nin üzerinde hayır çıkacağıydı. Çok yüksek değil; %51-52 falan. Zaten alınan sonuç çok farklı değil, %49 çıktı diyelim. Ama savaşa girerken hiçbir komutan “yenileceğim” demez, derse bozguna uğrar. Yenilmekten daha kötüsü bozgundur. Eğer yenileceğinizi düşünerek savaşa girerseniz yenilmezsiniz, bozguna uğrarsınız. Ben bunu referandumla ilgili söylemiyorum; samimi olarak %50’nin üzerinde çıkacağını düşünüyordum. Devlet Bahçeli de, Tuğrul Türkeş de son günler öyle gördü. Hatta AKP kurmayları da hayırın daha çok çıkacağı korkusu içindeydi.

Şimdi mesele şudur: AKP oylarının eğilimine bakmak lazım. AKP oyları baş aşağı gidiyor. Halk oylamasını kazandı diyelim ama cumhurbaşkanı seçimini kaybetti, Büyük Millet Meclisi seçimini kaybetti, belediye seçimlerini kaybetti. O zaman kaybettikleri, kazandıklarından çok daha fazla. Tablolardan bu apaçık ortaya çıkıyor. 1 Kasım 2015 seçiminde AKP-MHP toplamı %61 iken, şimdi %51. %10 kayıp var. Bu %10’luk kaybın %10’u da MHP değil; MHP her şeye rağmen %4-5 bir katkıda bulundu, %2-3 de Güneydoğu’da HDP oylarından geldi. Bu hesaba göre AKP’nin en az %8 oy kaybı var. Şu anda AKP oylarının %40 ile %45 arasında olduğu gözüküyor ve bu aşağı doğru iniyor. Önümüze baktığımız zaman ağırlaşan ekonomik koşullar görüyoruz. İkincisi, tecrit olmuş bir AKP iktidarı; komşularıyla kavgalı, Amerika Birleşik Devletleri’nin baskıları karşısında Yahudi lobisine sığınmış, Katar’dan medet umuyor. Şimdi Katar’dan medet uman, Yahudi lobisine sığınan bir AKP iktidarının geleceği hakkında parlak tespitler yapabilir misiniz?

Burada bir araya girebilir miyim? Tayyip Erdoğan sonucu hiç sizin gibi okumuyor. Referandum gecesi yaptığı konuşmada çok ilginç bir değerlendirme yaptı; 200 yıllık bir rövanştan, 200 yıllık bir hesabın görüldüğünden söz etti. Yönetmenimizden rica edeyim, videoyu yayınlarsa birlikte bakalım.

“Bugün Türkiye, iki yüz yıllık kadim bir tartışma konusu olan yönetim sistemi konusunda tarihi bir karar vermiştir.”

Şunu söyleyeceğim: 202 yıllık bir hesaplaşma sonucunda Türkiye’nin hürriyet ve istiklal birikimiyle hesaplaşmaya kalkanlar altta kalmışlardır. Çünkü tarih bitmedi ki. İki yüz yılda hesaplaşmaya kalkanın yenileceği kesindir. Tayyip Erdoğan hangi 200 yılla savaşmaya kalkıyor? Üçüncü Selim’den mi bu tarafa? Hadi Namık Kemaller, Talat Paşalar, Mustafa Kemaller diyelim… Türkiye’nin hürriyet ve istiklal tarihiyle hesaplaşmaya kalkarsan %100 yenilirsin. Bu 200 yıl sözü onun iftihar edeceği bir açıklama değil, altta kalacağını ilan eden bir açıklamadır. Basit bir hükümet sistemi değişikliği olarak sundular ama 200 yıllık bir hesaplaşma olarak özetlediler. Türkiye’nin Kemalist devrim birikiminden, Namık Kemal’in hürriyet mücadelelerinden intikam almak kimin haddine?

Tayyip Bey bir şey daha söylüyor: “Atı alan Üsküdar’ı geçti.” Yönetmenimizden rica edebilir miyiz?

“Bu neticeyi küçümsemeye gayret edenler var, boşuna uğraşmayın. Atı alan Üsküdar’ı geçti.”

Bu olay daha bitmedi. “Türkiye’nin 200 yıllık birikimiyle mücadelede bu işi biz köklü olarak, kesin zaferle kapattık” diyorsa bu büyük bir yanılgı. Yani bu sözler onlara yakışıyor çünkü tecrübe, birikim ve kültür konusunda çok önemli problemleri var. Kesinlikle mağlup olacaklar. En büyük hatalarını yapıyorlar; Türkiye’nin hürriyet, istiklal, cumhuriyet birikimiyle ve aydınlanmasıyla hesaplaşma iddiasındalar. Bu, kesin yenilgiye uğrayacaklarını ortaya koyuyor.

Bu ruh hali sizi ürkütmüyor mu? Niye endişeleneyim? Arkamızda 200 yıllık zaferler, devrimler, başarılar var; onların arkasında ise 200 yıllık mağlubiyetler var. Atatürk ile Abdülhamid bin kere karşı karşıya gelse Abdülhamidler yenilir. Yani Abdülhamid yerçekimi kanununa tabi; iktidardan devrilmiş ve düşmüştür. Onu kimse ayağa kaldıramaz. Osmanlı Devleti’nin veya Cumhuriyet düşmanlığının başarı şansı var mı? Atatürk devrimi düşmanlığının bir umudu var mı? Umutsuz oldukları için Yahudi lobisine sarıldılar. Yani Yahudi lobisiyle mi bizim 200 yılımızı alt edecekler? Veyahut da Katar’la mı? Amerika Orta Doğu’da yenildi, Türkiye’yi mi yenebilecek?

