Çıkış Yolu | 10.03.2026

Çıkış Yolu | 10.03.2026

Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, Çıkış Yolu programıyla karşınızdayız.

Her hafta olduğu gibi Çıkış Yolu’nda Vatan Partisi Lideri

Sayın Doktor Doğu Perinçek’e sorularımızı soracağız.

Sayın Perinçek hoş geldiniz.

Hoş bulduk, merhabalar.

Evet, bu hafta sorularımızı Aydın’ın Gazetesi

Ankara Haber Müdürü Aykut Diş’le birlikte soracağız.

Merhabalar Aykut Bey size.

Hoş bulduk.

Evet, on birinci güne girdik artık.

İsrail ve Amerika’nın İran’ın büyük saldırıları ve İran’ın kahramanca direnişi.

On birinci güne girerken İran’da kritik bir adım atıldı.

Yeni lider seçildi.

Ayetullah Müşteba Hamaney görevine başladı.

Halktan da büyük bir destek gördü.

Tahran’da ve bütün illerde kitlesel gösteriler, lidere bağlılık eylemleri oldu.

On birinci gündeki yeni bir gelişmede Amerikan Başkanı

Donald Trump savaşın bitme noktasına geldiğini açıkladı.

Bunu ve Türkiye’nin güvenliğini ilgilendiren konuları Sayın Perinçe’ye soracağız.

Tekrar hoş geldiniz.

Merhaba.

On birinci günde nasıl bir savaş manzarası görüyorsunuz?

Önce Ayetullah Müşteba Hamaney’i yürekten kutluyoruz.

Kılıcı keskin olsun diyoruz.

O, İran’ın yeni liderini.

Ve tabii o büyük bir gelenekten, büyük bir ocaktan yetişme.

Askerlik yapmış.

Sicili de çok sağlam, çok esaslı.

Başarılar kazanacağından eminiz.

Amerika hoşlanmadı onun başa geçmesinden.

O da bizi çok sevindirdi.

Demek ki Amerika’nın, Atlantik Sistemi’nin istemediği, sevmediği bir adam.

İran’a Amerikan füzesiyle, silahıyla, uçak gemisiyle bir rejim dayatamıyorlar.

O bakımdan da çok çok önemli.

Onu kutlayarak ve ona engin başarılar dileyerek başlıyoruz.

On birinci gün.

Bakın Amerika savaşa son vermeyi konuşmaya başladı.

Bence on birinci günün en anlamlı tarafı o.

Yani iş geçiremedi.

Hedeflerine ulaşamadı.

Hedefi neydi?

Rejimi değiştirecekti.

Rejimi değiştiremedi.

Rejimi sağlamlaştırdı, pekiştirdi.

Hatta şu tür yorumlar da yapılıyor.

Rejim gençleşti ondan sonra.

Yaş olarak da gençleşti, dinamikleşti.

Ama savaş kayıplar olacak.

Ama o kayıplar İran’ı ateşledi.

Yani şehadet ve cesaret.

Orada eşitlik İran’ı ateşledi.

Yani İran’ın liderleri, komutanları.

Kendi halklarına o mesajı verdiler.

Dediler ki biz de sizin gibi cephelerde canımızı veririz, şehit oluruz.

Bu eşitlik, bu cesaret.

Rençperle eşitlik, işçiyle eşitlik.

Ondan sonra çiftçiyle eşitlik.

Esnafla, zanaatkarla, halkla, milletle eşitlik.

Bu tabii en büyük ateşleyicidir.

Yani savaşlarda komutanların arkada durup savaşı yönetmesi doğrudur.

Komutanlık ilkesidir.

Ama kritik dönemlerde de komutan eline kılıcı alır, en öne geçer.

O tabii savaşı ateşler.

Bizim Sakarya Savaşı’nda yedek subayların düşman mevzilerine saldırmaları.

Büyük bir subay kaybı var tabii.

Mehmetçik’i ateşledi.

Orada Atatürk’ün çok önemli bir tespiti var.

Mehmetçik savaşı kabul etti diye.

Evet.

Çünkü Sakarya öncesinde o bizim meşhur Eskişehir-Kütahya

Muharebelerinde yenilmemiz ve bir Türk ordusunun hezimete uğraması var.

Ondan sonra Sakarya’da tutunması ve Mehmetçik’in savaşması.

Mehmetçik savaşı kabul etti diye Atatürk tarafından saptanır.

Oraya gelmişken bir komutan tecrübesi ve ilkesini de burada konuşalım.

O demin bahsettiğimiz Eskişehir-Kütahya

Muharebelerinde Türk ordusu bozguna uğrayınca.

Ondan sonra mecliste o muhalifleri Mustafa Kemal Paşa’nın birden bire alevlenirler.

Ondan sonra vay işte bizim ordumuz kaçıyor falan filan.

Yani Atatürk’ü düşürecekler, indirecekler ona muhalif olanlar.

Mustafa Kemal Paşa’nın hepimize ders olacak.

Bir konuşması vardır orada.

Çıkar kürsüye der ki, efendiler der Türk ordusu kaçmıyor.

Türk ordusu yönünü doğuya çevirmiştir ve doğuya doğru yürümektedir.

Yürüyüşe geçmiştir.

Yani onların kaçıyor dediğini savaşta bir yürüyüş

yani bu muharebelerde uygulanan taktiklerden biridir.

Yani bir taarruz taktiği var.

Bir savunma taktiği var.

Bir de ne var?

Geri çekilme taktiği var.

Geri çekilme de bir taktik.

Gerçi orada geri çekilme yok.

Yani bayağı bir bozgun var.

Ama orada da komutan ne?

Yani evet bozguna uğramıştır diyerek komutanlık yapamazsınız.

Yani orada birtakım sözüm ona gerçekçiler gibi

ondan sonra bozguna uğradı diyerek savaşamazsınız.

Nedir?

Türk ordusu istikametini doğuya doğru çevirmiştir ve yürüyüşe geçmiştir.

Bu hakikat budur.

Ve hakikatin bu olduğu ortaya çıktı.

Çünkü o ordu denize döktü düşman ordularını.

Yani hezimete uğradı, bozguna uğradı falan dediğiniz zaman o orduyu

tekrar mevziye sokup ondan sonra düşmanı denize dökemezsiniz.

Sakarya’da da nasıl ordu mevziye sokuldu ve düşman orduları durduruldu?

O yedek subaylar en önde canlarını vererek Hamaney’den oraya geldik.

En önde canlarını vererek Mehmetçi’ye neyi kabul ettirdiler?

Savaşı kabul ettirdiler.

Baklar ki komutanları en önde taarruz halinde

Mehmetçik de ondan sonra savaşı kabul etti.

Hamaney ve şehit olan büyük liderlerin de yaptığı bu.

Yani orada ne İran halkına, İran askerine neyi veriyor?

Biz de seninle eşitiz.

Bilinçli olarak mı kendilerini feda ettiler?

Yani korkmadı.

Korkmamayı öğretti.

Feda etmeyi değil de korkmamayı öğretti.

Yani sığınağa girmiyor.

Sığınağa girmesi gerekir aslında komutanların ve liderin sığınağa girmesi gerekir.

Ama sığınağa girmiyor.

Neden?

Çünkü hayati bir durumla karşı karşıya ve İran

halkına ve İran ordusuna savaşı kabul ettirmesi lazım.

Karşıda büyük bir düşman var.

O savaşı nasıl benim liderlerim ölümden korkmuyor?

Yani feda etmek değil ölümden korkmamak.

Çünkü savaşı en sonunda ölümden korkmayanlar kazanıyor.

Orada ne yapıyor?

Kendi askerine, kendi halkına ölümden korkmamayı bir örnek olarak öğretiyor.

O dersi veriyor.

Dönelim sizin sorunuza.

11.

gündeyiz ve işte o ölümden korkmayan liderlik,

ölümden korkmayan halk bütün meydanlarda.

Tahran’a, İsfahan’a, Tebriz’e bombalar yağıyor.

Değil mi?

Bütün İran’ın kentlerine, büyük kentlerine falan.

Halk ölümden korkmuyor.

O meydanlarda toplanıyor.

Neden?

Çünkü o da tayin edici.

Bakın yalnız siperlerde, yalnız füze atışlarında bu savaşın kaderi belirlenmiyor.

O cephe gerisindeki halkın tavrı.

Rejimi ayakta tutan o oldu.

Yani onların planı neydi Amerika ve İsrail’in?

Bu taarruzdan sonra böyle ağır bir darbe indirilecek.

İran’ın lider kadrosu yok edilecek.

Ondan sonra İran’daki o kırmızı şey, renkli unsurlar, turuncu unsurlar, kırmızı yanlış söyledim,

o turuncular, renkli unsurlar, maviler, Amerikan mavileri, İsrail mavileri ortaya çıkartılacak.

Etlik bir takım gruplar ateşlenecek ve onlar şey yapacak, rejimi devirecek.

Ama ne oldu?

İran halkı o saldırılar karşısında milyonlar İran’daki

yönetimin yanında durarak ona sahip çıkarak bütün o planı bozdu.

Yani yalnız İran füzeleri bozmadı planı.

Yalnız İran askeri, yalnız İran ordusu, İran’ın radarları, ondan sonra savunma

şeyleri, kuvvetleri, Çin ve Rusya ile işbirliği, onlar da tabii çok çok önemli.

Amerika’nın planlarını, İsrail’in planlarını yalnız bu etkenler bozmadı.

Aynı zamanda hangisi?

Halk.

Halk ön cephede savaşmıyor ama ön cephe birden bire ne oldu?

