İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Hey hey yiğitler, hey hey efeler!
Benden selam olsun Bolu Beyi’ne,
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır.
At kişnemesinden, kalkan sesinden,
Dağlar seda verip seslenmelidir.
At işlemesinden, kalkan sesinden,
Dağlar seda verip seslenmelidir.
Hey hey, efeler hey hey, yiğitler hey hey!
Düşman geldi, tabur tabur dizildi,
Alnımıza kara yazı yazıldı.
Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu,
Ağır kılıç kında paslanmalıdır.
Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu,
Ağır kılıç kında paslanmalıdır.
Ulusal Kanal ekranlarından iyi akşamlar diliyoruz. Bugün farklı bir program olmuş oldu bizde. Gençlerin çıkış yolunu konuşacağız. Ankara’da, Çayyolu’nda Lavigne Cafe’deyiz. Üyelerimiz, dostlarımız, Sayın Genel Başkanımız Doğu Perinçek hoş geldiniz. Değerli milletvekili adaylarımız, sizler de hoş geldiniz. Ekranları başında bizleri izleyenlere ve sorularını sabırsızlıkla bekleyen arkadaşlarımıza da hoş geldiniz diyoruz.
Vatan Partisi, 14 Mayıs seçimlerine 203 genç adayla giriyor. Bu adayların 80’i öğrenci. Yani bütün seçim bölgelerinde, şehirlerde Vatan Partisi’nin genç adayları var. Öğrencileri ve gençliği temsil edebilecek tek parti Vatan Partisi’dir. Vatan Partisi’nin 30 büyükşehirde 15 il başkanı, Gençlik Hareketi’ne önderlik etmiş liderlerimizdir; burada yetişen kadrolarımızdır. Yine Vatan Partisi Başkanlık Kurulu’nun 13 üyesinden 8’i, Gençlik Hareketi’ne önderlik eden genç arkadaşlarımızdır. Beni de sayın, dokuz. Ben de gençlik hareketi liderliğinden geliyorum.
O dönemden bu zamana kadar o kuşaktan tek ayakta kalan devrimci hareket bizim partimizdir. 68’den kalan Hüseyin Karanlık var, Erkan Önser var, Ercan Enç var, Ethem Sancak var, Osman Bilge Kuruca var. Yani 68 Gençlik Hareketi’nin bütün lider kadrosu şimdi Vatan Partisi’nde kaldı. Böyle bir birikime yaslanıyoruz. Namık Kemallerin, Talat Paşaların, 200 yıllık Türk devrim mirasının birikimine, teşkilat mirasına, cesaretine, özgüvenine yaslanıyoruz. Belgrad Ormanı’nda filizlenen Yeni Osmanlılara, Tıbbiye koridorlarında yankılanan teşkilatçılığa, devrim mirasına yaslanıyoruz. O yüzden gençlik içerisinde en örgütlü, en hareketli partiyiz. Vatan Partisi’nin kadroları genç, dimdik ve diridir.
Vatan Partisi’nin genç adayları; Silivri duvarlarını yıkan, Genel Başkanımız Doğu Perinçek’le beraber Amerikan askerlerinin başına çuval geçiren, Amerikancıların dizlerini titreten, üniversiteleri vatanseverliğin kalesi yapan, FETÖ ve PKK’ya müsaade etmeyen, öğrencinin hakkını arayan, teslimiyetçi adaylıklara prim vermeyen gençlerdir. Şimdi bu akşam gençlerin sorunlarını, taleplerini ve Vatan Partisi’nin gençlik politikalarını sizlerin Genel Başkanımıza sorularıyla konuşmuş olacağız. Sosyal medyadan da sorular gelecek, onları da alacağız. Bizde kurgu sorular, sipariş sorular yok. Herkes istediğini rahatlıkla sorabilir. Bizde liste hesapları yok, gençler arka plana atılmaz, gençler hep öndedir.
Ben ilk sözü Genel Başkanımıza veriyorum. Benim eksik bahsettiğim Vatan Partisi’nin neden gençlik içerisinde örgütlü olduğunu, hangi mirasa yaslandığını ve Vatan Partisi’nin 68 gençlik hareketi içerisinden nasıl ortaya çıktığını konuşarak başlayalım istedik.
“Önce bütün arkadaşlarımı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Bizi ekranlardan izleyen halkımızı da, gençlerimizi de buradan, Ankara’dan selamlıyoruz.
Gençliğin zamanı geldi. Büyük kararlar, büyük çözümlere yöneldiği zaman gençlik ayağa kalkar. Çünkü büyük kararlar gelecekle ilgilidir ve o geleceğin sahipleri de gençlerdir. Bizler Jön Türkleriz. Dünyada Türk kavramı ile genç kavramının birleşmesi çok anlamlıdır; çünkü Türkler devlet kuruculuğu, devrim yapma ve cumhuriyet kurma geleneğine sahiptir.
Vatan Partisi gençlik ocaklarından kuruldu. 1968 Gençlik Hareketi’nin başkanıydım, Dev-Genç genel başkanıydım. Partimizi 1969 yılında kurduğumuzda, Siyasal Bilgiler, Hukuk, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde liderlik yapmış arkadaşlarımız bu partiyi kurdular. Onların özelliği örgütlü olmalarıydı; hepimiz Türkiye İşçi Partisi üyesiydik. Bu gençler, emekçi kitleleriyle birleşmek isteyen, geleceğini işçilerimize, çiftçilerimize, esnafımıza vakfeden gençlerdi. Bilimsel sosyalizmi rehber edinen, dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden, Sovyetler Birliği’nin o dönemde kapitalizme yöneldiğini fark eden bir çizgimiz vardı. İşçi Köylü Gazetesi’ni çıkardık. 50 binin üzerinde basıyorduk; fabrikalarda, köylerde okunan bir gazeteydi. Böyle bir kaynaktan geliyoruz. Tarihi yapacak olan büyük güç emekçi halktır, Türk milletidir. Vatan Partisi 21 Mayıs 1969’da bu inançla kuruldu.”
Kayan Çetin: “Türkiye Gençlik Birliği Genel Başkanı olarak İstanbul 1. Bölge milletvekili adayıyım. Şu anda 80 üniversite mücadelesine liderlik eden arkadaşımız Vatan Partisi sıralarından milletvekili adayı olarak bu seçimlere giriyoruz. Sistem partileri gençliği sadece seçim dönemlerinde hatırlar. Seçimden seçime vaatler sıralanıyor ama gençliğin gerçek sorunlarından habersizler. Bu seçimlere aslında iki parti giriyor; biri sistem partileri, diğeri Vatan Partisi.”
Süveda Babacan: “Vatan Partisi Öncü Gençlik Ankara İl Başkanı ve milletvekili adayıyım. Gençlik, sistem partilerinin listelerine baktığında kendini göremiyor. Biz ise Türk milletinin iradesini Meclis’e sokma iradesini ortaya koyuyoruz. Şu anki Meclis’te Türkiye’yi temsil eden bir kuvvet yok. Biz, Türk gençliğinin tarih boyunca yarattığı o büyük kuvvetle önümüzdeki tarihi de yine gençlikle yazacağımızı beyan ediyoruz.”
(Tanıtım: Mustafa Altınkaya, Aydınlık Gazetesi muhabiri, bağlama üstadı, Türkiye Gençlik Birliği ve Öncü Gençlik’in önceki dönem yöneticisi. Şu anda Pekin Teknoloji Enstitüsü’nde kontrol mühendisliği üzerine yüksek lisans yapıyor.) Ben de birkaç cümle söyleyebilir miyim Sayın Başkanım? Tabii ki.