AKP tabanında bile bu iddia yenilgiye uğrayacaktır. AKP gazetelerine baktım bugün; “Devrim” diyorlar, “Anadolu ihtilali” diyorlar, “Eski Türkiye’ye güle güle” diyorlar. Bu, yukarıdan aşağıya birbirlerine moral vermeye çalıştıklarını gösteriyor. Şu tablodan bu sonuçları çıkarmaları, onların hayal içinde olduğunu, karşılaştıkları durumun farkında olmadıklarını gösteriyor. Onlar bize en sonunda yine sığınacaklar; biz onları koruyacağız, biz onlara hukuku uygulayacağız. Ama önümüzdeki seçimlerle Türkiye onlara “güle güle” diyecek. Yolun sonu gözüktü.

İsterseniz tabloya devam edelim. Diğer illerden de örnek verelim. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana… Hepsinde aynı tabloyu görüyoruz. Mesela İstanbul’u alalım; MHP-AKP toplamı 57 iken bu referandumda %48 aldılar. %9’a yakın bir kayıp var. Ankara’da 63’ten 48’e %15 kayıp var. Bursa’da 68’den 53’e %15 düşüş var. Mersin’de 17 puan, Antalya’da 17 puan, Balıkesir’de 15 puan kaybetmişler. Adana 15 puan, Eskişehir 13 puan, Denizli 16 puan, Aydın 14 puan, Konya 13 puan, Manisa 17 puan, Tekirdağ 19 puan, İzmir 11 puan, Trabzon 14 puan kaybetmiş.

Bütün büyük kentlerimizde %13 ile %19 arasında puan kaybı var. AKP’ye gönül vermiş yurttaşlarımız haklı olarak diyecek ki: “Evet verenler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil mi?” Elbette, onlar da bizim vatandaşımız ve onlarla beraber geleceğin Türkiye’sini yaratacağız. Ama AKP oyları baş aşağı gidiyor.

İsterseniz şimdi bir ara verelim. Değerli izleyiciler, bir aramız var, konuya devam edeceğiz. Konuğumuz Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek. Doktor unvanınızın altını hep çiziyorum; hukuk doktorunun bugünlerde ayrı bir anlamı var. Her söyleyişinizde ben de biraz yadırgıyorum. Çok alışık değilsiniz değil mi? Siz bunu duymuştunuz ama ben çok kıdemli bazı gazetecilerin size “hocam” dediğini biliyorum; siz yokken, gıyabınızda. Gazetecileri bilmiyorum da, Güney Civoğlu mesela… Bir ara beraber çalıştık onunla; sizden “hocam” diye bahsederdim. Hem sınıf arkadaşıyım, bana tüyo veriyordu.

Lisede sınıf arkadaşım… Öyle mi? Lisede son sınıfta onlar gelmişti bizim Bahçelievler’e, okulları kapatılmıştı. Hukuk ötesinde hocası oldum; sınavlarda yardımcı olurdu, diyorlar. Sınavlarda herkese yardımcı olurdum ama yasa dışı bir yardımcılık değil tabii. Ezbere dayanan bir imtihan sistemini doğru bulmam. Ezberi bozan, kafaları çalıştırmaya ve birikime dayanan bir sınava önem verdiğim için genel olarak sesli bir şekilde herkese yardımcı olurdum. Konumuza tekrar dönelim, evet. Hatta sınıfa girdiğim zaman hukuk fakültesindeki sınavlarda alkış kopardı, hocalar gelip “Niye seni alkışlıyorlar?” derdi.

AKP, şöyle de olsa böyle de olsa 2-2,5 puan farkla bu oylamayı aldı. Bunun hiç mi anlamı yok? Var anlamı. Teknik olarak Yüksek Seçim Kurulu bunu onayladıktan sonra uygulanmaya başlanıyor. Şimdi gerçekçi bir şekilde kazandıklarının ve kaybettiklerinin bir bilançosunu yapalım. AKP halk oylamasını kazandı ve getirdiği Cumhurbaşkanlığı sistemi kısmen yürürlüğe girdi. Daha doğrusu sistemin esas düzenlemeleri önümüzdeki seçimlerde, 2019 Kasım’ında veya erken seçim olursa o tarihte yürürlüğe girecek.

Yapısının kökten değişmesi önemsiz mi? Türkiye’nin bu süreç içerisinde kökten değişimlere uğrayabileceğini düşünmüyorum. Şunu belirtiyorum: Cumhurbaşkanlığını güçlendirmek için bu anayasa değişikliğini yaptılar ama Tayyip Erdoğan bir daha cumhurbaşkanı olamayacak ki. Yani “niyet kime kısmet” diyelim. Onlar kendi cumhurbaşkanlarının otoritesini… Bu kadar emin olabiliyorsunuz; ne olacağı belli değil. 3 ay, 6 ay veya 1 sene sonra şartların değişeceği kesin. Şartlar AKP’nin aleyhine değişiyor. Türkiye’nin önündeki ekonomi ve terör gibi dağ gibi sorunları biz, Vatan Partisi olarak, Türkiye’nin milli güçleri olarak çözebiliriz. Ancak Erdoğan’ın bu sorunlar karşısında çaresiz olduğu, çırpındığı görülüyor. Yahudi lobisine sığınan veya Katar’a sarılan Türkiye’nin sorunlarını çözemez. Amerika’nın baskıları ve tehditleri karşısında Amerika’ya sığınan Türkiye’nin sorunlarını çözemez. Katar’dan yeni yüksek faizli borçlar alarak ekonomi sorununu çözmeye kalkarsanız yine çıkmazlara girersiniz. Bu tablo karşısında oylar daha da aşağı gidecek.