Rejim değişikliği hedefi olduğu için İran’ın içi ön cepheye dönüştü.

Ve orada da İran savaşın başlamasından önce çok esaslı bir tavır aldı.

O bir renkli kalkışma falan filan şeyler oldu ya, hareketlenmeleri.

Yani esnafın ekonomik durumdan, hoşnutsuzluğundan

sonra bir takım hareketlenmeler oldu.

Birden… Mosad unsurları, Cia unsurları girdiler.

Orada İran devleti çok kararlı, ezici bir tavır aldı.

Ezdi.

Bakın o ezdiği için bir daha başlarını yılan delikten kafasını çıkartamadı.

Yılanı ezdi.

Ve kafasını çıkartamadı.

Şimdi bütün bunlardan sonra olay neye geldi?

Amerika ve İsrail’den çok Amerika, Birleşik

Devletleri, Ya ben bu savaşı nasıl sonlandıracağım?

Prestijimi koruyarak, Trump’ın baktığı yerden.

Prestijimi koruyarak, saygınlığımı koruyarak.

Şu an nasıl sonlandıracak?

Onu arıyor.

Hangi zafer var anlatabileceği?

Hangi zafer anlatacak şu an?

İşte İran’ın bahliyesine, deniz kuvvetine ağır darbe indirdim.

Hava kuvvetlerine ağır darbe indirdim.

Tabi bunları halk değerlendiremez ki.

Tam tersine, hangi askerliği bilen ve Amerika cephesinden

bir takım emekli askerler falan filan şunu söylüyorlar.

Diyorlar ki, artık biz Amerika Birleşik Devletleri olarak İran sahasına giremiyoruz.

Yani İran öyle bir hava savunma sistemi kurmuş ki, Amerika Birleşik Devletleri’nin ve

İsrail’in uçakları, İran’ın semalarında, göklerinde uçup orayı bombardıman edemiyor.

Ancak uzaktan atışlarla ve füzelerle ve diğer elimizdeki araçlarla.

Bu çok önemli.

Bunu Amerikalılar söyledi.

Ve sonuç itibariyle rejimi deviremediler, değiştiremediler.

Ve rejimi değiştirmek için kara kuvvetiyle müdahale, onun tam bir fiyaskoyla

sonuçlanacağını, bozgunda sonuçlanacağını, hem askeri uzmanlar söylüyor.

Tabi Amerikan ordusunun da çok önemli savaş

gelenekleri var, uzmanları var, komutanları var.

O değerlendirmeyi onlar da yapıyorlar.

Efendim, işte bir takım Kürt örgütlerini harekete geçirebilir miyiz?

Onlarla zaten bir iş yapamaz.

Ve Kürtler de kiralık değil, satılık değil.

Ondan sonra, öyle yani Kürdü Amerika Birleşik Devletleri, ve

İsrail’in, ben onu istediğim gibi cepheye sürerim, ateşe sürerim.

Elimdeki alettir, enstrümandır.

Bunu kabul eden Kürt de bulamadılar sonuç itibariyle.

Bulsalar da onun gücüyle istedikleri hedeflere

ilerlemeleri mümkün değil, bulamadılar.

Bu da tabi çok çok önemli bir gelişme.

Ve şimdi Amerika hangi noktaya geldi?

Ya peki bu savaşı sonlandıracağım da.

O zaman Amerika kamuoyuna ne diyeceğim?

Dünya kamuoyuna ne diyeceğim?

Nasıl izah edeceğim bu sonlandırmayı?

Ama dikkat ederseniz Trump’ın çeşitli açıklamalarında,

yani işte savaşa son vereceğim falan filan gibi laflar var.

Ben karar veririm, savaş bitmek üzere, neredeyse bitmek üzere.

Bir de hedeflerimize ulaştık’a benzeyen laflar da var.

Hatta hedeflerimizin daha ilerisindeyiz gibi.

Ama bütün dünya kimin hedefine ulaştığını görüyor.

Hangi hedefe ulaşmış?

Başlarken savaşa ne diyorlardı?

Rejimi değiştireceğiz diyorlardı.

Hani nerede değişen bir rejim yok?

Rejimi kuvvetlendirdiler, güçlendirdiler.

Körfez ülkelerindeki Amerikan kayıpları, özellikle maddi kayıplar…

Bakın başka bir şey, şimdi çok iyi bir noktaya geldiniz.

Burada İran çok önemli bir savaş stratejisi uyguladı.

O da nedir?

Bütün dünyayı, yakın bu savaşı devam ettirdiğiniz zaman…

Hepinizin ekonomileri, bir kısmınızın ekonomileri çöker.

Bir kısmınızın ekonomileri çok büyük sorunlarla karşılaşır.

Dünya büyük bir enerji bunalımına girer.

Ve girdi.

Ondan sonra Amerikan ekonomisi de gider.

Avrupa ekonomileri zaten sallanıyor.

Onlar da çok ağır sorunlarla karşılaşır.

Körfez ülkeleri de petrolünü satamadığı için büyük problemlerle karşılaşıyor.

Dolayısıyla ne oldu?

Dünya savaşı olmadı.

Nihayet Amerika ve İsrail’in İran’a karşı bir savaşı oldu.

Ama dünya savaşları gibi bir takım sonuçları bu savaş davet etmeye başladı.

Nedir?

Atlantik sisteminin ülkeleri sallanmaya başladı.

Ama buna Türkiye de dahildir.

Yani ekonomilerinde çok ağır işaretler var.

Hepsi fiyatlar yükseliyor.

Ondan sonra enerji fiyatları yükseliyor.

Enerji fiyatlarının yükselmesi demek bütün fiyatların maliyetlerin yükselmesi demek.

Ondan sonra tabii bu arada emekçi gelirleri, halkın gelirleri falan yükselmiyor.

Ayrıca sanayici, tüccar hepsi bir bunalıma girdi.

Yani sistemi bunalıma soktu İran.

Yürüttüğü şey savaş stratejisiyle sistemi bunalıma soktu.

Amerika’nın savaşa son verme kıvranışları, sancıları

da biraz ekonomilerin alarm vermesinden ileri geliyor.

Yani yalnız savaş cephesinde kazanılan başarılar yok.

Aynı zamanda bütün Atlantik sistemi…

Ülkelerin iç cephelerine bombaları atmış oldu İran.

Yani petrol fiyatlarının yükselmesiyle.

Bu İran’ın izlediği savaş stratejisinde de çok önemli bir başlıktı.

Siz peki ne öngörüyorsunuz?

Sönümlenecek mi yoksa şiddetlenecek mi?

Çünkü İngiltere, Fransa bunlar büyük gemiler

gönderdiklerini açıkladılar birkaç gün önce.

Hürmüz Boğazı’na doğru.

Fakat… Dün Trump… Amerika ile İngiltere arasında da birtakım anlaşmazlıklar var.

Bence orası o kadar önemli değil.

Esas önemli olan Amerika’nın bu savaşı sürdürme iradesinde zaaf başladı.

Şimdi 1 Aralık ne oldu?

Trump bir kara harekatından bahsetti.

1 Aralık Trump, ya Kürtler benim aslanlarımdır, onları birazcık el üre sürelim.

Çok harika olur Kürtlerin harekete geçmesi falan.

Orada da bir düş kırıklığına uğradılar.

O da olmadı.

Şimdi ne yapacak Amerika Birleşik Devletleri?

İran’da çok kuvvetli bir hava savunma sistemi var.

Çinlilerle beraber kurdukları anlaşılıyor.

Bize gelen askeri bilgiler gerçekten İran’ın hava

savunma sisteminin çok etken olduğunu gösteriyor.

Bunu Amerikalı bazı uzmanlar da itiraf ediyorlar.

Benim okuduğum.

Yani bizim uçaklarımız artık İran semalarında gidip bombardıman yapamıyor.

Yani uzaktan atışlarla, denizden ve havadan uzaktan füze atışlarıyla vesaire.

İlk saldırılarda da öğrendiğimize göre, yani bu Türk

Silahlı Kuvvetleri’nde tespit ettiği bir gerçek.

Uçak, kaç acayip bir şey, büyük bir hava saldırısı.

Amerika uçaklarla gerçekleştiriyor.

Fakat orada uçaklar, İran’ın hakim olduğu hava sahasına girdikleri zaman çok

güçlü bir atışla, mukavemetle, direnişle karşılaşıyor ve geri dönüyorlar.

O geri dönüşte uzaktan bomba atmaları.

Bu İran’ın tek başına yapabileceği bir şey değil mi?

Ya tabii en sonunda tek başına yapıyor.

Nedir?

Ruslarla beraber yapması da tek başınadır.

Neden?

Çünkü İran’ı savunmak için Rusya ve Çin dostluğunun

önemli olduğunu anlamış bir yönetim var.

Bu da tek başına.

Nasıl Atatürk, bizim İstiklal Savaşımızda Sovyetler Birliği ile beraber

hareket etmenin tayin edici olduğunu tespit etti ve bunu hayata uyguladı.

Değil mi?

İstiklal Savaşı’da, Kocatepe’de Atatürk’ün o dürbünle bakan meşhur resmi

vardır falan arkada 3 tane Rus Sovyet kaputlu 3 tane komutan yatıyor.

Yani Kocatepe’de 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’da Mustafa

Kemal Paşa’nın, İsmet Paşa’nın yanında Kocatepe’de kim vardı?

Sovyet komutanları vardı.

Bırakalım manevralar, Akşehir manevralarına falan gelmelerini falan.

