Çıkış Yolu • 05.08.2019

Çıkış Yolu • 05.08.2019

Geçmişteki, yakın geçmişteki devrimle kurduk biz bu Cumhuriyeti. Bir Türkiye gemisi, bir Amerikan gemisi ama Türk milletinin bahtı açıktır. Ben yere atarım ve onu çiğnerim. Çiğniyorum burada. Bravo! Böyle gidiyor ki bu yangın. Türkiye’yi dinlenenler değil, üretenler yönetecek. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız; söz veriyoruz.

Mutlu akşamlar efendim. Günlerdir özlemle beklediğiniz “Çıkış Yolu” programıyla karşınızdayız. Evlerinize konuk oluyoruz. Her hafta olduğu gibi konuğumuz Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek. Efendim, hoş geldiniz.

— Merhaba, hoş bulduk.

Sayın Rafet Ballı programın sunucusu; ona da buradan selamlarımızı, saygılarımızı iletiyoruz. Aydınlık Gazetesi editörü Nadir Temeloğlu’yla birlikte bugün sorularımızı yönelteceğiz. Sizlerden gelen soruları da tabii ki aktaracağız. Nadir, siz de hoş geldiniz.

— Hoş bulduk.

Değerli izleyenler, programı 3 haftadır canlı yapmıyoruz. Sayın Perinçek’in yurt gezileri ve özel çalışmaları vardı. Sizlere Türkiye’nin gündemiyle ilgili zaman zaman röportajlar ulaştırmaya çalıştık ama biriken çok konu var. Özellikle son 10 günün konu başlıklarını Nadir Temeloğlu ile birlikte hazırladık. Sayın Perinçek’e yönelteceğiz. Sizlerden de sorularınızı bekliyoruz. Son haftalarda izleyicilerimizden gelen sorular çok arttı; onları yetiştirebildiğimiz ölçüde aktaracağız, yetişmeyenleri ise önümüzdeki programlarda değerlendireceğiz.

— Yetiştiririz, yetiştiririz. Umarız hepsini yetiştiririz. Soruları bekliyoruz.

Şimdiden sosyal medyadan gelmeye başladı. 0212 251 50 90 telefonumuzu arayabilir, arkadaşlarımıza ulaşabilirsiniz. Ulusal.com.tr adresine mail atabilir, sosyal medyadan “#ÇıkışYolu” etiketiyle sorularınızı gönderebilirsiniz.

Gündeme hızlıca başlayalım. Efendim, dün Adıyaman’ın Besni ilçesi Suvarlı beldesinde bir seçim vardı. AK Parti ve Vatan Partisi yarıştı. Sonuçlar: AK Parti %55.8, Vatan Partisi %43.5. Belediye başkanlığını kaybettiniz ama meclis üyeleri kazandınız ve oradaki mitingleriniz çok konuşuldu. Miting sonrası bazı konular var, onları da soracağız. Nasıl değerlendiriyorsunuz oradaki sonuçları?

— Suvarlı, 4 bin nüfusu olan, Besni’ye bağlı; Antep fıstığı, üzümü gibi ürünleriyle çok verimli, organik tarım yapan bir beldemiz. Ama halkı; sevgi dolu, coşkulu, gönlü zengin ve vatanseverlik kalesidir. Beni en duygulandıran olay; o meşhur, Afrin’e giderken gördüğümüz “Düğüne gidiyoruz” diyen Enes Sarıaslan gibi askerleri yetiştiren bir beldemiz olmasıdır. Nüfusun tamamı Kürt ve Sünni; bu, Kürt vatandaşlarımızın bu ülke için nasıl canlarını verdiklerini gösteriyor. “Analar Suvarlı’da aslanlar doğuruyor” diyebiliriz.

Beni en çok etkileyen ikinci nokta ise kadınlarımızın çağdaşlığıydı. Gece sekizden sonra yaptığımız mitingde kadınların oranı erkeklerden fazlaydı. Pektaşların düğününde kadınların erkeklerle beraber halay çekmesi, o özgürleşmiş, başı dik tavırları Anadolu’nun kadınıdır. Vatan Partisi’nin mitingi, AK Parti’ninkinden çok daha güçlü ve coşkuluydu.

Adayımız Sayın Gazi Sabancı, çok nitelikli, orayı uçuracak bir iş insanıdır. Çok küçük bir farkla kaybettik. AK Parti’nin milletvekilleriyle, bakanlarıyla yaptığı baskılara, muhtarları eve kapatmalarına rağmen Suvarlı halkı başı dik durdu. 3 belediye meclis üyeliği kazandık, 6 tanesini AK Parti kazandı. Şimdi Vatan Partisi ve AK Parti meclis üyeleriyle birlikte, Suvarlı’nın kalkınması ve üretim için çalışacağız. Gazi Sabancı, belediye başkanı olmasa da oraya hizmet etmeye devam edecektir.

— Efendim, size ve partinize olan ilginin sebebi nedir?

— Sevgiden beni neredeyse parçalayacaklardı. Çarşının içerisinde sarılan, kucaklayan, çok coşku dolu bir halk… Anadolu halkının hepsinde coşku var ama Suvarlı’da bambaşkaydı. Onlar mutluluğa layık insanlar ve Vatan Partisi olarak görevlerimizi yapmaya devam edeceğiz.

— Düğünde Kürtçe bir türkü söylediniz. Yeniçağ Gazetesi’nden Ahmet Takan bunu bir bölücülük olarak adlandırdı. Ne diyeceksiniz?

— Canları sağ olsun. Zeybek de bizim, horon da bizim, halay da bizim; Türkiye’nin büyük zenginliği bunlar. Kürtçe türkü de bizim türkümüz, bu milletin bir parçası. Türk de biziz, Kürt de biziz; hepimiz Türk milletiyiz. 1989-90’larda İzmir’den Nevşehir’e kadar çeşitli yerlerde Kürtçe şarkılar söyleyen halk ozanlarıyla programlar yaptık. Hiç kimsede böyle bir bağnazlık görmedik, hepsi sevgiyle alkışladı. Türkiye’mizin güzelliği bu. Bir gazetecinin buna tepki göstermesi, Türkiye’ye yakışmayan bir olaydır.

— İYİ Parti çevresinde hem CHP’nin yeni açılım söylemlerine destek verenler var hem de sizin Kürtçe türkü söylemenizi eleştiriyorlar. Burada bir tezat yok mu?

— Hiçbir tezat yok. Eğer PKK’nın anladığı manada Kürtçülükle ittifak yapıyorsanız, o tezatlara düşersiniz. İYİ Parti, Amerika’nın planları içerisinde Gladio’nun stratejisine göre HDP’den sonra en uçta olan partidir. Bir yandan Amerika’ya yakın, bir yandan HDP ile ittifak halinde, bir yandan da Kürtçe türküyü eleştirerek Türk milliyetçilerini aldatmaya çalışıyorlar. Türk milliyetçiliğinde, beraber yaşadığın halklara karşı bir bağnazlık yoktur. Türkler, imparatorluk kültürüyle çeşitli kavimleri bir arada yaşatmıştır. Türk milliyetçiliği 200 yıldır emperyalizmle savaşıyor; Bulgar, Ermeni veya Yunan düşmanlığı değil, Amerikan emperyalizmiyle mücadele esastır. Bu İYİ Parti tavrı, dar, etnik ve emperyalizmin okşadığı bir milliyetçiliktir.

— PKK’ya vurdukça Türk ordusu Türkiye’yi birleştiriyor mu?