Diğer televizyon programlarında da söyledim; önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimini Tayyip Erdoğan kaybedecek. İkincisi, artık AKP Millet Meclisi’nde çoğunluğu kazanamayacak. Şu anda AKP’nin düştüğü yer 7 Haziran süreci gibi, %40’ların biraz üzeri veya civarı. Bu tabloyu gördükten sonra daha da aşağı inmiş durumdalar. Erken seçimden artık söz ediyorlar mı? Eskiden çok bahsediliyordu ama o ihtimal birdenbire ortadan kalktı çünkü AKP baş aşağı gittiğini gördü.

Ekonomik gidişata, dış politikadaki komşularımıza düşmanlık anlayışına ve yalnızlaşmaya bakarak her şeyi kaybettiklerini görüyoruz. Referanduma girerken Milliyetçi Hareket Partisi diye bir ortakları vardı, elinde kala kala bir Devlet Bahçeli kaldı. Devlet Bahçeli de MHP’yi kaybettiği için AKP’nin elinde müttefik kalmadı. Büyük Birlik Partisi’ni müttefik bulmuştu, o da dağıldı. AKP neye elini atsa dağılıyor. Bu, AKP’nin baş aşağı gittiğini gösteren çok önemli verilerdir.

Tayyip Erdoğan’ın taktik hamlelerde usta olduğu söylenir. Görmüyor mu? 200 yıllık bir hesaplaşmayı getiriyor. Amerika’nın BOP Eşbaşkanlığını kabul ederek Türkiye’de saltanat sahibi olursanız hiçbir stratejik vizyona sahip değilsiniz demektir. 1996 yılında Aydınlık’ta haberi çıkmıştı; Rand Corporation’ın sitesinde Tayyip Erdoğan’ın başbakan, Abdullah Gül’ün dışişleri bakanı olacağı yazıyordu. Kedinin yavrusunu ensesinden tutup bir yere koyması gibi iktidara getirilenlerin nasıl bir stratejik vizyonu olabilir?

“BOP Eşbaşkanı” dediğiniz insanla birlikte hükümet kurulabileceğini söylediniz. 2014’ten beri artık o sıfatı taşımıyor; FETÖ’nün üzerine yürümesi, PKK ile mücadele etmesi ve Fırat Kalkanı Harekatı’ndan beri Amerika ile karşı karşıya geldi. Amerika ile karşı karşıya gelen bir Tayyip Erdoğan’ı dışladığınız zaman, yani onun temsil ettiği kanadı dışladığınızda; Türkiye’de Amerika, PKK ve FETÖ ile birlikte hükümet kurarsınız. Vatan Partisi FETÖ ve PKK ile birlikte hükümet kurmaz. O zaman ne yapacaksınız? Türkiye’de bir milli hükümet kuracaksanız, %40 civarında oy alan AKP’yi o hükümetin içine çekmek zorundasınız. Hangi kanadını? Amerika’ya direnen kanadını. Bu matematiksel bir zorunluluktur.

Tayyip Erdoğan’la artık Türkiye hiçbir adım atamaz ama onsuz da şu tabloda milli bir hükümet kurulmuyor. 16 Nisan’dan önce bunu söyledim; hadi Tayyip Erdoğan’sız bana bir hükümet formülü göndersinler, ben de kabul edeyim. Şimdi o hükümet formülü Türkiye’nin gündemine girecek. Batılı devlet adamları, “Tayyip Erdoğan diktatör” diyerek müdahale etmeye çalışıyorlar. Önümüzdeki dönem Amerika, PKK, FETÖ, Abdullah Güller ve Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin katıldığı; Suriye’nin bombardımanını hevesle destekleyen, PKK ile Türkiye’yi yönetmeye kalkan ve FETÖ’yü hapishaneden çıkarmaya çalışan bir hükümet tecrübesiyle karşı karşıya kalabiliriz. Tayyip Erdoğan’ı baş düşman ilan ederek Türkiye’de bir çözüm üretilemez. Referandum dönemi bitti; şimdi Türkiye stratejik bir cepheleşme içine girdi. Türkiye’yi bölmek ve Amerikan denetimine almak istiyorlar. Türkiye buna karşı mücadele edecek.

*(Yönetmenden ricam: Erdoğan’ın Batı’ya çağrı videosunu dinleyelim.)*

“Aynı şekilde diğer ülkelerin ve kurumların da milletimizin kararına saygı duymalarını istiyoruz. Özellikle müttefik olarak kabul ettiğimiz devletlerin, ülkemizle ilişkilerini terörle mücadelemiz başta olmak üzere hassasiyetlerimize uygun şekilde geliştirme yönünde çaba göstermelerini bekliyoruz.”

Tayyip Erdoğan burada bir çağrı yapıyor; müttefiklere teslimiyet yok, bir tavır var. “Bize karşı düşmanlığı ve bölücülüğü bırakın, Türkiye’nin bütünlüğünün yanında yer alın” diyor. Burada Amerika’ya bir teslimiyet yok. Amerika’ya teslimiyet, Yahudi lobisiyle ilişkilerde veya Kürdistan bayrağının asılması ve Suriye saldırısına verilen destekte vardı. Referandum sürecinde bu kozu iyi yakalamıştık. Eğer bu temalar üzerinden mücadele edilseydi, hayır oyları %55’lerin üzerine çıkardı. Biz hayır cephesinde yalnız kaldık.