Doğrudan doğruya Atatürk ve komuta heyetinde olan Rus komutanlar vardı.

Onları nereden görüyoruz?

O meşhur fotoğrafta.

Arkadaşlar o fotoğrafı bulabilirler.

Kocatepe’de Atatürk’ün dürbünle baktığı fotoğrafta aşağıda,

arkada Atatürk’ün arkasında yan yatmış komutanlar vardır.

Onların mesela kafalarındaki

kasketler Rus komutan şapkalarıdır.

Üstlerindeki kaputlarda, bizim komutanlar kaput yok zaten o zaman 26 Ağustos yazı

olduğu için ama üstlerindeki üniformalar da Türk üniforması değil Rus üniformasıdır.

Yani Rus komutanlar bizimle orada vardı ama ondan önce de işte frunzeler geldi, diğer upmaller, ondan

sonra çeşitli mülkiyatçılar, araloflar ki Atatürk Taksim Meydanı’na niye iki tane Rus komutanı koydu?

Düşün bir anıt yapıyor Atatürk 1928 yılında Taksim 5 Yıl Zafer Anıtı.

Orada işte önde ne var?

İşte Atatürk var, yanında Fezli Çakmaf var.

Atatürk’ün arasında ne var?

Aralof var.

Bir tane daha bir Rus komutanı var, işte frunze falan deniyor da onun da kim olduğunu tam biz tespit edemedik

ama o da Tevfik Rüştü Aras var, İsmet Paşa var, Fevzi Çakmak var falan filan ama iki tane de Rus var.

Yani Rus dostluğunu, Rusya dostluğunu Atatürk orada istiklal

savaşındaki Rusya dayanışmasını ve dostluğunu kalkıyor.

Taksim Meydanı’na anıt olarak diktiriyor.

Yeni Cumhuriyet’in simgesi olan bir meydan, orası her zaman.

Bir de geleceği yok.

Şey değil, nutuk değil.

Nutuk orada kalır, kağıttan okursun ama hep önünden geçiyoruz değil mi?

Sanırım resimlenen biri bu.

Bu şey işte, Kocatepe.

Önde dürbünle Atatürk bakıyor.

Kafasında, başında ne var?

Dürbün derdi.

Şey var, kalpaklar.

Ama arkadaki komutanlara bakalım, yan yatan.

Üstlerindeki üniforma Rus’un, Sovyet üniformasıdır.

Kafalarındaki şapkalar da işte Sovyet komutanlarının şapkalarıdır.

Değil mi?

Ha, Taksim Meydanı’na gelmiştik.

Taksim Meydanı’ndan geçiyoruz değil mi?

Oraya koymuş.

1928, bugün de 100 yıl.

100 yıl sonra Taksim Meydanı’ndan geliyor.

Ya bunlar kim?

Aralov.

Bu kim?

İşte Rus dostlar.

Yani gelecek kuşaklara bunu bir İstiklal Savaşı denkleminin

bir formülü olarak oraya anıt olarak anıta koymuş.

Ha, tek başına dediniz ya oradan geldik buraya.

İran yönetimi de o Rus ve Çin dostluğunun gerekli olduğunu görüp o dostluğu hayata

geçirdikleri için, diyelim o hava sistemlerini kuruyorlar, o cephaneleri oluşturuyorlar falan.

Bu bize ders olsun.

Yanlış dostlar seçmemek.

Doğru dostlar seçmek.

Çünkü o da tek başına.

Tek başına seçiyor o dost.

Yanlış dostlar seçersen onu da tek başına seçersin.

Ama şey eleştirisi ilk günden beri, 11 gündür yapılıyor bakıyorum.

Rusya, Çin yanında değil.

İran’a açık destek vermiyor.

Daha fazla müdahale olması lazım.

Rusya, Çin yanında.

İran’da en bollanan şey ne?

Kara ordusu değil mi?

Asker.

Yani o 85-90 milyona yaklaştı ve çetin bir millet.

Yani bizim gibi Anadolu askeri gibi İran yaylalarında zorlukların

içinden gelen bir de savaş geleneği olan ve yeni savaşmış.

Irak’ta olan yakın dönemdeki savaşı düşünürsek falan.

Diri falan.

Bir insan kaynağı var.

Savaşan bir insan kaynağı var.

Rus askerine, Çin askerine ihtiyacı yok.

Ama neye ihtiyacı var?

Onların radar sistemleri, füze sistemleri, ondan sonra hava savunma sistemleri vs.

O konularda tabi ki İran’ın Rusya ile Çin ile, hatta Kore Demokratik

Halk Cumhuriyeti ile bir takım karşılıklı dayanışma alışverişleri var.

O da bir devletin uzak görüşlülüğü ve doğru bir denklem kurması, doğru bir strateji

kurması, dostlarını doğru belirlemesi, o dostlukları çok iyi inşa etmesi, geliştirmesi.

Bu Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerine yönelik

İran’ın müdahaleleri oldu uzaktan füzelerle.

Burada Türkiye’den eleştiriler geldi.

Hem Dışişleri Bakanı, hem Cumhurbaşkanı eleştirdi.

Bunun İran’a istediği sonucu vermeyeceğini, Amerika üstüne baskı

oluşturmayacağını, hatta Körfez ülkeleri ile İran arasına açacağını dile getirdi.

Bakın bunu söylersek, Ege kıyılarında Amerika’nın kurduğu üsler.

Ondan sonra Dedağaç’ta daha Mayıs ayında

Amerika’nın İsrail ve Yunanistan’da, Dedağaç neresi?

Yunanistan değil mi?

Evet.

Orada yaptı Türkiye’ye karşı NATO manevraları.

Güney Kıbrıs’a yaptıkları şeyler, yığınaklar.

Önümüzde bir savaş olduğu zaman, Türkiye ta Atas

Okyanusu’nun öte tarafındaki Amerika ile mi savaşacak?

Ege adalarında, Yunanistan’daki üsler.

Ege adalarında kurulan üsler.

Efendim şeydeki üsler.

Güney Kıbrıs’taki üsler.

Yani oralara Türk ordusu, aha burası Amerika değil,

burası İsrail değil deyip oralara dokunmayacak mı?

Oralara dokunmadan savaşabilir mi Türkiye?

Yunanistan, Güney Kıbrıs, ondan sonra İsrail

ve diyelim Amerika ile işbirliği yapan ülkeler.

Türkiye’ye karşı birtakım üsler falan filan kurduğu zaman, peki Türkiye’ye

yönelik tehditler, o iş savaşa dönüştüğü zaman Türk ordusu ne yapacak?

Güney Kıbrıs’ta, burası Güney Kıbrıs, Amerika yok, burada İsrail yok deyip, oradan gelen saldırılar, uçaklar, füzeler

veyahut da Ege’deki Amerikanın üzerinden Türkiye’ye yönelik tehditlere falan filan ellerini havaya kaldırıp teslim olacak.

Aptalca şeyler bunlar.

Savaşı bilmeyen, anlamayan veyahut da Türkiye’yi yanlış yönlendiren bakış açıları.

Kamuoyunda görüyoruz bunları.

Kamuoyunda.

Devamlı televizyonlarda gevezelik eden bir

takım bilgisiz, ama bilgisiz demeyeyim onlara.

Bilgilendirilmiş, yönlendirilmiş, doldurulmuş unsurlar var televizyonlarda falan.

Onların hep aptallıklı, bize aptallık dayatıyorlar.

Ne yapacak İran?

Kendisine saldırı nereden geliyor?

Amerika’nın Körfez’de kurduğu, Arap Yarımadası’nda kurduğu üslerden geliyor.

Teslim mi olacak?

Amerika’nın üstünden geliyor.

Tabii ki o Amerika’nın üstünü vuracak.

Orası artık Bahreyn veya bilmem Kuveyt veya bilmem

ondan sonra Suudi Arabistan falan değil artık orası.

Neresi?

Amerika’nın üstü.

Benim ülkeme karşı füze saldırıları, hava saldırıları,

uçak saldırıları falan o üslerden gönderiliyor.

Ve o üslerden kalkan uçaklar veya oradaki limanlardan kalkan Amerika’nın üstü.

Amerikan denizaltıları, ondan sonra zıhırlıları vesaire falan onlardan geliyor.

O zaman ben o limanı tabii ki bombalayacağım.

O üsü bombalayacağım.

Nereyi bombalayacağım?

Amerika’nın üsleri onlar.

Amerika’da oralardan zayiat veriyor.

Tabutlar oradan gidiyor Amerika’ya.

Oradan Amerika’ya tabutlar gidiyor.

Başka nereden gidiyor?

Kendi karşılaştığımız tehdidi düşünelim.

Güney Kıbrıs, Yunanistan sahilleri, ümem neler.

Ege Adaları’na yapılan yığınaklar.

O da da Amerika yok mu?

İsrail yok mu?

Türkiye’nin bu 11 günlük süreçteki meseleye yaklaşımını

genel bir değerlendirseniz nasıl yorumlarsınız?

Şöyle, yani burada şöyle yorumlarım.

Türkiye hükümeti, iktidar sahipleri diyeyim.

Yani doğrudan adını da koyalım.

AK Parti’nin yönettiği iktidar sahipleri.

Ondan sonra Türkiye’ye gelecek tehdit konusunda gerçekçi ve doğru ve Türk milletine sadık

olan, bağlı olan ve Türkiye’nin geleceğine hizmet eden bir strateji kurmuş değiller.

Hep bütününe baktığımız zaman.

Gerçeklerle ilgileri yok.