— Kesinlikle. PKK terörünü ve benzerlerini Türk ordusu temizledikçe, Türkiye Kürt ile, Sünnisi ile Alevisi ile birleşiyor. “Kürtleri kazanmak için PKK’ya hoşgörülü olalım” diyenler büyük yanlış yapıyor. Bunu CHP yöneticilerine de Silivri’den beri anlattım. PKK’yı tasfiye ettikçe, Türk Silahlı Kuvvetleri Türk ve Kürt’ü birleştirir. Bunu 2015’ten sonraki seçim sonuçlarında da gördük; devlet PKK’nın üzerine yürüdükçe, Güneydoğu’da AK Parti’nin oyları arttı, vatandaş HDP’den kopup devlete yöneldi. Bizim de Hakkari ve Mardin gibi bölgelerde oylarımız katlanarak arttı. Efendim, Antep’ten Şeyh Hakkari’ye kadar PKK’nın bastırılması ve ezilmesi programını en kararlı savunan Vatan Partisi’nin yerel yönetim seçimlerinde bile oylarında büyük yükselmeler görüldü. “Sırf PKK’ya karşı kararlı tavrımız nedir?” diye oyları inceledik. Polislerin, askerlerin yoğun yaşadığı lojmanlarda mı arttı? Hayır, oralarda bir artış yok. Nerede arttı? Köylerde, esnafın içinde, çarşılarda ve mahallelerde arttı. Şunu söyleyeyim: Türk ordusu PKK’yı bastırdıkça Güneydoğu halkı daha Türkiye’ci, daha milletin yanında bir tavır almaktadır. Bu, yaşadığımız son 15-20 yılın en önemli tespitidir.

Bugünün en önemli başlıklarından biri, Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun bahsettiği “Asya Açılımı”dır. Vatan Partisi, aslında 90’lardan beri “Avrasyacılık” dediğimiz, Asya’ya yönelme fikrinin önder partilerinden biridir; hatta dünya çapında da öncüsüdür. Ruslardan önce Avrasyacılığı biz Vatan Partisi olarak 1990’larda savunmaya başladık. 1996 ve 2000’de iki Uluslararası Avrasya Kongresi yaptık. 1996’daki kongreye 48 parti katıldı. Bunlar arasında Çin Komünist Partisi, Rusya Komünist Partisi, Suriye partileri, Filistin Kurtuluş Örgütü ve Kore İşçi Partisi gibi 7 tane devlet yöneten parti de vardı. Dünyada ilk Avrasya kurultaylarını yapan ve Avrasya projesini dünyaya açıklayan parti bizim partimizdir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da “Bizi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alırlarsa mutlu oluruz” demişti. Türkiye’nin konumu değişiyor mu? Bazı kesimler “Batı’dan kopuyoruz” kaygısını taşıyor. Değişiyor değil, değişti; artık adı kondu. Türkiye, Atlantik sisteminden kopmaya başladı. 12 Mart 2014 günü Silivri duvarlarını yıktığımızda, bu aynı zamanda Türkiye’deki Amerika ve Atlantik duvarlarının yıkılması ve Türkiye’nin Asya’ya yönelişinin başlangıcıdır. Türkiye zincirlerini kırınca nereye yöneldi? Kemalist devrimi tamamlayacağı, çağdaşlaşacağı ve üreten Türkiye hedefine ulaşacağı Asya iklimine yöneldi. Ardından Rusya’yla dostluk, İran’la iş birliği ve Şanghay süreci geldi. NATO ise Türkiye’yi hedef tahtasına koydu; Atatürk ve Erdoğan’ın fotoğraflarını Norveç’teki tatbikatlarda “düşman” kapsamına alarak Türkiye’yi aforoz etti. Doğu Akdeniz’de ABD, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile birlikte Türkiye’ye karşı askeri ittifak kurdu.

PKK ve IŞİD, Amerika’nın Orta Doğu’daki stratejik piyonlarıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri, 24 Temmuz 2015’ten başlayarak PKK’yı hendeklere gömdü. Silivri duvarlarının yıkılmasıyla Türk Silahlı Kuvvetleri özgürleşti. Ergenekon ve Balyoz tertipleri iki gücü hedef alıyordu: Biri vatanseverliğin siyasi merkezi Vatan Partisi, diğeri ise vatanseverliğin kılıcı olan Türk Silahlı Kuvvetleri. Amerika, FETÖ üzerinden bu Gladio tertiplerini kurdu. Hapishaneden çıkışımız, Türkiye’nin Atlantik ve NATO hapishanesinden çıkışı oldu. Amerika’nın buna cevabı 15-16 Temmuz 2016’daki FETÖ darbe girişimidir; ancak Türk milleti ve ordusu o gece bu girişimi ezdi. Ankara ve İstanbul’da resmen bir Türk-Amerikan savaşı oldu ve bu savaşta Türkiye kazandı.

Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun bugün yaptığı konuşmayı radyodan izledim. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Asya’ya açıldığını ve cephesini Amerika’dan Batı’ya dönerek değiştirdiğini resmen ilan etti. Bu bir hükümet programıdır, stratejik bir karardır.

(Dışişleri Bakanı’nın konuşması): “Merkezi haline gelen Asya kıtasıyla ilişkilerimizi planlı ve odaklı bir şekilde geliştirmek, ülkemizi diplomasi alanında düşünce merkezlerinden biri haline getirmek amacıyla yeni girişimi ilk kez bugün buradan açıklıyoruz. 21. yüzyılda ekonomide ve diplomaside sahada ve masada etkili olmak Asya ile el ele olmayı gerektirir. ‘Yeniden Asya’ adını verdiğimiz açılımı bugün buradan ilan ediyoruz.”

Evet, 1945’ten bu yana Türkiye, Amerika’nın denetimi altına girmişti. 74 yıllık Atlantik denetimine burada nokta konuluyor. Türkiye kendi gerçek konumuna yerleşiyor. Atatürk de 2 Mart 1922’de, yani henüz 30 Ağustos Zaferi kazanılmadan, “Biz Asya’yı bir devletiz, Asya’yı bir milletiz” demişti. Türkiye artık Atlantik’in borç batağından kurtulma, Asya’da başı dik yaşama ve üretim ekonomisini inşa etme sürecine girmiştir. NATO üyeliği veya Avrupa Birliği süreci gibi çelişkiler olsa da tarihsel süreçlerde hiçbir şey bıçakla kesilir gibi değişmez; yeninin içinde eski, eskinin içinde yeni barınır. Ancak stratejik karar verilmiştir; bu karar PKK’ya, FETÖ’ye karşı durmak ve Asya’ya yönelmektir. Türkiye, yeni uygarlığın öncüleri olan Rusya, Çin, İran ve Hindistan ile eşit ilişkiler kuracaktır. Sorularınızı reklam arasında da bize gönderebilirsiniz. Program boyunca sorularınızı hem sosyal medya hem de telefon yoluyla bize ulaştırabilirsiniz. Şimdi kısa bir ara.

Değerli izleyenler, “Çıkış Yolu” devam ediyor. Kısa bir aranın ardından yine sizlerle birlikteyiz. Ekranlarını yeni açan izleyicilerimiz için tekrar hatırlatalım; Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek ile birlikteyiz. Programda Aydınlık Gazetesi editörü Nadir Temeloğlu da bizlerle. Sizlerden gelen çok fazla soru var; mümkün mertebe bunları kategorize ederek Sayın Perinçek’e yönelteceğiz. Sorularınızı ulaştırmaya devam edebilirsiniz.

Efendim, ilk konumuz Suvarlı’daki seçimlerdi. Adana’dan izleyicimiz Hüseyin Ataklı sormuş: “Partiniz Edremit ve Kars’ta da yerel çalışmalara girdi, orada istediğiniz sonuçları alamadınız. Suvarlı’ya son günlerde yüklendiniz ve etkili bir sonuç aldınız. Bunun sebebi nedir?”