Şimdi gençliğin durumu… Ben de kendimi hâlâ genç sayıyorum, mezun olalı bayağı oldu desem de. Pir Dede’nin bir deyişi var, madem bu programda bana aşıklık görevi verildi, ben de onu icra edeyim. Pir Dede şöyle diyor: “Ayıplarım gönül seni, hal bilmeze hal sorarsın. Yanında bülbül dururken kargalardan gül sorarsın.” Vatan Partisi bülbüldür; kimse kargalardan medet ummasın. Değiş şöyle devam ediyor: “Hak nazar eylemiş göze, odur yol gösteren bize. Kulağı sağır, dilsize iklim iklim yol sorarsın.” Onlar kulağı sağır, dilsiz sistem partileridir. Biz yolu da izi de biliyoruz; varacağımız noktayı da geldiğimiz yeri de çok iyi biliyoruz. Hem gençliğin hem çiftçinin, işçinin hem de bütün toplumun ve Türk milletinin bülbülü Vatan Partisi’dir. Artık bülbüle kulak verme, onun sedasıyla hoş olma ve geleceğe ilerleme zamanı geldi. Kargalardan medet umulmayacağı anlaşıldı diyeyim. Ben de güzel bir yayın geçmesini dilerim, teşekkür ederim.
O zaman sorulara geçiyoruz. “Söz gençlerin” dedik bugün. Bir soru sormak isteyenleri görelim, sonra sırayla söz vereceğiz. Güzel, uzun bir yayın olacak. İlk sözden başlayalım o zaman.
— Aslı ben, Ankara Üniversitesi öğrencisiyim. Soruya şöyle başlayacağım: Son birkaç yılda birçok siyasetçinin ve siyasi partinin gençlik tanımları çok fazla ortaya çıktı. Benim merak ettiğim; sizin gençlik tanımınız nedir? Genç nedir?
— Genç, bir yaş grubudur. Nesnel olarak ifade edecek olursak 15-16 yaş ile 30-35 yaş arasındaki kuşaklara genç diyoruz. Gençlik tanımımız bu. Ama siyasi ve ideolojik bakımdan meseleye bakacak olursak; genç, geleceğin kurucusu, geleceğin habercisi ve geleceği inşa edecek kittedir. Çünkü toplumlar değişiklik yapacakları zaman devrimci dönemlerinde gençleriyle yollarını açarlar. Siyasi tanımını da bu şekilde yapabiliriz. Sorusu olan?
— Ben Hilal Aydın, Eskişehir’de hukuk öğrencisiyim. Soruya başlamadan önce bir olay anlatmak istiyorum. Bir anket şirketinden aradılar, kime oy vereceğimi sordular. Sizin isminizi verdim, listede isminizin olmadığını söylediler. Kararsız olarak kullanmamı ya da başka birine oy vermemi istediler. Karşı tarafla biraz tartıştık çünkü objektif olmadıklarını söyledim. Sonunda size oy vermiş olamadım. Buradan size sormak istiyorum: Vatan Partisi anketlerde neden yok?
— Çok sevindim, önce onu söyleyeyim Hilal arkadaş. Yani o anket şirketinin listesinde benim olmamam, Türkiye’nin geleceğinde olacağımı ifade ediyor. Vatan Partisi’ni kastediyorum. Sistemin listesinde yokuz; ama sistemi değiştirecek, devirecek ve yerine bağımsız, demokratik, üreten Türkiye’yi kuracakların listesinde Vatan Partisi en başta yazılı. Size sunulan liste, sonuç itibarıyla bitmiş olanların listesidir. Tarihin kenara itmekte olduğu ve görevlerini bitirmiş olanların listesinde tabii ki biz olmayacağız. Biz neredeyiz? Türkiye’nin büyük kararlarında ve çözümlerinde varız. Onların listesinde kara listedeyiz; ismimiz orada yok. Bizim ismimiz hapishane listelerinde, dışlananların, itilenlerin, bastırılanların, vurulanların, kırılanların ve idam edilenlerin listelerinde var. Onların devrinin sonuna geldik. Dolayısıyla soruları içerisinde ismimiz geçmiyorsa bu, gelecekte bizim adımızın olduğunun önemli bir belirtisidir.
— Merhabalar Genel Başkanım. Ben Atabey Elvanoğlu. Programın başında 68 Hareketi’nin önderi olduğunuzu söylediniz. Benim merak ettiğim soru şu: O zamanlar, yani 68 sürecinde gençliğin yaşadığı sorunlar nelerdi? Gençliği bu mücadeleye iten şey neydi ve o zaman neye özlem duyuyordunuz?
— 68 pratiğine bakarak cevaplandırabiliriz. 1968 yılında dünya çapında bir gençlik hareketi başladı ama ilk başlangıcı Türkiye’dir. 68 hareketi, 29 Nisan 1968 günü Ankara Zafer Meydanı’nda yaptığımız mitingle başladı. O mitingin esas sloganı; “Bağımsız Türkiye, kahrolsun Amerika, NATO’dan çıkacağız, herkese iş, köylüye toprak” idi. 68 hareketi; Türkiye gençliğinin ve Türk milletinin o zamanki özlemleriyle başladı. Ben o zaman Fikir Kulüpleri Federasyonu (Dev-Genç) genel başkanıydım. Sendikalar, öğretmen kuruluşları ve 27 Mayıs devrimcileriyle bir “Devrimciler Güç Birliği” kurmuştuk. Arkasından Haziran ayında üniversite işgalleri başladı. Ankara Hukuk Fakültesi’nde başlayan bu hareket, İstanbul’a ve İzmir’e yayıldı. Öğrenciler üniversite yönetiminde söz sahibi olmayı, ders kitaplarının ve bursların iyileştirilmesini istiyorlardı. Yani 68’in talepleri; demokratik üniversite, bağımsız Türkiye, NATO’ya hayır ve Amerika’nın defolmasıydı. Mücadele içerisinde Amerikan 6. Filosu askerlerinin bir kısmı denize döküldü; yani bugün “çuval geçirme” denilen olayların kökleri oradadır. 68 Hareketi, gençliği dönüştürdü. Mücadeleye başladığımızda gençlik CHP’nin etkisi altındaydı ama eylemlerden sonra yüz binler sosyal demokrasiyi bırakıp sosyalist saflara geçti. Bu, tarihi bir olaydır.
— Başkanım öncelikle hoş geldiniz. İsmim Taha, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisiyim. Benim sorum Kemalizm ile alakalı. Pek çok yerde Türkiye’ye Kemalizm’i biz öğrettik dediniz. Bugün Kemalizm’e saldıranlar da kendi partizanlarını onunla bir arada tutmaya çalışıyor, aynı zamanda Atatürk’ün arkasına saklanıyorlar. Neden Kemalizm üzerine bu kadar çalışma yaptınız ve nedir bu Kemalizm’in alametifarikası?