Tayyip Erdoğan, Rubin’in “Seni idam ederiz”, “Zarrab ile aileni tutuklarız” şeklindeki tehditleri karşısında dik duramadı. Ancak Vatan Partisi olarak biz, sistemin diğer partilerinin aksine Amerika’nın tehditlerine karşı tek başımıza doğruları savunduk. Erdoğan, oy kaybettirecek adımları atmak zorunda kalıyorsa ciddi mecburiyetler içindedir. Türkiye’nin gücü sayesinde 2015’ten beri PKK hendeklere gömülüyor. Amerika, Tayyip Erdoğan’ı teslim olduğu için değil, teslim olmadığı için tehdit ediyor. Amerika; “PKK’yı hendeklere gömemezsin, FETÖ’yü tasfiye edemezsin” diyor. Çünkü arkasında Türk devleti var. Tayyip Erdoğan artık Türkiye’yi yönetmiyor; Türkiye, Tayyip Erdoğan’ı yönetiyor. Önümüzdeki dönemde yapılacak ABD ziyareti ve görüşmelerde Türkiye, Tayyip Erdoğan’ın teslim olmasına müsaade etmez. Kendisi de vazgeçemez. Ben Türkiye’ye güveniyorum. “Tayyip Erdoğan teslim oluyor” diyenler aslında kendileri teslimiyet psikolojisinde olanlardır. Onlar Türkiye’nin gücünü göremiyorlar. Ben sadece “Dikkatli ol, sen bu politikalarla yapamazsın” diyorum. Bunu CHP veya MHP söylüyor mu? CHP veya MHP çıkıp da Tayyip Erdoğan’a “Yahudi lobisine sığınma” diyebiliyor mu? Veya Meral Akşener, Sinan Oğan ya da diğerleri diyebiliyor mu? Bakın, bu kadar siyasetçi var. MHP var, MHP’nin muhalifleri var, Cumhuriyet Halk Partisi var, AKP’nin içindeki vatanseverler var. Hangisi çıkıp da Tayyip Erdoğan’a “Yahudi lobisine teslim olamazsın” diyor? Bir tek Vatan Partisi söylüyor.

Hangisi çıkıp da Suriye’ye yapılan Amerika bombardımanını destekleyemezsin diyebiliyor? Bana bir tane örnek gösterin. MHP mi dedi? MHP’nin muhalifleri mi söyledi? CHP mi söyledi? Bir tek Vatan Partisi söyledi. Demek ki Türkiye’de, Tayyip Erdoğan’ın Amerika’ya boyun eğen tutumuyla mücadele eden veya PKK ve FETÖ ile mücadelede zaaflarını gördüğünde üzerine yürüyen tek parti Vatan Partisi’dir. Riskli konularda, politikada hep tek kalıyoruz. Farkında mısınız? O bizim görevimiz. Vatan, cumhuriyet, milletin bağımsızlığı ve özgürlüğü söz konusuysa “tek kalıyorum” diye bir hesap olmaz.

Bakın, bir Ermeni soykırımı mücadelesi verdik. Tek kaldık ama Avrupa’nın sırtını yere getirdik, dünyanın sırtını yere getirdik. Hiç tek kalmaktan korkmadık. Bizi AKP hükümeti de desteklemedi, çelmeledi. Cumhuriyet Halk Partisi de çelmeledi; “Bu davayı açmayın” dediler. Hatta bana söz geçiremeyince Rauf Denktaş’a gidip “Doğu Perinçek’i Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmekten vazgeçir” dediler. O süreçte kimsenin desteğini görmedim. Bir tek Sayın Gülsün Bilgehan’ın desteğini gördüm. O dönem Meclis Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olan AKP milletvekili Mehmet Dülger’in de desteklerini gördük. Ama AKP ve CHP genel merkezlerinden bir destek görmedik, destek görmediğimiz gibi vazgeçirme yönünde baskı gördük. Nevzat Yalçıntaş, o günlerde Pere Palas’taki toplantımıza katılmıştı, o da destek vermişti. CHP’den de bir tek Iğdır milletvekilimiz Ensar Öğüt destekledi. Sayın Gülsün Bilgehan Toker ise Avrupa Parlamentosu’nda “Doğu Perinçek’i içeri atıyorsanız beni de atın” diyerek çok cesur, kararlı bir konuşma yaptı. Kendisini ve Mustafa Bilgehan’ı buradan selamlıyoruz.

Gelelim anayasa değişikliği meselesine. İzleyicilerimizden bazıları, “Doğu Bey, anayasa değişikliği meclisten geçtikten sonra CHP’ye Anayasa Mahkemesi’ne gitmemesi yönünde tavsiyede bulundunuz, bundan pişmanlık duyuyor musunuz?” diye soruyor. Hayır efendim, hiç pişmanlık duymuyoruz. Eğer Anayasa Mahkemesi’ne gidilseydi, bu referandum sonucunda biz %35-40 oy oranında kalırdık. Niçin? Çünkü millete güvenmeyip başka kapılarda çare arayan bir tutum, millet nezdinde karşılık bulmuyor. İkincisi, Anayasa Mahkemesi’nde bir iptal şansı görseydik zaten gidin derdik.

Şunu söyleyeyim: Bu anayasayı AKP uygulayamayacak. Vatandaşlarımız bunun üzerinde düşünsün. Bu anayasa AKP’ye yar olmayacak; verdiği yetkileri Tayyip Erdoğan veya AKP’li bir cumhurbaşkanı kullanamayacak. Onu milli güçler kullanacak. Önümüzdeki seçimde AKP kesinlikle cumhurbaşkanlığını kazanamayacak. Ama bizim de doğru strateji kurmamız lazım. Yanımıza HDP’yi alarak, mitinglerde “Buradayız” diye bağırarak AKP’ye karşı hiçbir başarı kazanılamaz. Veya Amerika Suriye’yi bombaladığında o bombardımanı destekleyerek, Yahudi lobisiyle iş birliği yapıldığında susarak başarı elde edilemez. Yanına FETÖ’yü, HDP’yi alanlar veya “HDP’yi Meclis’e sokalım da AKP’yi devirelim” diye çözüm arayanlar Türkiye’de hüsrana uğrar.