Türkiye’yi yönetenlerin Türkiye gerçeğiyle, bölge gerçeğiyle hiçbir ilgisi yok.

Söylemleri dürüst değil.

Devamlı bir İsrail düşmanlığı var ama İsrail’de aynı meziyeye düştüler.

Gazze Edebiyatı devamlı yapılıyor.

Türkiye’deki iktidar sahipleri tarafından.

Filistin Gazze Edebiyatı falan.

Ama sen ne oluyor?

Filistin’le Gazze’yle beraber olan bugün İran.

Ama Türkiye hükümeti bu savaşta Filistin ve Gazze

halkına sadakat göster ve onunla beraber değil.

Onun düşmanlarının yanında bocalayan tutumlar içerisinde.

Orada da tam böyle kararlı gözükmüyor.

Çünkü Türk milleti İran’ın yanında.

Ama bir bocalamalar var ve en önemlisi de Türk milletine yalan söyleniyor.

Hangi yalan söyleniyor?

NATO bizi koruyor.

NATO şemsiyesi altında bir savunma stratejisi,

bir yalan olarak Türk milletine aşılanıyor.

Aşılanmak isteniyor.

Televizyonlarla.

Bir takım resmi beyanatlarla.

İşte son zamanlarda görüyoruz.

Ve arada bir böyle bir Türk milletini de tatmin etmek için falan.

Kardeşimiz İran.

Binler, bin yıldır bilmem kardeş İran Müslüman falan

gibi biraz söylemler var ama ne Müslümanlığı ya?

Hangi Müslümanlık?

Müslümanlığı Hamas yapıyor.

Müslümanlığı Filistin halkı yapıyor.

Müslümanlığı Gazze halkı yapıyor.

Müslümanlık İran’la beraber olarak bugün.

Müslüman olabilirsin.

Müslüman…

İsrail’i destekleyerek hangi Müslümanlık?

Amerika’yı destekleyen bir Müslümanlık tarifi var mı bugün?

Türkiye Amerika’yı mı destekledi?

Bu savaşta.

Korkak bir şekilde.

Amerika’yı desteklemiyor ama mesela şimdi nedir?

Şu anlamda Türkiye kamuoyuna, Türk milletine şu anda aşılanan yalan şu.

NATO bizi korur.

Bize tehdit.

İran falan o taraflardan gelir.

Böyle çok açık söylenmese bile.

Ve bu gerçeğin üzeri nasıl örtülüyor?

İşte İran’dan Hatay’a bilmem ne düştü.

Ondan sonra işte Antep’e şu düştü.

Üze parçası düştü.

Şu oldu, bu oldu falan filan.

Bütün kamuoyu İran’dan Türkiye’ye bir tehdit gelme ihtimali sıfır.

Türkiye’ye sadık olan, Türk milletine sadık olan, Türkiye’nin

güvenliğini kuracak olan bir hükümetin kamuoyuna bunu söylemesi lazım.

İran’dan Türkiye’ye bir tehdit gelme ihtimali sıfırdır.

Neden sıfırdır?

Çünkü İran’ın menfaatleri açısından… İran Türkiye’ye füze atmaz mı?

Atmaz.

Atma ihtimali yok.

Sıfırdır.

Ha İran coğrafyasında Amerika’nın, Mossad’ın

bilmem neyi ajanları Türkiye’de komplo olsun.

Türkiye’yi İran’ın düşmanına kışkırtmak için o tür komplolar düzenleyebilir.

O ayrı mesele.

Ama orada da acaba bu hata İran’dan mı geliyor değil.

İran’a yönelik birtakım üstü kapalı, tehditimsi sözler.

Ha bir daha yaparsanız ha bakın falan filan.

Bunlar Türkiye halkını aldatmak için söylenen sözler.

Bunlar Türkiye halkına söylenen yalanlar.

Çünkü İran’dan Türkiye’ye bir tehdit gelmez.

Bir asker, bir hükümet başkanı, ondan sonra şu

İran’dan Türkiye’ye tehdit gelmeyeceğini bilir.

Ha ne zaman gelir biliyor musunuz?

Hamene’yi devirirler.

Ayet-i Allah’a, Müşteba-i Hamene’yi devirirler.

Oraya Amerika’nın adamını Tahran’a dikerler.

Ha o zaman Türkiye’ye tehdit gelir.

Amerika orayı ele geçirirse.

Aynı Yunanistan, İsrail gibi yaparsa İran’ı.

O zaman Türkiye’ye tehdit gelir.

Ama bu rejimden Türkiye’ye tehdit gelmez.

Çünkü bu rejim, İran’daki bu yönetim ve İran milletinin menfaatı ne?

İsrail’e ve Amerika’ya karşı direnmek ve kendi

zenginliklerine, petrolüne, haysiyetine falan sahip çıkmak.

Gelmez.

Ama oradaki Hamene’yi devirirsin.

Bilmem şeyi getirirsin.

Johnny’nin adamını getirirsin.

Amerika’nın, Trump’ın adamını getirirsin.

Ona teşebbüs ettiler.

Başaramadılar.

Trump’ın adamı gelirse oraya.

Trump’ın herifi getirip Tahran’a oturturlarsa.

O zaman Türkiye’nin cephesi daha da genişler.

Yani bir İran vardı.

Bu cephede şimdi Suriye var.

İşte Irak var.

Falan.

O cephede muazzam bir gedik daha açılır Türkiye açısından.

Yani Yunanistan.

Şimdi Türkiye’nin karşısında ne var?

Amerika, Yunanistan.

Hatta Amerika-İsrail-Yunanistan ittifakı var değil mi?

İşte Fransa-Muransa’da o ittifaka giriyor, çıkıyor falan.

Amerika İran Savaşı’nda başarılı olsaydı, o düşman kategorisine,

Amerika-İsrail-Yunanistan bir de İran’ı sayacaktık.

O zaman, ha İran’dan bu gelen şeyler, füzeler

falan filan, o ciddi ve gerçekçi olurdu.

Şimdi onun alakası yok.

Yani bu füzelerini alıp işte bilmem, bir takım eczalara batırıp çıkarıp

falan, ya bu nereden geldi falanla ilgili kafası olan, İran’ın menfaatı ne?

İran’ın yönetiminin menfaatı ne?

İran yönetimi budala mı?

Tımarhaneden mi çıktı geldi onlar yönetime geldi, Türkiye’yi düşman görsünler?

Orada ta Perslerden gelen binlerce yıllık bir devlet geleneği var.

Düşman kim?

Dost kim?

Bunları düzgün bir şekilde belirleyen gerçekçi değil mi?

Gerçekçi.

Bakın Perslerin, ondan sonra Sassanilerin, Perslerin, ondan sonraki bütün İran devletlerinin

ki, orada Selçuklular, Safeviler, Kaçarlar falan gibi Türk hanedanları da İran’ı yönetti.

Onların hepsinin o İran devlet geleneği var.

Gerçekçi, materyalist, maddi gerçeklere dayanan,

düşmanını, dostunu doğru saptayan bir gelenek var orada.

Ha orayı Şii yapan da Türkler.

Hani bir Şii düşmanla kışkırtılıp duruyor ya.

İran Sümni’ydi.

İran’ı kim Şii yaptı?

Orada Safeviler, yani bizim Türkler Türkmenler.

Şah İsmail’in dedeleri işte Erdebil Tekkesi, Şeyh Cüneytler falan filan.

Gittiler İran’ın başına oturdular Şah İsmail’ler.

Orayı Şii yaptılar.

Şii yapan da Türkler.

Yani şimdi Türkiye’deki o Şii düşmanlığı için söylüyorum.

Bizim Türklerimiz gittiler, Sümni olan İran’ı Şii yaptılar.

Şimdi de ondan sonra Türklerin Şii yaptığı İran’ı, o bir takım sözde

Müslümanlar, Sünnilik adına yobaz var ya bir takım, onlar da Sünni değil.

Peygamberin sünnetine, ondan sonra uyan adamlar değil onlar.

Amerika ve İsrail’in güdümünde Sünnilik olur mu?

Hangi sünnet o?

Hangi peygamberin sünnetinde, ondan sonra sen kendi vatanının

düşmanlarıyla beraber ol diye bir sünnet var mı, bir sünnilik var mı?

Onun için hükümetle ilgili olarak şunu söyleyeyim.

Bu şey kuzuları, şeyi anasının memesinden ayırıp da böyle bir

takım süt veren şeyler oluyor, cihazlar, aletler falan filan.

Anasının memesine alışık kokusunu falan bilir.

O kuzunun kafasını sallarlar, sallarlar, sallarlar,

sallarlar, budalaştılar ve ondan sonra, o memeye şey… Alıştırırlar.

Alıştırırlar ve değerler.

Türkiye’yi şimdi milletimize ve hepimize o muamele yapıyor.

Kafamızı böyle sallıyorlar, sallıyorlar, sallıyorlar, sallıyorlar, sallıyorlar.

Amerika’nın memesine, İsrail’in memesine, ondan sonra ağzımızı sokuyorlar.

Yani nasıl sallıyorlar kafamızı?

İran’dan Hatay’a bilmem ne düştü.

İşte bilmem İran’dan, Antep’e şu bilmem füze düştü.

İran’a sallanan parmaklar.

Bunların hepsi o kuzunun kafasına yapılan muamele.

Kuzunun kafasını sallıyorlar.

Peki tam bu noktada siz hükümetin İran’ın

yanında yeteri kadar durmadığını söylediniz.

Bakın ben yanında durmuyor demiyorum.

Türk milletini nasıl gördünüz?