— “Biz öğrettik” ifadesi yanlış anlaşılabilir; aslında Kemalizm’i Türkiye’ye Kemalizm’in kendisi, yani Atatürk’ün devrimci pratiği öğretti. Atatürk, 1930 yılında CHP programı yazılırken Kemalizm’i pratik üzerinden tanımladı. “Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz” diyoruz ya; Kemalizm, yaptığı işlerle tanımlanır. Bu işlerin başında anti-emperyalizm gelir. Kemalist devrim, 1922’ye kadar süren bir bağımsızlık savaşıdır. İkinci yönü ise Orta Çağ ile hesaplaşmadır; yani şeyhlerin, dervişlerin, müritlerin ve cemaatlerin ülkesi olmamaktır. Atatürk’ün deyişiyle; tarikatlardan, cemaatlerden ve orta çağın bağımlılıklarından özgürleşmiş bir toplum yaratmaktır. Kemalist devrim, 1945’e kadar devam etti. 1945’te Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’yi denetim altına alınca devrimin yorulduğunu söyleyebiliriz, ancak kurumları ve işleyişi 1980’e kadar büyük ölçüde devam etti. Çiftçiyi desteklemek, ondan sonra kamu iktisadi teşebbüsleri… Kemalizm’e esas büyük darbe 1980’den sonra geldi. Özelleştirmelerle, çiftçiye desteklerin kaldırılmasıyla, gümrüklerin sıfırlanmasıyla, Türk parasının tasfiyesi ve dolar saltanatının Türkiye’de kurulmasıyla 1980 sonrasında Kemalizm’in tasfiyesi geldi ve arkasından hemen onun doktrini ortaya çıktı. Kemalizm’in sonu geldi. Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’deki ajanları raporlar yazdılar: “Kemalizm bitti, Kemalizm’in sonu geldi” diye. İşte o koşullarda Vatan Partisi, Kemalist Devrim’le ilgili çok önemli yayınlarda bulundu. Zaten Vatan Partisi’nin programındaki hedef, Milli Demokratik Devrim ve Türkiye’deki isimlendirmesiyle Kemalist Devrim’i tamamlamaktır.
Yani Vatan Partisi’nin programının birinci aşaması, Kemalist Devrim’i tamamlamaktır. Biz kendimizi partimizi kurarken Kemalist Devrim üzerinden tanımladık. O Kemalist Devrim yarım kaldı ve tamamlanacak. O bakımdan Vatan Partisi, ideolojik saldırıya cevap vermeye hazırdı. Kaynak Yayınları’ndan çıkan çeşitli Atatürk eserlerini hızla Türk Devrimi’nin kaynakları olarak kamuoyuna yeniden duyurduk. En önemlisi de Atatürk’ün yazdığı, çizdiği her şeyi 30 cilt halinde tekrar topladık ki bu 30-40 yıllık bir emeğin ürünüdür. Çok sayıda insanı seferber ettik; eski yazıdan, Osmanlıca’dan bugünkü Latin alfabesine bütün Atatürk’ün yazılarını ve konuşmalarını yeniden çevirdik ve yayınladık. Yayınlarken birçok hata bulduk ve o 30 cildi toparladık. Ben de Kemalist Devrim ile ilgili 8 kitap yayınladım. Diğer arkadaşlarımız da kendi programımızın gereği olarak yoğun bir ideolojik mücadele ve yayın çalışması yaptık.
“Kemalizm’i biz öğrettik” demeyeyim ama “Kemalizm’in sonu geldi” denilen koşullarda; Amerikan emperyalistlerinin karşısında, Kemalizm’in pratiğini, teorisini ve doktrinini yayınlarımızla, konuşmalarımızla ve programımızla tekrar Türk milletine sunduk. Kemalist Devrimi tamamlama görevi şu an bizim omuzlarımızda. Türkiye, Kemalist Devrimi tamamlama eşiğine geldi. 1980’den bu yana kurulmuş olan ekonomik sistemin, yani “dünya ekonomisiyle bütünleşme” dedikleri Turgut Özal programının sonuna geldik. Türkiye’yi 500 milyar dolar borca batırdılar. Halkın durumunu hepimiz yaşıyoruz, biliyoruz. Şimdi Türkiye büyük bir kararla, milli demokratik devrimini veya Türkiye’deki adıyla Kemalist Devrim’i tamamlayarak bu darboğazdan çıkacak.
***
*(Soru-Cevap bölümü)*
“Genel Başkanım hoş geldiniz. Ben Gözde Nurmercan, Uluslararası İlişkiler okuyorum. Diğer partiler yurt dışından para bulmak için ABD’nin, Avrupa’nın kapısında dolanıyor. Ancak Vatan Partisi’nin uluslararası alandaki saygınlığı ve ona duyulan ilgi çok farklı. Özellikle İran’ın ve Çin’in, yani Avrasya ülkelerinin Vatan Partisi’ne eğilmesinin temel sebebi nedir?”
“Temel sebep; Vatan Partisi’nin, Türk milletinin bağımsızlığına, geleceğine ve milli demokratik devrimini tamamlama kararlılığına sahip olmasıdır. Biz Türk milletinin Kemalist Devrim’i tamamlama mücadelesinde hesap kitap yapıyoruz. Bu hesap kitap; dünya koşulları ve dengeleridir. Bağımsızlık mücadelemizi nasıl kesin sonuca ulaştırabiliriz? Koşullara bakıyoruz; Ege kıyısının karşısında Amerikan üsleri sıralanmış, Kıbrıs’tan Türkiye’ye yönelik tehditler var ve Amerikan emperyalizmi Türkiye’deki iktidar mücadelelerine müdahale ediyor. Dolayısıyla Türkiye ile ilgili hedeflerimizi, uluslararası dengeler ve koşullar içerisinde hayata geçirebiliriz. Türkiye’nin bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi, emperyalizme karşı başarıyla mümkündür. Atatürk devrimi başta olmak üzere, 1908 ve 1876 devrimlerimiz; hepsi emperyalizme karşı mücadelenin başarılarıdır. Dünyada tecrit edilmiş bir Türkiye olarak yaşamıyoruz; Türkiye’nin süreçlerine bütün dünya ülkeleri şu veya bu şekilde müdahale ediyor. Demokrasi de ancak emperyalizme karşı mücadele ile başarıya ulaşabiliyor.
Vatan Partisi, Türkiye’yi kurtarma hedefine dünya koşullarında hangi ülkelerle birlikte ulaşabileceğimizi bilimsel olarak tahlil ediyor. Tıpkı Atatürk’ün 1914 yılında yedi düvele karşı savaşırken, 1917’de Rusya’da devrim olduktan sonra Sovyet Rusya ile iş birliği yapması gibi. Bugün de emperyalizme karşı mücadele sadece iç hesaplaşmalarımızın değil, dünyadaki dengelerin ürünü olacaktır. Terörü temizlemek, FETÖ’nün, PKK’nın ve DAEŞ’in arkasındaki Amerika’yı görmek, bağımsız ve üreten Türkiye’yi kurmak ancak bu emperyalizm karşıtlığıyla mümkündür. 15 Temmuz gecesi, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri; bunların hepsi dış destekli müdahalelerdir.
Vatan Partisi, Türkiye’nin demokrasi ve bağımsızlık mücadelesinde dostlar bulmayı kendisine görev edinmiştir. Bu dostlar Avrupa veya NATO ülkeleri değil; Türkiye gibi emperyalizm tehdidiyle karşı karşıya olan veya milli demokratik devrim sürecini yaşayan ülkelerdir. Rusya Büyükelçisi ile görüştük, dün akşam İran Büyükelçisi’nin iftarındaydık. Vatan Partisi; İslam Uyanış Konferansı’ndan Çin-Arap dünyası konferanslarına, Bakü’deki Asya’ya açılma toplantılarına kadar davet edilen tek partidir. Dünyada hiçbir partinin kongresinde Rusya, İran, Çin ve Cezayir büyükelçilerini bir arada göremezsiniz. Enerji meselesinde de Türkiye, kaynakları zengin olan bu komşularımızla iş birliği yaparak ucuz enerjiye ulaşabilir. Dolayısıyla uluslararası ilişkiler, iç sorunlarımızı çözmede belirleyici bir etken.”
