Çıkış Yolu | 24.03.2026

Çıkış Yolu | 24.03.2026

Herkese iyi akşamlar diliyoruz.

Her zaman olduğu gibi konuğumuz Vatan Partisi

Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçek.

Sayın Perinçek hoşgeldiniz.

Eyvallah sağolun sizde iyisiniz.

Bizlerdeyiz çok sağolun.

Bayramınız, bütün seyircilerimizin, izleyicilerimizin

bayramları, geçmiş bayramları kutlu olsun sizlerinde.

Çok teşekkür ederiz.

Sayın Perinçek bugün her zaman olduğu gibi Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni

tepkikadanla birlikte sorularımızı soracağız.

Tabi çok yoğun bir gündem var savaş cephesindeyiz aynı zamanda.

İsterseniz vakit kaybetmeden başlayalım Sayın Perinçek.

Tabi ABD, İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta hemen hemen birayı buldu.

28 Şubat’ta başlamıştı.

Tabi İran etkili karşılıklar verdi ve Amerika 5

gün süreyle saldırılarını ertelediğini söyledi.

Altyapı tesislerine saldıracağını söyledi ama ertelediğini söyledi.

Batı cephesinde hep böyle ileri geri adımlar var.

İran ise kararlı duruşunu sergiliyor.

Siz bu birayı, İran’ın tutumunu nasıl değerlendirirsiniz Sayın Perinçek?

İran, rehberi Hameney’in gösterdiği yolda ölümün üzerine kahramanca yürüyor.

İsrail askeri ise ağlayarak kaçıyor.

Lütfen onu gösterelim.

İsrail askerlerinin ağlayarak kaçışını yüz yılağın önünden.

Şimdi gelin.

Ses var mı?

Stüdyoyla ses verebilmeyiz arkadaşlar.

SES VAR!

SES VAR!

SES VAR!

SES VAR!

SES VAR!

SES VAR!

SES VAR!

SES VAR!

SES VAR!

Bence savaşı anlatan bu.

Yani bir İran’ın ölümün üzerine gitmesi ve o rehberin o mesajı bütün halkına vermesi.

Ateşlemesi bütün İran’ı.

Yani ölümden korkmayan bir rehber.

Hameney orada bir liderlik yaptı.

Yani ölümden korkmayacağız.

Çünkü bu savaşı ancak ölümden korkmayarak kazanabilirdi İran.

İran halkı kendi hükümetini, devletini destekledi.

Çok önemli bir iş yaptı hükümet.

Savaşın başında o ekonomik sebeplerle bir hareketler oldu esnafın falan.

Onları hükümet çok iyi karşıladı.

Evet dedi.

Bir de zorluklarımız var.

Esnafımızı anlıyoruz falan.

Fakat aralarına ondan sonra bir takım unsurlar, CIA

ve Mossad’ın kışkırttığı unsurlar katıldı, karıştı.

Ve onları çok iyi ezdi.

Bakın ezdi kelimesini özellikle kullanıyorum.

Orada insan haklarcılık falan filan da ondan sonra vatan savunması olmuyor.

Ne Mustafa Kemal insan haklarcıydı.

Ondan sonra vatanı savunan.

Ne Boumet diyen.

Cezayir.

Ne Hindistan, Gandiler vesaire.

Ne Çin, Mao ondan sonra.

Yani vatan için savaşta insan haklarcı falan filan nazik davranıyor falan.

O tarihi önemdeydi.

Ve İran halkı da bütün meydanları doldurdu milyonlar olarak.

Ve orada rejim karşılıklarına bir alan bırakmadı.

Yani şimdi o milyonların günlerdir yaptığı hareketleri, eylemleri görüyoruz.

Ve orada rejim düşmanı hangi şeyi yapacak ne derler.

Renkli kalkışmayı, turuncu kalkışmayı falan kışkırtacak.

Yani halk da devletini ve hükümetini destekledi.

Hatta şey oluyor Sayın Perinçek.

Biz eleştiriyoruz bazı hükümeti ama bu vatan meselesi.

Biz o yüzden devletimizin yanındayız diye o muhalif kesimlerden açıklamalar var.

Burada tabii Amerikan emperizmine ve İsrail siyonizmine karşı bütün İran’ın

devlet ve millet olarak, ordu, devlet, millet birleştiğini gördük.

Karşı taraf ise haksız bir savaş yürütüyor.

Yani sonuç itibariyle iş onun için ağlayarak kaçıyor İsrail askeri.

Çünkü yaptığı şey emperiz projelerinin içinde İsrail.

Ondan sonra o nedenle İsrail askeri ağlayarak kaçıyor.

İran’da ise muazzam bir kararlılık, azim var.

Ölümün üzerine yürümek var.

Ondan sonra şehitliği bir rütbe, bir mertebe olarak görüyorlar.

Liderleri de onlara o mesajı verdi.

Bizim İstiklal Savaşı’nda da çok güzel bir örnek vardır.

Liderlik örneği.

O 26 Ağustos taarruzundan sonra Reşat Bey ‘in Çiğiltepe adını verdiğimiz daha sonra

o tepeyi alma emrini bizzat Mustafa Kemal Paşa ona telgrafla bildirir.

Yarım saat içinde o tepeyi alacaksın der.

Alamayınca Miralay Reşat Bey ondan sonra şakağına

kurşunu sıkar ve bütün asker ateşlenir onunla.

Yani ondaki komutanlarının onuru.

Yani yarım saatte aldıysam aldım, almadıysam bu hayat bana haramdır tutumu.

Askeri ateşler ve tepeyi alırlar.

İşte orada nedir?

O intihar o tepeyi almayı sağlıyor.

O da bir liderlik.

Yani askeri ateşlemek için ben ölümü göze alıyorum,

siz de ölümü göze alıp o tepeyi alacaksınız.

Aynı şey Hamaney yaptı tabi bütün İran çapında.

Bütün İran milliyeti.

İran milletini ayağa kaldırdı.

Ve ondan sonra gelen liderleri de görüyoruz.

Ondan sonra işte halkın içinde, halkla beraber sarılıyorlar, fotoğraf

çektiriyorlar, öpüşüyorlar yollarda falan filan.

Tabii korunuyor onlar, onu söyleyeyim.

Yani liderlerin korunmaması diye bir şey.

Onlar korunuyor ama kimden korunuyor?

Mossad ajanlarından, CIA ajanlarından korunuyor.

Yoksa kendi halklarıyla beraberler.

Dolayısıyla bu savaşı İran kazanıyor.

Öyle güzel bir şey geldi.

Yani buradan da tekrar onu görüyoruz.

Kefen giyenler, zırh giyenlerin karşısında savaşı kazanıyor.

Yani çünkü kefen giymek ne demek?

Kararlılık, azim.

Savaşlar ölümü göze alarak kazanır.

Çünkü savaşlarda nedir?

Ölmek ve öldürmek var ve ölmekten korkmayan öldürebilir.

Sonuç itibariyle ölmekten korkmazsan, düşmanı imha edebilirsin, yok edebilirsin.

O kararlılık sonuç itibariyle, tabi İran devletinin büyük gelenekleri,

hazırlıkları, ondan sonra arada kalan 12 gün savaşından sonra bütün problemlerini

çözmesi, yığınak yapması, Rusya’nın ve Çin ‘in önemli desteği, teknolojik bakımdan da

üstün bir savunma sistemi ve taarruz sistemi oluşturulması.

Bunların hepsini topladığımız zaman, İran’ın üstünlüğü ortaya çıktı ve bugün

Hürmüz Boğazı’da Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Boğazı’nın rolünü oynuyor.

Yani Birinci Dünya Savaşı’nda İngiliz-Fransız donanmasına Çanakkale

Boğazı ‘nı Türkiye, Osmanlı Devleti kapatarak ne oldu?

Çarlığı kurtaramadılar.

İngiliz-Fransızlar.

Çarlık kurtulamayınca orada devrim oldu.

Demokratik devrim.

Arkasından Sovyet Devrimi.

Bütün dünya dengeleri değişti.

Ve bizim İstiklal Savaşımız da o iklimde, o koşullarda

oldu ve Birinci Dünya Savaşı büyük devrimlere yol açtı.

İkinci Dünya Savaşı da yine büyük devrimlere yol açtı.

Şimdi gene bu İran’ın direnişi, Lübnan-Lahizbullah’ın direnişi,

Yemen’in direnişi, Filistin’de Hamas’ın ve

Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Filistin’in direnişi.

Gerçekten bu bölgemizde Rusya yukarıda, kuzeyde, Ukrayna cephesinde emperyalizme

karşı, Amerika ve Avrupa emperyalizmlerine karşı çok büyük bir başarı kazandı,

kazanıyor.

Yani Karadeniz cephesinden Doğu Akdeniz’den geçelim, işte Filistin’iydi,

Suriye’siydi, ondan sonra İran’ıydı, Yemen’iydi, Hürmüz Boğazı’na kadar,

hep diyorduk ki biz Karadeniz’den Hürmüz Boğazı’na kadar tek bir cephe,

o cephede insanlığın büyük başarılar kazandığını, bölge ülkelerinin,

devletlerinin büyük bir başarı kazandığını Amerikan emperyalizmi ve İsrailsiyonizmi

‘ne karşı görüyoruz ve burada da Hürmüz Boğazı’nı İran kapatmakla emperyalizm

kapitalist sistemi çok derin bir enerji boğazına bunalımın içine itti.

Zaten Avrupa ve Amerika’da önemli problemler vardı.

Sistem bir krizin içerisindeydi.

Şimdi İran’ın bu direnişi ve Hürmüz Boğazı ‘nın kapatması sistemi sallıyor.

Amerika’yı ve Avrupa’yı sallıyor.

O bakımdan çok tarihi bir dönemin eşiğindeyiz.

Yani yeni bir büyük devrim dalgası Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı’ndan

sonra olduğu gibi insanlığın büyük bir devrim dalgası eşiğinde olduğunu görüyoruz.

O başladı.

İran’ın dirinişi, Yemen’in dirinişi, Filistin’in dirinişi, Türkiye’nin sağlam

duruşu, Çin’in Tayvan Boğazı’nda sağlam duruşu, bütün bunları topladığımız zaman

dünyanın çok büyük tarihi gelişmelerin eşiğinde olduğunu görebiliyoruz.

Efendim, devrimler çağından bahsettiniz.

Bu sefer devrimler nerelerde olacak?

Yani tabii 1915’te Çarlık Rusya Sınavı 1917’de oldu ama bu sefer nerelerde olacak?

Sistem nasıl bir sisteme binecek?

Bir kere Amerikan emperyalizminle işbirliği yapan Kürt ülkelerinde ondan

sonra bir takım şeyhlerin, emirlerin falan

tahtlarının şimdiden sallandığını görüyoruz.

Bahreyn’de falan ciddi halk eylemlerinde.

Sallandığını görüyoruz.

Ama Türkiye zaten bu savaş olmasa bir devrime doğru büyük bir karara doğru gidiyor.

Onu söylüyorduk.

Aslında o büyük karar bizim silivri duvarını yıkmamızda 2014’te başladı.

15-16 Temmuz’da Amerika’nın darbesini Türkiye ezdi.

Gladio’yu ezdi.

O da çok önemli bir devrimci ataktı.

Arkasından Türkiye Fırat Kalkanı’yla, Zeytin Dalı’yla Barış Pınarı’yla Amerika

‘nın hakimiyet alanlarına girdi Türk Silahlı Kuvvetleri.

Yani Türkiye’nin zincirlerini kırdığı bir süreçte bu İran’ın direnişi, Filistin’in

direnişi, Yemen’in direnişi geldi ki bu da Türkiye’nin

öndeki devrimci süreçleri ateşliyor ve açıyor önünü.

Türkiye’de önümüzde devrim yapan ülkeler arasında en önemlisidir diyebilirim.

Öyle bir sürece girdi.

Biz yayına girmeden önce bakanlar kurulu toplantısı vardı.

Çıkışta Sayın Cumhurbaşkanı bir açıklama yaptı.

Orada da savaşa ilişkin bazı mesajlar verdi.

Aynen şöyle diyor Sayın Cumhurbaşkanı.

Terörsüz Türkiye sürecimiz nasıl yarım asırlık kanlı bir oyunu bozuyorsa terörsüz

bölge idealimiz de Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında nifak

duvarları örmek isteyenlerin planlarına set çekmektedir.

Birilerinin bizi çekmek istediği tuzaklara düşmüyoruz.

Tedbirli, temkinli, soğukkanlı şekilde kardeşlik ve

komşuluk hukukuna riayet ederek süreci yönetiyoruz.

Evet yani bu hükümetimizin de İran’ın dirilişi sonucu politikalarındaki

tereddütlerden ondan sonra vazgeçtiğini görüyoruz.

Vatan Partisi’nin de burada çok büyük etkisi var Türkiye’de.

Türkiye’yi ateşledi Vatan Partisi.

Evet İran’ın dirilişi çok etkili oldu ama Türkiye’de de Vatan Partisi Türk

milletini, Türkiye’yi, orduyu ve Türk Devleti’nin vatanseverliğini milli özünü

ateşledi.

Dolayısıyla bakın şimdi bu konuşmayla savaşın

başladığı günlerdeki açıklamaları karşılaştıralım.

Bizim hükümetimizde de milli yönde önemli bir gelişme olduğunu tespit edebiliyoruz.

Ama Sayın Perinçek birkaç gün önce de Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan Riyad’da

bir toplantı yaptılar.

Hepsi neredeyse İran’a karşı bir bildiriydi.

İsrail bir cümleyle geçiyor.

Amerika hükümette böyle bir denge diyorlar ama hani ne yöne?

Daha mı milli yoksa daha mı Amerikancı oluyor?

Bu da çok tartışılıyor kamuoyunda.

Bir tane şey var.

Yapay zeka ile yapılmış bir video var.

Evet arkadaşlar da vardı onu gösterelim.

Getirebilirlerse.

Tahta taşıyorlar.

Netanyahu’yu.

Körfez’deki bir takım Amerika işbirlikçisi, İsrail işbirlikçisi

hükümetler Netanyahu’yu ve Trump’ı sırtlarına almışlar.

Tahta taşıyorlar.

Öyle bir video var.

Hemen onu görür görmez içimden dedim ki inşallah Türkiye yoktur burada.

Türk bayrağı da yoktur.

Onu da gösterebiliriz.

Hakikaten Türk bayrağı yok.

Türkiye yok.

O benim için ferahlattı.

Şimdi getiriyor arkadaşlar.

Onu da göreceğiz.

Sallanıyor onların tahtları.

Yani sırtlarında Netanyahu’nun ve Trump’ın

tahtını taşıyanların kendi tahtları sallanıyor.

Çünkü onların tahtının altına girerek kendi ülkelerinin bağımsızlığı,

egemenliği konusunda hiçbir kararlarının olmadığını göstermiş oluyor.

İşte bu.

Evet bakın tahtta Netanyahu ile Trump ve altta o körfez şeyhlikleri ondan sonra

onlar sırtlarında taşıyorlar onların tahtını.

Bakın orada yukarıda bayraklar var.

Bir takım körfez şeyhliklerin bayrakları.