Bakın hükümetin yanında yeteri kadar durmuyor demiyorum.

Biraz durmasına razıyız.

Maalesef NATO’cu tutum İran’ın yanında duramaz.

Bakın şimdi isimleri anmıyorum.

Millet 3, Millet Ulusal Kanal’la beraber, Vatan Partisi’yle beraber millet.

Bugün gitsin sorsunlar.

Bugün Türkiye’de bir anket yapalım.

Soralım.

Ondan sonra.

Türk milletine Edirne’den Hakkari’ye kadar soralım.

Diyelim ki ondan sonra İran’la beraber misin değil misin?

%90’ın üzerinde İran kardeşliği çıkar, beraberlik çıkar.

%90’ın üzerinde.

Bakın 80-70 falan demiyorum.

Milletin ruh hali bu.

Herkes Ulusal Kanal’ı seyrediyor.

Herkes Vatan Partisi’ni alkışlıyor.

Herkes İran’la aynı cephede duruyor.

Gönüller, kalpler, beyinler hepsi oralarda.

Ama yönetimimize bakıyoruz.

Efendim hep NATO vurguları birden.

Ya NATO ölüyor.

Sayın Cumhurbaşkanım.

Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan.

Sayın Milli Savunma Bakanımız.

Sayın Dışişleri Bakanımız.

Ve başka bakanlarımız.

Ve genel şeyimiz.

Meclis Başkanımız.

NATO ölüyor.

NATO ölüyor.

3-5 sene sonra NATO bulamayacaksınız.

Ve NATO Türkiye’yi tehdit ediyor.

Nasıl tehdit ediyor?

Nabıldina ve Nemesis tatbikatlarını Doğu

Akdeniz’de yapan, İran mı, Rusya mı, Çin mi?

Gerçeklere bakalım.

Türkiye’ye tehdit nereden geliyor?

Yani askerlik dersi mi vereceğiz burada şimdi?

Türkiye hükümetine ve Türkiye ordusuna askerlik dersi mi vereceğiz?

Tehdit nasıl saplanır?

Fiiliyata bakarak, pratiğe, gerçekliğe bakarak saplanır.

Uydurma, NATO’nun bizim önümüze koyduğu tehdit

anlayışları budalaca bir şekilde kabul edilmez.

NATO ne yapıyor?

Akdeniz’e bakalım.

Nabıldina, Nemesis tatbikatları kim yapıyor bunları?

Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, Yunanistan.

Nabıldina ne?

Tevrat’tan bir intikam hikayesi.

Erkeklik yok ediliyor, Türkiye’nin erkekliği.

Nemesis ne?

Yunanistan’ın savaş tanrıçası.

Değil mi?

Yani Yunanistan ilahları, Tevrat hikayeleri, oradaki intikam hikayeleriyle…

Orada bir İran hikayesi var mı?

Şahnami mi var orada?

Firdevsi mi var?

Şirazi mi var?

Kim var?

Hangi İran var?

En son Meriç tatbikatı olmuştu.

Meriç’te de bir tatbikatı olmuştu en son.

Nerede?

Meriç kıyılarına geçme tatbikatı olmuştu en son.

NATO tatbikatı.

O da var.

Geçiyorum Ege’ye.

Daha yeni.

12 adalara, ondan sonra Türkiye’ye karşı yığın haklar yapılıyor.

Sayın Cumhurbaşkanımız söylemedi mi?

9 tane dedi Yunanistan, Amerika’ya üs verdi.

Yunanistan, neredeyse Yunanistan Amerika’nın işgaline uğradı.

Peki Mayıs ayında…

Hatta Cumhurbaşkanımız, bunlar diyorlar ki Rusya’ya karşı yapılıyor, biz biliyoruz kime

karşı yapıldığını diyerek aslında Türkiye’ye hedef aldığını ima etmişti Cumhurbaşkanım.

Ama ima… Ama ima… Şu an değişti, değişti mi yani o?

Ama şu anda bir NATO söylemi.

Değişti mi yani bu?

Yani 5-6 yıl önce daha NATO’ya ve Batı’ya karşı kullanılan…

Ocalama dediğimiz bu zaten.

Peki, şeye bakalım, Trakya’ya bakalım.

Meriç Nehri’nin geçme tatbikatları yapıyor kim?

Amerika, Yunanistan, hatta İsrail bayrakları da vardı orada.

Değil mi?

Tanklar, mantar, İsrail bayraklı tanklar vardı.

Peki, Meriç Nehri’nin geçtiği zaman İran coğrafyasına mı giriyorsun?

Meriç Nehri’ni geçiyor, Meriç Nehri’ni.

Meriç Nehri’ni Trakya’dan, Yunanistan tarafından

geçtiğin zaman hangi vatana giriyorsun?

İran vatanına mı giriyorsun?

Peki, bu kadar hazırlıklar, bir takvim var.

Şimdi en önemli söyleyeceğim konu.

Amerika’nın, Birleşik Devletler’in, İsrail’in ve

Yunanistan’ın bir takvimi var, bir savaş takvimi.

Peki, Doğu Pençe Koz Savaş takvimi nereden anlıyorsun?

Denizlere bakıyorum, karalara bakıyorum, bölgenin bir coğrafyasına bakıyorum.

Her tarafımızda Amerika, İsrail, Yunanistan tatbikatlı ve namlular Türkiye’ye dönüyor.

Buradan anlıyorum takvimi.

Demek ki onların savaş takviminde, hani sıra Türkiye’ye

gelecek falan filan gibi bir takım sözler falan var.

Ya ben o laflardan falan çıkartmıyorum.

Veyahut da Arz-ı Mevhud falan, işte Tevrat’tan çıkartmıyorum.

Tevrat’taki Arz-ı Mevhud’dan falan çıkartmıyorum.

Ta o M.Ö.

1000 yılında gelenler.

Nereden çıkarıyorsunuz?

İşte bu demin söylediğim gemilerden, şeylerden, yapılan yığınaklardan.

Niye bu kadar yapıyor?

Resmi geçit mi yapacak bunlar?

Bu Doğu Akdeniz’deki tatbikatlar, bu Meriç Nehri’nin geçme tatbikatları, bu

Yunanistan kıyılarına kurulan Amerikan üsleri, bu Ege Adaları’ndaki yığınaklar.

Hepsi Türkiye’ye bakıyor.

Hepsi Türkiye’yi hedef alıyor.

Çok açık.

Sonuç itibariyle.

Buradan bir takvim olduğu çıkıyor.

Amerika, Yunanistan ve İsrail’in bir ortak savaş takvimi var.

O takvimde ne oluyor?

Namlular Türkiye’ye dönüyor.

Gerçek bu.

Realite.

Tatbikat.

Pratik.

Uygulama.

Kağıt.

Kağıt değil.

Kağıdın üzerindeki yazılardan, mürekkeple yazılmış yazılardan bahsetmiyoruz.

O yazılarda da var.

Zaten o tatbikatları yapan adamlar okuma yazma biliyorlar.

Yazıyorlar da zaten.

Türkiye’yi hedef falan aldıkları.

Peki, şuraya geçiyorum.

İçeriye geçiyorum Türkiye’nin.

15-16 Temmuz 2016.

Türkiye’de yapılan FETÖ Gladiosu darbesi.

İncilik üstünden yönetildi ve desteklendi.

Amerika açıkça var.

Kimi devirecekti?

Tayyip Erdoğan.

Bizim içimizde darbe yaptı bu adamlar.

Kim?

Amerika, Yunanistan, NATO.

Bir NATO darbesi yaptılar.

NATO’nun yeraltı örgütü olan Gladio yaptı.

Daha yeni.

Peki bunları unutacak mıyız?

Bütün bunlar Amerika’nın savaş takvimini ve Türkiye’de de bir rejim değiştirme.

Yani Türkiye’nin de başına kimi getirecek?

Atlantikçileri getirip koyacak.

Ama galiba şimdi pek ona da ihtiyaç kalmıyor.

Yani Trump’ın söylemlerine bakarsan, benim adamım falan gibisinden

bizi küçük düşüren söylemlere falan bakarsan, Trump’ları.

Ve NATO söylemleri tutar.

Peki NATO’culuk Türkiye’yi kurtarır mı?

Kurtarmaz.

Neden?

Çünkü Amerika ve Amerika’yla beraber olan Atlantikçiler bir strateji kurmuşlar.

Ne?

Onların en büyük korkusu ne?

Türkiye’nin kaçılmaz olarak Asya’ya kayışı.

Bütün Amerikan kaynaklarında, strateji kuran Amerikan kaynaklarında, yani

mesela RAND Corporation’un falan, satılan raporları, 260 sayfalık falan filan.

Ne var?

Bir cümle.

Yani 260 sayfa yazıyor ama bir cümle aslında.

Ha, Türkiye Asya’ya kayıyor.

Tamam.

Bitireyim mi?

Yürü, dur.

İşin püf noktası.

Bunu Helmut Schmidt’ler, Avrupa’nın liderleri de söylediler.

Dediler ki, Amerika bize diyor ki, bu Türkiye Asya’ya kayıyor.

Bunu bir yere bağlamamız lazım.

Siz bunu Avrupa…

Ondan sonra Avrupa Birliği’ne sizi alacağız falan deyin.

Avrupa kapısına bağlayalım, aday üyeyi yapın.

Ne dedi şey, Almanya’nın liderleri?

Ya biz Türkiye’yi Avrupa’nın kapısına bağlamak için aday üye yaptık.

Yoksa içeri falan almayacağız.

Karikatürler çıktı.