***
*(İkinci Soru)*
“Genel Başkanım, birçok programda dönemine damga vuran Cemal Süreya, Abidin Dino, Erkan Yücel gibi aydınlardan bahsediyorsunuz. O aydınları Aydınlık hareketinde birleştiren esas neydi? Ayrıca şimdiki aydınların politikadan uzak kaldığını, Doğu Akdeniz gibi meselelerde radikal tavır almadıklarını görüyoruz. Geçmişin aydını ile bugünün aydını arasındaki fark nedir?”
“Jön Türk geleneğinden gelen Türk aydınlığı, dünyadaki en etkili geleneklerden biridir. Vatan Partisi’nin aydınlarla buluşması, Türkiye’nin sorunlarını köklü şekilde çözme kararlılığından gelir. 1987’de kurduğumuz 2000’e Doğru dergisinde Melih Cevdet Anday’lar, Necati Cumalı’lar, Fethi Naci’ler, Can Yücel’ler, Erkan Yücel’ler toplanmıştır. Bugün de Türkiye’nin büyük sanatçıları Vatan Partisi’nde birleşiyor.
Ancak bir de ‘sistemin aydınları’ var. Aydın kavramına Türkçede hep olumlu bir anlam yüklense de muhafazakâr, tutucu ve emperyalizmin ideologluğunu yapan kesimler de var. Aydınları; toplumun zihinlerini imal etmekle görevlendirilmiş, sistemin rıza üretme araçları olarak gören bir kesim ve devrimci aydınlar olarak birbirinden ayırmak gerekir. Hem emperyalist bir sistemin var olup hem de o sistemin aydınlarının olmaması mümkün değildir. Sınavlar ve mülakatlar konusundaki liyakatsizlik sorunu ise, işte bu sistemin çürümesinin en somut göstergelerinden biridir.” Vatan Partisi Genel Sekreteri bir konuşmasında, “Ankara’da dayısı olmayanların partisi Vatan Partisi’dir” demişti. Ben de şunu sormak istiyorum: Bu sistemin bir sonu var mı? Siz bu sonu nasıl getirmeyi düşünüyorsunuz? Liyakat, sizin iktidarınızda mümkün olacak mı?
Vatan Partisi, Türkiye’nin kaynaklarını üleşmek veya paylaşmak için kurulmuş bir parti değildir. Dikkat ederseniz Vatan Partisi’nin tüm tarihi, fedakarlıkları paylaşanların tarihidir. Yani Vatan Partisi ihaleleri, makamları, mansıpları paylaştırmaz; fedakarlıkları paylaştırır. Aslında bu partiye katılanlar için en büyük kazanım, özgür, bağımsız ve paylaşmacı bir dünya kuruluşuna dahil olmanın getirdiği tecrübe ve niteliktir. İnsan, halkı ve vatanı için mücadele ederken çok önemli birikimler kazanır; Vatan Partisi bunu dağıtır.
Hakim sistemin partilerine baktığımızda durum farklıdır; bu Türkiye’ye has bir durum da değildir. O partilerin işlevi, kendi yöneticileri arasında ülkenin kaynaklarını paylaşmaktır. İktidar, kaynakları paylaştıran bir makam haline gelmiştir. Ancak halkın iktidarı, milletin iktidarı bu durumu tersine çevirir. Yani liyakatsizler arasında kaynak paylaşım sistemine son verir; ülkenin tüm kaynaklarının halka, eşitliğe ve emeğe göre paylaşılmasını sağlar. Vatan Partisi’nin getireceği sistem, emeğe dayalı bir paylaşımdır. Herkes ne kadar emek veriyorsa ve emeğinin niteliği neyse, ona göre bir değer görür. Diğer tarafta ise koltuğa ve bulunulan konuma göre paylaştırma vardır.
Vatan Partisi’nin sloganı da bu özelliği yansıtır: “Türkiye’nin kadroları, bizim kadrolarımızdır.” Vatan Partisi kendi üyelerine bir şey dağıtmaz. “Bir parti kurduk, iktidara geleceğiz ve müsteşarlıkları, genel müdürlükleri, bakanlıkları aramızda paylaşacağız” anlayışıyla kimse Vatan Partisi’ne gelmesin; öyle bir vaadimiz yok. Biz “liyakata göre paylaştıracağız” diyoruz. Yani görevin tanımına göre o işi en iyi kim yapacaksa, o sorunun cevabı Vatan Partili olmayabilir. “Su İşleri Genel Müdürlüğü’nü kim en iyi yapar; Ahmet mi, Mehmet mi, Ayşe mi, Fatma mı?” sorusunu soracağız. Türkiye’nin bütün kadrolarını kucaklayarak, onların yeteneklerinden ve birikimlerinden yararlanarak önümüzdeki Türkiye’yi kuracağız. O Türkiye’yi kurarken torpilin, rüşvetin kökünü kazımaya kararlıyız.
Vatan Partisi’ndeki arkadaşlarımızın özellikleri, yedi ateşten geçerek kazanılmıştır. Onlar, halkı için çalışmaktan mutluluk duyarlar. Hakim sistemin içinde yer alıp Türkiye’nin kaynaklarını yağmalama seçeneğini benimsemiyoruz. Biz; emekçileri sömüren, baskı altına alan ve emperyalistlere çalışan bu sistemi devirip yerine Türk milletinin yeteneklerini ortaya çıkaracak, emeğe dayalı bir düzen kurmak için mücadele ediyoruz. Dolayısıyla Vatan Partisi’nde bir iklim var; bu iklimi korumak hepimizin görevidir. Devrimlerin inişe geçmesi, hep bu iklimin bozulmasından kaynaklanır. Liyakata, emeğe ve yeteneğe göre paylaşım iklimini sizlere emanet ediyorum; bunu hep beraber koruyacağız ki Türkiye’nin geleceğinde hedeflerimize başarıyla ulaşalım.
*Üryan geldim, yine üryan giderim,*
*Ölmemeye elde ey dost fermanım var.*
*Azrail gelmiş de can talep eyler,*
*Can alıcı gelmiş, can talep eyler,*
*Benim can vermeye dost dermanım var.*
*Dirilirler, dirilirler, gelirler,*
*Huzuru mahşerde dost divan dururlar,*
*Kararım var deyi korku verirler,*
*Benim ipek yüklü, hey dost kervanım var.*
*Güzelsever deyi isnat ederler,*
*Benim Hak’tan özge, ey dost, sevdiğim mi var?*
Ankara’da yaptığımız kurultayda, yaklaşık iki ay önce, Sayın Genel Başkanımız kürsüden “Üryanız” demişti. Ben onu dinleyince tüylerim diken diken oldu. “Üryanız” derken neyi kastetti? Bu, bizim Orta Asya’dan gelen geleneğimizde ve İslam düşüncesinde çok önemli bir temadır. Kutadgu Bilig’de de, Nizamülmülk’ün Siyasetname’sinde de, Karacaoğlan, Harabi, Yunus Emre ve Hatayi gibi ozanlarımızın eserlerinde de bu tema işlenir. En sonunda dünyada sahip olacağın alan iki metre boyundaki mezardır. Bu tema, insanı mal mülk hırsından arındırmaya, erdemli olmaya, iyilik yapmaya, vatanı için fedakarlıkta bulunmaya çağırır. Eğer bir toplum bu felsefeyle yetişmemişse, vatanı için canını vermeyi göze alamaz. Toplumlar bu kahramanlarla ayakta kalır.