Türk bayrağı orada yok.

Tahtı taşıyanlar arasında da Türkiye yok.

O beni çok ferahlattı.

Manzara bu.

Bunlarla birlikte bayram yapılır mı?

Bakın bayramın ilk günüydü.

Sizin bahsettiğiniz Riyad bildirisi.

Riyad bildirisi utanılacak bir bildiri.

Yani onun altındaki imzayı hiç kimse ileride savunamayacak.

Hatta belki de bu imza benim değil.

Yapay zeka ile attılar.

Sahte imzadır falan.

Şaka yapıyorum ama.

Yani hiç kimse Riyad bildirisinin altındaki imzayı savunamayacak.

Bunu çok açık bir şekilde söyleyebiliriz.

Şunların arasında Türkiye’nin olmaması bizi ferahlatıyor.

Oh oh diyoruz ya biz yoğuz.

Biz yoğuz diyoruz.

Ama o Riyad bildirisinin altına atılan imza o tabii bizim için çok büyük bir utanç.

O aynı zamanda bizim sorumluluklarımızı da hatırlatıyor.

Ve bugünkü kabine toplantısından sonra Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaptığı

açıklamayla Riyad bildirisinin altındaki imza hiç bağdaşmıyor.

Riyad bildirisi de bağdaşmıyor.

Riyad bildirisi tamamen düşman tarafta.

Amerika’dan falan hiçbir övgü yok.

İsrail’den bahis var onun da övünüyorlar ama Lübnan’a saldırdığı için.

Yoksa İran’a saldırdığı için İsrail’e karşı herhangi bir tavır yok.

Riyad bildirisi Türk tarihinde utanç bildirisidir.

Ondan sonra ve bu aynı zamanda Tayyip Erdoğan hükümeti

adına da çok büyük bir problem ifade etmektedir.

Yani hükümetimizin o devamlı yalpalamaları, tereddütleri,

kararsızlıkları vatanı savunmada burada İran’ı savunma değil vatanı savunmada.

Çünkü İran’ı savunursan Türkiye’yi savunabilirsin.

İran’ı savunmazsan Amerikan ve İsrail’in yanında

olursan Türkiye’nin başına da en büyük belaları açarsın.

Zaten bu Devlet Bahçeli’nin sayın tutumuyla da

bağdaşmıyor Riyad bildirisi sonuç itibariyle.

Bugün kabile tabi onu da söyleyeyim Sayın Cumhurbaşkanımız kabineden bahsediyor ama

başında bulunduğu Cumhuriyet’in anayasasında kabine diye bir sözcük yok.

Anayasanın hiçbir yerinde kabine diye bir sözcük yok.

Bu Amerikan sisteminden kopya çalınan, onu taklit eden, bize yakışmayan bir söz.

Bir Cumhurbaşkanı kendi anayasası dışında kavram kullanabilir mi?

Kabine diye bir şey yok.

Bizde plaj kabinesi var, pilot kabinesi var ama hükümetin

karşılığında Türkçemizde kabine diye bir şey yok.

O Amerikan başkanlık sisteminde olan bir şey.

Neyse o da ayrı bir şey.

Bugün o kabine diyor onlar.

Kendilerine kabineyi yakıştırıyorlar.

Açık söyleyeyim.

Demek ki hükümet olmayı yakıştıramıyorlar.

Türkiye’nin sisteminde hep ne vardı?

1876’dan beri bizim anayasa sistemimizde 1876, 1909, 1921,

1924, 1961 bugüne kadar gelen anayasa sistemimizde hükümet var.

Ve halk içinde de hükümat yani ağırlığı olan bir kavram hükümet.

Kabinenin hiçbir ağırlığı yok.

Türkiye’de kabineden bahset.

Hiç kimse kabinenin önünde ceketini iliklemez.

Ama hükümeti gördüğü zaman ceketini ilikler ve ayağa kalkar.

Kabinenin önünde kimse ayağa kalkmaz.

Niye?

Bunu da ısrar ediyorlar.

O da hakikaten ayrıca bir soru işaretidir.

Neyse.

Riyad bildirisinden oraya geldik.

Dolayısıyla hükümette kabine sözcüğüne kadar anayasa dışı bir sözcük.

Ondan sonra geleneklerden, Türk devlet geleneğinden Osmanlı, Selçuklu,

Karahanlı, Gazneli, Göktürk, Hunlara, Sakalar’a kadar, İskiltere’ye kadar uzanan

Türk devlet geleneğinden bahsediliyor zaman zaman.

Ama o devlet geleneğinin kalkıp da Riyad

bildirisinin altına imza atması mümkün değil.

O devlet geleneği kendini hayatta ispatlar.

Yoksa lafla mafla ondan sonra onlar ispatlanmaz.

Dolayısıyla Riyad bildirisini Türk milleti mahkum etmiştir.

Sanıyorum Türkiye’de Riyad bildirisiyle ilgili bir anket

yapılsa yüzde beş bile destekleyen çıkacağını tahmin etmiyorum.

Bizim milli vicdanında tamamen mahkum ettiği bir uygulamadır.

İnşallah bu ders olur.

İnşallah ders olur.

Ama bugünkü hükümetin açıklamaları komşuluk hukukuna gönderme yapan,

bizim İran’la aramızı açan bir takım komplolar, tuzaklar onlara sonuç

itibariyle değinen hükümet bildirisi tabi olumlu gelişme.

Ama o olumlu gelişmede bir İran direnişinin işte Lübnan’da Hizbullah’ın

mücadelesinin, Filistin’de Hamas Filistin Kurtuluşu Örgütü ve Filistin halkının

devletinin, Filistin devletinin direnişinin Yemen direnişinin ve

Türkiye’de de Vatan Partisi’nin etkisiyle tabi

bugünkü kabinlerin o açıklaması ortaya çıkmıştır.

Onu da herkes görüyor.

Efendim şimdi bugün Körfez ülkelerinden bahsetmişken, Wall Street Journal bir

haber yaptı ve Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi

Arabistan’a savaşa resmen girmeye çok yakın olduğunu yazdı.

Hazırlandıklarını yazdı.

Bir yandan da biz yayına girmeden önce Trump 82.

İndirme Birliğine yani bir indirme yapmak üzere görevlendirdiğini duyurdular.

Amerikan basını.

Şimdi Trump bir çatal çıkmaz da gözüküyor.

Bir yandan İran’da hürmüz boğazını açamıyor, hedeflerine ulaşamıyor.

Bir yandan da geri çekilmesi durumunda da diyelim o küresel

hegemonya iddiasını, prestijini, her şeyini kaybetmiş oluyor.

Yani o gidiş bir daha geri dönmemek üzere bir gidiş olabilir.

Siz savaşın bundan sonraki evresinin nasıl devam edeceğini…

Ben bundan sonra Suudi Arabistan’ın veya Birleşik Arap

Emirlikleri’nin bu savaşa girme ihtimalini görmüyorum.

Yani yenildikleri çok açık.

Yenilgiyi bu devletler niçin kabul etsinler?

Yani aptalca bir şey olur onlar açısından.

Yani Amerika ve İsrail onları dürttü diye.

Ondan sonra bu savaşa girmelerine ihtimal vermiyorum ben.

Onu açık bir şekilde söyleyeyim.

Ve Amerika Birleşik Devletleri’nin de bir

takım karar harekatları falan yapacak hali yok.

Yani o Amerika için intihar olur.

Bu savaşta Amerika mağlup olmuştur.

Ben Haziran Vadisi’ni biçiyorum Trump’ın iktidarda kalması açısından.

Yani seçime meçime de benim tahminim kalmayacaktır.

Yani Amerika Birleşik Devletleri’nde bizzat Cumhuriyetçiler

kendi başkanlarına karşı muhalefete başladılar.

Trump yenildi ve yenilen Trump da Amerika’daki tahtını kaybetmenin arifesinde.

Birkaç ay bence kalmıştır.

Yani bu hukuk yani hangi yoldan olur?

Şöyle olur, böyle olur.

Ama Trump bitti.

Yani Trump’ın sonu yok.

Ama onun bir tane çaresi var.

Hani prestijli bir, diyelim ateşkes yapmak veya

barış yapmak ama o prestijli ateşkesle nasıl olacak?

Ona da İran izin vermiyor.

İran izin mi olacaksın?

Hatta bazı açıklamalar yapıldı.

Trump dedi ki İranlılarla görüşüyoruz.

İranlılarla görüşme bulan yok dedi.

Yalanladı onu.

Evet, oradan da.

Bir bağlantı olmadığı görülüyor.

Sayın Perinçek, buradan isterseniz devam edelim.

Yani İran’ın durumunu biraz konuştuk ama sizin

son bıraktığınız Trump’a sürede biçtiniz.

Haziran sonu diye.

ABD var tabi bir de Avrupa var.

Arkasına Avrupa’yı bile alamadı.

Yani siz önümüzdeki yıllarda ABD’nin ve Avrupa’nın durumunu nasıl görüyorsunuz?

Bakın sistem, yani emperyalist sistem, kapitalist

sistem çok derin bir krizin içine girdi.

Savaş öncesinde zaten bu kriz başlamıştı.

Yani Amerika ekonomisi hızla geriliyor inişte.

Dolar saltanatı yıkılıyor.

Avrupa derin bir enerji bunalımı içine girdi.

Avrupa Ukrayna savaşının altından kalkamadı Avrupa emperyalistleri.

Bugün Fransa’da Marine Le Pen’in bir yazısını

Ali Rıza Taşdelen sabahleyin bize aktardı.

O da ifade ediyor.

Avrupa’da diyor önümüzdeki yıl seçim yılı ve bu seçim yılında bütün o emperyalist

kapitalist sistemin daha doğrusu ABD emperyalizmi eksenli kuvvetlerin ondan

sonra iktidardan düşecek ve Avrupa’da başı dek Avrupa’nın kendi ülkelerinin

bağımsızlığından yana partiler iktidara gelecekler şeklinde ki doğru oraya gidiyor.

Avrupa Birliği de dağılıyor.

Alternatif Parti Almanya’da iktidara ilerliyor.

Bütün anketler onu gösteriyor.

Marine Le Pen Fransa’da iktidara ilerliyor.

Zaten İtalya’da işte Meloni onların benzeri o kazanmıştı.

Macaristan’da bağımsızlıkçı urban hükümeti var.

Batı Avrupa’da da çok hızlı bir şekilde Avusturya’da var.

Batı Avrupa’da da o bağımsızlıkçı partilerin iktidara ilerlediğini görüyoruz.

Ha bu Türkiye’de şu bakımdan önemli.

Bakın bir Cumhuriyet Halk Partisi kongresi oldu değil mi?

Daha yeni.

Avrupa Birliği’ne gireceğiz.

Avrupa Birliği çözüm olarak gözüküyordu.

Yine bizim Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa Birliği falan diye açıklamaları var.

Hangi Avrupa Birliği’ne gireceksiniz?

Avrupa Birliği dağılıyor.

Hangi NATO sizi koruyacak?

NATO parçalanıyor, dağılıyor.

NATO mu kaldı?

Amerika NATO’dan çıkmaktan bahsediyor.

Avrupa NATO’yu reddediyor.

Ne olacak?

Bir tek Türkiye mi kaldı NATO ülkesi?

Yani tek başına NATO’yu Türkiye mi sırtında?

Yani Türkiye diyelim de Tayyip Erdoğan hükümeti mi?

Ve bizim Dışişleri Bakanlığımız mı NATO’yu sırtında taşıyıp götürecek?

Böyle diyenler var ama Türkiye’nin rolü artacak NATO’da.

Türkiye’nin rolü artacak NATO’da.

Tek başına kalırsa rolü artar tabii.

Ondan başka hiç kimse olmayınca.

Bir tek Türkiye kalıyor NATO’nun içinde.

NATO dağılıyor.

Yani bunu görmeden Türkiye yönetilebilir mi?

Nasıl NATO’cu oluyorsun?

Nasıl Avrupa Birlikçi oluyorsun?

Olmayan, yok olmakta olan bir NATO.

Ondan sonra dağılmakta olan bir Avrupa Birliği.

Türkiye’de son 30-40-50 yılın batı sistemine bağlanma yönündeki bütün

politikaların iflas ettiği bir döneme girdi.

Bu bir iflasın başlangıcı da, onu da ifade edeyim.

Bir süre sonra o iflası çok derin bir şekilde yaşayacağız ve o NATO’cular,

Avrupa Birlikçiler falan filan da bir süre sonra nasıl o tezlerinden falan filan

kaçabileceklerini, vazgeçebileceklerini falan filan ifade etmeye çalışacaklar.

Veyahut da onların altında kalacaklar.

NATO’cular, NATO’nun dağılmasının, parçalanmasının

altında kalacak o duvarların, yıkılan duvarların.

Avrupa Birlikçileri de Avrupa Birliği’ni yıkılan duvarların altında kalacak.

Türkiye öyle bir döneme giriyor.

Ve Avrasya’dan yeni bir uygarlık yükseliyor, Asya’dan yeni bir uygarlık

yükseliyor ve Türkiye’de Asya’daki yerini belirleyeceği bir döneme girdi.

Bu bir devrim.

Türkiye’nin Atlantik sisteminden ayrılması ve Asya ‘da

konumlanması, yeni uygarlığın ön cephesinde konumlanması bir devrim.

Bu böyle basit bir dış politika falan değil, bir devrim o.

Şimdi o devrimin içine girdi Türkiye.

Eşiğinde de değiliz artık.

O devrimin içine girmiştir.

Siz Sayın Löpel’in açıklamasını hatırlattınız.

Bugün bir de Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier Dışişleri Bakanlığı’nın kuruluşunu 75.

yıl dönümünde konuştu.

Yani böyle irticalen bir konuşma değil.

Kapsamlı bir konuşma yaptı.

Oradaki vurguları şu an batı basında da çok konuşuluyor.

Steinmeier dedi ki, İran ile savaş feci bir hatadır.

Ve bence uluslararası hukuka aykırıdır.

Transatlantik ilişkilerde Trump öncesinde geri dönüş olmayacağına inanıyorum.

Kırılma noktası ve Amerikan süper güç politikasına

duyulan güveneği yitirilmesi çok derin.

Sadece müttefikler arasında değil, dünya çapında gelecekteki bir ABD hükümeti

de artık dostane, hegemon düzeninin garanti rolünü kolayca sürdüremeyecektir.

ABD’ye bağımlı olamayız.

ABD hükümeti Birleşik bir Avrupa’yı zayıflatmaya

kararlı olduğunu bir yıl önce bize açıkça söylemiştir.

Ya bakın Steinmeier’in bu açıklaması Avrupa Birliği’nin öndeki programın bir özeti.

Çok güzel bir özet.

Avrupa’nın nereye gittiğini Alman Cumhurbaşkanı çok güzel ifade etmiş.

O esaslı bir insan onu söyleyeyim Steinmeier.

Yani Mustafa Kemal Atatürk bizim liderimizi de Büyük Devrimci önderimizi de

çok iyi anlayan takdir eden açıklamaları geçmişte olmuştu.

Hatta bir hatıramı anlatayım.