Türkiye’nin birinci meselesi terörle mücadeledir, ikinci meselesi ekonomidir. Demokrasi ve özgürlük söylemiyle hapishaneleri boşaltmayı vaat eden bir strateji hep yenilir. Çünkü “mağdur” dediği HDP ve FETÖ taraftarlarına sahip çıkarak halkın desteği kazanılmaz. Bugün Türkiye’nin meselesi bunları tasfiye etmektir. Siz onlara el uzatırsanız, mitinglerinizde çiçek atarsanız, AKP iktidarına son veremezsiniz, aksine onu sonsuzlaştırırsınız. Doğru strateji basittir: Vatan bütünlüğüne sahip çıkmak ve üretim ekonomisini savunmak. Üreten ve birleşen Türkiye temasıyla mücadele edilirse kesin zafer vardır.

CHP yönetiminin hatalarına gelirsek; onlara “HDP ile yan yana durmayacağımızı ilan edin” dedik. Bu ilan edilseydi referandum %53-55 ile kazınırdı. Ayrıca Kürdistan bayrağı açıldığında bunu kampanya konusu yapmalarını önerdim, tek kelime etmediler. Çünkü CHP’nin içinde HDP’yi koruyan, yönetimde etkili olan kuvvetli bir grup var. CHP maalesef Atlantik sisteminden kopamıyor.

Türk milleti vatan bütünlüğünde duyarlıdır. 7 Haziran’dan 1 Kasım’a AKP oylarının artması, teröre karşı yürütülen mücadelenin sonucudur. Biz Vatan Partisi olarak teröre karşı mücadele bayrağını yükselttik. “Tek adam” söylemiyle demokrasi ve özgürlükler üzerinden yürütülen bir kampanya %30-35’i geçemezdi. Referandumda aldığımız %50’ye yakın oy, halkın vatan bütünlüğü talebinden ve güçlü yönetim arzusundan kaynaklanmıştır. Sayın Genel Başkan, muhalif olan ülkücüleri, mesela Sinan Oğan ve Ümit Özdağ gibi isimleri Vatan Partisi’ne davet etmeyi düşünüyor musunuz? Tabii, herkesi düşünüyoruz. Yeni bir döneme girdik. Orta Doğu artık farklı bir aşamada. Bu referandum sürecinden sonra ne kadar aksini söyleseniz de, Türkiye’nin devlet yapısının düzenlenmesinde önemli şeyler olacak gibi geliyor bana. Bir cephe planlaması, bir iktidar planlaması, yeni ittifaklar planlaması… Plan ortada: Vatan bütünlüğüne sahip çıkarsın, FETÖ’nün Türkiye’de tasfiyesinde kararlı bir tavır alırsın, Amerika’ya karşı başını dik tutarsın ve iktidar olursun. Kim varsa onunla; kim yoksa onunla da karşı karşıya gelerek yapabilirsin.

Önümüzdeki dönemde Tayyip Erdoğan’sız bir millî hükümet olmaz. Çünkü onun bir duruşu, terörün üzerine yürümede bir icraatı var. Türkiye’ye bunlar lazım. Ancak Yahudi lobisinin elinde oyuncak haline gelirse tablo değişir. Fakat AKP’yi oraya sürükleyemez. Tayyip Erdoğan kendisi Yahudi lobisine teslim olsa ve teröre karşı mücadeleyi durdurmaya kalksa bile, AKP tabanı onu kabul etmez. Çünkü AKP’nin tabanı vatanseverdir. MHP’nin tabanı da vatanseverdir.

Önümüzdeki aylarda Tayyip Erdoğan’ın tekrar “açılım”a dönme ihtimalini görmüyorum. Zikzaklar, zaman zaman yumuşak tavırlar, esnemeler olabilir; boyun eğmeler geçici olur ancak Türkiye’nin tekrar açılıma dönme ihtimali yok. PKK’yı ezdikten sonra yaraları sarmak açılım değildir; açılım, Güneydoğu’da PKK’yı hükümetçikler haline getirmek ve eyalet sistemini getirmektir. Kimse bu anayasayla eyalet sistemini getiremez. Ne anayasada ne de kanunlarda buna izin var. Türkiye açılıma dönemez; ne ordu, ne polis, ne iş adamları, ne halk, ne AKP tabanı, ne MHP, ne de Vatan Partisi buna izin verir.

PKK’nın Suriye’de varlığını sürdürüp Türkiye’de ateşkes ilan etmesi gibi bir senaryoya Türkiye razı olmaz. Türkiye zaten buna razı olsaydı Fırat Kalkanı Harekatı’nı yapmazdı. 25 Ağustos 2016’dan çok daha elverişli koşullardayız.