Yunus Emre’nin “Miskin Yunus” dörtlüğünde dediği gibi: “Üryan olup gir yola…” Oradaki çıplaklık, dünya çıkarlarından arınmış olmaktır. Sen dünyevi hırslardan arınmışsan, seni kimse soyamaz. Buradan devamla, “Siz iktidara geldiğinizde bürokrasiye kendi adamlarınızı mı yerleştireceksiniz?” sorusuna verilecek yanıt, bu liyakat ve arınmışlık anlayışımızda gizlidir.
Beştepe yerine neden Çankaya Köşkü’nü kullanmak istiyoruz? Çünkü kurulmuş düzeni değiştireceğiz. Bugün halkımız büyük sıkıntılar içinde; “Ben bu düzenden memnunum” diyenler, sadece düzenin kaymağını yiyen küçük bir azınlıktır. Halkın büyük kesimi değişimi istiyor. Biz, sıcak para komisyoncularının, borsa vurguncularının, tarikat rantçılarının veya faizcilerin düzenine karşıyız. 2022’de bankalar 433 milyar lira kar etmiş ama çiftçi borçlu. Tercihimiz, bankaların değil çiftçinin ve esnafın korunmasıdır. Çankaya bir devrim karargahıdır; Türkiye’yi oradan yöneterek kurduk, Birleşik Demokratik Devrimi de oradan kuracağız. Bu, hem sembolik hem de yöneticilerin yaşam tarzıyla ilgili bir duruştur. Hz. Muhammed’in dediği gibi; “Yöneticileri zengin ölen milletler fakir, yöneticileri yoksul ölen milletler zengin olur.”
Sistem 1980’de üreticiyi “kambur” ilan ederek geldi. Çiftçiyi, kamu iktisadi teşebbüslerini, sanayiciyi kambur ilan ettiler ve Türkiye’yi 500 milyar dolar borca batırdılar. Bizim kuracağımız sistemin sloganı ise “Üretici baş tacı” olacaktır. Çünkü Türkiye buradan üretimle çıkacaktır. Yoksa üreticiyi kambur ilan ederek Türkiye zaten bu batığa geldi. Onun için… Siz bir ikamet arıyorsunuz. Yani üreticinin yanında olan programlar ve siyasetler gündeme geldiği zaman, “bakın, o yeni sistem ufukta gözüktü” diyebileceğiz. Sorulara devam edelim. İnternetten çok soru geliyor ama burada bir kopukluk olmasın diye bunları biraz erteleyeceğim. Evet, buyurun.
“Öncelikle merhaba Sayın Genel Başkanım. Ben Halil Uludağ, Konya Teknik Üniversitesi’nde nükleer teknolojiler okuyorum. Yarım yüzyılı aşkındır Türk siyaseti içerisindesiniz ve çok büyük başarılara imza attınız. Ermeni soykırım yalanını bitirmek, FETÖ’nün kumpaslarına karşı göğüs germek gibi büyük işler başardınız. Silivri zindanlarını yıktınız ve Türk halkına, Fethullahçılara karşı nasıl mücadele edileceğini gösterdiniz. Ama buna rağmen, geçtiğimiz Cumhurbaşkanlığı adaylığı için 100 bin imza toplama sürecinde bu hedefi gerçekleştiremediniz. Buna rağmen Türk milletine güveniyor musunuz? Bunu sormak istemiştim. Teşekkür ederim.”
Size şunu anlatayım; geçenlerde Ethem Sancak da bunu anlatıyordu. Hz. Muhammed’in başına o işkembe geçirildiği zaman Mekke’de, evine döndüğünde kızı Hz. Fatıma’nın babasının o durumuna ağladığını görüyor. Cebrail geliyor ve “Ya Muhammed, dile, istersen bu Mekke halkını helak edeyim” diyor. Hz. Muhammed ise, “Ben kendi kavmime, kendi halkıma hiçbir zaman beddua edemem, kötülüğünü isteyemem” cevabını veriyor. Sonuç itibarıyla önümüzde yapacağımız bütün işleri Türk milletiyle yapacağız ama Türk milleti için yapacağız. Türk milletinin refahı, özgürlüğü, başı dik yaşaması, karakterli ve ahlaklı olması için bütün bu hizmetleri yapacağız. Dolayısıyla halka küsmek demek, insandan vazgeçmek demektir. Vatan Partisi’nin en önemli özelliği insandan hiçbir şekilde vazgeçmemesidir. İnsandan vazgeçtiğimiz zaman bütün ideallerimizden ve değerlerimizden vazgeçmiş oluruz. Biz mutluluğu insanımıza, vatandaşımıza, emekçimize, halkımıza hizmette buluyoruz. Onun için hiçbir şekilde bizim halka küsmemiz söz konusu değil. Ama biz öncü partiyiz; yani halkın arkasından giden değil, halka önderlik eden bir partiyiz. Halkımıza aydınlık yolları göstermek ve doğru değerleri aşılamak bizim görevimizdir. Halka önderlik sorumluluklarımızı hiçbir zaman unutmayacağız ve devam ettireceğiz.
Atatürk, Türk milletinin çalışkanlığına ve zekasına vurgu yapardı. Bir hikâye anlatayım; Aziz Nesin, “Türk milletinin %60’ı aptaldır” demişti. O zaman 40-50 kişilik aydın bir toplumdaydık, konuyu tartıştık. Aziz Nesin’e dedim ki: “Bak Aziz abi, sen Türk milletinin yüzde altmışı aptaldır diyorsun ama Atatürk ‘Türk milleti zekidir, çalışkandır’ diyor. Sen aptal diyorsun, o zeki diyor.” Ben o zaman şunu söyledim: “Siz, kayısının içindeki çekirdeği odun olarak görüp çöp tenekesine atıyorsunuz. Halbuki o çekirdeği toprağa gömerseniz oradan bir kayısı ağacı çıkar. Halk da buna benzer. Onu sadece dış kabuğuyla, odun olarak görürseniz çöpe atarsınız; ama içindeki cevheri, yeniden hayat olacak özü görürseniz, onu toprağa diker ve ağaç yaparsınız.” Dolayısıyla bizim halka bakış açımız da bu; halka emek verirsek hem ona hizmet etmiş oluruz hem de vicdani sorumluluklarımızı yerine getirmiş oluruz.
“Öncelikle hoş geldiniz. İsmim Kaan. Genç işsizliğin yoğun olduğu bir dönemdeyiz. Muhalefet olsun, iktidar olsun herkes destek programları açıklıyor. Siz de ‘genç işsizliği bitireceğiz’ diyorsunuz. Sizin sırrınız ne, bunu nasıl yapacaksınız? Diğer taraflar bunu bilmiyor mu?”