O Cumhurbaşkanı olduğu zaman ben ona bir kutlama mesajı yolladım ve o kutlama

mesajının ekinde de Goethe’nin Batı Doğu Divanı West-Östleyer

Divanı Türkçe’ye Doğu Batı Divanı diye çevrildi.

Ama orijinali Goethe’nin Batı Doğu Divanı West-Östleyer Divanı o kitabı gönderdi.

Goethe bu West-Östleyer Divanı’nda Batı Doğu Divanı’nda Doğu Medeniyetinin ondan

sonra nasıl Avrupa’yı onları etkilediğini çok kuvvetli bir şekilde anlatır.

Herkese de tavsiye ederim.

Çok da güzel Türkçe’ye çevrilmiştir.

Senayil Bey’in çevirisiyle.

Ondan sonra ben onu da Sayın Steinmayer’e yolladım.

Ve ona tebrik mektubumda da şöyle bir şey vardı.

Bizim büyük bir şairimiz vardır.

Fazıl Hüsnü Dağlarca.

Türkiye’nin en büyük şairlerinden.

Fazıl Hüsnü Dağlarca.

Onun Batı Acası kitabından iki dizeyi yazdım.

Dedim ki Almanlar makinaları sever.

Biz Almanları severiz.

Ama yani Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Almanı ve Türk’ü bu kadar güzel tam şairhane yani.

Almanlar makinaları sever.

Biz Almanları severiz.

Neyse bunu Beyhan arkadaşımız o zaman bizim Berlin’de ve yurtdışı temsilcimiz

Steinmayer ‘in özel kalemine götürüyor, götürdü.

Ondan sonra orada özel kalem alıyor, mektubu okuyor.

Ondan sonra o Almanlar makinaları sever.

Biz Almanları severiz.

Dizelerine girince başlıyor kahkahalarla.

Gülmeye diyor ki buna diyor.

Cumhurbaşkanı diyor çok gülecek diyor.

Öyle bir hatıramız da var.

Steinmayer kaliteli bir devlet adamı.

Onu söyleyeyim.

Adam bu açıkladığı özlü Batı Avrupa’nın programı Almanya’nın

özlü programından da onun kalitesini tanımış, anlamış oluyoruz.

Çok önemli bir açıklama.

Gidişatı gösteriyor.

Bizdeki Avrupa Birliği budalarları bakalım ondan sonra ne yapacak önümüzdeki dönem.

Hakikaten Avrupa Birliği taraftarlığı ve NATO

taraftarlığı Türkiye’de budalalık aşamasına geldi.

Devrimler çağıracak.

Körfez de olacak.

Avrupa’da devrimler geliyor o zaman.

Yani tabii Avrupa’da da yani şimdi tabii onlar kapitalizmin merkezi olduğu için

kapitalizmin merkezlerinde değil de kenarlarda

çevre ülkeleri ülkelerden esas devrimler gelişiyor.

Mazlumlar dünyasından, gelişen dünyadan bu ta 19.

yüzyılın sonlarından beri yaşadığımız olay veyahutta Asya

devrimleri, Afrika devrimleri, Latin Amerika devrimleri.

Ama şimdi kapitalizmin merkezlerinde de hangi çapta devrimler olur o ayrı bir mesele.

Ama tırnak içinde de devrim olabilir ama o ülkelere

göre çok köklü değişiklikler kapıyı çalıyor.

Avrupa’nın kapısını, Fransa’nın kapısını, hatta Amerika’nın kapısını.

Bakın Amerika’da da kovboy gelenekleri yani Washington’ların, Jefferson’ların

yani İngilizlere karşı istiklal savaşı bağımsızlık savaşı verdikleri yılların

gelenekleri anayasa gelenekleri, demokrasi gelenekleri Abraham Lincoln

‘lerin iç savaşta 1861-1865 köleliği kaldırması bütün Amerika Birleşik

Devletleri ‘ni United States birleştirmesi

o da devrimci bir savaştı Amerika açısından.

O geleneklerin Amerika’da ayağa kalktığını görüyoruz.

Bu da çok önemli.

Amerika Birleşik Devletleri’nin de önünde çok köklü değişiklikler var.

Yalnız başkan değişikliği yok.

Yani Trump gelecek başka bir başkan gelecek falan değil.

Amerika Birleşik Devletleri’nde de Amerikan ekonomisi çıkmaza girdi.

Dolar saltanatı yıkılıyor.

Ve bakın şimdi mesela Çin halk cumhuriyeti ondan sonra elindeki Amerikan tahvillerini

çıkartmaya başladı.

Zaten dolar saltanatı yıkılma durumunda.

Bir de Çin’in elindeki tahviller piyasaya sürülünce tabi o doların fiyatının düşmesi

ve Amerikan ekonomisine bunun çok yıkıcı etkileri olacak.

Bunları da görmemiz gerekiyor.

Öyle bir döneme 4 trilyon dolara yakın bir dolar rezervi vardı sanırım.

Evet 2 trilyon dolar var.

2 trilyon da kağıt Amerikan tahvilleri var.

Şimdi tam bu noktada Sayın Perinçek önemli bir gelişme var.

Bugün biz ana haberde de verdik.

Siz dünyanın dolardan kaçtığını söylediniz ama şimdi dünya giderken Türkiye tersine

mi gidiyor acaba delirtecek bir haber vardı.

Merkez Bankası TL’yi korumak adı altında 135 milyar dolarlık

altın rezervlerine Londra piyasasında satmaya hazırlanıyor.

Hatta şu bilgiyi de vereyim.

Mart ayının ilk haftasında 12 milyar 135 milyar dolarlık altın rezervini evet

Londra piyasalarında satmaya hazırlanıyor.

Mart ayının ilk 2 haftasında da şu açıklanmıştı.

Sıcak para Türkiye’deki 12 milyar dolarlık bir sıcak para çıkmıştı.

Bunu da TL’yi korumak adına yapıyorlar.

Yani dünya altına yönelirken veya dolardan

kaçar Türkiye’nin bu hamlesi ne anlama geliyor?

Valla ben bu habere inanamıyorum.

Açık söyleyeyim.

Çünkü bu Türkiye’nin izlediği son 1-2 yıldaki siyasete de çok aykırı.

Ne oldu?

Dünyada altın alan ilk 3 ülke Çin Halk Cumhuriyeti, Kazakistan ve Türkiye’ydi.

Yani Türkiye rezervlerini altına çeviriyordu.

Çok akıllı bir karar.

Neden?

Çünkü Dolar inişte yani elinde tuttuğun dolar eriyor sonuç itibariyle.

Uluslararası piyasadaki değişim değeri olarak o dolar eriyor.

Ama altın erimiyor, güçleniyor.

Dolayısıyla Türkiye’nin rezervlerini altına çevirmesi çok akıllı ve doğru bir

siyasettir ve biz bunu o zamanda bunu böyle kaydettik, önemsedik.

Şimdi tekrar elindeki altınları dolara çevirmesi ben buna inanmıyorum.

Yani buna inanmıyorum.

Bloomberg’in haberiydi bu.

Bloomberg News’in haberiydi.

Ya şunun için inanmıyorum.

Yani akılla bağdaşılır bir şey değil.

Çünkü niye altını dolara çeviriyorsun?

Yani bunun anlaşılır tarafı yok.

Yani çünkü altın sonuç itibariyle ödeme yeteneği olan dolardan farksız,

avrodan farksız olan bir değişim değeri altın.

Değil mi?

Eğer borç ödeyeceksen altın olarak da ödeyebilirsin.

Eğer mesela dolara çevirip ödediğin zaman kaybederek olur.

Dolayısıyla ben şaşırdım yani bu.

Çok garibime gitti.

Yani bu kadar akıl dışı Türk maliyesi açısından.

Biraz şu an dolardan kaçışı önlemek için de böyle operasyonel haberler yapılıyor.

Ama bu dolardan kaçışı nasıl?

Bize ne ya?

Dolardan kaçışı önlemek Türkiye’nin derdi mi?

Amerika’nın derdi o.

Yok operasyonel haber yaptırıyor olabilirler.

Bulunduk gibi.

Türkiye fedai mi?

Amerika’nın fedaisi mi?

Elindeki altınları dolara çevirecek.

Aptal mı Türkiye?

Yani bu başlı başına bu hükümeti götürür.

Yani elindeki doları altını dolara çeviren bir hükümet kendi ipini çekiyordur.

Çok açık bir şey söyleyeyim.

Yani bu bilmem İstanbul’da kapalı çarşıda altın dolar alıp satmaya falan benzemez.

Dünya çapında neyi görüyoruz?

Dolar saltanatının çöktüğünü görüyoruz.

Doların değer kaybettiğini görüyoruz.

Çin’in tam tersi olan bir şey.

Çin elindeki kağıtları ondan sonra satıyor.

Doları satıyor.

Türkiye elindeki altını satıp dolar alıyor.

Hangisi doğru?

Bugüne kadar Türkiye altın alıyordu.

Yani elindeki dolar rezervini altına dönüştürerek rezervini garanti altına alıyordu.

Erimekten kurtarıyordu.

Farelerin o rezervi yemesini önlüyordu.

Şimdi tekrar elindeki ondan sonra altını dolara çevirmek akıl alacak bir şey değil.

Belki bazı borçlarını altınla ödüyordur.

O başka bir şey.

Bakın o dolar satın almak değil.

Bugünkü şeyden, piyasa değerlerinden, diyelim bazı borçları var.

Türkiye’nin çok ağır borcu var.

500 milyar dolar.

Ondan sonra toplam dış borcu var.

O borçların vadeleri var.

Elindeki dolarla, altınlarla o borçların bir kısmını kapatıyor olabilir Türkiye.

Bunu tabi dolar olarak borçlanmış elindeki altınla

o dolar değeri üzerinden o borcunu ödüyor olabilir.

Bloomberg’de ondan dolayı böyle bir haber yapmış olabilir.

Bu mantıklı.

Vatan Partisi Ekonomi Bürosu Başkanımız Hakan Topkurlu bir mesaj gönderdi.

Ne diyor?

O şöyle diyor.

Yani doları desteklemek için satılmıyor ama diyor, kaçan

sıcak parayı ödemek için satılıp dolar alınıyor, diyor altın.

Kaçan sıcak parayı, Türkiye’den kaçan sıcak

parayı ödemek için alınıp dolar satılıyor, diyor.

E şimdi benim dediğim oluyor o zaman.

Yani bir borcunu ödemek için dolar satın almak değil de altın olarak o borcu ödüyor.

Oraya geliyor muhtemelen.

Yani para kaçıyor.

Türkiye’deki bir dolar kaçıyor.

Kaçarken onun karşılığını ödemen lazım.

Nereden ödeyeceksin?

Elindeki rezervlerden ödeyeceksin.

Demek altın rezervinden ödüyorsun.

O benim dediğime geliyor.

Yani Türkiye’nin borcunu altınla ödemesi anlamına geliyor.

İşte o da çok…

O zaman Bloomberg’in o olayı öyle elindeki doları altına şey pardon elindeki altını

dolara çeviriyor diye haber yapması Bloomberg’in doğru olmuyor.

Yani şöyle bir bilgi var.

Türkiye’de savaşı İran Savaşı’nı bahane göstererek Türkiye’den son haftalarda 12

milyar dolarlık bir çıkış sıcak para çıkışı olmuş.

28 Şubat’ta mı?

Tabii o çıkan parayı karşılığını ödeyeceksin.

Ben gidiyorum alas malı paramı götürüyorum derken onu ödeyeceksin.

Ne de dolar olarak ödeyeceksin.

Elindeki altın rezervinden ödüyor demek ki Türkiye.

Bizim Hakan arkadaşımızın dediğine göre.

O benim biraz evvel kendi muhakememle söyledim.

Türkiye böyle bir aptallık yapamaz.

Ama nedir?

Dış borçlarını elindeki altın rezervinden öder.

Tabii o da doların fiyatıyla öder.

Mesela elindeki şu kadar dolar borç ödemesi lazım.

Dolar yerine alsana piyasa değeri olarak o doların karşısında altın veriyorum.

Altını dolara değiştirmiş gibi oluyor.

Ama o ikisi farklı şeyler.

Sayın Pelinçek Türkiye’den dolar kaçıyor ama

bir de bizim yurt dışında dolarlarımız var.

Türkiye ‘nin 500 milyar doları var.

Size söylüyorsunuz.

Onlar bir türlü gelmiyor.

Eğer böyle bizim nasihatlerimizi o paraların sahipleri ve hükümetimiz ondan

sonra anlamazsa bizimle öğütlerimizi tutmazlarsa

o yurt dışındaki 500 milyar dolar değil mi?

Resmi olarak da bu.

Gayri resmi olarak da kabul ediliyor.

Bizim zenginlerimiz Türkiye’de bizim alın terimizle büyük

kazançlar sağlayanlar yurt dışı bankalarına götürdüler, yatırdılar.

New York bankaları, Londra bankalarına götürdüler.

İsviçre bankalarına.

Bunun 500 milyar dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor.

Hatta bu veriri Maliye Bakanlığı’nın masakın

falan belgelerinde bunlar saptanmış durumda.

Ondan sonra o 500 milyar dolar bir süre sonra diyelim Avrupa bankalarının Amerika

bankalarının bizim zenginler kapılarını çalıp ya benim burada 50 milyar dolarım

var bana çekiyorum o parayı dediği zaman onlara birer kağıt verilecek diyecekler ki

size 8 sene sonra 50 milyar dolarınızı 8 sene sonra

başlayan aksitlerle diyelim mesela veririz diyecekler.

Onun için onların üzerine 500 milyar dolar yani bu bizim alın terimiz.

Türkiye’nin alın teri bu 500 milyar dolar.

Onun üzerine soğuk su içilmemesi için çok iyi planlı bir şekilde o yabancı

bankalardan bu 500 milyar doların çekilip

Türkiye bankalarına getirilip yatırılması lazım.

Veyahut da Türkiye’deki bankaları yatırmak demek zaten Türkiye’deki üretim

süreçlerine sokmak demektir bankalar üzerinden veyahut da doğrudan doğruya o

paraların sahipleri kendi işletmelerini genişleterek veyahut da yeni yatırımlar

yaparak doğrudan üretim süreçlerine de sokabilirler.

Türkiye para arıyor.

Para var 500 milyar dolara yabancı bankalara yatırılmış.

Para var bizzat Sayın Cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz açıklıyor diyor

ki bankalarda şu 350 milyar dolarlık altın kasalarda kilitli

diyordu şimdi o altının fiyatı 500 milyar dolar oldu.

Yani 500 milyar dolar da bankalarda kilitlenmiş altın var.

Yani Türkiye’nin muazzam bir tasarruf yeteneği var.

Ama bu tasarruf yeteneğini üretim süreçlerine sokacak bir hükümet iradesi yok.

Çünkü hükümetin bu ekonomiye müdahale, devletçi müdahale, milletten yana

müdahale, halktan yana müdahale, emekten yana müdahale cesaret ve kararlılığı yok.

Vatan Partisi’nin bu konudaki gayretleri ve baskılarıyla falan bazı böyle sanki

kıpırdanışlar gözüküyor gibi umut ediyoruz.