Seçimlerdeki mühürsüz oy meselesine gelince; Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven, sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulalarının dışarıdan getirildiği kanıtlanmadıkça geçerli sayılmasına karar verildiğini açıkladı. Bir Yüksek Seçim Kurulu nasıl böyle bir karar alabilir? Kanunlar, “mühürsüz pusulalar ve zarflar geçersizdir” diye amir hüküm içeriyor. YSK’nın böyle bir takdir hakkı veya inisiyatifi yok. YSK, bu kararıyla seçimi yok hükmünde kılmıştır. Bu kararın kendisi, seçimin iptali için hukuken yeterli tek kanıttır. Biz Vatan Partisi olarak bu itirazı yapacağız. Eğer YSK bu kararda ısrar ederse, bireysel başvuru hakkını kullanarak konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağız.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın raporuna gelince; referandumun iptali ancak YSK kararıyla olabilir. Ancak göreceksiniz, bu anayasa uygulanamayacak. Türkiye öyle bir sürece giriyor ki AKP iktidarının sonuna doğru gidiyoruz. Millî güçlerin ağırlıkta olduğu bir döneme giriyoruz. O zaman Türkiye, Atatürk devrimleri ve Cumhuriyetin esasları temelinde kendi anayasasını yapacaktır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gelince; uzman olarak söylüyorum, AİHM seçimlerin iptali yönünde bir karar veremez, sadece tazminat kararı verebilir. Orada hayal kurmanın bir faydası yok.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “toplumsal uzlaşma anayasası” çağrısı ise tekrar 2011-2012 yıllarına, yani Türk kimliğinin ortadan kaldırıldığı, tarikat ve cemaatlere yasallık getiren, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın uygulandığı o projeye dönme çabasıdır. Jean-Claude Juncker’in açıklamaları ve Avrupa Birliği’nin teşviki de bu yöndedir. Bu, Batı’nın bize dayattığı bir projedir. Daha ne olacak? Danker söyledikten sonra, Türkiye’de birdenbire çıkıp da “bunu dönüştürelim” demeyi kim akıl ederdi? Bakın, yapılan şeye bir itiraz yok. Yani “yeni bir anayasa yapalım, şu getirdiğiniz şeyi kaldıralım” denmiyor; anayasayı bir toplumsal uzlaşma belgesine dönüştürmekten bahsediliyor. Bütün referandum kampanyasında buna itiraz ettiler ama gelinen noktada durum farklı.

Bir dakika, pardon; AKP ile birlikte neyi dönüştüreceksiniz? AKP’nin çoğunluk olduğu bir mecliste bunu söylerseniz anlaşılabilir. “Efendim, biz şimdi pratik iş yapıyoruz, bulutların üzerinde anayasa yapmıyoruz” diyorlar. Peki, Kılıçdaroğlu bu meclisten ne istiyor? “Gelin bir toplumsal uzlaşma anayasası yapalım” diyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin temsilcilerinin bir kısmı itiraz etse de yönetim 34 maddede anlaşmıştı; 60’a yakın maddede ise uzlaşamamışlardı. Ancak beni şu ilgilendiriyor: Cumhuriyet Halk Partisi’nin 35. Kurultayı’nda 1200 delegenin oy birliğiyle kabul ettiği karar belgesinde; özerklik kabul ediliyor, cemaatlere ve tarikatlara özgürlük tanınıyor, Türk kimliği anayasadan siliniyor. “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlananlara Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı denir” şeklinde bir öneri kabul ediliyor. Yani “Türk” kimliği kaldırılıyor; “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Türktür” yerine “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” deniyor. Yani “ördek, ördektir” mantığı. Ördek; iki ayaklı, perdeli, derede yüzen, tüyleri olan ve uçabilen bir hayvandır diye tarif edilir; “ördek, ördektir” diye bir tarif olur mu?

Cumhuriyet Halk Partisi, Avrupa’dan işaret gelir gelmez Jean-Claude Juncker’in beyanlarını esas alıyor. Avrupa’dan referandumla ilgili gelen açıklamaların hepsi olumsuz. Batı şimdi tekrar o baskıya döndü; “İstediğimiz o anayasayı yapın; Türk kimliğini yok eden, özerklik getiren, cemaat ve tarikatları yasallaştıran anayasayı yapın” diyorlar. Sayın Ertuğrul Özkök’e hayret ediyorum; “Bu anayasa yürümez, geçicidir, yenisi yapılacaktır” diyor. Siz de “yürümez” diyorsunuz ama ben bunu Türkiye’nin gerçekleri üzerinden söylüyorum, onlar ise Amerika ve Avrupa’nın çıkarları üzerinden konuşuyor.

Ortada ne projeler ne de madde teklifleri var. Formülasyonlar çok açık, zamanlama açık; peki bunu kimlerle ve hangi meclisten talep ediyorsunuz? Bu meclis AKP çoğunluğuna sahip değil mi? Bir de HDP’yi ekleyin; HDP-AKP ortaklığının ağır bastığı bir meclis. Siz bu meclisten milli, devrimci, halkçı, cumhuriyetçi bir anayasa mı bekliyorsunuz? Bu meclisin önüne böyle bir görev konur mu? Bu mecliste söylenecek tek şey vardır: “Anayasa manayasa yapamazsınız.”

Avrupa’nın “en geniş ulusal uzlaşma” (broadest possible national consensus) tekerlemesini, Cumhuriyet Halk Partisi aynen kullanıyor. Martin Schulz’un açıklamasını beğenmiştiniz; orada bir anayasa dayatması yok, sadece “bu anayasa yürümez” diyor. “Yürümez” diyen doğru söylüyor ama “yürümez” demek başka, “gelin yeniden anayasa yapalım” demek bambaşka bir şey. Batı, bu anayasayı reddetmiyor; aksine “daha beterini yapın” diyor.

Medya genel olarak bir diktatörlük, bölünme ve kamplaşma tarifi yapıyor. Sizin “Batı, Erdoğan’ı devirmeye karar verdi” tespitiniz devam ediyor mu? Evet, apaçık devam ediyor. Türkiye PKK’nın ve FETÖ’nün üzerine yürümekten vazgeçmediği sürece Batı’nın Tayyip Erdoğan’ı devirme projesi sürecektir. Birdenbire “diktatör” söylemleri Atlantik sisteminin bütün ağızlarından boşaldı. Tayyip Erdoğan’ın zaman kazanmak için geçici ateşkesler yapabileceğini düşünüyorum. Siyasette ve savaşta ateşkes her zaman olur. Ancak Türkiye vatan bütünlüğünden vazgeçmez; bu altın kuraldır. Hiç kimse, ister Cumhurbaşkanı olsun ister başka biri, Türkiye’yi vatan bütünlüğünden vazgeçirtemez.