İşsizliğe nasıl son verebiliriz? Türkiye’nin iç kaynaklarıyla veya dış kaynaklardan yatırım sermayesi üreterek. Yatırım sermayesi, emeğin ürünüdür. Türkiye emekçisinin ürünlerinin bir kısmını tasarruf eder, tüketmeyiz ve o tasarrufla yatırım yaparız. Yatırım demek; fabrika açmak, tarıma ve hizmetlere sermaye tahsis etmek demektir. Anahtar olay tasarruftur çünkü tasarruf, yatırıma eşittir. Bir terzi makinesini büyütmek için nasıl tasarruf ediyorsa, Türkiye ekonomisi de tasarrufla işsizliğe son verebilir. Türkiye’de aslında çok büyük bir tasarruf var. Türkiye’de üretilmiş olan değerlerin 500 milyar doları yabancı bankalarda yatıyor. Bu tespit edilmiş bir rakamdır. Demek ki Türkiye bu değeri üretmiş ve tasarruf edebilmiş; ama o tasarruflar bir takım servet sahiplerinin mülkiyetine geçmiş, onlar da yurt dışına kaçırmışlar. Türkiye’nin Londra veya New York bankalarından para dilenmeye ihtiyacı yok. Vatan Partisi ne yapacak? O 500 milyar doları Türkiye’ye getirecek. O servet sahiplerinin mülkiyetine dokunmuyoruz, o para onların ama yabancı bankalarda yatmayacak. O 500 milyar dolarla Türkiye kanatlanır. Geçen sene, 2022 yılında bankalar 433 milyar Türk Lirası kâr etti. Bir yıl evvel bu rakam 100 milyar civarındaydı. Çiftçi, esnaf, sanayici borca batarken bankalar kârlarını dört kat artırıyor. Vatan Partisi, bankalardan %80 oranında kurumlar vergisi alacak ve bu kaynağı yatırım sermayesine dönüştürecek. Sıcak para komisyoncularından, borsa vurguncularından, ekonomi dışı yollarla zenginleşenlerden alacağımız vergilerle Türkiye büyük bir üretim atağı yapacaktır.
(Reklam arası)
“Deprem bölgesinden bir soru var. Vatan Partisi ve Öncü Gençlik, depremin ilk gününden beri oradaydı. Deprem bölgesindeki öğrenciler ‘depremzede’ sayılmıyorlar, bu hakka sahip olmak istiyorlar. Ayrıca, Türkiye bir deprem ülkesi; bu felaketlere karşı nasıl bir projeniz var?”
Türkiye bir deprem ülkesi, başka bir yurt seçmeyeceğiz. Depremler aynı zamanda jeolojik olarak verimli ovaları yaratan olaylardır. Ancak biz, emperyalist kapitalist sistemin dayatmasıyla fay hatlarının üzerine kentler kurmuşuz. İstanbul’u 15 milyona yığmış, sanayi kenti yapmışız. Vatan Partisi’nin planında İstanbul’u 10 yıl içinde 5 milyonluk bir kente; bir kültür, finans ve ticaret kentine çevireceğiz. İstanbul’a Kanal İstanbul gibi bir ihtiyaç yok, aksine Anadolu’ya su lazım. Kanal için ayrılan 50 milyar dolarla deprem bölgelerini yeniden imar etmek mümkündür. Anadolu’ya suyu götürerek; Atatürk Barajı’nı tamamlayarak, Harran Ovası ve Mardin’deki tarım topraklarını buluşturup olağanüstü bir üretim atağı yapacağız. Fay hatları üzerindeki nüfus yığılmasına neden olan sanayi kuruluşlarını ve devlet kurumlarını Anadolu’ya taşıyacağız. İstanbul’un fay hatları üzerindeki alanlarını ise ormanlık ve spor alanı yapacağız. Depremzede öğrencilerle ilgili haksız uygulamayı da derhal düzelteceğiz, bu çok büyük bir haksızlıktır. Zaten öğrencileri Türkiye’nin gözetmesi gerekiyor; geleceğini kurması açısından. Merhabalar Doğu Bey. Öncelikle hoş geldiniz. Ben misafirim, dışarıdan gelen gençlere de söz verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Takdire şayan bir hareket bu. Burada misafir yok, hepimiz ev sahibiyiz. İlk sorum: Ülkemizde süregelen ekonomik ve hukuki açıdan despot yönetimden dolayı gençler büyük oranda Avrupa ve Amerika’ya göç ediyor. Sizce gençler neden hayallerini ve geleceklerini Çin’de veya Rusya’da değil de Amerika ve Avrupa’da arıyor?
Çin ve Rusya’da gelecek aramak doğru değil; hepimizin geleceği ve mutluluğu Türkiye’dedir. Bakın, ben çok kısa dönemlerle Avrupa’da, Almanya’da bulundum, çalıştım. 62-63 yıllarıydı, yani 60 sene önce. O dönemlerde Avrupa’da; Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de “Mutluyum” diyen, Türkiye’den gitmiş pek insan tanımıyorum. Tabii aile kuruyor, işi var; belli sorunlarını çözüyor ama hepsinde bir gam, bir dert var. “Bülbülü altın kafese koymuşlar, ‘İlle vatanım’ demiş” ya, o hesap. Türkiye’de yaşamak başka. İnsani değerlerin olduğu bir ülke Türkiye; Türk insanı hakikaten müstesna. Kendi milletimiz diye övünmüyoruz, bu bir gerçek. İspanyolları, İtalyanları, Yunanları, Almanları, Amerikalıları çeşitli vesilelerle tanıdım; bizim insanımızın çok üstün özellikleri var; insancıl ve paylaşımcılar. Büyük mutluluk kaynaklarımız Türkiye’mizdi.
Peki, niçin bu yabancı ülkelere yöneliş var? Bu düzenin insanlara karnını doyuracak imkânı ve işi sağlayamaması. Gençlerimizin büyük bir çoğunluğu okullardan işsiz olarak mezun oluyor. Dolayısıyla Avrupa ve Amerika ile ilgili üretilmiş olan efsaneler, masallar onlara cazip geliyor. Ancak oraya gidip yaşadıklarında, Türkiye’deki mutluluğu bulamayacaklarını herkese söyleyebilirim. Bu, insanları vatanlarından vazgeçirmeye yönelik küresel sistemden gelen ideolojik bir propaganda; bunu görmemiz lazım. Bizim, ülkemizin ve milletimizin erdemlerini işlememiz gerekiyor.
“Arkadaşın sorusu üzerine ben de söz alayım. Gençliğin önünde fırsatları değerlendirme zorunluluğu var gibi gösteriliyor. Ben de Almanya’da doğmuş, 11 yıl orada yaşamış biriyim. Orada bir ayağınız takılıp yere düşseniz kimse dönüp bakmıyor; değerler satın alınabilir hale gelmiş. Euro kuru üzerinden kazanılan maaşlar yeterli bir durum yaratmış gibi görünse de 15 yıl önce Türkiye’ye kesin dönüş yapma ihtiyacı hissettik. Bu değerler aydınlıkçı kültürle birleşiyor; tıpkı Hasret Gültekin’in dediği gibi, bir hayata ve millete adanmışlık. Sizin Almanya’daki anılarınız benimkilerle benzeşiyor mu?”
Annemle babam arasında bir tartışma olmuştu. O zamanlar Ankara’da İngilizce eğitim veren tek yer Ankara Koleji’ydi. Annem İngilizce öğrenmemi istiyordu, babam ise “Yüksek Yargıç” olarak diğer çocuklarla eşit konumda olmam gerektiğini savunuyordu. Devlet okulunda okudum, bu yüzden akademik düzeyde bir yabancı dil edinmedim. Hukuk fakültesinde okurken dil öğrenmek için Almanya’ya, Goethe Enstitüsü’ne gittim. Parasını ödemek için fırın işçiliği yaptım, kuryelik yaptım. Orada her milletten insan tanıdım. Bizim milletimizin paylaşmacı, iyiliksever ve fedakâr değerlerinin ne kadar önemli olduğunu orada daha iyi anladım. Bir arkadaşım, Alman komşusundan tuz istediğinde Alman komşusunun buna çok şaşırdığını anlatmıştı. Kapitalizm ve bireycilik, o toplumlardan paylaşma kültürünü söküp almış.