Ama o kararlılık, o cesaret hükümette yok.

Ama Türkiye oraya gidiyor.

Bakın o bir devrimin habercisi aynı zamanda.

Onun için şimdi söylüyoruz, o 500 milyar dolar üzerine soğuk su içmeyelim.

Yani ben kimseyle alay etmiyorum.

Onların servet kaybı olmaz.

O Türkiye’nin büyük kaybı olur.

Çünkü savaşlar da onu getirir.

Onu söyleyeyim.

Savaşlar geldiği zaman, savaşlar aynı zamanda

borçları silme silme fırsatlarıdır dünya tarihinde.

Savaş oldu, bilmem ne ben ödemiyorum arkadaş borcumu ya.

Silahın varsa gel.

Yani mesela Avrupa’daki bankalar ödemediği zaman ne yapacaksın?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücüyle gidip o bankadan o parayı alabiliyor musun?

Alamıyorsun.

Öyleyse üzerine soğuk su içersin.

Burada da bizim Vatan Partisi olarak çok kuvvetli bir uyarımız var.

Buradan TÜSİAD’ı, MÜSİAD’ı o kadar o servetlerin

sahiplerini falan hepsini tek tek uyarıyorum.

O servetleri kaybetmek Türkiye’nin alın terini çöplüğe atmak demektir.

Büyük kayıptır.

Çöplüğe de atılmış olmaz.

Avrupa empezmenin bunalımını hafifletecek bir destek olur o.

Avrupa’ya 500 milyar dolar hibe etmiş oluruz.

Zaten şu anda hibe etmiş durumdayız.

O paraları o bankalara koyduğumuz zaman o bankalar o paralarla ne yapıyor?

Kredi veriyor, faiz kazanıyor, kazanç elde ediyor.

Yani biz onlara 500 milyar dolar borç vermiş oluyoruz.

Borç almış değil, borç vermiş oluyoruz.

Veyahut da 500 milyar dolar borcumuz var.

500 milyar dolar da o bankalara yatırmışız.

Dolayısıyla ne oluyor?

Pata oluyor yani.

Tamam, hiçbir borcumuz yok.

Yani Türkiye aslında borçsuz bir ülke oluyor.

Sonuç itibariyle.

Evet, sorularımıza devam edeceğiz.

Şimdi kısa bir aramız var sayın seyirciler.

Kısa bir aradan sonra Sayın Perinçe’ye Türkiye ve gündemle

ilgili sorularımızı yanıtlaması için yine yönelteceğiz.

Kısa bir aradan sonra buluşmak üzere.

Çok güzel.

Vergimi Halkbank Mobilden farka tokatarak ödeyebiliyorum.

Benim için fotoğraf çekmek kadar kolay.

Şipşak işlem tamam.

Önce Halk sonra Bankayız Halkbank

Otomotif tamir, ahşap, metal, kompozit, inşaat

ve dekorasyon sektörlerine özel ürünler.

Zımpara makineleri, toz emiciler ve aksesuarlar.

Aşındırıcılar, parlatma ürünleri, özel çözümler.

KB Zımpara çözüm ortağınız.

kemalbasaran.com.tr 0266 281 1050

0256 0257 0259 0259 02511 02512 02511 02513 02514 02515 02516 02517

İzlediğiniz için teşekkürler.

Büyük bir sermaye grubu değil.

Sizsiniz aziz vatandaşlarım.

Dolayısıyla hem Türksat’a hem Anadolu Ajansı’na

borçlarını ödemesi için ulusal kanalımızın.

Şimdi herkes üzerine düşen görevi, sorumluluğu yapacak.

En başta benim gibi arkadaşlarınız hepimiz.

Sizleri de göreve, sorumluluğa davet ediyorum.

Hepimiz.

Neyimiz var, neyimiz yok.

Bakın neyimiz var, neyimiz yok diyorum.

Çünkü bu sonuç itibariyle nedir?

Bir vatan mücadelesidir.

Mehmetçiğin kanalına Mehmetçik gibi yükleneceğiz ve imkanlar sağlayacağız.

Mehmetçik gibi.

Mehmetçik ne yapıyor?

Hayatını ortaya koyuyor.

Polislerimiz de öyle.

O Mehmetçik ruhuyla, hepinizi Mehmetçik ruhuna davet ediyorum.

Bağımız, bahçemiz, arsamız, apartmanımız, dairemiz, dükkanımız, emekli

aylıklarımızdan arttırdıklarımız, ücretimizden, maaşımızdan

arttırdıklarımız, helal kazançlarımızdan arttırdıklarımız,

alın terimiz bunları ulusal kanalımıza seferberlik açmıştır.

Sunacağız, vereceğiz ve borçlarımızı ödeyeceğiz ve

alnımız ak, mücadelemize daha güçlü olarak devam edeceğiz.

Onun için sizleri göreve çağırıyorum, aziz vatandaşlarım.

Neyimiz var, neyimiz yok.

Mehmetçik ruhuyla arsamız, bağımız, bahçemiz, dükkanımız, maaşımızdan,

ücretimizden, alın terimizden arttırdıklarımız, kazancımızdan,

hani kepenkleri açıyoruz, kepenkleri kapıyoruz,

sanayiciyiz, tüccarız, büyük işler yapıyoruz.

İşte o helal kazançlarımızdan ulusal kanalın payını azami bir şekilde ayırın ve

lütfen bu ekranda size sunulan numaralara göndermenizi rica ediyorum.

Ulusal kanalı her zaman destekliyoruz, her zaman yanınızda olmuştur.

Ulusal kanal halkın kanalıdır.

78’den uyanan hani Aydınlık gazetesinde, Ulusal Kanalın kuruluşunda bir tek hani

insanın namusudur, nişan yüzüğü.

Ben o yüzüğümü çıkarıp vermişim, bağışlamışımdır.

Bize bütçe vız gelip sesini kıstırtmayacağız.

Özellikle emeklerimizin sorunlarında, …dile getirmekle, artı ülkemizin

sıkıntılarını dile getirmekle önder bir kanalımız.

O bakımdan, böyle bir kanalımızın yıllarca

da hizmet etmesini, devam etmesini istiyorum.

Bugüne kadar kaç deprem geçirdik, hep aynı acılar, aynı yıkımlar.

Bunların bir an önce önlem alması için, böyle Ulusal Kanal gibi, Aydınlık gibi ve

benzeri gazetelerin bunu kamuoyunu net bir şekilde ayırlatıyorlar yani.

Millete çağrımız sahip çıkması.

Bizi temsil eden bir kanal olarak destekliyoruz.

Bir esnaf, vatandaş olarak sesinin kısılmasını istemiyoruz.

Ulusal Kanal’ın devam etmesi için, bizler gibi

diğer vatandaşların da destek vermesini istiyoruz.

Bütün günümüz kızgınlıkla geçiyor, yalan

yanlış haberlerle, sahte bayrak haberleriyle.

Dolayısıyla Ulusal Kanal’ın yaşaması, daha büyümesi gerekli.

Bu nedenle de bütün seyircileri, dinleyicileri, arkadaşlarımızı desteğe çağırıyoruz.

Ulusal Kanal’ın sesini kesmek, hakikaten Türkiye’ye yapılacak,

bölgeye yapılacak, hatta dünyadaki gelişmelere

yapılacak en kötü işlerden biri olacak.

Ulusal’ın sesinin kısılması kimin işine yarar?

Ekranın bu tarafında seyrederken, diyorum ki belli bu yalan ya yalan haber.

Kışkırtma haber diyorsun, Ulusal Kanal’ı açıyorsun, okuyorsun, tamam doğruymuş.

Bütün bu bazı yalanlar, birisi diyor ki, ben atmadım, yapmadım diyor İran.

Onun sesini kim duyuracak?

Gerçekleri kim anlatacak?

Yani Epstein rejimi, Epstein koalisyonu, koalisyon

derken de sadece Amerika ile İsrail’den bahsetmiyorum.

Bunu bir küresel batı olarak düşünmek lazım.

Bunların bütün numarası, işte medya ve anlatı oluşturma üzerine zaferler inşa etmek.

Milyon tane araçları var, sosyal medyaları var.

Sosyal medyayı nasıl kullanabildiklerini görüyoruz.

Neyi isterlerse gösteriyorlar, neyi istemezlerse

göstermiyorlar, göstermemeye çalışıyorlar.

Bin bir türlü algoritmayla filan.

Şimdi bu oyunu bozan, ulusal kanal gibi bir kanalı, tabii ki susturmak isteyecekler.

Tabii ki engel çıkarmak isteyecekler.

Ben bunu böyle görüyorum, size yönelik yapılan şeyi de böyle algılıyorum.

Altyazı M.K.

Olmayacaksa İran, olmasın benim için ten.

Kalmasın bu topraklarda bir canlı ten.

Vatanımız ve çocuklarımız uğruna.

Namusumuz, küçük çocuklarımız ve yakınlarımız uğruna.

Vatanımızı düşmana teslim etmekten.

Daha iyidir hep birlikte gitmemiz ölüme.

Değerli ulusal kanal izleyenlere, Çıkış Yolu programında Sayın Doktor Doğu

Perinçek ‘e sorularımızı sormaya devam ediyoruz.

Sayın Perinçek, biraz 500 milyar dolardan bahsettik ama tabii İran’daki yaşanan

savaşın Türkiye’ye de bazı ekonomik etkileri oldu.

Örneğin benzin, mazot fiyatları arttı.

Şimdi çiftçiye de etkileri oluyor.

Bugün bir gazetede tekstil sanayicilerine etkisi olacağını,

100 bin insanın işsiz kalabileceğinden bahsediyorlar.

Tekstilde zaten muazzam bir işsizlik oldu.

Kaçıyorlar.

Yani Türkiye’deki ekonomik tabloyu da değerlendirecek

olursak, nasıl etkileri olacak Türkiye için?

Bakın mazot fiyatı arttı, benzin fiyatı arttı,

doğalgaz fiyatı arttı demek yanlış oluyor.

Neden?

Çünkü doğalgaz, mazot, benzin fiyatı artınca her şeyin fiyatı artar.

Yalnız taşımacılıktan dolayı değil.

Sanayinin çarkını enerjiyle çeviriyorsun.

Tarım, su pompaları enerjiyle çalışıyor.

Traktör enerjiyle çalışıyor.

Gübre bilmem ne falan.

Bütün girdilerde enerji var.

Dolayısıyla şimdi onu itiraf etti Sayın Maliye Bakanı.

Dedi ki bizim dezenflasyon.

Abi şuna da dezenflasyon demeyin ya.

Fransızcayı bırakalım.

Enflasyonu indirme diyelim politikamızın.

Ondan sonra geçerli olmadığı bir döneme giriyoruz dedi.

O politika yürümeyecek dedi.

Tabi kabahati savaşın üzerine atıyorlar.

Ama sen de Türkiye’yi yönetiyorsun arkadaş.

Bakın şimdi peki ne yapsaydı?

Ben de kendi kendime bir soru sorayım.

Şunu yapsaydı 500 milyar dolar yurt dışındaki bizim yaptığımız gibi.

Onun yarısını getirsen 250 milyar dolar.

Bankalardaki 500 milyar dolarlık külçe altın kilitlenmiş.

Onu üretim verişlerine soksan büyük bir üretim

atağı gerçekleştirirsen enflasyonu indirirsin aşağı.

Çünkü sonuç itibariyle nedir?

Enflasyonu indirmenin bir yolu vardır.

Kemelleri sıkarsın.

Millette alım gücü kalmaz.

Dolayısıyla piyasada talebi aşağı çekersin.

Talebi aşağı çekince fiyatları da bir yerde dizginleyebilirsin.

Veyahut da çok büyük artışını önlersin.

Ama esas enflasyonu durduracak olan nedir?

Üretmektir.

Üretim, mal arzı arttığı zaman piyasada sonuç itibariyle.

Dolayısıyla enflasyonu da dizginleyebilirsin.

Fiyat artışlarını önleyebilirsin.

Onun için üretim Türkiye’nin sorunları işçi ücretlerini sınırlamakla,

Asgari ücreti sınırlamakla, memur maaşlarını, emekli maaşlarını falan

aşağıya çekmekte gerçek değer olarak diyorum.

Artıyor gibi gözüküyor ama enflasyonla birlikte

düşündüğün zaman maaşlar aşağı doğru çekiliyor.

Bununla enflasyonu önlemek kalıcı bir şekilde bunun başarısı ihtimali yok.

Üstelik halkı hoşnutsuz durmuyor.

Sonuç itibariyle de görüyoruz işte madenlerden başlayarak diğer işçi

hareketleri, toplumda büyük bir hoşnutsuzluk var.

Tabi bunlar neyin habercisi aynı zamanda köklü bir değişikliğe doğru gidiyor Türkiye.

Şimdi ben o soruyu kendime sordum.

Yani bu ne yapsın?

Savaş var.

Şimdi en çok bunu duyacağız.

Bakan Hükümet, Sayın Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak Maliye Bakanı falan filan.

Hepsi önümüzdeki günlerde hep topluma şu açıklamada… Ne yapalım?

Bizim elimizde değil ki savaş var.

Savaş olunca benzin fiyatı arttı.

Benzin fiyatı artınca ondan sonra enflasyon arttı.

Enflasyon artınca işte sizin gelirleriniz düştü.

Savaş yüzünden, savaşı biz çıkartmadık ki falan diyecek değil mi?

Ama Vatan Partisi diyor ki burada yapacağın bir şey var.

Hatta burada savaş senin için bir fırsat bile olabilir.

Kalkarsın yurt dışındaki o 500 milyar dolar.

Onları kaybetmek üzereyiz onu söyleyeyim.

Yani bir devlet müdahalesiyle bir kanun çıkartarak o yabancı bankalardaki parayı

Türkiye ‘ye geri getirmezsek o parayı kaybetmek üzereyiz.

İki, bankalardaki altın olarak kasalara kilitlenmiş olan 500 milyar dolar.

Bununla muazzam bir üretim hatayı Türkiye bunun üçte

biriyle dörtte biriyle büyük bir üretim hata yapar.

Ve Asya’da konumlanır.

Çin’le işbirliği yapar.

Türkiye’yi bir üretim üssü haline getirmek için de Çin’le işbirliği çok çok önemlidir.

Rusya ‘yla işbirliği yapar.

İran’la işbirliği yapar.

Enerji güvenliğini sağlar.

Bugün diyelim İran’a elini uzatır Türkiye.

İran’dan enerji sağlar.

Ondan sonra aynı zamanda birçok ürettiği malları da diyelim İran’a satabilir.

Yani Türkiye’nin böyle çözümleri var.

Ama bunlar devrimci çözümler.

Tayyip Erdoğan hükümetinin bu devrimci çözümlere yönelecek bir hali gözükmüyor.

Bunu söyleyeyim.

Keşke yönelse.

Aynı mesele.

O da çıkmaza doğru gidiyor sonuç itibariyle.

Yani böyle devam edemez.

Türkiye buradan bir kurtuluş çözümüne önderlik edecek bir hükümeti bulacak Türkiye.

Orada da Vatan Partisi merkezi konumda olacak.