Türkiye’de müthiş bir birikim var ve artık onun ürünlerini almaya başladık. Vatan Partisi’ne Türkiye’nin her kesiminden bir yöneliş var; AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi tabanından gelenler var. Türk, Kürt, Sünni, Alevi tüm vatandaşlarımız; sanayicisinden işçisine, çiftçisine kadar üreten kesimlerde bu yöneliş başladı. Vatan Partisi, Türkiye’nin içine girdiği bu sürece önderlik eden bir parti olarak algılanıyor. Bunun sonuçlarını Suvarlı’da gördük; vatandaşların sevgisi hakikaten olağanüstüydü. Hayatımda bu kadar büyük bir ilgi görmemiştim. Vatan Partisi’nin yıllardır yürüttüğü vatan ve üretim mücadelesinin meyvelerini toplamaya başladığımız bir döneme girdik.

Efendim, İstanbul’dan Halil Gözen Beyefendi sormuş: “Yazınızda sürekli parti değiştiren kişilerden şikâyet ediyorsunuz ancak övgülerle bahsettiğiniz belediye başkan adayınızın kamuoyuna yansıyan geçmişi bu yönde. Neden böyle bir ismi aday yaptınız?”

Hayır, bu çok yanlış. Parti değiştiren meselelerinin bizim adayımızla hiç ilgisi yok; o durum AK Parti adayı için geçerli. Biz Suvarlı’da AK Parti ve MHP koalisyonuna karşı mücadele ettik. Onlar toplamda yüzde elli beş oy alırken, Vatan Partisi tek başına yüzde kırk beş oy aldı. Bizim adayımızın parti değiştirmekle bir ilgisi yok; o sapasağlam bir vatanseverdir.

“Efendim, 2014’te AK Parti’ye başvurmuş, kabul edilmemiş, sonra Büyük Birlik Partisi’ne gitmiş…” deniliyor.

Hayır, bunlar doğru değil. Cumhuriyet Halk Partisi’ne gitse baş tacı yaparlardı ama o Vatan Partisi’ni seçti. Gazi Sabancı bir iş adamıdır; Ankara’da Çankaya Belediyesi’nin birçok işini yapmıştır ama diğer partileri değil, Vatan Partisi’ni tercih etmiştir. Kendisi son derece dürüst, sırat-ı müstakim üzere olan, tutarlı bir insandır. Bu eleştiriler size karşı yürütülen bir kampanyadır. Gazi Sabancı; dimdik, dosdoğru, birikimli ve kaliteli bir insandır. Ayrıca AK Parti’nin adayına bakın; kanuni engeli olduğu için eşini aday gösteren bir anlayışla Gazi Sabancı kıyaslanabilir mi?

Efendim, Ankara’dan Ahmet Budaklı Beyefendi’nin sorusuna geçelim: “Türkiye’nin Asya süreciyle ilgili olarak Atatürk’ün Asya’yı millet edindiğini söylediniz. Bize okullarda Atatürk’ün hep Avrupa’ya yöneldiği anlatıldı. İktidar olursanız Atatürk’ün Asya’ya yöneldiğini mi anlatacaksınız?”

Gerçeklere bakalım; Atatürk hiçbir zaman batılaşma taraftarı olmadı. O, Fransız ve Sovyet devrimlerinin birleşiminden oluşan bir programı, yani Altı Ok’u benimsedi ancak bunu Avrupa emperyalizmiyle savaşarak hayata geçirdi. Hayatı İtalyanlara, İngilizlere, Fransızlara karşı savaşmakla geçti. Atatürk; batılılaşmayı bir taklitçilik ve milletimize yakışmayan bir çizgi olarak gördü. İki Batı’yı ayırmak lazım; emperyalist Batı ile devrimci Batı aynı değildir. Atatürk, devrimci Batı’nın mirasını benimsedi ama emperyalist Batı’ya karşı savaştı.

Atatürkçülüğü batılılaşma diye öğretmek, 1945’ten sonra Türkiye Atlantik sistemine girince ortaya çıkan bir durumdur. Oysa Atatürk, 1937’de Celal Bayar’a, Tevfik Rüştü Aras’a ve Kılıç Ali’ye vasiyet olarak “Sovyetler Birliği ile dostluğu bırakmayacaksınız” demiştir. Bu vasiyeti İnönü’ye ve Ali Fuat Cebesoy’a da yinelemiştir. Türkiye, Sovyetler Birliği ile dostluğu sağlam kazığa bağlayarak Batı emperyalizmine karşı ayakta kalabilirdi. 1945’ten sonra bu dostluk bırakılıp Atlantik sistemine bağlanınca bugün yaşadığımız bölünme, çürüme ve yozlaşma sorunlarıyla karşı karşıya kaldık.

Bir okuyucumuz da şu soruyu soruyor: “Asya ülkeleriyle eşitlikçi bir ilişki kurulacağını söylüyorsunuz ama Türkiye’nin Çin’den ithalatı, ihracatının 5-6 katı. Bu nasıl eşitlik olacak?”

Eşitlik bu demek değildir; ithalat ve ihracat rakamları Türkiye ekonomisinin ihtiyaçlarıyla ilgilidir. Eşitlik ise siyasi dayatmalardan bağımsız olmaktır. Çin, Türkiye’ye veya Rusya’ya dayatmada bulunmuyor. Bu ülkeler aynı kampa ait, birbirine ihtiyacı olan ve dengeli ilişkiler kurabilecek devletlerdir. Amerikalı iktisatçıların projeksiyonlarına göre 2030 yılında Türkiye, dünyanın beşinci büyük ekonomisi olacak. Bu kadar büyük bir potansiyele sahip, Atatürk devrimi rotasına giren Türkiye niçin Rusya’ya ya da Çin’e bağımlı olsun? Bu itirazlar, aslında Amerikancılığın mahcup ifadeleridir. Yani artık Amerika’yı hiçbiri savunamıyor. Amerika Türkiye’ye namlularını çevirmiş; PKK’ya 25 bin tır silah veriyor, Türkiye’nin üzerine IŞİD’i ve PKK’yı sürüyor. Türkiye’de artık Amerika’yı savunabilir misiniz? Amerika Doğu Akdeniz’de namlularını Türkiye’ye çevirmiş; İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile bir askeri ittifak kurmuş. Amerika’yı savunmak Türkiye’de artık kolay mı?

“Ya Çin’in boyunduruğu altına girersek, ya Rusya’nın boyunduruğu altına girersek” diyerek Amerika’yı savunanlar, mahcup Amerika taraftarları veya onlara alet olanlar var. Saf yürekli, dünya dengelerine bakmayan, Türkiye’nin birikimine ve gücüne odaklanmayan, Türkiye ile Rusya, Çin ve İran arasındaki ilişkileri değerlendiremeyen bazı unsurlar, “bağımsızlıkçılık” adına tekrar Amerikan tuzağına düşüyorlar.

Türkiye öyle bir döneme girmektedir ki dünyanın önde gelen ekonomilerinden biri olmaktadır. Zaten imparatorluk birikimiyle, devrimci tarihiyle ve Atatürk mirasıyla Türkiye, siyasi bakımdan dünyanın önde gelen ülkelerinden ve Asya’nın öncüleri arasındadır. Türkiye’yi sadece komşuları ve Batı Asya ülkeleriyle kuracağı ekonomik iş birlikleri yanında; Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan ve Kırgızistan gibi Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile birlikte düşünmek lazım. Irak’taki, Suriye’deki, İran’daki, Çin’deki, Rusya’daki Türkleri; yani her yerdeki Türk potansiyelini hesaba kattığımızda Türkiye, Asya’nın öncü ülkelerinden biridir. Türkiye, Çin ve Rusya ile dengeli, eşit ve boyun eğmeyen ilişkiler kurar. Tabii bu, aynı zamanda Türkiye’nin başında üreticilerin olduğu milli bir hükümetin olmasına bağlıdır. Türkiye Çin’e boyun eğmesin, Rusya’nın kontrolüne girmesin diye Vatan Partisi lazımdır. İçine girdiğimiz Asya çağında Türkiye’nin yönetiminde Vatan Partisi olacaktır; çünkü Vatan Partisi’nin programı Türkiye’nin önüne gelmiş ve uygulanmaya başlamıştır. Bu programın asıl sahibi olan Vatan Partisi iktidara doğru ilerliyor.