Gençler yurt dışına okumaya gidebilir, görev için gidebilir; bu ayrı mesele. Ama hayatımızı yurt dışında kuralım derseniz, oradaki mutluluğu bulamazsınız. Emperyalist sistem, aile dayanışmasını ve bağlarını koparıyor. Bizim kültürümüzde komşuluk, dayanışma var; orada ise her şey para. Önemli olan, eğitim için gidilse bile dönüp birikimlerimizi milletimize hizmet ederek ödemektir.
“Yanıtınız için teşekkür ederim. Yaklaşık iki sene önce ‘Biz iktidarla aynı gemideyiz ve rotayı biz çiziyoruz’ demiştiniz. İktidarı sizin çizginize getiren olay neydi? Hâlâ aynı gemide misiniz?”
Türkiye’nin yakın geçmişine baktığımızda 2014-2015 bir dönüm noktasıdır. 2014’te Silivri duvarlarını yıktık. ABD ve FETÖ’nün Türkiye’yi bölme tertibini bozguna uğrattık. O süreçte Tayyip Erdoğan yönetimi, FETÖ ile olan beraberliğine son verip Türkiye tarafına geçti. Aynı gemide olma olayımız, FETÖ ve PKK’ya karşı yürüttüğümüz vatan savaşında birleşmemizdir. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatları, Amerikan emperyalizmine karşı yapılan mücadelelerdir.
Şu an ise Tayyip Erdoğan yönetiminde yalpalamalar görüyoruz. NATO’nun genişlemesine “evet” dediler, HÜDAPAR gibi bölücü unsurları bünyelerine aldılar. Altılı masa zaten tamamen Amerika’nın aleti konumunda. AKP yönetimi ise Amerika’dan korkuyor; korkanların Türkiye’nin sorunlarını çözme şansı yok. Vatan Partisi olarak biz, hem Atlantik sistemine bağlı olanlara hem de onlardan korkanlara karşı, üretim devrimi programımızla bağımsız, başı dik ve terörden arınmış bir Türkiye çözümünü sunuyoruz. Türkiye, içinden geçtiği bu zorlukları büyük bir kararlılıkla aşacaktır. Bu seçeneği Türkiye’nin önüne koymamız lazım. Buradan da çok açık söyleyeyim: Bir iki yıl içinde göreceksiniz, Türkiye bu Atlantik sisteminden tamamen bağımsız bir çizgiye girecek. Asya uygarlığındaki öncü konumlara Türkiye yerleşecek. Diğer Türk devletlerini de Asya’da görüyoruz; Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan… Bütün Türk devletleri Asya’da, Çin’le ve Rusya’yla beraber. Demek ki Türk devletlerinin de buluşabileceği alan, komşularımızla buluşacağımız alan Asya’dır; yani İran’la, Rusya’yla… Irak’la ve Suriye’yle beraber olmak da o Asyalı rotada mümkündür.
Dolayısıyla Vatan Partisi, Türkiye’nin önündeki kaçınılmaz ve mecburi çözümdür. Türkiye o yöne doğru gidiyor. Şu anda Tayyip Erdoğanlar öyle bir rotada değil ama Vatan Partisi’nin gücü ve etkisi, bütün partilerin tabanlarını ve bünyelerini de etkiliyor. Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin bu kaçınılmaz Asya uygarlığı çözümlerine doğru büyük katılmalar olacağını göreceksiniz. Orada bizim kararlı olmamız, ısrar etmemiz ve Türkiye’yi çözümsüz bırakmama irademiz belirleyici olacak.
***
(Son sorulara geçiyoruz. Buyurun. Ben biraz uzun cevaplar veriyorum galiba.)
**Mustafa Çakır (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Din Sosyolojisi Yüksek Lisans Öğrencisi):** Sayın Genel Başkanım, ismim Mustafa Çakır. İki sorum olacak. İlki; milletvekili listeleri açıklandı ve Millet İttifakı’na ya da ona yakın partilerin listelerinde birçok FETÖ mensubu veya iltisaklı kişinin olduğunu görüyoruz. Terörizm üzerine çalışan biri olarak şunu sormak istiyorum: FETÖ tekrar bir yapılanma içerisine mi giriyor? İkinci sorum ise parti programlarınızda yer alan parasız ve sınavsız eğitim sistemiyle alakalı. Bunu nasıl gerçekleştirmeyi düşünüyorsunuz?
**Doğu Perinçek:** Milletvekili listeleriyle ilgili gözleminiz bütün Türk milletinin ortak gözlemi. Bakın, sistem çürüyor. Çürüyen bir sistem ne yapıyor? Türkiye’nin karar makamlarına çürümeyi taşıyor. 23 Nisan 1920’de kurulan o İstiklal Savaşı meclisini düşünelim. 23 Nisan’a birkaç gün kaldı. Kelle koltukta Anadolu’ya geçiyorlardı; orada dağıtılan bir şey yoktu. Milletvekilleri Ankara’da okulların sıralarında, yatakhanelerinde yatıyorlardı. Orada fedakarlıklar paylaşılıyordu. Şimdi ise sistem çürüdü ve meclise bu çürümüşlüğü taşıyorlar.
Bu durum, sistemin bittiğinin en önemli göstergelerinden biri. KHK ile kamu göreviyle ilişiği kesilmiş olanlar Yeşil Sol Parti, CHP ve İYİ Parti listelerinde yer alıyor. Yarın arkadaşlarımız Nusret Senem ve Erdem Cömert, YSK önünde basın toplantısı yaparak kanuna ve hukuka dayanarak bunların adaylıklarının iptal edilmesini talep edecekler. Sizlerin Vatan Partisi adayları olarak meclise girmesi, Türkiye’nin devrimci geleneklere sahip meclisini yeniden ayağa kaldıracak bir aşı olacak.
FETÖ meselesine gelince; sistem FETÖ’yü meclise taşıyorsa, demek ki kökünü kazıyamıyor. 15-16 Temmuz’da Vatan Partisi’nin kararlılığıyla darbe bastırıldı. FETÖ yargılamalarında birçok general, Vatan Partisi’ni televizyonlarda görüp “Bu bir FETÖ/Amerikan darbesidir” dediklerini duyduklarında, bunun bir Atatürkçü darbe olmadığını anlayıp katılmaktan vazgeçtiklerini ifade ettiler. Türkiye FETÖ’yü ve Gladyo’yu temizlemekte tarihi bir başarı kazandı ama bu sistem onu kökten bitiremiyor; çünkü FETÖ ve Gladyo, bu sistemin bir yavrusu. Amerika ve NATO Türkiye’den temizlenmediği sürece FETÖ’nün de tamamen temizlenemeyeceğini tecrübeyle öğrendik.
Parasız eğitim konusuna gelince; Türkiye’nin kaynakları var. 500 milyar dolar Türkiye’de yaratılmış servet olarak yabancı bankalara yatırılıyorsa, demek ki Türkiye büyük kaynak üretiyor. Eğer biz devlet olarak o iç tasarrufu kontrolümüze alır ve kamu yatırımına çevirirsek, parasız eğitimin kaynağını da bulmuş oluruz. Türkiye kendi kaynaklarıyla çocuklarını anaokulundan üniversite sonuna kadar okutabilir. Mesele, bu zenginlikleri emekten ve üretimden yana bir iktidarın yönetmesidir. Vatan Partisi bunun için siyasi mücadele yürütüyor.