Onu da ifade edeyim.

Dolayısıyla Türkiye’nin çözümü var.

Ama O çözüme cesaret edecek ve o çözümün sınıfsal

karakterini temsil eden bir hükümeti yok.

Yani bu bahsettiğimiz çözüm sırf böyle bir hükümetin kararıyla olacak bir şey değil.

O hükümetin dayandığı sınıflar.

Yani bizim bu bahsettiğimiz çözüm kime dayanır?

İşçiye dayanacak, çiftçiye dayanacak, esnafa dayanacak.

Efendim memuru aydına dayanacak.

Hatta sanayici, büyük sanayici dahil.

Yani üretimle ilişkili bütün sınıflara dayanan bir hükümet.

Üreticilerin milli hükümeti diyelim.

Ama efendim sıcak para komisyoncuları, tarikat rantçıları, dolar borsa vurguncuları.

..

Türkiye ‘nin tepesinde bunlar var.

Büyük faizciler, banka karları, kazançlardan nemalananlar falan.

Türkiye’yi bunlar yönetiyor.

Dolayısıyla AK Parti’nin çıkmazı da bu.

Sonuç itibariyle sıcak para komisyoncularıyla, dolar borsa

vurguncularıyla, tarikat rantçılarıyla olan sıkı bağlarında faizcilerle…

Çünkü onların sisteminde bankalar dört kat karlarını artırıyor.

Bakın Türkiye fakirleşiyor, herkes fakirleşiyor.

Bankaların karlarına bakıyorsunuz.

Resmi açıklama bir yılda dört kat artmış.

Türkiye’de kimin kazancı dört kat artıyor?

Yani bu dört kat derken real olarak söylüyorum.

Gerçek bir dört kat artış.

Enflasyonu falan da çıkartarak.

Dolayısıyla evet Türkiye’nin çözümü var.

Ama o çözümü hayata geçirecek, kararları alacak o sınıflara dayanan…

Tekrar ediyorum, işçi sınıfına, çiftçilere, küçük esnaf, zanaatkar, sanayicilere.

..

Cümle sanayicilere, büyüğü dahil dayanacak.

Üreticilere dayanacak.

Üreticilerin taleplerini yerine getirecek bir hükümeti yok.

O hükümeti kurmak şimdi bütün temel meselemiz.

Efendim bir de bu kriz dönemlerinde şöyle bir bahane ortaya atılıyor.

Yani halkımız ucuz yesin diye dışarıdan ucuzu var onu aldık.

Bir ithalat furyası başlıyor.

O zaman Türkiye’nin borcunu arttırıyorsunuz.

Yani dışarıdan kömür alalım, Zonguldak’ın altındaki kömür yatsın.

Ne?

O ne oluyor?

Ukrayna’daki kömür çıkaran işçinin ücretini ödüyoruz.

Türkiye’de Soma’da kömür çıkartan, Zonguldak’ta kömür

çıkartan, Divriği’nde kömür çıkartan işçiyi de sokağa atıyoruz.

Yani bizim işçimizi işsiz bırakıyoruz, yoksullaştırıyoruz.

Ama Ukrayna’daki, Rusya’daki, Güney Afrika’daki kömür

çıkaran madenlerden işçinin ücretini Türkiye’den ödüyoruz.

Bu mu doğru politika?

Ucuz kömür alıyormuşsun, ucuz pamuk alıyormuşsun.

Diğer dünya piyasalarından ucuz alıyoruz.

Bu, Turgut Özal’ın meşhur politikası.

Yani biz bu madde malları dünya piyasalarından ucuz alalım.

Yani dünya piyasalarında artık her şey liberalleşsin, serbest olsun.

Bunları dünya piyasalarından ucuz alalım.

Bunlarla ürettiklerimizle dünya piyasalarında rekabete girelim.

Bu, çıkmaza girdi bu politika.

Yani bu güya Türkiye’yi dışa açacaktı.

Türkiye’nin dünya piyasalarında rekabet etmesini sağlayacaktı.

Tam tersine ne yaptı?

Türkiye’nin üreten ekonomisine yıkıma uğrattı.

Çünkü arkadan gelen bütün ekonomilerin kuralıdır bu.

Kendi iç pazarını koruyacak.

Kendi üreticisini koruyacak.

Yani Amerikan pamukçusuna, Yunan pamukçusuna karşı kendi pamukçusunu.

Ondan sonra kümür ithal edene ve Ukrayna kümürcüsüne, Rusya kümürcüsüne,

Güney Kore kümürcüsüne karşı kendi Zonguldak’ını, kendi Soma’sını,

kendi Divriği’ni, bunları koruyacak.

Bunları yapmadığın zaman işte iflasa doğru gidersin.

Ama Sayın Pençek, buna karşılık hep şunu diyorlar.

Biz her ay ihracatta rekorları açıklıyoruz Türkiye’ye.

Türkiye ihracat rekorları kıran bir ülke haline geldi sürekli.

İhracat rekorları açıklanıyor, deniliyor.

Şimdi Türkiye ekonomisinde belli bir gelişmeler falan var.

Ama bu Türkiye’nin potansiyeli değil.

Dizginliyorsun.

Ama dizginlediğin at yine koşuyor.

Yani Türkiye ekonomisinin öyle kabiliyetleri var ki, o kabiliyeti nereden görüyoruz?

Yurtdışına giden 500 milyar dolar da görüyoruz.

Banka kasalarına yatırılan 500 milyar dolar.

Yani demek Türkiye o kadar üretiyor ki, ama demek

bundan daha büyük atılım yapılacak bir kabiliyeti var.

Ama bu yanlış politikalarla bu sınırlanıyor.

Ve bir de tabii, bakın dışarıdan borçlanarak bir ekonominin çarkını

çevirdiğin zaman, tabii Türkiye’ye bir değer giriyor.

O giren değerin ekonomiye bir katkısı oluyor.

Ama kapıya borç alacaklığı dayandığı zaman da, onun sonuçlarını görüyorsun.

Ve bakın bugün sizin Bloomberg’ten aktardığınız haberde olduğu gibi,

elindeki altın rezervini dolara çevirmek zorunda kalıyorsun.

Evet.

Sayın Periçek, bir konuda terörist Türkiye denilen, hükümetin terörist Türkiye

dediği, sizin hep bütünleşme süreci diye aktardığınız süreç.

Şimdi orada yeni aşamalar var.

Bayram sonrasını geçtik ve yasal adımlar için meclis çalışmalara başlayacak.

AK Parti’nin siyasi partileri ziyaret etmesi bekleniyor.

Müstakil kanun teklifi için ortaklık istemesi belirtiliyor.

Ama burada tabii bir süreç var.

Yani PKK’lıların silah bıraktığını şey yapması, mahkemeleri hareketlendirecek bir

süreç, oralardan yargılanması gibi bir süreç var.

Siz bu gelinen son aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bakın benim gazetelerden okuduklarım doğruysa, terörist Türkiye projesi,

AK Parti hükümetinin iflas etmiş durumda.

Neden iflas etmiş durumda?

Çünkü yeni bir kanun çıkartılacak.

O kanuna göre PKK mensupları yargılanacak.

Zaten PKK’nın sınırın ötesinde 15-20 bin mensubu, mensubu olduğu ifade ediliyor.

O 15-20 bin kişiysen hangisi gelir?

Ben seni yargılayacağım, hapse atacağım, suçlu olanla suçlu olmayan ayıracağım.

O bile cahilce.

Bakın şu söylem, suçlu olanlarla suçlu olmayanları ayıracağım söylemi cahilce.

Neden cahilce?

Çünkü PKK mensubu, fakat içinde suçlu olan var, suçlu olmayan var.

Ya mensubu olmak zaten suç.

Yani burada, orada ayrımı aslında ben şöyle, yani

onları hoş görmeye çalışarak şöyle anlamaya çalışıyorum.

Yani terör, yani silahlı eylem yapanlarla,

diyelim silahlı eylem yapmayanları ayıracağım.

E peki silahlı eylem yapmayanlar da o silahlı eylem yapanlara kumanda ediyor

veyahut da kararları alıyor veya onları azmettiriyor falan.

Peki kaç yılda o ayrımı var?

15 yıl mı yapacaksın?

Onları yargılayacaksın tek tek.

Ondan sonra 15 yıl mı, 20 yıl mı, 30 yıl mı?

Bu şu demek, şu anda ilan edilen, yani biz bir hukuki düzenleme yapacağız ve

bu hukuki düzenlemeyle birlikte bir takım yargılamalar yapacağız.

Bu yargılamaların sonucunda da infaz indirimleri yapacağız.

Ondan sonra işte pişman olanlarla belli indirimler yapacağız falan filan.

Bunu söylediğin an terörist Türkiye projesinin iflas ettiğini ilan etmiş oluyorsun.

Çünkü bir kere kim gelir teslim olur hapishaneye girmek için?

Yani yurt dışında olan 15-20 bin insan sonuç itibariyle eline silah almış,

şu veya bu eyleme karışmış, karışmamış falan filan.

Geleceksin adamları hapse atacaksın, ondan sonra mahkemeye götüreceksin,

getireceksin.

İşte oradan istinafa gelecek, oradan yargıtaya gelecek, oradan dönecek.

Oradan savurmalar yapılacak, mermi olacak falan.

Ya bu olacak şey mi?

Af Kanunu dışında yani bütün en yüksek yöneticiden başlayarak bütün mensupları

dahil, PKK’nın yardım yataklık yapanlar falan filan dahil, bütün eylemlerine

karışanlar, karışmayanlar, yöneticiler, yönetilenler falan hepsi için bir af

kanunu çıkartmak dışında Türkiye için bir çözüm yok.

Ve bu terörü de son verecek şey budur, çare budur.

Dolayısıyla stratejik olarak yanlış bir hedef koydular terörsüz Türkiye diye.

Bakın Vatan Partisi hangi hedefi koydu?

Dedi ki devlette ve millette bütünleşme hedefini koydu.

Şimdi devlette ve millette bütünleştiğin zaman terör zaten ortadan kalkar,

kalıcı ve bütün sonuçları itibariyle ortadan kalkar.

Devlette ve millette bütünleşme.

Çünkü işte herkes bizler gibi, bu vatana sadık, bağlı, bu devlete,

bu millete bağlı, bu devletin vatandaşlığını paylaşan hepimiz insanlar

haline geldiğimiz zaman terör meselesi de biter.

Ama şimdi görüyoruz PKK güya silah bırakmıştı, silah bırakmadı.

Gene görüyoruz PKK feshedilmişti.

Ha ne feshedilmesi ya?

PKK bütün canlılığıyla devam ediyor.

Beyanatlar veriyor.

Kararlar açıklıyor.

Ondan sonra protestolar yapıyor.

Hükümetin önüne dayatmalarda bulunuyor.

Programlar açıklıyor.

Bu mu iflas eden şey, pardon feshedilen PKK?

PKK feshi falan olmadı.

Şimdi burada bizden önemli bir tespiti benimsediler.

Bundan sevinç duyuyoruz, tebrik ediyoruz onları.

Yani ilk önce PKK’nın feshedildiğinin ve PKK’nın silah bıraktığının devlet

tarafından, Milli Güvenlik Kurulu tarafından

ve Cumhurbaşkanı onayıyla saptanması lazım.

Yani neye göre, gazete havadislerine göre mi?

Veyahut da PKK’nın kongre kararlarına göre mi feshedildiğini kabul edeceğiz.

İşte kongre kararı aldı ama feshedilmedi.

Silahlar götürüldü.

Bir tiyatro gösterisiyle ateşin içine atıldı.

Ama silah bırakılmadı.

Tamamen bir komedi sonuç itibariyle.

Bizi aldatan bir olay.

Bundan sonra bunlar olmadı.

Peki nasıl Milli Güvenlik Kurulu feshedilmiştir

ve silahları bırakmıştır diye o kararı alabilecek?

O kararın alınması bile şüpheli.

Ve yargılama dediğiniz zaman bu 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl.

Dolayısıyla terörsüz Türkiye hedefiyle başlatılan süreci maalesef…

Şu anda AK Parti hükümeti çöpe atma durumunda.

Yani daha doğrusu çıkmaza sokmuştur, yokuşa sürmüştür.

Buradan bir tek Vatan Partisi’nin kanunuyla çıkılabilir.

İşte o af kanunu da 15 madde halinde.

Burada da güzel buraya getirdiniz.

Çok iyi hazırlanmıştır bu.

Çok esaslı siyaset adamları, hukuk adamları, askerler, maliyecilerle falan…

Hep birlikte hazırladığımız çok önemli bir programdır.

Ama bu program dışında Türkiye’nin bir çözümü yok.

Bu programdan daha iyisini yapamazlar.

Daha doğrusu affı benimsemedikleri için, yargılayacağız dedikleri için…

Terörsüz Türkiye hedefi de tamamen terk edilmiş ve iflas etmiş durumda.

Bunu göreceğiz önümüzdeki günlerde.

Peki efendim sizce sürecin geriye dönme ihtimali var mı?

Geriye dönmüş oluyor tabi.

Yani en başta operasyonların başlaması vs.

Mecbursun tabi.

Feshedilmeyen, ondan sonra elinde silah tutulan bir PKK.

Üstelik Amerika ve İsrail de onları destekliyor.

Bakın Amerika ve İsrail ne diyor?

Gelin İran’da çarpışın diyor.

Kürt örgütlerini.

Ve PKK’nın İran’daki kolu falan.

Değil mi?

Amerika ve İsrail’in güdümünde.

Suriye’deki kolu yine öyle.

Türkiye’deki kolu da yine öyle.

Yani Abdullah Öcalan’ın…

Yani İsrail sizi öldürür, Amerika sizi öldürür.

Bu sürecin Amerika ve İsrail düşmanıdır dediği

bir sene evvelki 28 Şubat vardı değil mi?

Oradan tamamen başka bir yere geldiler.

Amerika ve İsrail PKK içerisinde ağırlığını koydu.

Ve öyle gözüküyor ki Abdullah Öcalan’ı da ondan sonra şey yaptılar.

Prestijini falan filan sarsarak ona karşı bir kampanyayla onu

da Amerika ve İsrail ‘in getirdiği yola çekti gibiler yani.

Ama Türk Devleti…

Türk Devleti’nin burada hatası çok büyük.

Abdullah Öcalan’ın üzerine atmak burada suçu çok büyük, yanlış.

Çünkü Türk Devleti istese Abdullah Öcalan o tavra girmez.

Türk Devleti…

devlette ve millette bütünleşme stratejisini kabul etmediği için…

ondan sonra…

hele o şey…

meclisteki uzun kuyruklu bir ismi olan komisyon.

Hamanda su dövme komisyonu diyelim.

Hamanda su dövme komisyonu.

Bakın ne oldu?

Göz yaşı dövdü, kan dövdü.

Ortada hiçbir şey yok.

Ve hukuki düzenleme yapacağız dediği zaman…

tam bir iflas tablosu ortaya çıkacak, yargılayacağız.

E yargılayacaksan kardeşim niye terörlü mücadele…

terörsüz Türkiye sürecini başlattın, yargılayacaksan?