Batı’nın iktidar projesinde Abdullah Gül, Fethullah Gülen, Davutoğlu, Kılıçdaroğlu, HDP ve dolayısıyla PKK var. Bunlarla bir hükümet kurma projesi, referandum sonucundan sonra harekete geçirilemez. O yüzden Batı şimdilik erteliyor; ancak devirme girişimine yönelirse AKP içinde çatlaklar yaratabilir ve o zaman bu proje tekrar gündeme gelebilir.

Yunus Soner’in yolladığı notlara bakarsak; Merkel, Ankara’yı tüm siyasi ve toplumsal güçlerle diyaloga girmeye çağırıyor. İtalyan Dışişleri Bakanı Alfano, muhalefetin de dahil edilmesini beklediklerini söylüyor. Washington’daki siyasi çevrelerde özellikle HDP ile ilişkiler gündemi belirliyor. Gönül Tol, “Erdoğan milliyetçi çevreleri harekete geçirmekte başarısız kaldı, siyasi yelpazenin ortasına hitap etmeli ve Kürtlerle tekrar görüşmelere başlamalı” diyor. Batı’nın bütün umudu, Tayyip Erdoğan yönetimini tekrar bir “açılıma” yönlendirmek. Ömer Taşpınar ise Erdoğan’a karşı “birleşik cephe” ihtimalinden bahsediyor. Referandumda doğudaki Kürtlerle batıdaki laik Türklerin aynı yönde oy kullanması, CHP ile HDP’nin ittifakını zorlayan Batı için bir fırsat olarak görülüyor.

Şunu açıkça ifade edeyim: Vatan Partisi, hiçbir zaman Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’deki iktidar projelerinde yer almayacak, aksine aslanlar gibi mücadele edecektir. HDP ile yan yana gelme ihtimalimiz sıfırdır. HDP yasal bir parti değil, PKK’nın koludur. Vatan bütünlüğünü sağlamak için HDP’nin kapatılması ve milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması şarttır. Kim HDP ve FETÖ ile beraberse, Vatan Partisi onların karşısındadır.

Tayyip Erdoğan düşmanlığı, insanları Amerikan iktidar projelerinin göbeğine oturtur. Türkiye’nin önündeki baş tehdit Amerika’dır. Eğer Amerika’ya karşı en geniş güçleri birleştirecekseniz, bunun içinde Tayyip Erdoğan da, Kılıçdaroğlu da, Bahçeli de yer alabilir. Ama cepheyi kime karşı kuracağız? PKK’nın üzerine yürüyen yönetime karşı mı, yoksa PKK ve FETÖ’yü üzerimize süren Amerika’ya karşı mı? Eğer Tayyip Erdoğan’ı baş düşman alırsanız, Amerika’nın desteklediği iktidar projelerinde piyon olursunuz. Referandumdaki “Hayır” tavrımız, Türkiye’yi birleştirmeyecek, meclisi kenara itip saraya hapseden sisteme karşıydı. Yani bizim “Hayır” tavrımız, aslında Amerika’nın Türkiye’ye dayatmalarına “Hayır”dır.

Bakın, Kürdistan bayrağı asılıyor, CHP karşı çıkmıyor; asan kim? Tayyip Erdoğan yönetimi. Hani siz Erdoğan’a karşıydınız? Efendim, yönetim Amerika’yı destekleyip Suriye’yi bombalarken CHP de destekliyor. Erdoğan, İsrail ve Yahudi lobisiyle iş birliği yaparken, ona karşı olduğunu söyleyen CHP veya HDP ses çıkarmıyor; hatta alkışlıyor. Neye karşı çıkıyorlar? PKK’nın ve FETÖ’nün üzerine yürümesine karşı çıkıyorlar. “Hapishaneleri boşaltın” demek, “Ben Tayyip Erdoğan’a karşı FETÖ’nün yanındayım” demektir.

Türkiye bu siyasetler yüzünden bu noktaya geldi. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, “Demokrasi ve özgürlük” adı altında FETÖ’cüleri ve HDP’lileri savunan bu çizgiyi gözden geçirmeye ihtiyacı var. Bu, Türkiye’nin zararınadır.

Suriye’ye gönderdiğimiz heyete gelince; Genel Başkan Yardımcımız, Emekli Tümamiral Soner Polat başkanlığındaki heyetimiz Suriye’deydi. Suriye Başbakanı ve Baas Partisi Genel Başkanı ile görüştüler. Faysal Miktat’la ve Suriye’nin güvenliğinin başında bulunan, Beşer Esad’dan sonra en önemli isim olarak bilinen Ali Memlük’le görüştüler. Bu dört liderle yapılan görüşmeler son derece başarılı geçti. Şunu özellikle belirtmeliyim: Soner Polat, Türk siyasetinde parlayan yeni bir yıldızdır. Türk siyaseti çok önemli bir lider kazanıyor. Soner Polat’ın kişiliğini dün akşam ulusal kanalda da izledim; süreci doğru okuyan, analiz eden ve doğru çözümler üreten tavrıyla dört dörtlük bir duruş sergiledi. Türkiye’nin ufkunda parlayan gerçek bir liderdir ve bu beni çok mutlu ediyor.