***
**Zeynep Koyuncu (Sosyoloji Bölümü Öğrencisi):** Sayın Genel Başkanım, 55 kitap yazdığınızı biliyoruz. Hazırladığım makalede kitaplarınızı birçok kez kaynak olarak kullandım. Bu kadar yoğun hayatınızda okumaya ve yazmaya nasıl vakit ayırıyorsunuz?
**Doğu Perinçek:** Ben kitap okumadan yaşayamam; nasıl ekmek yemeden, su içmeden yaşayamıyorsak öyle. Bu bize Cumhuriyet tarafından aşılandı. Dedem bir Cumhuriyet öğretmeniydi, bana okuma yazmayı 5 yaşındayken öğretti. Kitap yazmak, insanın fikirlerini sistemli hale getirmesi, onları teorik düzeye yükseltmesidir. Çocukluğumdan beri bilim insanı olmayı hedefledim. Ayrıca 16 sene hapishanelerde yattım, o dönemler benim kitap yazma konusunda en yoğun çalışma dönemlerim oldu.
***
**Çağrı Yıldız:** Sorum spor alanından; Galatasaraylı olduğunuzu biliyoruz. Ne derecede Galatasaraylısınız? Maçları takip ediyor musunuz?
**Doğu Perinçek:** 5 yaşındayken Ankara Samanpazarı’nda komşularımız Galatasaraylıydı, onların etkisiyle İstanbul Ligi’nde Galatasaraylı, Ankara Ligi’nde ise Demirsporlu oldum. Maçları izlemek beni dinlendiriyor. Futbol kolektif, yaratıcı ve öğretici bir oyun. Kendim de lise takımında basketbol oynadım, iyi bir yüzücüyüm. Sporu seviyorum, zihin sağlığı için herkesin benimsemesi gereken bir şey.
***
**Soru:** Üniversite okurken çalışmak zorunda kalan öğrencilere yönelik politikanız nedir?
**Doğu Perinçek:** Vatan Partisi, anaokulundan üniversite sonuna kadar bütün eğitim sistemini parasız yapacak. Öğrencilerimizin barınma, gıda ve kültürel ihtiyaçlarını devlet desteğiyle karşılayacağız. Türkiye’nin bu kaynağı var. Gençlerimiz garsonluk, benzincilik yapmak zorunda kalmadan öğrenimlerini görebilecekler. Bu, fırsat eşitliği için de elzemdir.
***
**Soru:** Seçimler için “kader seçimi” demiştiniz ama “kafalarınızı sandıktan çıkartın” dediniz. Seçim demek sandık demek değil mi? Ayrıca Vatan Partisi’ni sistem dışı olarak tanımlıyorsunuz; Memleket Partisi veya Zafer Partisi gibi sözde sistem dışı partilerden farkınız nedir?
**Doğu Perinçek:** Kafanın sandığa gömülmesi, sisteme gömülmek demektir. Seçmen, sistemin sunduğu seçeneklere mahkum ediliyor. “Kafanızı sandıktan çıkarın” derken, geleceğe, Türkiye’nin 5-10 yıl sonrasına bakıp özgürce karar vermenizi kastediyorum.
Diğer partilere gelince; Vatan Partisi, köklü bir devrimci geleneğe, bilimsel bir programa ve 50 yılı aşan bir mücadele birikimine dayanır. Biz Atlantik sistemine karşıyız; emperyalist zincirleri kırmayı hedefliyoruz. Sistemin yarattığı diğer yapılar ise o sistemin sınırları içinde kalan ve sistemin devamlılığını sağlayan oluşumlardır. Biz Türkiye’nin üretim devrimiyle yükselmesini savunuyoruz, diğerleri ise sistemin tıkanıklıklarını makyajlamaya çalışıyor. Yoksa önümüze dayatılan, sandıkta bunlar var diye dayatılan ve sistemin içindeki çözümsüzlüğü temsil eden seçeneklere mahkûm olmayalım. O anlamda “sandıktan kurtulalım” dedik. Değerli arkadaşlar, bütün sistemler devrimci seçeneği etkisiz kılmak için benzer yöntemler kullanır; bunu Amerika’da, Almanya’da, Japonya’da ve diğer devrim tarihlerinde de görüyoruz. Halkı yanlış yollara yönlendiren sahte seçenekler sunarlar. Türkiye’de bugün yaşanan da budur.
Vatan Partisi, bu sistem dışı seçeneği temsil ediyor. Türkiye halkı bir çözüm arıyor ve sistemin dışında bir arayışa girmiş durumda. 119 üretim devrimi kurultayı yaptık; oralarda da bugün seçim faaliyeti içerisinde de bunu görüyoruz. Halkın sistem içerisindeki beklentileri ve umutları yanıtlanmıyor. Sistem ise halkın bu arayışının önüne yeni sahte çözümler koyuyor. Bütün bu sistemlerin kendisini savunmasında ve devam ettirmesinde karşılaştığımız olaylardır bunlar.
Tabii burada tecrübeyle öğreneceğiz. Halk teoriyle veya lafla değil, kendi tecrübeleriyle doğru seçimlere doğru ilerleyebilir. Ben Türk milletine, Türkiye halkına güveniyorum. Onların, sistemin önlerine koyduğu sahte seçeneklere eninde sonunda kanmayacaklarını ve gerçekleri göreceklerini biliyorum. Teşekkür ederim.
Genç olduğunuz için süreyi biraz aşalım istedik ama haber geldi, daha fazla devam edemeyeceğiz. Genel Başkanımız Doğu Perinçek; genç düşünen, genç tartışan, gençliğin her zaman yanında olan, onların başarılarına ve mutluluklarına ortak olan bir liderdir. Bu yönümüzle bütün partilerden ayrılıyoruz. Vatan Partisi, “tecrübeyle gençliği” iç içe geçirmiş, Türkiye’deki tek harekettir. 14 Mayıs’tan sonra Türkiye’de esas çözümleri, başarıları ve zaferleri getirecek olanın bu anahtar olduğunu biliyoruz. İyi ki partimiz var, iyi ki Doğu Perinçek var, iyi ki devrimciliğimiz var. Devrimciliğimiz oldukça 14 Mayıslar tek gün, 15 Mayıslar sonsuzdur. Bunu biliyoruz ve söylüyoruz.
Gençlik programımızda bir gelenek olarak haftanın kitabını ve müziğini önerelim. Atatürk’ün “Ey Türk Gençliği” hitabını ve “Nutuk”u öneriyorum. Nutuk, sadece bir tarih kitabı değil, devrimin tecrübelerini içeren ve devrimci öncünün kendi içindeki sorunlarla mücadelesini anlatan bir eserdir. Atatürk’ün devrimci çizgisiyle, İstiklal Savaşı’ndan sonra devrime ayak uyduramayanlar arasındaki mücadelenin kitabıdır. Empirizme karşı mücadele, devrimin öncüsü içerisindeki sorunların çözülmesiyle ilerlemiştir. Onun için kitap olarak Nutuk’u önerelim. Müzik olarak da Mustafa Altınkaya ile bir parça isteyelim.
(Canlı müzik ve marşlar eşliğinde)
Vatan Partisi, emekçi Türkiye’nin güvencesidir. Gelecek mutlaka emekten yana; işçiler yazacak tarihi sayfalara. Vatan Partisi’yle meclise! İyi akşamlar diliyoruz herkese, bizi izleyenlere.