Zaten yargılıyordun.

Zaten yargılıyordun yani.

Yargılamak için terörsüz Türkiye sürecini mi başlatman gerek?

Yani kim aldanır ya?

Gelin sınırdan geçin, ben sizi hapse atacağım, yargılayacağım.

Ha yargılamanın sonunda da…

diyelim bazı indirimler yapacağım.

Kim sınırdan geçip de teslim olacak?

Yani, olay bitmiş durumda efendim.

Yani buradan tabii, Vatan Partisi ile çıkacak Türkiye buradan.

Vatan Partisi’nin af kanunuyla ve Vatan Partisi’nin…

hükümette etkin roller almasıyla Türkiye buradan çıkacak.

Çünkü Vatan Partisi’nden başka da hiçbir partinin…

bu af kanunu benimsediği yok.

Şimdi bu yasal düzenlemeler için verilen

takvim de bayramdan sonra diye ifade edilmişti.

Bir süredir bir sessizlik vardı süreçte.

Bayramdan sonra muhtemelen yeniden Türkiye ‘nin gündemine gelmeye başlayacak.

Ama o nereye evrilecek?

Affa mı evrilecek?

Yoksa diğer düzenlemelerle mi başlayacaklar?

Vallahi şu anda Vatan Partisi dışında…

affı savunan ve af kanunu yapmış olan tek bir parti yok.

Gerçi bazı atıflarda bulunuyorlar.

Şeyh Said Aff’ın örnek gösteriyorlar.

Ya hukuk şeylerde Tevfik kardeş…

diyelim rakı sofralarında falan filan muhabbetlerde olan şey.

Yoksa onun dışında ben Şeyh Said’den sonra 1928’de çıkarılan af kanunundan falan

resmi bir açıklamada öyle bir şey görmedim.

Ama bir takım muhabbetler oluyor gazetecilerle.

O muhabbetlerde öyle şeyler söyleniyor.

E o bizi ilgilendirmez.

Yani hükümetin öyle bir tutumu yok.

Efendim devlet zaafından bahsetmişken…

yine Dışişleri Bakanlığımızın geçtiğimiz günlerde…

Kırım’la ilgili bir açıklaması oldu.

Onu da size sormak isterim.

Dışişleri Bakanlığı Rusya tarafından Kırım ‘ın ilhakının 12.

yılı… münasebetiyle bir açıklama yayımladı.

Ve Ukrayna Kırım Özel Cumhuriyeti’ne gayrimeşru bir referandumun neticesinde…

ilhak ettiği Rusya’nın… ve bu uluslararası hukuka aykırı fiili durumu…

tanımadığımızı bir kere daha teyit ediyoruz.

Bakın Kırım Tatarları buna karar verdi.

Şimdi Dışişleri Bakanlığımız gayrimeşru olan bir referandum diyor.

Bu referandumda çok yüksek bir oranda…

Kırım Tatarları ve Kırım halkı Rusya’yı seçti.

Yani Ukrayna’yı seçmedi.

Neden?

Çünkü Rusya hem bir Sovyet geleneği var…

hem de büyük bir devlet olmak dolayısıyla orada…

orada ırkçı baskılar, milli baskılar falan filan… eşitsizlikler o kadar ağır değil.

Ama Ukrayna küçük bir ülke.

Ve orada hakikaten milli baskı, milli eşitsizlik falan çok geçerli.

Kırım Tatarları Rusya’yı tercih ettiler… ve referandumda bunu kabul ettiler.

Bir de Kırım’ı Türkiye’nin elinden almadı ki Rusya.

Amerika’nın elinden aldı.

Yani bizim Dışişleri Bakanlığımız…

Amerika’nın mı yanında yoksa…

bizim çok önemli…

ve yerine başkasını ikame edemeyeceğimiz dostumuz olan…

Rusya’nın mı yanında sonuç itibariyle?

Bir kere Kırım Tatarlarının yanında değil.

İkincisi Amerika bile yakında…

Kırım’ın Rusya toprağı olduğunu tanımak üzere değil mi?

Onun mesajlarını verdiler aslında.

Trump onun mesajlarını verdi.

Yani biz Amerika’dan sonra…

Burada Türkiye’nin elinde çok önemli bir koz var.

Nedir?

Rusya Federasyonu… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin…

devlet olarak tanır.

Ki bunlar hazır.

Yani biz Vatan Partisi olarak…

Rus Devleti ile görüşüyoruz.

Bunu hazırlar.

Ondan sonra…

Türkiye’de…

Kırım’ın Rusya toprağı olduğunu tanır.

Bitti.

Bakın birdenbire Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti… kale haline geliyor.

Çünkü Rusya’nın onu tanıması demek… onun arkasından…

çok sayıda ülke… ülke gelecektir.

Değil mi?

Ondan sonra… Dolayısıyla öyle büyük bir koz var.

Çünkü Doğu Akdeniz’den Türkiye… bir tehditle karşı karşıya.

Bu yanlış politikalar…

Rusya, Çin ve İran’la beraber değil de… böyle Amerika ile beraber olma…

arayışları içerisindeki yanlış politikalar…

ondan sonra…

büyük felaketler getirir Türkiye’ye.

Bakın İran konusunda da… bu yaşandı.

Bir yanlış politika…

İran’a karşı… Amerika ve İsrail’den yana…

savaşın başlangıcında…

eğilimler… hükümette gözüküyordu.

Ne oldu?

Bakın…

bir ay sonunda…

o eğilimlerden vazgeçmek zorunda kaldı.

Kırım konusunda da… vazgeçmek zorunda kalır.

Vazgeçmezse de… Türkiye onları sırtında taşımaz.

Sonuç itibariyle.

Çünkü…

Sayın Devlet Bahçeli’nin de belirttiği gibi…

Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakı…

Türkiye’nin kaçınılmaz…

çözümü.

Mecbur Türkiye buna.

Amerika ve İsrail’den gelen tehditlere…

neyle karşı koyacak Türkiye?

Çünkü Amerika, İsrail ve Yunanistan arasında… bir ittifak oluştuk.

Ukrayna da ona dahil.

Değil mi?

Aslında Amerika, İsrail, Yunanistan diyoruz ama…

Amerika, İsrail, Yunanistan, Ukrayna ittifakı diye…

onu ifade etmek lazım.

Buna Türkiye…

elinde nükleer silahı olan ve… Akdeniz’de güçlü donanması olan… müttefiklerle…

caydırıcı… bir mekanizma kurabilir.

O da kimdir?

Rusya’dır.

Dolayısıyla… Türkiye karşı karşıya geldiği… tehditleri Rusya’sız…

göğüslemek gibi… yanlış bir politikaya gidemez.

Mesela Atatürk’ün başarısı ne?

O.

Birinci Dünya Savaşı’nda değil mi?

Çanakkale’de şöyle direndik.

Galatasaray’da böyle direndik.

Bitlis cephesinde böyle direndik.

Yemen’de İngilizleri esir ettik.

Hepsi doğru.

Ama…

o Birinci Dünya Savaşı’nda… Almanya ile ittifak… ederek girdik.

Eğer Almanya ile… ittifak etmeseydik… Birinci Dünya Savaşı’nda da… daha…

birinci yılda…

hem Çanakkale’den geçerdi… İngilizler, Fransızlar…

hem de yukarıdan Rus çağrılığı… gelir İstanbul’a alırdı.

Dolayısıyla o İttihat Trakki’nin…

Almanlar ile… ittifak etmesi… Birinci Dünya Savaşı’nda… hayatı önemlidir.

Ve bizim Çanakkale direnişi… falan filan filanın…

şartıdır.

Atatürk’ün…

İstiklal Savaşı’nda…

Sovyetler ile… ittifak etmesi… de bir şart idi.

Mecburiyetti.

Bugün de Türkiye’nin… evet… Kahraman ordumuza güveniyoruz…

milletimize güveniyoruz… falan ama…

aptalların yönettiği… bir Türkiye ile de…

bu dönemden çıkamazsın yani.

Akıl diye bir şeye… ihtiyacımız var.

O akıl da nedir?

O akıl da… Türkiye’nin Rusya, Çin, İran ile… ittifak yapmasıdır.

İşte o aklı…

kim temsil ediyor?

Vatan Partisi ve…

Devlet Bahçeli’nin… liderliğindeki… MHP temsil ediyor.

Ve oraya doğru gidiyor… Türkiye.

Sayın Bahçeli de… son dönemde Avrasya…

çıkışlarıyla… Avrasya demeye… lüzum yok.

Bence ondan daha önemlisi… Türkiye, Rusya, Çin, İran.

Bakın…

ha bugün mesela… Sayın Cumhurbaşkanımız…

Türk, Arap…

Fars…

Fars’ı da koydu ya… Türk, Arap, Kürt… diyordu daha önce… Türk, Arap, Kürt…

Fars… tamam.

O da oraya doğru gidiyor.

Ama zaman kısa.

Geçen gün…

iftar yemeğinde… Sayın Devlet Bahçeli… zaman kısa dedi…

acele etmemiz lazım dedi… zaman… bu… bizi affetmez dedi… bu süreç.

Strateji dersi veren… bir konuşma yaptı.

Bakın ben o konuşmayı da… yanımda getirdim burada.

Konuşmalarını aldım.

Arka arkaya topladım.

Üstlerini çizdim.

O konuşmayı… burada…

çok önemli bir strateji dersi var.

Zaman bizi affetmez diyor.

Zaman kısa diyor.

Ve stratejik aklımızı… kullanmamız lazım.

Çünkü… Türk Devleti’nin… büyük gelenekleri var.

Kurmay geleneği var.

Efendim bu…

İran Savaşı ile birlikte… bir yandan da… Yunanistan-Güney Kıbrıs… cephesi…

Doğu Akdeniz cephesi… çok hareketlendi.

İşte Kuzey Kıbrıs… Türk Cumhuriyeti’ne düşen… bir insan savağı aracı…

gerekçesiyle… geldiler adalarımıza…

Patriot ve… F-16’lar… yerleştirdiler.

Kıbrıs’a… 7 ülke… şey gönderdi… gemilerini gönderdi ve… F-16’lar yerleşti.

Siz hazır… bir de bölgede… 5 tane büyük… uçak gemisi…

var.

Dünyanın gördüğü… en büyük armadalardan… biri var.

Bu süreçte… Yunanistan… bir şeye… maceraya atlar mı?

Ya Yunanistan… maceraya… şimdi abi…

NATO Türkiye’yi korur… NATO şemsiyedir… falan filan diyerek…

bize olan… tehditin…

ağırlaşmasını… alkışlayan… duruma getiriyorlar… Türkiye’yi.

Yani sonuç itibariyle… NATO bizi korur… NATO bilmem ne…

Yunanistan…

burnumuzun dibine kadar…

silahlanıyor…

Ege Adaları’nda.

Ondan sonra…

Amerika… onlara… silah veriyor.

Ondan sonra…

ve…

Türkiye’ye… notalar… falan veriyor… Amerika’ya… ya siz… Yunanistan’a…

silah veriyorsunuz… burnumuzun dibini… silahlandırıyor… falan filan filan…

ama Amerika’nın… aldırdığı yok.

Çünkü… Türkiye… yanlış mevzide…

böyle Amerika’ya… nota vererek… ya biz senin dostunuz… bilmem ne…

beni kullan… falan diyerek…

Amerika’yı ikna edemezsin.

Amerika Birleşik Devletleri ve… İsrail’in… Doğu Akdeniz… politikaları var…

Kürdistan’ı kurma… politikaları var… gerçi onlar da… iflas ediyor ama…

sonuç itibariyle…

bunları görmeden…

1990’dan beri… yaşadıklarımızı… okumadan… anlamadan… anlamamaya…

çalışarak… Amerika’nın ordusu… geldi… Irak’ı… böldü… işgal etti…

kuzeyinde… Barzanistan’ı… kurdu… ondan sonra…

Sad… şeyi… devirdi…

Beşer Esad’ı… devirdi…

Suriye’yi… parçaladı…

Kuzeyinde…

koridor açtı… falan filan…

Şimdi… bunların sonuçlarını… yaşıyoruz…

ve… Doğu Akdeniz’de…

tatbikatlar… yapıyor… Nemetsiz… Nabıldine… tatbikatları… Kıbrıs’a…

yığınak yapıyor… adalara… yığınak yapıyor…

efendim…

Trakya’da… Meriç Nehri’nin… karşısına…

yığınakları… yapıyor… Meriç Nehri’nin… geçme tatbikatları… yapıyor…

biz hala…

gözlerimizi… kapatıp… görmüyoruz… Meriç Nehri’nin…

geçtikleri zaman… hangi ülkeye… girdiğini…

görmemeye… çalışıyoruz… Adam… Meriç Nehri’nin… geçme tatbikatı…

yapıyor ya…

Meriç Nehri’nin… geçince… hangi ülkeye… giriyorsun?

Rusya’ya mı… giriyorsun?

Yani…

Dolayısıyla… buradan… şuraya… gireceğiz…

Şimdi… NATO bizi… korur… NATO’nun… kendini… koruyacak hali yok…

seni nasıl… koruyacak…

NATO dağılıyor… Dağılan…

bir… ittifakın… duvarların… yıkılan… duvarların… altına… böyle…

uzattığımız zaman… o duvarların… altında… yalnız kalacağız…

NATO’nun içinde… yalnız kalmayacağız… duvarların… altında…

yalnız kalacağız… Herkes… NATO’dan… kaçıyor…

Dolayısıyla… Türkiye’nin… stratejik bir… karar… vermesi… lazım… O da…

Bu da Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı’dır ve bu dünyayı kurtaracak ittifaktır.

Yalnız Türkiye’yi değil.

Bu hem bölgedeki savaşı caydıracak ittifaktır.

Dolayısıyla dünya savaşına veya daha büyük savaşlara evrilecek süreçlerin de önüne

geçecek çare Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı’dır.

Bu dördü.

Zaten üçü birleşmiş durumda.

Yani Rusya-Çin-İran beraber bakın.

İran’daki büyük bir zafer, Amerika-İsrail ve Batı

dünyasına karşı İran-Rusya-Çin İttifakı ‘nın zaferi.

Türkiye de orada yer almak zorunda.

Bugün Sayın Cumhurbaşkanı’nın kabine dedikleri toplantıdan sonra, hükümet

toplantısından sonra, Türk-Arap-Kürt-Rus, çaparan

Rus yok, Türk-Arap-Kürt-Fars beraberliği falan diyor.

Ya arkadaş şu…

Cumhur İttifakı’nı paylaştığın, Devlet Bahçeli’nin,

Türkiye-Rusya-Çin-İran İttifakı ‘na gelin ya.

Gelmek zorundasınız.

Başka bir çözümü yoktur Türkiye’nin.

Ha Türkiye’nin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, üretim ekonomisi, hepsi buna bağlı.

Efendim, bu sünni dünyayla birleşme arzusu ya da oradan kopan…

Bence bu sünni dünyayla birleşme arzusu yok.

Bu, Amerikan gölgesinin altında uyuma arzusu.

Hani ağacın altında uyunur ya, uyutma.