Bu nedenle Sayın Soner Polat’ın “Türkiye İçin Jeopolitik Rota” kitabını öneriyorum. Kitap 6. baskısına ulaştı. Stratejik bakış açısı olmayan, günübirlik taktiklerle hareket eden, sadece Tayyip Erdoğan düşmanlığına endeksli siyasetlerle Türk milletine hizmet edilemez. Bu tür kaynaklara ihtiyacımız var. İzleyicilerimize Soner Polat’ın bütün kitaplarını okumalarını öneririm.

Türk siyasetinde liderlerin kendi çevrelerinde sivrilen isimleri pek istemediğine dair bir gelenek vardır. “Siz neden bu kadar övüyorsunuz?” derseniz; Türkiye’yi yönetecek, sadece Soner Polat değil, çok nitelikli kadrolara sahip bir Vatan Partisi var. Biz Türkiye’yi yönetmeye talibiz; birleşen ve üreten bir Türkiye hedefine ulaşmak için çok esaslı bir lider kadromuz mevcut.

Anayasanın bu haliyle uygulanamayacağı veya uygulansa bile bunun Tayyip Erdoğan’a nasip olmayacağı yönünde bir iddiamız var. 2019’a kadar kim ölü kim kalır meselesi değil bu, herkese sağlık diliyoruz. Ancak AKP’nin niyeti bu sistemi kendi genel başkanına nasip etmek olsa da, bu ona nasip olmayacak. Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığı sisteminin başında olamayacak çünkü seçimi kaybedecek. Rakamlar bunu gösteriyor. Erken seçim ihtimaline gelince; Türkiye’nin önünde o kadar çalkantı var ki erken seçim her an olabilir. Ancak AKP artık “erken seçim” ifadesini kullanmıyor. Binali Yıldırım meydanlarda “gökten altın yağacak”, “Kayseri’ye deniz getireceğiz” gibi şeyler söylüyordu; bunların palavra olduğu ortaya çıktı. Eğer kendilerine güveniyorlarsa hodri meydan; erken seçimi getirsinler. Getiremezler, çünkü yenileceklerini biliyorlar.

CHP’nin durumu konusuna gelince; ben Türkiye’ye güveniyorum. Hiçbir bahane üretmeden Türkiye’nin güçlerinin daha doğru mevzilerde olması için vazifemi yapıyorum. Birleşen ve üreten bir Türkiye için herkesle beraber olmaya hazırız; ancak HDP veya FETÖ’den en küçük bir umudumuz yok. Çünkü onlar, Amerika Birleşik Devletleri’nin kullandığı piyon güçlerdir. Bizim üç maddelik programımız belli: Vatan bütünlüğü, üretim ekonomisine geçiş ve komşularla barış. Bu programı kabul eden herkesle çalışmaya hazırız.

Güçlü devlet meselesine gelince; evet, dünyada otoritesi kuvvetli iktidarlar özlemi olduğu bir gerçek. Biz halkın bağımsızlığı ve üretim ekonomisi için güçlü bir devleti şart görüyoruz. Ancak bu güç, halka dayanan bir güç olmalıdır. İstiklal Savaşı’nı otoritesiz, halka dayanmadan başarabilir miydiniz? Türkiye’de iktidarın elini kolunu bağlayan bir özgürlük anlayışı gelişti; bu yanlıştır. Doğru bir iş yapılacaksa kararlı olunmalıdır. Atatürk, güçlü yönetimin ve İstiklal Savaşı’nın en güzel örneğidir.

Hukuki süreçlerle ilgili olarak; YSK, mühürsüz oy pusulalarını geçerli sayarak kanunu çiğnemiş ve seçimleri şaibeli hale getirmiştir. Biz Yüksek Seçim Kurulu’nun bu kararıyla halk oylamasının iptal edilmesi gerektiğini savunuyoruz.

Son olarak; Erdoğan’ın anti-emperyalist olup olmadığı tartışmalarına baktığımızda olgulara odaklanmalıyız. 24 Temmuz 2015’te PKK’nın üzerine yürüyen, 25 Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı ile Amerikan koridoruna giren, 15 Temmuz’da FETÖ darbesine karşı bizimle aynı tarafta yer alan bir pratiği görüyoruz. Biz kimseye paye vermiyoruz, pratiğe bakıyoruz. Kılıçdaroğlu veya Bahçeli de bu cephede yer alırsa değerlendirmemiz aynı olur.

Türkiye, kumpaslarla yönetilemeyecek kadar güçlü bir ülkedir. Silivri duvarlarını nasıl yıktıysak, önümüze çıkan engelleri de öyle yıkarız. Türkiye’nin geleceği, birleşen ve üreten bir Türkiye’dedir. Ben asıl tarih programlarını seviyorum. Uzaktan seyredersiniz; ondan sonra “Ben niye yokum?” diye hayıflanırsınız. İnşallah benim gittiğim yerde çeker, seyredersiniz. Dünyanın her yerinden seyrediliyor. Teşekkür ediyorum, teşekkür ederiz.

Size iyi… Bir programımız daha var, değil mi? Bu kadar daha derine girmeyelim; daha bilgi vermem gereken yerlere bilgi vermedim çünkü.

Hayır, hayır onu söylemiyorum. Bir programımız daha var değil mi sizin?
— Yok.
— Yok mu?
— Yok.
— Ha, tamam. Peki, o zaman iyi yolculuklar. Bu haftayı izni ayırıyorum. Size iyi yolculuklar, mutluluklar, sevinçler.

Değerli izleyiciler, programımız burada sona erdi. İzlediğiniz için biz teşekkür ediyoruz. Tekrar yeni çıkış yollarında buluşmak dileğiyle, hoşça kalın diyorum.

Paylaş