Avrupa kapısı var karikatürde.

Kapının önünde bir tane köpek kulübesi koymuş.

O köpeğin sırtına da Türk bayrağını koymuş.

Ya biz diyor Avrupa’nın kapısına bağlıyoruz Türkiye’yi diyor.

Ha şimdi, onun olmayacağı falan, Avrupa’ya almayacakları

falan filan artık herkes tarafından görülmeye başlandı falan.

Bu sefer ne icat ettiler?

Avrupa Güvenlik Mimarisi.

Bakın Avrupa kapısına bağlamanın şimdi yerine ikame edilen, yerine konan ne?

Avrupa Güvenlik Mimarisi.

O da küçük düşüren bir şey Türkiye’yi.

Yani bizim yöneticilerimiz Avrupa Güven… Ya biz Avrupa Güvenlik Mimarisi’ni alın.

Bizim Mehmetçik sizin uğrunuza savaş cephelerinde can versin.

Avrupa Güvenlik Mimarisi Türkiye için bu.

Hatta bunu utanmadan da açık açık söylüyorlar.

Diyorlar ki sizin böyle savaşta falan filan ölecek artık genciniz benciniz kalmadı.

Çoğu da zaten eşcinsel mescinsel oldu.

Ondan sonra şey, nüfusunuz ihtiyarladı falan.

Ama bizim savaşan, bilmem ne binlerce yıldır savaşan askerlik geleneği yok.

Biz böyle olan bir ordumuz var.

Avrupa Güvenlik Mimarisi’ni alın da biz de size

savaş cephelerinde paralı askerlik yapalım.

Bunlar utanç verici şeyler.

Avrupa Güvenlik Mimarisi Türkiye için utanç vericidir.

Buna Türk Milleti müsaade etmez.

Vatan Partisi de müsaade etmez.

Avrupa Güvenlik Mimarisi falan filan diyenler Türkiye’yi…

Hatta hala böyle Avrupa Birliği’ne gireceğiz falan.

Aldatmalarını, yalanlarını Türkiye’ye aşılama

çalışan resmi ağızlar, isimleri söylemiyorum.

Hem utanmasınlar hem de aramız çok bozulmasın.

Evet.

Gülme.

Her şeyi dürüst açık söyleyeceğim.

Yani bunu düzeltmeyi, uyarmaya çalışıyoruz.

Halkı uyarmaya çalışıyoruz.

Halk üzerinden ayrıca yöneticileri de uyarmaya çalışıyoruz.

Avrupa Güvenlik Mimarisi Türkiyece merlasından bir yalandır.

Bu Türk milletine uyuşturucu vermektir.

Eroin vermektir.

Avrupa Güvenlik Mimarisi.

Aynı Avrupa Birliği gibi.

O bitti.

Avrupa Birliği eroini bitti.

Hani uyuşturucularda bir süre sonra artık işe

yaramıyor ya, vücut ona alışıyor falan filan.

O sefer bir üst düzey doza çıkıyorlar yani esrardan eroine falan.

Bu Avrupa Güvenlik Mimarisi’ni bile savunma

sanayisine oraya ihraç edeceğiz diye sunuyorlar.

İşte aynı şey.

Yani orada iki şey var.

Bir, Mehmetçiğin kanını satıyor.

Orada tabi Avrupa Mimarisi Ruslara karşı bir mimari.

Bir Mehmetçiğin kanını satıyor.

İkincisi de avucunu açıyor.

Sanayi bilmem ne ürünlerimizi satacağız falan.

O da bir avuç dilenme.

Sen Türkiye’nin güvenlik mimarisini falan bırakıyorsan,

Türkiye’ye gelecek tehditleri falan filan bırakıyorsun.

Ve Türkiye’nin düşmanı olan güçlerle beraberlik kurmaya çalışıyorsun.

Ve Türkiye’nin dostu olacak güçleri de düşman konumuna itiyorsun.

Rusya gibi, Çin gibi.

İran gibi, Çin gibi.

Bakın demin tek başına falan da onu konuştuk.

İran’ın yöneticileri ne yaptı?

Tehdit karşısında, onların da bir savaş takvimi vardı.

Tehdit karşısında bana Amerika ve İsrail’den geliyor dedi.

Ve müttefik olacak güçleri de net sabladı.

Rusya, Çin.

Atatürk de böyle yapmıştı.

Tehdit nereden geliyor?

İngiliz Fransız emperyalizminden geliyor.

Evvelden Rus çağrılığı da tehditti.

O yıkıldı.

Rus çağrılığını yıkan devrimciler, artık benim dostumdur dedi.

Onlarla bir beraberlik kurdu.

Değil mi?

Şimdi Türkiye’nin sorunu ne?

Askerlik biliyoruz, strateji biliyoruz, coğrafya biliyoruz.

Ondan sonra ekonomi biliyoruz, emperyalizm biliyoruz, kapitalizm biliyoruz falan.

Türkiye’nin ekonomisini biliyoruz.

Bütün bu gerçekler temelinde İran’ı düşman gösteren bir akıl var mı?

Bu Osmanlı aklı değil.

Bu Selçuklu aklı değil.

Bu Karahanlı aklı değil.

Bu Göktürk aklı değil.

Bu Hun aklı değil.

Bu Sakalar’ın, İskitler’in aklı değil.

Memlükler’in aklı değil.

Bu Amerikan aklı.

Bizim beyinlerimize girmiş olan Amerikan aklı.

Bizim NATO KAFA diye bir laf vardı ya Türkiye’de, NATO KAFA NATO MERMER.

Bu NATO KAFA NATO MERMER!

NATO KAFA NATO MERMER!

Bu akıl NATO KAFA NATO MERMER!

Bak, Türk milleti buradan bir atasözü, bir şey bile, deyin bile, üretmiş, değil mi?

NATO KAFA NATO MERMER!

NATO mermer kafayla.

Türk Milleti NATO ya, NATO KAFA NATO MERMER diyor ya.

Şahdaya bilmem ne düştü, Antep’e bilmem ne düştü falan

da, ondan sonra bizi NATO kafa, NATO mermer yapamazlar.

Bunu iyi bilsinler.

Türk milletinin kafasını NATO kafa, NATO mermer yapamayacaklar.

Çünkü Amerika’nın bir savaş takvimi var, İsrail’in bir

savaş takvimi var, Yunanistan’ın bir savaş takvimi var.

Ve bu takvime göre bütün uygulamaları, tatbikatları yapıyor ve çok para döküyor.

O Nemesis tatbikatları, o Naval Dyna tatbikatları,

o Amerikan üsleri kurulan üsler falan filan.

Muazzam paralar döküyor buraya.

Laf değil bunlar yani.

O zaman sen Amerika’nın o savaş takvimine göre kendi

güvenlik takvimini ve güvenlik stratejini kuracaksın.

Evet efendim.

Ben burada Türk Silahlı Kuvvetleri’ne de sesleniyorum.

Yani Türk ordusunun en büyük geleneği komutan geleneğidir.

Mehmetçik geleneği var ama Türk ordusunun…

Türkiye dünya savaş stratejilerine Türkler

Hunlardan, Sakalardan, İskitlerden girmiştir.

Dünya savaş stratejisinin ağırbaşıdır,

demirbaşıdır Türk ordusunun savaş yetenekleri.

Yani savaşta uyguladıkları taktikler falan.

Hala… O yay çeken halkların, başında olan Hunların, ondan sonra İskitlerin falan.

Ta Herodotlar o savaş stratejilerini falan filan yazmış.

O Yunan üzerinden, Herodot üzerinden girmiş.

Batıda Çin kaynaklarından girmiş falan.

Böyle bir ordu geleneğine, komutan geleneğine, kurmay geleneğine sahibiz.

E peki bu kurmay geleneği…

Ege’deki Amerika’nın üstlerini görmeyecek.

Ege adalarına yığınakları görmeyecek.

Ondan sonra Kıbrıs’a yapılan yığınakları görmeyecek.

Doğu Akdeniz’deki tatbikatları görmeyecek.

Meriç Nehri’nin geçen tankları görmeyecek.

Ondan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri Meriç Nehri’nin

orada yapılan tatbikata Türkiye’ye girmek istedi.

Onun reddedildiğini görmeyecek.

Ayıptır ya, reddedildiniz.

O tatbikat sırasında reddedildi.

NATO tatbikatı diye Türkiye’ye saldıran, Meriç Nehri’nin geçen tatbikat yaptılar.

Türkiye dedi ki ben de NATO üyesiyim, beni de alın dedi.

Dediler ki reddediyoruz.

Çünkü senin vatanına giriyor tankları.

Meriç Nehri’nin geçip.

Reddedildiniz ya.

Utanın.

Evet.

Sayın Periçek değerlendirmelere devam edeceğiz.

Yapılan açıklamalar da var Türkiye’den.

Hem Savaş’ın seyri hem de Türkiye’nin konumları ilişkin.

Kısa bir reklam arası.

Reklamlardan sonra çıkış yoluna kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Sayın Aykut Diş’le beraber Vatan Partisi Genel

Başkanı Doğu Perinçe’ye sorular soracağız.

Çıkış yolunda kısa bir reklam arası.

İzleyicileri çıkış yolu programına devam ediyoruz.

Aydınlık Gazetesi, Ankara Haber Müdürü Aykut Diş ile beraber

Vatan Partisi Lideri Sayın Doğu Perinçe’ye sorularımızı soruyoruz.

NATO kısmında kalmıştık.

Tam da bugün Milli Savunma Bakanlığı bir açıklama yaptı.