Bugün Hac’dan, Mekke’den bir telefon aldım. Tekirdağ’ın Malkara ilçesinden Necmi Bey adında bir köylümüz beni aradı. Evvelsi gün bir rüya gördüğünü söyledi. “Siz Trakya’ya gelmişsiniz, her yerden yeşillikler filizleniyor, ekin ekiyorsunuz, ekin biçiyorsunuz ve Trakyalı çiftçilere ‘Bütün Trakya’yı yeşerteceğiz’ diyorsunuz. Sonra yeşillikler kırmızılaşmaya başladı ve ay yıldız Türk bayrağına dönüştü” dedi. Bu rüyayı, “Vatan Partisi’nin çağı geldi, bu benim rüyama yansıdı” diye yorumladı. Yani Vatan Partisi’nin ve Asya’nın yükselişi artık rüyalara girmeye başladı.

AK Parti’yi borçlanma ekonomisi siyasetini sürdürmekle eleştiriyorsunuz. Peki AK Parti bu ekonomik siyasetle devam ederken, Türkiye’nin Rusya, Çin ve toplamda Asya ile kuracağı onurlu ilişki ihtimali nedir?

Biz AK Parti’ye bel bağlamış değiliz. Türkiye’nin üretim ekonomisini AK Parti kuracak diye bir şey yok. Türkiye’nin dinamikleri AK Parti’yi belli yerlere zorladı. PKK ile açılım yaparken “Yapamazsın” dedik, üzerine yürüdü. FETÖ ile beraber bizi hapse atıyorlardı; savaştık, o Silivri duvarını yıktık. Ne oldu? AK Parti’yi FETÖ’nün ve Amerika’nın yanından kopardık, Türkiye’nin tarafına çektik. Rusya uçağını düşürmekle iftihar ediyordu, Vatan Partisi’nin çabalarıyla özür diledi. İran’a “Fars milliyetçisi” diye çatıyordu; “Böyle yaparsan, İran ile aranda gerginlik olursa Amerika ve İsrail orada ‘ikinci İsrail’ devletini kurar” dedik. O bölge ülkeleri birleşti ve Amerika’nın Kürdistan planı çöktü.

Bütün bu sürece baktığımız zaman; AK Parti’nin politikaları değil, Vatan Partisi’nin gerçekçi ve Türkiye’nin ihtiyacı olan politikaları gündeme giriyor ve AK Parti’yi de önüne katıp götürüyor. Batı basını da bunu böyle yazıyor. Önümüzdeki dönemde AK Parti’ye bel bağlamayacağız; Türkiye bunları yapacak, AK Parti de buna uyarsa ayakta kalır, uymazsa elenir gider. Biz 76 maddelik bir “Üretim Devrimi” programını Türkiye’nin önüne koyuyoruz. AK Parti bu programın ne kadarını yaparsa o kadar ayakta kalır; yapamazsa Türkiye onu eler ve bu programı uygulayacak hükümeti kurar. Türkiye’yi üretenler, üreticilerin milli hükümetini kuranlar ve üreticiyi baş tacı yapanlar yönetecektir. Başka çaresi yok. Sıcak para komisyoncuları, tarikat rantçıları ve faizciler tepetaklak gitmeye başladı. Türkiye, Merkez Bankası’nın hükümetin emrinde olması ve faiz politikasının sanayiciyi, çiftçiyi, işçiyi desteklemesi gerektiği konusunda Vatan Partisi’nin programına gelmektedir.

Almanya’dan okurumuz İbrahim Koca soruyor: “Büyük Ortadoğu Projesi’ne muhalif olanlar çağrıyı sizde buluyor ama son dönemlerde AK Parti’yi öven şeyler söylüyorsunuz, bunu nasıl açıklayacaksınız?”

Biz AK Parti’yi Büyük Ortadoğu Projesi’nden (BOP) vazgeçirdik ve onunla mücadele ediyoruz. Pençe Harekâtı, Zeytin Dalı Harekâtı, Fırat Kalkanı Harekâtı… Türk Silahlı Kuvvetleri Amerikan-İsrail koridorunu bu harekâtlarla yardı. AK Parti, 2014 yılından sonra adım adım BOP’tan koptu. Kimin sayesinde? Başta Vatan Partisi olmak üzere Türkiye’nin milli güçlerinin sayesinde. Eğer AK Parti o eski çizgide kalsaydı, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan gibi elenip giderdi. O süreçleri çok iyi okumamız lazım. BOP, 2014’te Silivri duvarının yıkılmasıyla bitti. Türk ordusunun PKK’yı hendeklere gömmesiyle, terör koridorunu yarmasıyla BOP şu anda pençenin altında kıvranıp duruyor. Kürdistan projesi, yani ikinci İsrail projesi artık pençe yiyor.

Şanlıurfa Birecik Belediye Başkanı Sayın Mahmut Mirkelam’ın davetiyle; Çin Ticaret Ataşesi, Çin Büyükelçiliği yetkilileri, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcınız Tugay Şen ve iş dünyasından temsilciler bir araya geldi. Bu ziyaret, Çin ile Türkiye iş çevrelerini buluşturma kapsamında mıydı?

Evet, çok başarılı bir gezi oldu. Sayın Mirkelam, Ankara’daki Türkiye-Çin iş birliği toplantımıza katılmıştı. Bizim de desteğimizle Çinli diplomatları Birecik’e davet etti. Hem Güneydoğu’nun kültürel zenginliklerini tanıttılar hem de Antep fıstığı, yaş sebze ve turizm gibi alanlarda iş birliği görüşmeleri yaptılar. Bu, Türkiye ekonomisinin Asya’ya açılmasında atılan somut adımlardan biridir. Sadece Birecik değil, birçok iş adamımızı Çinli müstakbel ortaklarıyla buluşturuyoruz.

Bizim başlangıçta Çin devlet yetkilileriyle sanayicileri buluşturmak gibi bir fikrimiz yoktu. Büyük sanayicilerimiz iflas etmemek için bizden yardım istedi. Biz de Türkiye’nin gelecekteki en önemli ortağı olan Çin ile görüşmeler başlattık. Sıcak para değil; yatırım, üretim ve birlikte paylaşma hedefliyoruz. Mart başında Urumçi’deki konferansta Çin devletiyle görüşmeler yaptık. Döndüğümüzde Ankara, İstanbul ve İzmir’de Türkiye’nin en büyük holdinglerini ve bankalarını Çinli diplomatlarla buluşturduk. Artık Türkiye-Çin ekonomik iş birliği, “paylaşarak gelişme” çizgisinde yeni ufuklara yönelmektedir. Biz Çin’den yüksek faizle para dilenmiyoruz; “Paylaşarak gelişelim, birlikte üretelim” diyoruz. Ondan sonra Çin sermayesiyle Türkiye’nin iş gücünü; aynı zamanda Türk iş adamlarının birikimlerini, zekasını ve girişimciliğini buluşturalım. Türkiye’yi bir üretim üssü haline getirelim. Hem dış ticaret açığımızı hem de ödemeler dengesi açığımızı kapatalım. Birlikte ürettiklerimizi buradan Afrika’ya, Rusya’ya, Batı’ya ve Avrupa’ya ihraç edelim; bunun hasadını da harmanını da paylaşalım. Böyle bir çizgide önemli işler yapmaya başladık; bu da ilk örneklerinden biri oldu zannedersem. Biricik’teki çalışma da bunların örneklerinden biri.

Efendim, konu başlığını değiştirelim isterseniz. Türkiye’nin sıcak olarak konuştuğu başka konu başlıkları da var: Fırat’ın doğusuna operasyon. Türkiye buna “Barış Koridoru” adını verdi. Özellikle Amerikalı heyetlerle ve yetkililerle yapılan görüşmeler devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Türkiye’nin kararlılığını vurguladılar. Siz neler söyleyeceksiniz efendim?