Amerikan ağacının gölgesinin altında uyurken, Türk milletinde uyutma arzusu.

Yoksa sünnilerle beraberlik arzusu olan Hamas’la beraber olur.

Hamas’la beraber değil ki, Türkiye değildi.

Hatta Hamas’ı suçluyordu, terör örgütü diye.

Yani Türkiye politikasını, sünni-şii ayrımına göre, diyelim sünni yobazlığıyla

değil, Amerika’nın ekseninde üretilen politikaların bedelini ödeyeceğiz biz.

Amerika ekseninde, Avrupa ekseninde.

Avrupa güvenlik mimarisi diyor Türkiye.

Ya Avrupa kalmıyor ki, sen hangi güvenlik mimarisinden bahsediyorsun?

Almanya’nın Cumhurbaşkanı’nı dinle.

Fransa’da iktidara ilerleyenleri dinle.

Bütün Batı Avrupa’da ayağa kalkan yeni akımı, akıma bak.

Avrupa değişiyor.

Sen hangi Avrupa’nın, ondan sonra bir güvenlik

mimarisinde kendine hangi yeri bulacaksın?

Avrupa güvenlik mimarisi olacak, Rusya’ya karşı, Türkiye’de onlara askerlik yapacak.

Öyle bir güvenlik mimarisinin falan inşa edildiği yok.

Avrupa’yı Rusya’ya karşı konumlandıracak bir güç de yok.

Ya evet Avrupa’da işte sanayiyi falan filan canlandırmak, istihdamı korumak

falan için, işte savaş sanayisine falan belli yönelikler falan filan var ama,

sonuç itibariyle bu, ekonomiyi kurtarmak için bir Rusya öcüsü icat edildi.

Ama Rusya’yla savaşacak hali yok.

Avrupa’nın genelkurmay başkanları bunu söylüyor.

Akıllı olanlar bunu söylüyor.

Evet.

Sayın Perinçek, şimdi biraz daha bir iki sakin gündeme dönmek istiyorum.

Tabii kadınlarımız çok önemli öndeler.

Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin 28 Mart’ta, cumartesi günü bir olağan kurulu olacak.

11.

Olağan Kurulu’nu topluyorlar Ankara’da.

Milli Kadın Hareketi’nde birleşiyor, devrime yürüyoruz sloganıyla.

Birlikteler, birlikte hareket ediyorlar.

Tabii ekranlarımızda CKD’nin temsilcileri çıkıyor ve yaptıklarını anlatıyorlar ama,

Türkiye’nin Kadın Hareketi hep konuşulan önemli hareketlerinden bir tanesi.

CKD’nin bu kurultayına siz nasıl bir çağrı yaparsınız kadınlarımıza?

Tabii o çağrıyı CKD’nin kendisi yapıyor.

Sayın Tülün Oygür Prof. Tülün Oygür arkadaşımızın önderliğindeki CKD,

Türkiye Kadın Hareketi tarihinde bir devrim yaptı.

Yani çok kısa zamanda, çok kararlı bir mücadele ile bir kere o mor zehirlenmeyi,

yani o batıdan gelen, işte feminizm falan filan, ben ona mor zehirlenmeyi diyorum.

Mor zehirlenmeyi temizledi.

Bakın kaldı mı Türkiye’de mor zehirlenme?

Bir buçuk iki yıl içerisinde temizledi ve Cumhuriyet Kadınları Derneği’ndeki mor

zehirciler, ayrıldılar, güya bir dernek falan kurdular, o dernek esamesi okunmuyor.

Onu temizledi.

Bu çok tarihi bir olay ve işte şu, şimdi şurada gördüğümüz Anıtkabir’deki

toplanan kadınlarımız, Cumhuriyet Kadınları Derneği,

Türkiye’nin biricik rekabsiz kadın hareketi haline geldi.

Ve çeşitli farklı partilerden kadınlarımızı birleştiriyor.

Ve bir kere doğru bir yol tuttu, doğru bir program

belirledi, doğru bir strateji kurdu, taktikler, siyasetler.

Dolayısıyla Türkiye Kadın Hareketi’nde bir

devrim yaptı, Cumhuriyet Kadınları Derneği.

Şimdi 28 Mart günü Ankara’da kongrelerini yapıyorlar.

Onlara yürekten başarılar diliyoruz.

Önleri açık.

Çünkü bütün ayaklarına dolaşan, Türkiye Kadın Hareketi’nin ayaklarına

dolaşan, batıdan gelen prangaları falan kırdı, attı.

O bakımdan Cumhuriyet Kadınları Derneği tarihe geçmiştir bu büyük atılımıyla.

Sayın Tülün Oygür’ü de oradaki o vakur, özgüvenli, bilgiye dayanan, cesur aynı

zamanda önderliğiyle büyük bir başarı kazanmıştır.

Şimdi sanıyorum çok büyük bir örgütsel atağın eşiğindeler.

Yani bu 28 Mart’ta yapacakları kongreden sonra çok büyük bir atılım

gerçekleştirecekler ve hem de emekçi kadınları da bağırlarında toplayarak,

yani üreten kadın, ondan sonra eşitlik sağlayan kadın, boyun eğmeyen kadın,

ondan sonra erkek kadın eşitliğini sağlayan kadın hareketi, o yönde çok büyük

bir atılımın içine girecekler ve çok büyük bir örgütlenme atağı gerçekleştirecekler.

Onlara bütün yüreğimizle, kalbimizle başarılar diliyoruz, onlarla beraberiz.

Zaten en önemli ilkeleri de kadının kurtuluşunun erkekle birlikte olacağı.

Yani erkekle kavga ederek bir kadın kurtuluşu değil, yani erkekle omuz omuza,

yürek yüreğe, aynı programlarda, aynı hedeflerde el ele vererek bir kadın kurtuluşu.

Zaten feminizmle ve mor zehirlenmeyle mücadelesinin özü de bu.

Yani erkek düşmanlığı değil, emperyalizme, batıdan gelen baskılara, eşitsizliklere,

kadın üzerindeki haksızlıklara karşı mücadele, yani batı emperyalizmiyle

mücadele zemininde, erkekle mücadele değil.

Batı emperyalizmiyle mücadele zemininde kadın kurtuluşunu

gerçekleştirme yolunda çok büyük bir atılıma başladılar.

Önlerindeki şeyleri, engelleri temizlediler, yollarını açtılar,

ufuklarını açtılar.

Hepimize onlara başarı dilemek görevi düşüyor ve onlarla

beraber mücadele sorumluluklarını da paylaşıyoruz.

Evet, biz de Cumhuriyet kadınlarına başarılar diliyoruz.

Bunların sesi olmaya da devam edeceğiz.

Bugün Sayın Tülin Uygur’u genel başkanı ağırladık.

Önümüzdeki günlerdeki kuşaklarımızda da kadın temsilcilerimiz çıkacak ve o

örgütlenme ataklarını anlatmaya devam edecekler.

Ulusal kanaldan izleyebilirler.

Tabi Sayın Perinçek, 21 Mart’ta şöyle bir tarihti,

Aşık Veysel’in, ozanımızın ölüm yıl dönümü.

Siz de Aşık Veysel’i yakından tanıyan bir isimsiniz.

Onu bir de sizden dinlemek isteriz.

Evet, Aşık Veysel benim dostum.

Ondan sonra, yani o benim Altan Utkan kardeşler vardı.

Altan ve Utkan benim ta Maltepe Sabah Sokak’ta otururken, onlar Uludaz Sokak’taydı.

Bizim Cüneyt Akalın arkadaş da Uludaz Sokak’taydı.

Yani ta benim çocukluk arkadaşlarım.

Sonra hukuk fakültesinden Altan’la aynı sınıfta 4 sene beraber okuduk.

Onlar Sivaslıdır.

Ondan sonra, o beni tanıştırdı Aşık Veysel ‘le.

Onu da saygıyla anıyorum Altan kardeşime, hukuk fakültesime.

Sonra Yargıtay’da üyelik yaptı.

İyi bir hukukçudur Altan kardeşim.

Oradan dost olduk.

Ankara’ya gelişlerinde misafirim olmuştur Aşık Veysel.

Fakat ben babama çok şey borçluyum burada.

Bir de Agah Enişte’ye, Agah Tüfekçi.

Bana Aşık Veysel’i sevdiren onlar.

Babam da Agah Tüfekçi, eniştem.

Bizim evde bütün Akçık Veysel’in ne kadar plağı var, hepsi vardı.

Babam, yani 30-40 tane plaktır onlar.

O zaman 45’lik Aşık Veysel plakları.

Aşık Veysel’in diyelim koşmalarının, ondan

sonra eserlerinin de hepsini ezbere bilirim.

Türkiye’de benim gibi kaç kişi var onu bilmiyorum.

Beraber oturmuşuz, aynı sofralarda o çalmış, biz birlikte söylemişiz.

İnsan olarak da çok büyük, çok değerliydi.

Ve bizim Aşık geleneğimizin son temsilcisi.

Ondan sonra devamı yok.

Tabii Türkiye’de saz en yaygın enstrüman haline geldi.

Eskiden saz çalan böyle parmakla gösterilirdi.

Şimdi bugün herkes saz çalıyor.

Tamam o.

Ama Aşık geleneği başka bir şey.

Saz çalmak başka bir şey.

Bağlama çalmak başka bir şey.

Aşık geleneği.

Aşık Veysel o Aşık geleneğin son temsilcisi.

Çünkü onun için de yoğruldu.

Yani onun bütün deyişleri, koşma demeyelim de deyiş daha güzel.

Onun bütün deyişlerine baktığımız zaman, diyelim

Türkiye’nin Aşık geleneğinin bütün birikimini görüyoruz.

Söyleyiş tarzı, yaratıcılığı.

Ondan sonra o tane tane çaldığı saz vesaire.

O diyelim Emlek Havzası, Şarkışlı Havzası.

O Aşık yatağıdır orası.

O havzanın içerisinde büyüdü.

Yani o çok çok önemli.

Ve büyük bir yaratıcı.

Aşık Veysel.

Hakikaten sanatsal yaratıcılığı olağanüstüdür.

Deyişleri olağanüstüdür.

Ve o deyişlerinin melodileri de hakikaten olağanüstüdür.

Saygıyla onu anıyoruz.

Evet.

Bu haftanın müziği de.

Müziğe geçmeden önce bir konumuz kaldı.

Arkadaş toplantılarında falan.

O zaman hep bana Aşık Veysel türküleri söyletirler.

Hatta böyle hocaları hukuk fakültesinde falan bulunduğum sıralarda da böyle.

Hocalar falan hep beraber toplandığımız zaman da.

Biz sizin ağzınızdan da kekikidim.

Bütün kustos diyen incesine sarıldım.

Benim sadık yârim kara topraktır.

Şiir olarak da olağanüstü tabi.

Onu bu haftanın müziği yapalım.

Çalacağız ama ondan önce bir konumuz daha var.

Kitaba, filme geçmeden.

Sayın Perinçek.

Bizim bir kampanyamız vardı.

Türk milletine bilgilendirdik.

Tekrar ufak bir hatırlatmamız var.

Valla şöyle.

Şu birinci kanal olmaya gidiyor.

Ulusal kanal.

Bakın Türkiye.

O verileri getirirsek arkadaşlar.

Kur’an’ın ülkesinde kaç tane birinciliği var.

Eskiden güreşte, olimpiyatlarda birinciydik falan.

Şimdi bakın.

Nedir bu resmi YouTube’dan gelen bilgiler.

28 Mart 2026.

Yani işte bugün 24 Mart’tayız.

En son gelen bilgi.

Birinci Fox News.

Bu Amerika’daki Fox News.

Türkiye’deki Fox TV değil.

Yani bu Trump’un ve Netanyahu’nun kanalı.

O tabi 172 milyon izleme.

İkinci ulusal kanal üçüncüydü.

İkinciliğe çıktı 120 milyonla.

Daha önce bizim önümüzde iki kanal vardı.

El Cezire ve El Arabiya.

Bunlar İngilizce yayın yapan Arap kanalları.

Onların ikisini geçtik.

Fakat Fox News hepimizin önüne geçti.

Biz şimdi ikinci konuma geldik.

Ama nedir?

Hedefimiz de dünya birinciliği.

Bakın Türkiye birinciliği değil.

Artık Türkiye birinciliğinden söz etmiyoruz.

Çünkü orada artık oturdu birincilik tahtına ulusal kanallar.

Onun da tablosunu biraz sonra göstereceğiz.

Şimdi altımızdaki kanallara bakalım.

Ulusal kanaldan sonra işte El Cezire.

El Arabiya.

CNN.

Ama Amerika’daki CNN bu.

Bizim Türkiye’deki CNN Türk değil.

NBC News.

ABC News.

Türkiye’den bir TRT World girmiş bu.

İlk 10 ile 2,3,4,5,6,7,8,9.

İlk 10’a 8.

olarak TRT World girmiş.

Ona da şükür diyelim.

Devletin İngilizce yapan kanalı 33 milyon.

Ama ulusal kanal 120 milyon.

Demek ki TRT World ile ulusal kanal arasında 4 kat fark var.

Ama ulusal kanal dünya birincisi olacak.

Dünya devrime gidiyor diyoruz ya.

O devrime giden dünyada ulusal kanal o devrimin kanalı olarak

devrimin temsilcisi olarak dünya birinciliğine gidiyor.

Türkçe ile gidiyor.

Bakın şuradaki 10 kanal var.

Bu 10 kanalın 10’u da İngilizce yayın yapıyor.

Aralarında bir tane Türkçe yayın yapan onu da kırmızı yapmışsınız.

Ulusal kanal Türkçe.

El Cezire İngilizce, El Arabiya İngilizce, CNN İngilizce,

NBC İngilizce, ABC İngilizce, TRT World İngilizce.

BBC İngilizce, Sky News İngilizce.

10 kanalın arasında ikinci konumda Türkçe yayın yapan.

Çünkü İngilizce dünya dili.

Amerika onu konuşuyor, İngiltere onu konuşuyor, Avustralya onu konuşuyor.

Bütün dünya ortak dil olarak İngilizceyi konuşuyor.

Ondan sonra bizim Türkçemiz orada İngilizce kanallarının arasında.

Bakın Almanca yok, Fransızca yok, diğer diller yok.

Çok büyük bir başarı ulusal kanalın.

Artık dünya YouTube’dan izliyor.

Onu da ifade edelim.

YouTube’un verdiği rakamlar bu.

Dünya artık televizyonları mesela elindeki

telefondan, televizyondaki YouTube’dan izliyor.

Bir de Türkiye’deki tabloyu verelim.

Bunlar son 30 gün Sayın Genel Başkan.

Ama ulusal kanal kaç yıldır birinciyiz?

Bir buçuk yıldır.

Bakın o birincilik tahtını hiç terk etmiyor.

Birinci ulusal kanal Türkiye’de son 30 günde 287 milyon görüntülenmiş.

Ondan sonra gelen Cennet Türk.

Ondan sonra 148 milyon, yarısı.

Ulusal kanalın yarısı.

Arada büyük fark var.

Ondan sonra TGRT Haber 133 milyon.

Sözcü ikinciydi, şimdi dördüncülüğe düşmüş.