Malatya’ya konuşlandıran patro sistem ile ilgili.

Açıklamada bölgedeki sınır ve vudut güvenliği

ve hava savunma güvenliğine dikkat çekildi.

Ve şu ifade edildi.

Milli düzeyde aldığımız tedbirleri ilave olarak NATO tarafından

hava ve savunma sistemleri tedbirleri arttırılmıştır.

Bu kapsamda hava sahamızın korunmasına destek sağlamak üzere

görevlendiren bir patro sistemi Malatya’ya konuşlandırılmaktadır.

Savunma ve güvenlik kapasitesini en üst düzeyde muhafaza eden ülkemiz, NATO ve müttefiklerimizle işbirliği ve istişare içinde

gelişmeleri değerlendirmeye, bölgesel barış ve istikrar için gayretlerimizin, hükümetin hükümetine gayret göstermeye devam edecektir.

Açıklaması geldi Milli Savunma Bakanlığı’ndan.

Bununla beraber birkaç gün… Beraber demeyelim, bunu konuşalım.

S-400 kısmıyla ilgili bir açıklaması var.

Onu sonra soralım.

Olur, onu da sonra soralım.

Şimdi bakın burada problem şu.

Milli ile NATO birleştiriliyor.

Milli ile NATO bir araya gelmez.

Yani bu hükümetin tavrı.

Milli ile NATO’yu yan yana koyamazsın.

Neden?

NATO sana darbe yapmış.

Neden?

NATO sana darbe yapmış.

Sen FETÖ’cü ol.

Eğer Milli ile NATO’yu yan yana getiriyorsan, FETÖ’cü ol.

Çünkü onlar NATO’nun gladiosu.

Yeraltı gücü.

Değil mi?

Milli ile NATO’yu beraber yan yana getiremezsin.

O zaman, Doğu Akdeniz’de sen de git Yunanistan, İsrail ve Amerika Birleşik

Devletleri ile beraber Nabıldinan ve Nemesis tatbikatlarına katıl.

Seni almazlar.

Türk olduğun için, Milli olduğun için.

Niye o tatbikatlarda yoksun?

Yani, Madem NATO, Türkiye’nin Millisi ile beraber.

NATO ve Milli Birleşik.

Doğu Akdeniz’de kim var?

Doğu Akdeniz’de en çok kıyısı olan İlk iki ülkeden biri Türkiye.

Doğu Akdeniz, Türkiye’nin coğrafyası.

Niye seni Yunanistan’ı ta şeyden O da Doğu Akdeniz’de

güya ama Yine bize göre daha Batı Akdeniz’de.

Yunanistan o tatbikatlarda var.

İsrail Doğu Akdeniz ülkesi O da var.

Niye Türkiye yok o tatbikatlarda?

Madem sen NATO ile Milli’yi Yan yana koyuyorsun.

Niçin Güney Kıbrıs’ta sana karşı Üstler kuruyor Amerika?

Peki Doğu Akdeniz, Ege’de Doğu Akdeniz’de.

Niye bütün Ege kıyılarında 9 tane Amerikan üssü var?

Ve niçin Ege adalarına?

Ondan sonra Üstler kuruyor Amerika, Yunanistan ve İsrail Türkiye’yi de falan.

Demek ki NATO ile Milli’lik yan yana değil.

NATO Türkiye’nin karşısında.

Ha tatbikatları bırakalım.

Bir de fiiliyata bakalım.

Daha 15-16 2016’da NATO Türkiye’de Devirmek için,

Türkiye’nin rejimini değiştirmek için darbe yapmadı mı?

Peki nasıl NATO’cu olacaksın?

Hem o darbeyi bastıracaksın, hem NATO’nun generallerini hapse atacaksın.

Ki onlar doğru şeyler.

Onlar Vatan Partisi’nin politikası.

Bugün Türkiye hapishanelerinde NATO’nun generalleri var.

Onları hapse attığın zaman ne kalıyor?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Atatürk’ün, Mustafa

Kemal’in generalleri, subayları kalıyor.

24.000 subayı FETÖ’cü olduğu için, NATO’cu olduğu için ordudan temizlemişiz.

Ne güzel, bravo.

Peki hem NATO’yla hem milli beraber niye temizledin bu adamları?

Tekrar geri mi alacaksın yani?

Yani burada çok önemli ve Türkiye’nin geleceğini ve güvenliğini

güvence altına almayacak çok bozuk ve yanlış bir bakış açısı var.

NATO’yla milli yan yana gelmez.

NATO, De Gaulle’un de söylediği gibi Amerika’nın NATO ülkelerini kontrol örgütüdür.

Bunu en çok Türkiye yaşadı.

12 Mart 1971’de NATO darbesi olmadı mı?

Türkiye’yi hizaya getirdiler.

12 Eylül 1980’de NATO darbesi olmadı mı?

Oldu.

O NATO darbesi 1980’de Türkiye’ye neyi dayattı?

Türkiye’yi iflas ettiren ekonomi programını, 24

Ocak kararlarını o darbe getirdi ve uyguladı.

Aynı NATO, daha yeni 15-16 Temmuz 2016’da Türkiye’nin

rejimini değiştirmeye yönelik o darbeyi yaptı.

Şimdi sen nasıl NATO’cu oluyorsun?

Nasıl NATO’culukla milliliği birleştirip bu bulanıklık, bu kafa karışıklığı,

bu bocalama Türkiye’nin önündeki en önemli sorun haline gelmiştir şu anda.

Bu kafayla Türkiye kendisini koruyamaz.

Ha, NATO beni koruyacak.

NATO beni koruyacak dersen darbeci olursun.

Amerikancı olursun.

İsrailci olursun.

Nasıl peki bu kafayla Filistin’in yanında duracak Türkiye?

NATO kafasıyla Türkiye, Filistin’in, Gazze’nin, oradaki çoluğun

çocuğun, efendim orada çocuklar ölüyor falan filan soykırım var.

Samimi değilsiniz.

Hem NATO’cu olup da hem de Gazze’de ölen çocuklardan bahsetmek samimiyet değil.

Dürüstlük değil.

Ahlak değil bu.

Samimi değil.

Ya NATO’cusun ya Gazze’nin yanındasın, Filistin’in yanındasın.

NATO’cu mu?

Hadi Hamas’a soralım, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne soralım.

Bunlar NATO’cu mu?

NATO’cu olarak Filistin’in yanında olabilir misin?

NATO’cu olarak Türkiye’nin güvenliğini, bağımsızlığını ve ekonomisini, çarşılarını

iftarda masamıza koyduğumuz yiyeceğimizi koruyabilir misin?

İftar yapabilir misin NATO’cu olarak ya?

Oruç tutabilir misin NATO’cu olarak?

Bu nasıl oruç tutmaktır?

NATO’cuların oruçları şey mi?

Helal mi?

Yoksa haram mı?

NATO’cu oruç tutabilir mi?

NATO’cu olan nasıl oruç tutacak?

Yani onun için bunlar çok ciddi neden bunlar böyle kağıt üzerinde falan veya

beyanatlarda kalan açıklamalar değil, Türkiye’nin geleceğini belirleyen şey.

Seçilen nokta da önemli.

Malatya, Kürecik üstünün olduğu nokta.

O da çok güzel, iyi ki söylediniz.

Orada koruduğun ne?

İsrail’e gönderdiğin radar bilgileri.

Yani Malatya’ya petriyotları yerleştirdiğin zaman hemen akla ne geliyor?

Oradaki Kürecik radar üstünü korumak geliyor değil mi?

Peki Kürecik radar üstünden Türkiye’nin güvenliği

ile ilgili hangi radar faaliyeti yapılıyor?

Oradan aldığın bilgiyi NATO’ya veriyorsun.

NATO da kime veriyor?

İsrail’e veriyor.

Kürecik bugün İsrail’e çalışıyor.

Bu savaşta Kürecik üstü açıkça İsrail’e çalışıyor.

Türkiye’ye çalışmıyor.

Peki İsrail’e çalışmak soykırımcılığa çalışmak değil mi?

Yani NATO’luklarda İsrail’den Netanyahu’dan katil mesela Vatan Partisi’nin

bir terbiyesi olduğu için düşman olduğu halde biz düşmanlığı sövmüyoruz.

Trump’a, Netanyahu’ya sövmüyor Vatan Partisi.

Ama hem sen onlardan katil sövüyorsun, sayıyorsun falan.

Netanyahu’ya falan filan.

Ondan sonra ee Netanyahu’ya radar bilgilerini de NATO üzerinden yolluyorsun.

Türkiye halkına da diyorsun ki yok biz İsrail’e vermiyoruz.

NATO’ya veriyoruz.

Bu Türk milleti aptal mı?

NATO’ya verilen bilginin İsrail’e gittiğini bilmiyor mu?

Bilemez mi?

Trump bir kere savaşıyor.

Hani Netanyahu ve Trump ayrı cephede değil ki.

Veyahut eskiden neydi işte İsrail ile İran savaşı vardı.

Amerika onun dışındaydı filan diye göstermeye çalışıyordu.

Şimdi onu nasıl başaracaklar?

Artık Amerika doğrudan doğruya bugün İran ile savaşta.

Önce ön planda olan kim?

İsrail’i doğrudan Amerika Birleşik Devletleri.

Peki nasıl sen Trump’u ve NATO’yu burada aklayabileceksin?

Ve ondan sonra diyelim Netanyahu ile onun arasına bir takım

kamalar ayrılıklar sokarak Türk milletine yalan söyleyeceksin.