Amerika yenildi. Trump “Çekileceğiz” diyor ama Amerika’da yenilgiyi kabul etmek istemeyen, gerçeklerle savaşan bir ekip, bir çete var. Amerikan derin yapısı içerisinde bir savaş cereyan ediyor; yenilgiyi kabul etmeyenlerle, yenilgi gerçeğini raporlara yansıtan ve Trump’ın etrafında toplananlar arasında bir çekişme var. Amerika yenildi ve Fırat’ın doğusundan gidecek; oralarda kalma şansı yok. Amerika ne İran’a karşı savaşabilir ne Türkiye’ye karşı ne de bölge ülkelerinin birliğine karşı.

Fırat’ın batısı nasıl? Türkiye, o Amerika-İsrail koridorunu paramparça etti. Türk Silahlı Kuvvetleri aslanlar gibi. Aynı şekilde Fırat’ın doğusunda da Amerika’nın varlığı kalıcı değildir, gidecektir. Amerika’nın PKK’yı veya YPG’yi kurtarma şansı kalmamıştır. Bu örgütler Türk Silahlı Kuvvetleri’nin pençesi altında kahrılacaktır. Bu sayede Türkiye’nin Türk’ü, Kürt’ü birleşecek ve şerefli Kürt yurttaşlarımız adına Amerika’nın ve İsrail’in denetimine giren PKK olayı da bu süreçte bitecektir.

Peki, Türkiye bu temasların ardından Amerika’yı istediği plana ikna mı eder, yoksa zorla mı ilişkileri sürdürür? Şöyle ki: Kuvvetli olursan ikna edersin. İkna aracı burada laf değildir; kuvvetiniz yoksa Amerika’yı ikna edemezsiniz. Ama kararlılığınız ve kuvvetiniz varsa, isterse ikna olmasın, ikna olacaktır tabii. Amerika “Buradan gidiyorum” diyor, çünkü buraya silahla geldiği 1990’dan beri her yerden silahlı yanıtını aldı. Irak’ı işgal etti, arkasından 2010’dan itibaren Suriye’de iç savaş kışkırttı, 1984’ten beri PKK’yı kullanarak Türkiye’yi bölmeye çalıştı ama her seferinde başarısız oldu. İşgal ettiği Irak, Amerika’ya karşı silah kullandı ve Kerkük’e Irak ordusu girdi; Barzani’nin peşmergeleri ve PKK’nın sözde gerillaları kaçmak zorunda kaldı. Suriye silahla direndi, Beşar Esad ayakta ve aslanlar gibi; Amerika orada da yenildi. Amerika, İran’ı silahla tehdit edip duruyordu ama hiçbir şey yapamadı. Eğer bir Amerika-İran savaşı çıkacaksa buna İran karar verir, Amerika değil. Amerika yenilmiştir; Rusya’nın, Türkiye’nin, İran’ın, Irak’ın ve Suriye’nin askeri güçleri, bölgemizde Amerika ve İsrail’in gücünü yenmiştir. Fırat’ın doğusunda da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin zaferi kaçınılmazdır.

Murat Karayılan bugün bir açıklama yaptı ve “Eğer biz buralarda Türk ordusunu yenersek, bu aynı zamanda AK Parti ve MHP iktidarının da sonunu getirecek bir hamledir” dedi. Ayrıca Perinçek ve ekibinin de tasfiye olacağını, Türkiye’de yeni bir dönem başlayacağını öne sürdü. Böyle bir ihtimal var mı?

“Aç tavuk kendini arpa ambarında görmüş.” Bakın, Karayılan’ın sözlerinde bir hakikat payı var: AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve Vatan Partisi aynı gemidedir; bu doğru. PKK’nın düşman gördüğü partiler bunlar. PKK, CHP’yi veya İYİ Parti’yi düşman görmüyor. Saydığı cephenin içine CHP’yi, İYİ Parti’yi veya FETÖ’yü koymuyor. Demek ki PKK’nın düşman olarak gördüğü, Türkiye cephesidir. Niçin MHP’den İYİ Parti’yi kopardılar? Amerika, Milliyetçi Hareket Partisi’nin bir kısmını kendi tarafına çekmek için. Niçin Babacan’ı, Abdullah Gül’ü, Davutoğlu’nu AK Parti’den koparttılar? AK Parti’yi zayıflatmak için. Amerika AK Parti’den hoşlanmıyor ve onu düşman tarafta görüyor. Vatan Partisi’ne yönelik sürekli sürdürülen psikolojik harekatlar da bunun kanıtıdır. 15 Temmuz gecesi o darbeden yararlanmayı düşünenler ve FETÖ ile PKK’yı hapishaneden kurtarmaya çalışanlar kim? CHP ve İYİ Parti. Amerika, İYİ Parti’yi CHP’nin yanına getirerek aslında PKK ve HDP’nin yanına da getirmiş oldu. Devlet Bahçeli de haklı olarak “Dönün” diyerek onlara çağrıda bulunuyor. Vatan Partisi ise Amerika’ya karşı 40-50 yıllık bir birikimle geldiği için, orada bir bölünme beceremediler.

Karayılan, “Türkiye’yi büyütmek” adı altında yeni bir hedef koyduğunuzu ve Misakımilli sınırları içindeki alanları alıp, yeni Osmanlı zihniyetiyle Irak’ı ve Suriye’yi vilayet haline getirmek istediğinizi iddia ediyor. Bu aslında Amerika’nın projesiydi ve içinde PKK da vardı. Türkiye’nin milli güçlerinin Suriye ve Irak’ı fethetme veya toprak koparma gibi bir hedefi yoktur; o Davutoğlu projesiydi. Yıllarca PKK da Türkiye himayesinde bir Kürdistan’ı savunuyordu. Ama Türkiye’nin milli güçleri hiçbir şekilde Suriye ve Irak’ı bölme gibi bir amaca hizmet etmez. Türkiye, Irak’ın veya Suriye’nin kuzeyini almaya kalkarsa hem Rusya’yı hem Çin’i kaybeder; Amerika’nın lokması olur ve bölünür. Türk Silahlı Kuvvetleri de kesinlikle böyle hayali bir projeye hizmet etmez; çünkü akıl, mantık ve hesap sahibi bir ordudur.

(Reklam arası)

Türkiye’nin sınırlarını genişletme çabasında olduğu iddiası, bugünkü gerçeklerle en ufak bir ilişkisi olmayan bir iddiadır. Türkiye, Amerika ile iş birliği yaparak sınırlarını genişletemez; genişletirse karşısına Irak’ı, Suriye’yi, İran’ı, Rusya’yı ve Çin’i alır, o savaşı kaybeder ve Diyarbakır’ı da kaybeder. Türkiye’nin yaptığı iş sınır genişletmek değil, teröristleri bitirme ve bölgedeki sınırları koruma harekâtıdır. Suriye özelinde Türkiye’nin girdiği yerlere ÖSO’yu yerleştirip orada bir federasyon oluşturma düşüncesi de Amerikan planıdır; bu yaşayamaz, olamaz. Tayyip Erdoğan yönetimi geçmişte büyük hatalar yaptı ve bazı silahlı örgütlerle bağlantıya girdi. Şimdi onlardan vazgeçemiyor. Vatan Partisi olarak biz bir plan geliştirdik: Bu örgütler silahlarını bırakacak, Suriye devleti onları affedecek. Biz bunu Suriye ile, İran ile ve Rusya ile konuştuk; hepsi bu projeyi benimsedi. Türkiye’yi de ikna edeceğiz çünkü başka bir çözüm yolu yok. Sonuç itibarıyla olacak olan şudur: Türkiye’nin geçmişte kullandığı örgütler silahlarını yere bırakacaklar, Suriye de onları affederek kendi içinde bütünleştirecek. Zaten Suriye, teröre karşı mücadelede bu akıllı çizgiyi uyguluyor.