O da önemli bakın.

CHP’nin kanalları, Atlantik’le şey yapan kanallar.

Ondan sonra Beşinci A Haber, AK Parti’nin, CHP’nin

kanalları ulusal kanalının ne kadar altında?

TRT World 87 milyon.

Haber Global 78 milyon.

TV Net 76 milyon.

Halk TV üçüncüyü düştü mü, onuncuya düşmüş.

Evet.

Cezalandırıyorlar yani.

Çünkü Amerika ve İsrailce biraz yayın yaptık.

Atlantikçi tutumları cezalandırıyorlar.

Ulusal kanal açık ara birinci.

Biz diğer kanallarımızın da başarılı olmasını isteriz.

Ondan sonra yani hani onları olumsuzlayarak değil, ulusal kanal kendi

pozitif, olumlu yönleriyle, başarılarıyla o birincilik tahtına oturdu.

Yoksa o rakiplerini karalayarak falan filan değil.

Orada da çok bize yakışan bir tutum izliyor ulusal kanal.

Türkiye’de de birinci kanal.

Şimdi bu birinci kanal, Türkiye’de dünyada ikinci kanal en çok izlenen.

Dünyada da birinci olacak.

Türkiye’de de görevlerini daha iyi bir şekilde yapacak.

Çünkü kritik bir devrim dönemine giriyoruz.

Evet.

Onun için ulusal kanala omuz verdiğimiz zaman işçiye, çiftçiye omuz vermiş olacağız.

Üreticiye omuz vermiş olacağız.

Onu da görelim.

Bu son otuz gündü değil mi?

Bu ne?

Bu bir önceki şeyimiz.

Bu daha güncel olmayan.

Burada mesela… Bu son bir yıldayı getirdik.

Orada da iki milyar kırk üç otuz milyon.

Yani iki buçuk milyar.

Son iki şeyde.

Arkasından Halk TV geliyor.

Dokuz yüz doksan dört.

Yani onların iki kat, iki buçuk kat önünde.

Sözcüğünün iki buçuk kat önünde.

TRT1’in dört kat önünde.

Üç buçuk kat önünde diyelim.

TRT World’ün dört kat önünde.

CNN Türk’ün altı yüz yedi, dört, yedi, yirmi sekiz.

Üç buçuk kat önünde.

CNN Türk’ün.

A Haber’in dört kat önünde.

Yani Ulusal Kanal’ın olağanüstü bir başarısı var.

Yani halk artık bir arayış içine girmiş.

Devrimci çözümlere yönelmiş.

Bir de gerçek, gerçek istiyor.

Beni kandıramazsınız diyor.

Beni kandırmayın diyor.

Bana doğruları, gerçek haberi verin diyor.

Bu da Türk halkının çok önemli üstünlüğü.

Kutluyoruz.

Şimdi bunun, bugün sanıyorum bir ödeme yaptınız değil mi?

Evet, TürkSat’a 24 Mart son tarihte, bugün son tarihte bir kısmını ödemiş olduk.

Bunlarla bir anlaşma yapıldı benim öğrendiğime göre.

Evet, biraz daha erteledik.

Yani şöyle tabii sadece TürkSat’a borcumuz yok

ama esas büyük kısım TürkSat’a ana ödememez.

Anadolu Ajansı, SGK gibi diğer kurumlara vardı.

Toplam 25 milyonluk bir hedef koymuştuk.

Çünkü bütün bildirimler arka arkaya geldi.

15 milyon toplandı.

15 milyon toplandı.

10 milyonluk bir süre kaldı.

TürkSat’a bir kısım ödememizi yaptık.

Şimdi bir 15 günde 15 milyon topladık aslında.

10 günde de 10 milyonluk.

15 günde de 10 milyonluk bir hedefimiz var şimdi.

Güzel.

El birliğiyle bu açığı kapatmaya çağırıyoruz yine biz.

Kapatacağız.

Biz de ulusal kanalın izleyicileri olarak aynı zamanda burada çıkış yolu

programının, emekçileri olarak bütün milletimize çağrıda bulunuyoruz.

Bu 10 milyonu 15 günde toplayıp bütün bu borçları falan kapatacağız.

Hep borçlarını ödemiştir.

Kimseye borçlu kalmamıştır.

Ulusal kanal olsun, aydınlık olsun.

Gene borçlarını ödeyecektir.

Borçlarına sadıktır.

Borç namustur.

Ama nedir…

Hiçbir televizyon reklam gelirleriyle kendini çeviremez.

Arkalarında büyük holdingler var.

Onların siyasi amaçları var sonuç itibariyle.

Veyahut da siyasal partiler var.

Onların siyasi amaçları var.

Atlantik eksenli amaçlar bunlar.

Bir tek ulusal kanal nedir?

Vatan, millet, Türkiye Cumhuriyeti, Türk devrimi…

Türk devriminin televizyonu aynı zamanda.

Üreticilerin televizyonu, milletin televizyonu, bağımsızlığın televizyonu,

özgürlüğün, demokrasinin, eşitliğin…

Kardeşliğin televizyonu.

Ulusal kanal.

Ve halk da ulusal kanalı seviyor, hayran.

Artık beni arayanlar hep hayranız diye söylüyorlar.

Onun için o hayranlık sözünü de onlardan alarak burada ifade ediyorum.

Hadi değerli arkadaşlar, bütün bizi izleyenlere sesleniyorum.

Şimdi 10 milyonu, 15 milyonu topladığına göre ulusal kanal bu kadar kısa zamanda.

Bunun gözde büyütülecek bir tarafı yok.

10 milyon ne demek?

1000 kişiden 10 bin lira aldık mı, 10 bin lira…

1000 değil, 10 bin kişi var Türkiye’de 10 bin lira verecek.

Yani 100 milyon lira eder o.

Onun için yükleneceğiz şimdi.

Az veren candan, çok veren maldan demişler ondan sonra.

Az veren de kıymetli, çok veren de kıymetli.

Herkese sesleniyoruz.

Yükleneceğiz ve…

O iban numaraları, şunlar bunlar hepsi iletişim no’ları.

Aşağıda yazılı.

Hadi yükleniyoruz.

10 Nisan’a kadar değerli arkadaşlar 15 gün içerisinde bu 10

milyonu da toplayıp ondan sonra birincilik hedefine doğru.

Yani 3-4 ay içerisinde birinci oluruz.

Benim gördüğüm.

Oraya doğru büyük hatamızı gerçekleştireceğiz.

Daha güzel bir ekran.

Emekçiler daha rahat koşullarda çalışacak.

Ondan sonra onları şevklendirmiş olacağız.

Çalışanlarımızı.

Herkese görev ve sorumluluk düşüyor.

Türkiye’yi birincilik tahtına.

Türkçe’yi ve Türkiye’yi.

Otur da.

Ulusal kanalımıza çok çok teşekkür ediyoruz.

Sizleri kutluyoruz.

Ulusal kanalı yöneticileri olarak.

Biz de teşekkür ediyoruz.

Tekrar hatırlatalım.

25 milyonluk hedefimizin 15 milyonunu tamamladık.

Borcumuzun bir kısmını ödedik.

Son 10 milyon liramız kaldı.

1000 kişiden 10 bin lira bekliyoruz.

Ama çoğunu bekliyoruz.

1000 kişiden 10 bin lira bekliyoruz.

Birisi 500 verir, birisi 1000 verir.

Birisi 10 bin verir.

Mesela bugün benim misafirim vardı.

Karı koca geldiler.

100 bin lirayı bıraktı gittiler.

Ben onlardan hiçbir şey istemedim.

Kendileri sizin yayınlarınızı duymuşlar.

Ondan sonra geldiler.

100 bin lirayı kesek kağıdının içinde getirdiler.

Bıraktılar.

Gittiler.

Yani onun için 100 bin lira veren de var.

Milyon veren de var.

Ondan sonra 1000 lira veren de var.

500 lira da var.

Onun için herkes kendi gücünü ama zorlayarak kendi

gücümüzün sınırlarını zorlayarak katkıda bulunacağız.

Ben de bu görevimi Şule Perinçek ile birlikte ayrıca bu görevimizi yaptık.

Ve herkesi o göreve davet ediyoruz.

Çok teşekkür ederiz.

O zaman bu haftanın kitap ve müzik önerisiyle programımızı izleyebiliriz.

Benim çok değer verdiğim Atatürk’ün 15 yıl

Dışişleri Bakanlığı’nı yapmış Tevfik Rüştü Aras var.

Ondan sonra onun Kurtuluş Gülen’e de çok çok teşekkür ederiz.

Bu kitabı toparladı.

Atatürk’ün dış politikası başlığı altında.

Tevfik Rüştü Aras, Türk devriminin Atatürk ‘e sadık ve

Atatürk’ün çizgisine bağlı emekten yana Atatürkçü’den yana.

Ondan sonra Sovyet devrimine dost o çizgide olan bir Dışişleri Bakanımızdır.

Atatürk’ün de vasiyetini sanırım.

Sovyet dostluğuna vasiyet ettiği isimlerden biri.

Atatürk şeyde de var.

Taksim Abidesi’nde de Atatürk’ün arkasındaki Taksim Abidesi’nde kim var?

Fevzi Çakmak, İsmet Paşa, Tevfik Aras.

Tevfik Rüştü Aras.

Yani o abideye de heykelini Atatürk tabii koyuyor.

Ama emekçiden yana sosyalizmden yana bir Dışişleri Bakanı Türkiye gördü.

1923’ten 38’e kadar.

15 yıl.

Onun Atatürk’ün Dış Politikası kitabı çok çok kıymetli bir kitap.

Herkese öneriyoruz.

Kemalist devrimin yalnız dış politikasını değil burada özünü programını evrensel

yanını uluslararası birikimini, tecrübelerini temsil eden bir kitaptır ve

Tevfik Rüştü Aras aynı zamanda çok önemli bir Türk aydınlıdır.

Türk entelektüelidir.

Dışişleri Bakanı.

olmak yanında.

Burada Atatürk’ün hemen arkasında omuzun arkasında gözüküyor.

Şeyi de gösterirsek Taksim Abidesi’nin orada da.

Evet onun da fotoğrafını arkadaşlardan rica edelim.

Orada da yani mesela ne Atatürk demek ona o kadar önem veriyor ki 28 yılında Taksim

Abidesi yapıldığı zaman o abideye Fevzi Çakmak,

İsmet Paşa ve Tevfik Rüştü arası da koyuyor.

Bir de tabi Aralof’u Rus.

Bir ikinci Rus var onun kim olduğunu hala tam belirlemiş

değiliz ama iki tane de Rus var Taksim Abidesi’nde.

Yani Rus devrimine, Rus devrimiyle olan beraberliğe olan vefa.

Atatürk’ün büyüklüğü evet onu tabi bize aynı zamanda bir miras olarak biraz

yaklaştırırsak yaklaştır yaklaştır yaklaştır evet tabi biraz resim herhalde

biraz şah şu soldaki İsmet Paşa o İsmet Paşa sağdaki yani bize göre sağdaki Fevzi

Çakmak İsmet Paşa’nın arkasındaki Aralof ‘u.

Evet İsmet Paşa’nın arkasındaki çok kasketli

olan Aralof’un önündeki de Tevfik Rüştü Aras.

İsmet Paşa’yı Atatürk’ün arasındaki evet Tevfik Rüştü Aras.

Onun kitabı.

Evet.

Kurtuluş kararına da tebrikler.

Çok titiz bir çalışma.

Bir de tabi buradaki metinler aşağı yukarı nedir 1920’lerden alsak 100 yıllık bir

Türkçe yer yer ama özüne şeyine üslubuna ve iklimine dokunmadan diyelim çok eski

dildeki bazı terimleri bugünkü Türkçe ile sadeleştirdi.

Çok özenli çalışır Kurtuluş Gülen.

Bu konularda güvenilir.

Atatürk’ün bütün eserlerinin diyelim bugünkü Türkçe

ile yazılmasında da çok büyük emekleri vardır.

Çok teşekkür ediyoruz.

Evet Atatürk ile İsmet Paşa’nın omuzların arasında evet evet şimdi daha iyi tanıdık.

Evet arkada kasketli Aralov

şurada Fevzi Çakmak Atatürk’ün solunda.

Bize göre sağda Fevzi Çakmak.

İsmet Paşa ve İsmet Paşa’nın arkasındaki de Tevfik Üçlü Aras.

Atatürk ile İsmet Paşa’nın arasındaki Tevfik Üçlü Aras.

Evet.

Evet.

Haftanın müziği.

Haftanın müziğini de Dost Dost diye nicesine sarıldım.

Benim sadık yârim kara topraktır.

Yani bu bir Türk çiftçisinin toprakla söyleşisi.

Yani sözleri de olağanüstüdür.

Ondan sonra koyun verdi, kuzu verdi.

Yani o toprak üretimle toprakla bağını çok güzel ifade eder.

Onu dinleyelim.

Dost Dost diye nicesine sarıldım.

Evet.

Değerli ulusal kanal izleyenlere Bir Çıkış Yolu’da programın sonuna geldik.

Hepinize iyi akşamlar dilerken Aşık ve Selin Dost Dost diye nicesine sarıldım

türküsüyle sizlere baş başa bırakıyoruz.

Herkese iyi akşamlar diliyoruz.

Yeni, yeni görse hazırlar okuyun deixer capital ذكر Of Dost Dost ile

saygı ile

Benim sadık yârim kara toprak’tır, kara toprak’tır.

Nice güzellere bağlandım kaldım, bağlandım kaldım.

Nice güzellere neyâr bağlandım kaldım, bağlandım kaldım.

Ne bir menfa gördün, ne faydalandın.

Her türlü isteğimi yâr topraktan aldın.

Benim sadık yârim kara toprak’tır, kara toprak’tır.

Koyun verdi kuzu, verdi süt verdi, verdi süt verdi.

Koyun verdi kuzu, kuzu verdi, süt verdi, verdi süt verdi.

Yemek verdi ekmeği, ekmeği.

İzlediğiniz için teşekkürler.

İzlediğiniz için teşekkürler.

Altyazı M.K.

Altyazı M.K.

Havaya bakarsam ey yar hava alırım, hava alırım.

Toprağa bakarsayım dua alırım.

Topraktan ayrılsam ey yar nerede kalırım.

Benim sadık yarim kara topraktır, kara topraktır.

Bütün kusurlarım ey yar toprak gizliyor, toprak gizliyor.

Bütün kusurlarım ey yar toprak gizliyor, toprak gizliyor.

Merhem çalıp yar ayıların düzlüyor.

Kolun açmış yollar yollarımı gözlüyor.

Benim sadık yarim kara topraktır, kara topraktır.

Her kim ki olursa bu sıra mazhar, bu sıra mazhar.

Her kim ki olursa ey yar bu sıra mazhar, bu sıra mazhar.

Dünyaya bırakır ölmez bir eser.

Kum gelir ve selin ey yar bağrına basar.

Benim sadık yarim kara topraktır, kara topraktır.

Merhem çalıp yar ayıların düzlüyor, kara toprak gizliyor, kara toprak gizliyor.

true

Paylaş