Bir başlıkta Karayılan şöyle diyor: “Savaş biterse, yani Türkiye’nin operasyonları durursa AK Parti, MHP ve Vatan Partisi ittifakı dağılır.” Doğru söylüyor. Bu ne anlama geliyor? Savaş biterse, yani Türkiye Amerika’ya teslim olursa, Pençe Harekatı’ndan vazgeçerse, PKK’yı bitirmekten vazgeçerse tabii ki bu ittifakın bir temeli kalmaz. Ancak bu savaş bitirilecek; PKK temizlenmeden bu savaş bitmeyecek. PKK’yı temizlemeden savaş durdurulursa, bu bir teslimiyet ifadesidir ve terörü bitirmekten vazgeçmektir. O zaman AK Parti, MHP ve Vatan Partisi arasında bir beraberlik kalmaz; çünkü vatanı savunmaktan ve PKK’nın üzerine yürümekten vazgeçmiş olursunuz.

Peki, PKK bitirildikten sonra ne olacak? Barış olacak, yaralar sarılacak. İşte o zaman Türkiye İttifakı dağılmaz; önünde başka programlar, başka amaçlar olur. PKK’yı bitirmeden savaş durursa bu Amerika’ya teslimiyettir ve ittifakın dağılacağı tespiti doğrudur. Ancak savaş hedefine ulaşırsa, yani PKK biterse, Türkiye’nin önünde yeni programlar olur ve bu programlar temelinde ittifaklar devam eder.

Bazı “açılım” sesleri de dillendirilmeye başlandı. CHP, Kürt politikasını ve raporunu güncelleyeceğini açıkladı. CHP, İYİ Parti ve HDP’nin yeni anayasa için bir araya gelerek görüşmeler yaptığına dair kamuoyuna bilgiler yansıdı. Peki bunları nasıl uygulayacaklar? Türkiye’nin önünde yeniden bir açılım süreci olur mu? Pençe varsa açılım olmaz. Türkiye şimdi PKK’ya pençesini vuruyor; pençe vuruluyorsa açılım olmaz, açılım olursa pençe vurulamaz. Bu iki ayrı seçenektir. Cumhuriyet Halk Partisi; “Pençeyi bırakalım, PKK’nın üzerine yürümeyelim, onu koruyalım, meclise sokalım, Kürdistan’a özerklik verelim, Avrupa Özerklik Şartı’nı uygulayalım” diyor. 2017 yılı Aralık ayındaki 17. Kongre’lerinde 1200 delegenin tamamı Avrupa Özerklik Şartı için el kaldırdı. Bunları görmemiz lazım. Özetle; pençe varsa açılım yoktur, açılım varsa pençe yoktur. Türkiye ya silahla bu sorunu çözecek –çünkü PKK silahlı ve Amerika ona silah veriyor– ya da silah dışı yöntemlere başvuracak. Amerika’nın silahlandırdığı ve “Silahı bırakmam” diyen bir PKK’yı silah kullanmadan temizleyebilir misiniz? Eğer silah kullanmazsanız, PKK’nın Güneydoğu’da “hükümetçikler” kurmasını kabul etmiş olursunuz; açılım o demektir ve bu bir bölünme sürecidir. PKK sorununun silah dışında bir yöntemle çözülmesi mümkün değildir.

Peki, Canan Kaftancıoğlu veya CHP lideri Kılıçdaroğlu niçin “Bu sorun parlamentoda çözülsün” diyor? PKK’yı kurtarmak için. Yani Türk Silahlı Kuvvetleri silah kullanmasın istiyorlar. Zaten Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki çoğunluk Türk Silahlı Kuvvetleri’ni destekliyor. CHP, HDP ve İYİ Parti orada azınlıkta. Onlar istedikleri kadar Pençe Harekatı’na karşı çıksınlar, Meclis çoğunluğu bu silahlı mücadeleyi destekliyor. “Parlamentoda çözülsün” demek, silahlı mücadeleyi desteklemekle çelişir. Onların kastettiği, Türkiye’nin silahı bırakmasıdır. Eğer Türkiye silahı bırakırsa, sorun Amerikan silahıyla çözülür. Demek ki sorun ya Türkiye’nin silahıyla ya da Amerika’nın ve uydusu PKK’nın silahıyla çözülecek. Bu sorun Türkiye’nin silahıyla çözülme sürecine girmiştir ve öyle de çözülecektir. Irak, Suriye, İran, Rusya ve Türkiye’nin ortak iradesiyle Amerika bu bölgeden def edilecek, PKK ve terör örgütlerinin işi bitirilecektir.

Yüksek Askeri Şura (YAŞ) konusuna geçelim. Çok tartışmalı bir şura oldu. “Liyakate uygun olmayan isimler atandı” ve “FETÖ ile mücadele eden isimlerin önü kesildi” gibi iddialar var. Bazı özverili isimlerin emekli edildiği görülüyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk ordusunun tamamı bugün Mustafa Kemal’in ordusudur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 30 bin FETÖ bağlantılı unsur temizlendi. Bu rakamı, Şubat 2018’de Genelkurmay Başkanlığı’nın mahkemelere gönderdiği gizli rapordan biliyoruz. 30 bin kişi temizlenince geriye ne kalır? Mustafa Kemal’in askeri kalır. Türk ordusu FETÖ’yü temizleyerek gerçek kimliğine kavuştu. Diyelim ki 240 civarında general var; bunların bir kısmı mecburen emekliye ayrılacak ki piramit yapısı korunsun. Bazı eski subayların ve generallerin bu süreçteki kıskançlıklarını veya memnuniyetsizliklerini Türk generaline yakıştıramıyorum. Soner Polat veya Cem Gürdeniz gibi sağlam isimler, Türk ordusundaki terfilerin liyakat esasına göre yapıldığını biliyor. Vatan Partisi olarak, Saldıray Berk gibi komutanlarımızın görüşlerine de başvuruyoruz. FETÖ temizliğinin başarıyla yapıldığını ve terfilerin liyakata dayandığını biliyoruz.

Liyakat sadece güvenlik değildir; askeri yetenek, karakter, kişilik, tecrübe ve verilen sınavlar bir bütündür. Bugün savaşan bir orduya karşı Oda TV gibi yerlerden psikolojik harekat yapılıyor. Türk ordusunun komuta kademesine karşı sürekli bir nifak çıkarma çabası var. Bazıları, “Perinçekçiler tasfiye oldu” gibi asılsız iddialar yayıyor. Türk ordusunda “Perinçekçiler” diye bir ekip yoktur; bu bir fesattır. Ben Türk ordusunun komuta kademesine güveniyorum. Pençe vuran, Fırat Kalkanı ile koridoru yaran, Mavi Vatan’ı savunan bir ordu yıpratılır mı? Bunların mevzisi bozuk. Tayyip Erdoğan düşmanlığından gözleri kararmış durumda; bütün değerlerini kaybetmişler. Siz kim oluyorsunuz da dışarıdan gazel okuyorsunuz? Bırakalım da savaşan ordu kendi kadrolarını belirlesin.

“Tayyip Erdoğan kendi ordusunu kuruyor” iddiasına gelince; FETÖ tasfiye edildiyse, Erdoğan kendi ordusunu kuramaz. Geçmişte, “Büyük Orta Doğu Projesi Eş Başkanlığı” döneminde FETÖ ile ortaklık kurup orduya kumpaslar düzenlediklerinde kendi ordularını kurmaya kalktılar ve o ordu 15 Temmuz’da kendilerini devirmeye çalıştı. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri, Mustafa Kemal geleneğine göre yeniden şekillenmektedir. Bu, Asya açılımının bir parçasıdır. Gökhan Sönmez Ateş gibi FETÖ’den yargılanan isimler bile “Hükümet, Türk ordusundaki Atlantikçileri ve NATO taraftarlarını temizliyor” diyor. Bu doğrudur.

Son olarak; izleyicimiz Tayyip Erdoğan’ın geçmişte ABD’ye verdiği taahhütlerden nasıl vazgeçtiğini soruyor. Bu, gerçeğin kendisiyle ilgili bir muhakeme sorunu. İlk önce gerçeği saptayalım: Tayyip Erdoğan bugün Amerika’ya karşı savaşıyor mu? PKK’ya ve FETÖ’ye karşı savaşıyor mu? Evet. O halde taahhütlerden nasıl vazgeçtiğini tartışmak yerine, bu fiili durumun sonucuna bakmak gerekir. Murat Karayılan; Tayyip Erdoğan’ı, Devlet Bahçeli’yi, Doğu Perinçek’i düşman kuvveti olarak mı ilan ediyor? Yoksa etmiyor mu? Bunlar artık bilinen gerçekler. Nasıl böyle oldu? O ayrıca konuşulur. Nasıl olduğunu biz zaten anlatıyoruz. Diyoruz ki Türkiye’nin dinamikleri, Türkiye’nin mecburiyetleri var. Türkiye’yi yönetenler PKK ile uzlaşamaz; Türkiye’yi yönetenler FETÖ ile uzlaşamaz. Eninde sonunda Türkiye onları FETÖ ile ve PKK ile mücadele çizgisine getirir. Türkiye budur. Türkiye, Tayyip Erdoğan’ı yönetiyor; Tayyip Erdoğan Türkiye’yi yönetmiyor. Tamam mı? Evet. Bazıları bunu anlamıyor.

Peki, gerçek ortada. Yağmur yağıyor, birileri ise yağmur yağmadığını ispat etmeye çalışıyor. Yağmur yağıyor kardeşim! Meteoroloji raporları “yağmayacak” diyebilir ama yağmur yağıyor. Bir kere yağmurun yağdığını kabul edeceksin. Neden yağdığını ayrıca konuşuruz.

Şimdi Sacip Güneş Beyefendi, İstanbul Sarıyer’den önemli mesajlar içeren bir not göndermiş, hepsini okumak istiyorum: “PKK’yı hangi devlet kurdu? Türk devleti kurmadı mı? Kürtleri Türkleştirmeye çalışmaktan vazgeçin, ırkçılık yapmayın. Şu anki PKK yöneticilerini Türk devleti yönetmiyor mu? Operasyonlarda gariban Kürtler katlediliyor. Kürt halkını, Türk halkı ile eşit görüyor musunuz? Kürt federe devletine neden karşısınız?”

Kürt federe devleti demek, Amerika’nın Türkiye’yi parçalaması demektir. Kürt federe devleti, Kürt devleti falan değildir; bu bir Amerikan planıdır. Amerika’nın kuklası olan bir yapıyı hangi Kürt kabul eder? Hangi Kürt; Amerika ve İsrail’in kuklası olan bir devletin vatandaşlığını kabul eder? İşte Suvarlı’dan yeni geliyorum; hepsi Kürt, bu ülke uğruna şehit oluyorlar. Kahraman insanlar. Hiçbiri Amerika’nın ve İsrail’in piyonu olmayı kabul etmiyor. Kürt dediğimiz budur, gerçek Kürt budur. Türkiye sınırları içinde yaşayan Kürtler Türk milletinin bir parçasıdır.

PKK’yı kim kurduysa kurdu; şu anda PKK, Amerika’nın avucundadır. Eğer Türk devleti kurduysa, niye Amerika 25 bin tır silah veriyor ona? Türk devleti silah vermiyor PKK’ya, Amerika veriyor. O halde PKK, Amerika’nın kuklasıdır. Bunları bir kere görelim; bunlar saçma sapan iddialar. “Operasyonlarda gariban Kürtler katlediliyor” deniliyor; ya bu gariban Kürtler, bu vatan uğruna canını veren insanlarımızdır. Bu topraklar Edirne’den Hakkari’ye kadar bizimdir. Edirneli de, Yozgatlı da, Trabzonlu da, Samsunlu da, Antalyalı da, Gaziantepli de, Malatyalı da bu topraklar için canını veriyor. Burada kastedilen PKK’lılardır. PKK’lı artık Kürt mürt değildir, o Amerika’nın askeridir. Amerikan askerini de Türk ordusu tasfiye edecektir. Nasıl Yunan askerini denize döktüysek, nasıl Fransızları Türkiye’nin dışından sürdüysek; bugün de kim Türkiye’ye karşı savaşıyorsa, elbette o savaşın bedelini ödeyecektir.

Vakti değerlendirmek adına son bir izleyici sorusuna geçelim. Neşe Kırtaç Ankara’dan yazmış: “Çevremizde çok fazla işsiz genç var. Doğu Perinçek, büyük bir holdingin ismini vererek Çin ile ticaret yapmasını sağlayıp genç işsizlik sorununu çözmesine yardımcı olabilir mi?”

Bakın, holdingleri holdingler kurtarır, Çin kurtarmaz. Türkiye’yi Türkiye kurtarır. Çin’de veya Rusya’da kurtarıcı aramak çok büyük bir yanlıştır. Biz Türkiye olarak bir üretim devrimi sürecinin eşiğindeyiz. O üretim devrimini yaparız; programımız buradadır. Türkiye’yi Türkiye’nin emekçisi ve sanayicisi kurtarır. Onlar kurtarırken tabii ki dünyadaki ekonomik ilişkileri değerlendirir, kimle ne iş birliği yapacaksa yapar. Holdinglerin kurtarıcısı; o holdingi yönetenler, örgütleyenlerdir. Biz Vatan Partisi olarak, üretim ekonomisi kurmaları ve Türkiye’de üretimi artırmaları için her alanda yardımcı oluruz, yön gösteririz. Bu program onlara yön göstermektedir. Aynı zamanda Çin’le, İran’la, Cezayir’le, Rusya’yla, bölge ülkeleriyle, Irak’la, Suriye’yle ilişki kurmalarında onlara alan açarız.

İşsizlik sorununu çözecek olan Vatan Partisi’nin üretim devrimi programıdır. İşsizlik nasıl çözülür? Tasarruf yaparak. Türkiye ürettiğinin bir kısmını tüketir, bir kısmını tasarruf eder. O tasarruf ettiğini yatırıma dönüştüreceksin; fabrika açacaksın, iş yeri açacaksın, tarıma kaynak ayıracaksın. Ne kadar çok tasarruf edip yatırıma kaynak ayırırsan, o kadar iş yeri açar, o kadar istihdam yaratırsın. Gençlerimiz de işsizlikten kurtulur. Bunun programını Teori Dergisi’nin bu ayki sayısında ayrıntılı bir şekilde bulabilirsiniz.

Şimdi yeni bir konuya geçelim. Aydınlık Gazetesi olarak birkaç gündür Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “gizli” damgalı “Tarikatlar ve Cemaatler Raporu”nu yayınlıyoruz. Müthiş bir rapor, yarın son bölümü yayınlanacak. İzleyicilerimize çağrı yapalım, kaçırmasınlar; son beş günlük Aydınlık’ı bulup okusunlar. İnternet sitemizden de ulaşabilirler.

Atatürk, “Türkiye; şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz” diyor. Bu bir programdır; tarikat olmaz, cemaat olmaz. Bunlar orta çağ kuruluşlarıdır. Türk insanına tarikatın, cemaatin müridi olmak yakışmaz. Türk insanı özgürdür, başı diktir. Bu bir özgürleşme programıdır. Orta çağdan kurtulma programıdır. Diyanet İşleri’nin bu raporu, Atatürk’ün ilan ettiği demokrasi programının gereğini yapmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş sebebi de budur; herhangi bir tarikat veya cemaat değil, devlet kontrolü elinde tutsun.

Tarikat ve cemaatler hep Diyanet İşleri Başkanlığı’na karşı çıkmışlardır, çünkü onlar Türkiye’yi dini yönden paramparça edip milleti köleleştirmek istemişlerdir. Türkiye Asya’ya yönelirken ve PKK’nın, FETÖ’nün üzerine yürürken, bu tarikatlara da tavır almaya başlamıştır. Bu rapor, Türkiye’nin çağ değiştirme sancıları içinde olduğunu gösteriyor. Bütün tarikat ve cemaatler inceleniyor. Emperyalizmin iş birlikçisi olan örgütlenmelerle, vatansever kuruluşları ayırmak lazım. Sonuç itibarıyla hiçbir Türk ferdi tarikat mensubu, şeyhin müridi olamaz; çünkü şeyhin müridi olmak köle olmak demektir.

Bazı sahte cumhuriyetçiler buna karşı çıkıyor. “Tarikatları temizleyerek ümmet kuracaklar” diyorlar. Hayır, tarikatları temizleyerek millet kurulur. Bugün ümmet, tarikatlarla parçalanmış durumdadır. Tarikatları temizlemeyen cumhuriyet olur mu? FETÖ’yü kollayan cumhuriyetçilik olur mu? Şimdi bir de Süleymancılar, Menzil gibi yapılar hakkında duyumlar var. Aydınlık’tan okuyoruz bunları. Bu rapor tarihi bir belgedir. Türkiye, Amerika’dan kurtuldukça, PKK’nın ve FETÖ’nün üzerine yürüdükçe Atatürk devrimi rotasına giriyor. 12 Mart 2014’te Silivri kapısında “Kınından çıkmış kılıç gibiyiz, Türkiye’de tarikat, cemaat, şeyhlik olmayacak” demiştik. Beş yıl içerisinde FETÖ ezildi, 100 binin üzerinde FETÖ bağlantılı kişi temizlendi. Bu bir devrimdir.

AK Parti ve CHP’nin seçim dönemlerinde tarikatlarla girdiği ilişkiler raporu zedeler mi? Hayat çelişmelerden ibaret; çelişmeleri çözerek ilerliyoruz. Atatürk’ün demokrasisinde tarikattan oy almak yoktu, çünkü o devrimci demokrasiydi. Amerikan demokrasisi ise bizi geriliğe teslim olmaya zorluyor. Ama Türkiye bu çelişkileri aşacaktır.

İstanbul’dan Rüstem Şahin Bey diyor ki: “Cemaat ve tarikatlar İslam’ın gereğidir, Doğu Bey İslam’a karşı savaşıyor mu?” Hz. Muhammed zamanında cemaat ve tarikat var mıydı? Cemaat ve tarikatlar İslam’ı böler, İslam’ın düşmanıdır. Rüstem Bey’e soruyorum: Hz. Muhammed hangi tarikatın mensubuydu? Nakşibendi mi, Kadiri mi, Fethullah Hoca’nınki mi? Hz. Muhammed; “Bir olacaksınız, beraber olacaksınız, ümmet olacaksınız” diyor. Ayrılığı reddediyor. Rüstem Bey’e yeni çıkan “Hz. Muhammed” adlı kitabımı öneriyorum. Tarikatlar İslam’ı bölüyor; iyi bir şey mi bu bölünmüşlük? Ali-Muaviye savaşını mı yaşayalım? Yoksa başka tarikatlara mı bölünelim? O tarikatlardan kurtularak Türkiye çağdaşlaşır. Tarikat ne demek? Şeyhin müridisin. Ben Rüstem Bey’e şeyhin müridi olmayı veya bir cemaatin mensubu olmayı hiçbir şekilde yakıştırmıyorum. O bizim vatandaşımız. Özgür vatandaş olmak Rüstem Bey’e yakışır.

Bir de Diyanet; hatırlayacaksınız, birkaç yıl önce tarikatlarla bir araya gelmişlerdi. Tarikat ve cemaatlerle bir toplantı yapmışlardı, Tayyip Erdoğan da katılmıştı. Şimdi raporda da bazı tespitler var. İşte imam hatipleri yerleştirmek, daha nitelikli eğitimin kalitesini artırmak ve aynı zamanda bu işleri Diyanet eliyle yürütmek gibi. Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk Devrimi’nin bir kurumudur. Bu çok önemli; Atatürk kurdu Diyanet İşleri Başkanlığı’nı. O, tarikat ve cemaatlerin korktuğu ve istemediği gibi bir kurum değildir.

“Ben parasını veriyorum” diyerek internet üzerinden yayın yapanlar var. “Parayla alabiliyorsunuz, parasını verdiğim her şeye özgürlük” diyorlar. Öyle bir şey yok. Parayla dünyaya hükmedemezsiniz. Sen parasını veriyorsun diye Türkiye’yi çürütemezsin. Türkiye satılık değil, Türk genci satılık değil, Türk insanı satılık değil. Bir de şöyle eleştiriler var: “Netflix mi kaldı? Yabancısı mı kaldı? Önce kendi kanallarımızdakine bakalım.” Her yer mafya dizisi; RTÜK buralara da müdahale etmeli. Bir iklim, ideolojik bir iklim yaratmamız lazım.

Batı’dan gelen bir çürüme var. Ancak böyle bir özgürlük yok. Ne Fransız Devrimi’nde, ne Türk Devrimi’nde, ne Rus Devrimi’nde, ne Çin Devrimi’nde, ne Amerikan-İngiliz devrimlerinde böyle bir özgürlük var. Çürümeye özgürlük yok, ihanete özgürlük yok, vatan düşmanlığına özgürlük yok. Özgürlük insan içindir; başı dik, özgür ve bağımsız yaşamak içindir. Yoksa “Düşman PKK’yı destekleyeceğim, özgürüm”; “Türkiye’ye karşı Amerika’nın namlularının yanında olacağım”; “Uyuşturucuyu yayacağım, propagandasını yapacağım” gibi özgürlükler yok.

Özgürlük, sahte özgürlüklere karşı mücadeleyle kazanılıyor. Ben kralım, saltanat özgürlüğüm var; ben papazım, cennetin anahtarını satma özgürlüğüm var; ben şeyhim, müridime ayağımı yıkatırım, suyunu içirtirim; ben Fethullah hocayım, insanları vatana ihanet yoluna sürerim… Yok öyle bir özgürlük!

RTÜK üyeleriyle aylar önce görüşmüştük. Neredeyse AK Parti, MHP ve CHP’lilerin tamamı bunu bir kültürel sorun olarak ele aldıklarını, bunun bir vergilendirme veya sansürlenme değil, kültürel bir mücadele olduğunu belirttiler. Ben prensibi söylüyorum: Vatan Partisi iktidarında uyuşturucuyu savunmak, toplumsal suç işlemek, vatana ihanet etmek ve terörle beraber olmak gibi “özgürlükler” hiçbir şekilde kabul edilmeyecektir. Denetimler olması doğaldır ama onun dışında insanlar fikir sahibi olacak, muhalif olabilir, iktidarı eleştirebilir.

Batı çürüyor. Batı’da insanlar evlerinde ölüyor, kapılarını çalan kimse yok. Koku çıkınca kapılar açılıyor. Aile bağları, dayanışma, insanlık çözülmüş gidiyor. O Batı bize çürümeyi getiriyor; sağlıklı insan ilişkilerimizi, kardeşliği, arkadaşlığı ve aşkı katlediyor. Her şeyi basit bir hayvani cinselliğe indirgiyor. Batı’da aşk diye bir şey kalmadı; aşk Afrika’da, Asya’da yaşıyor. O Batı’dan kopmamız lazım.

Türkiye’yi dinlenenler değil, üretenler yönetecek. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.

Paylaş