Bir konuyla ilgili bir şey daha soruyorum.

Bu konuyla ilgili yine Milletim Halkı Bakanı Yaşar Güler’e S-400’ü sormuşlardı.

O da çok esaslı bir Türk subayıdır, çok değerli bir komutandır filan.

Ama işte ne oluyor siyasi şeyler bir hükümetlere filan katıldığınız

zaman o hükümetin görüşlerini savunmak zorunda kalıyorsunuz.

S-400’ler aktif mi değil mi konusunda S-400’ler aktif.

İstediğimiz zaman kullanabiliriz açıklaması yaptı.

Bir de S-400’lerin NATO sistemine entegre edilmediğini

ve bunu da Amerika’ya bildirdiğimizi söyledi.

Bunlar olumlu şeyler ama aslında bakın burada Patriot ve

S-400 olayı bir Türkiye’nin bir silah seçme olayı değil.

Yani bir araba gidiyorsun, ondan sonra işte burada elma var, burada armut var elma mı

alayım, armut mu alayım veya elma var, kırmızı elma var, yeşil elma var hangisini alayım?

Nide elması mı alayım, amasya elması mı alayım?

Böyle bir şey değil bu.

Burada strateji ve güvenlik mimarisi seçiyorsun.

S-400 seçtiğin zaman Patriot F-16, F-35 filan bunları

seçtiğin zaman NATO’nun güvenlik mimarisi içine giriyorsun.

Dolayısıyla sana aynı zamanda bir silah vermiyor NATO ve Amerika.

Aynı zamanda sana bir duruş, bir mevziyi dayatmış oluyor o silahlarla birlikte.

S-400 o Amerika’nın dayattığı mevziden seni kurtarıyor.

Yani oradan bağımsızlaşıyorsun sonuç itibariyle.

O bakımdan çok önemli.

Yani burada mesele bir elma, yeşil elma, kırmızı elma,

amasya elması, nide elması seçmesi söz konusu değil.

Aynı şeyler değil bu.

Strateji seçiyorsun orada.

Güvenlik mimarisi seçiyorsun.

Güvenlik ve güvensizlik.

Patriot aldığın zaman güvensizliği seçiyorsun.

Neden?

Amerika’ya, NATO’ya bağlanıyorsun ve kalkıyorsun.

İsrail’in radarını yani kürecikte İsrail’e bilgi veren radarı savunuyorsun Patriot’la.

S-400’ü seçtiğin zaman da bir bağımsızlaşıyorsun.

Dolayısıyla bu silahları seçtirirken hani bir tüfek tüfeği şuradan

mı alayım buradan mı alayım ikisi de aşağı yukarı aynı tüfek.

Markaları değişik.

Marka değişikliği değil bu.

Güvenlik stratejilerinde değişiklik.

Benim az önceki NATO konusuyla ilgili şöyle bir sorum var.

İsrail tabii NATO üyesi değil.

Ama Belize’den daha çok NATO üyesi.

Yani Amerika’yla ilişkiler aracısı doğru NATO ülkesi

değil ama fiiliyatta bir de şöyle bir kez var.

Mesela İsrail ciddi olan insanlara göre İsrail Türkiye’den daha çok NATO ülkesi.

Almanya’dan da daha çok NATO ülkesi.

Ondan sonra Fransa’dan da daha çok NATO ülkesi İsrail.

Yani Amerika’yla şu anda kader bağı bu kadar güçlü olan bir NATO ülkesi yok.

Şöyle tezler var.

Yunanistan var bir de.

Yunanistan’a benzeyen bir ülke İsrail.

Amerika’ya bağlılıkta en dipte olan ülke.

NATO üyesi olmadığı için de Türkiye’ye karşı

herhangi bir şeye girişemez gibi yaklaşımlar var.

NATO var.

Bunlar kağıt üzerinde.

Savaşlarda hukuk geçerli olmaz.

Peki.

Bunun cevabı şu.

Niye Amerika Doğu Akdeniz’de Türkiye’yle birlikte tatbikat yapıyor da

Yunanistan’la, İsrail’le birlikte Türkiye’ye karşı tatbikat yapıyor?

Amerika’nın Doğu Akdeniz’deki konumu İsrail ve Yunanistan’ın yanında.

Türkiye’nin yanında değil.

Türkiye’ye düşman.

İşte onun cevabı bu.

Kim NATO ülkesi?

Kim NATO’da?

Kim Amerika’ya daha yakın?

Amerika Doğu Akdeniz’de Ege’de, ondan sonra bütün coğrafyamızda

ve şimdi şeyde de İran Savaşı’nda da İsrail’le yan yana beraber.

Türkiye’yle beraber değil.

O bakımdan yani Amerika Türkiye’yi İsrail’e karşı korur.

Yani bu vallahi nenemizin anlattığı masallar,

Keloğlan masallarında bile böyle şeyler yok yani.

Hikaye yok yani.

Bu kadar akla mantığa aykırı falan filan bunlar.

Tabi bu savaşın bir de medya cephesi var.

Medya savaşı da çok önemli.

İlk günden beri Ulusal Kanal’ın da yayınlarına olağanüstü bir ilgi var.

Özellikle son dönemlerde bölge ülkelerinden çok

fazla izleyicimizin de mesajları geliyor bize.

Türkiye’nin her yerinden de müthiş bir izlenme var.

Hem YouTube’da ciddi bir izlenmeye ulaştı hem de normal televizyon izlenmesinde.

Bununla beraber son 2-3 gün içerisinde Ulusal Kanal’da füzeler düştü.

Öyle söyleyelim.

Bir füze Anadolu Ajansı’ndan geldi.

Hem Aydınlık gazetesine hem Ulusal Kanal’a 10 gün

içerisinde bütün borcu kapatma bildirimi yaptılar.

Yoksa aboneliğin sonlandırılacağı duyuruldu.

Daha da kritiği Türksat, yani Ulusal Kanal’ın uydu yayınını yapıldığı yerden dün yazı geldi ve 24

Mart’a kadar 236 bin doların üzerindeki borç kapanmazsa yayın iletiminin sonlandırılacağı bildirildi.

Tabi bu bakış açısı içerisinde konuştuğumuz düzlemde tabi ulusal

kanal gibi bir kanalın sesinin kesilmesi kimin işine yarar?

Şimdi tabi herkes onun cevabını çok iyi biliyor.

Bana ihtiyacı yok kimsenin.

Ama şunu söyleyeyim okuyucularımız izleyicilerimizin ve bütün kamuoyunun

bilmesi bakımından Türksat diyelim 26 yıldır yayın yapıyor Ulusal Kanal.

26 yılda herkese borcunu ödemiş, Türksat’a borçlarını ödemiş.

Diyelim Türksat onu da biliyoruz hani Türksat gerçek anlamda bir şirket değil.

Hükümetin emriyle belli televizyonlara bedava hizmet yapıyor.

Yani borçlananlarında borçlarını siliyor.

Yani gerçekten piyasada borcunu falan takip eden alan falan değil.

Siyasi kararlara göre tavırlar alabiliyor Türksat yukarıdan gelen emirlerle.

Orada bugüne kadar Ulusal Kanal Türksat’a bütün borçlarını ödemiş.

Bilmiyorum belki Ulusal Kanalla benzeyen ikinci Türksat’a bütün

borçlarını ödemiş kaç tane televizyon var, onları bilmiyorum.

Ama bazılarının borçlarının silindiğini çok iyi biliyorum.

Ödemiş yani iyi bir müşteri Ulusal Kanal.

Türksat için çok iyi bir müşteri.

Denenmiş bir müşteri.

Arkada kalan yıllar boyunca diyelim kaç yılsa yirmi

yıl boyunca Türksat’a olan bütün borçlarını ödemiş.

Hiç bir borcu kalmamış.

Gecikmeler, bilmem neler olmuş onları yakından ödemiş.

Onun için Ulusal Kanal’dan borcunu almama falan diye bir tehlike söz konusu değil.

Ama zamanlama çok anlamlı.

Tam böyle İran savaşının dorukta olduğu ve Ulusal Kanal’ın da aslanlar gibi cephede mücadele ettiği ve

Türkiye’nin birinci kanalı şimdi göstereceğim onları Youtube tarafından devamlı resmi olarak ilan ediliyor.

En çok şey yapılan ne deniriz ona izlenen kanalı ondan sonra ama nedir milli olan kanal NATO’cu, Amerikancı

İsrail’ci değil milli olan kanal İsrail’in ve Amerika’nın parmağıyla düşman diye gösterdiği kanal.

Tam öyle bir ortamda kalkıyor TürkSat ne diyor senin yayınını keserim diyor.

Ya sen Türkiye’nin birinci kanalının yayınını kesmeye kalkıyorsun.

Bir kere sana paraları şakır şakır ödeyen en iyi müşterinin yayınını kesiyorsun.

Bu bir kere kapitalizmin kurallarına da aykırı.

Ha borcu var.

Ha bu borcu da nedir işte 6 aylık borçtur bilmem ne

borçtur falan kaç aylık borç olduğunu bilmiyorum.

Ama geçmişte sana bütün borçları ödemiş ve bunun da ödeyeceğini çok iyi biliyorsun.

Ama Amerika’nın ve İsrail’in parmağına bakarak onun yayınını kesiyorsun.

Adındaki Türk’ü de değiştiriyor.

Türk satelit şey demek uydu.

Türk uydusu Türk sat yerine İsrail sat koy adını.

İsrail uydusu koy.

Amerika sat de.

Adını da değiştir.

O adı kullanma.

Tam böyle Türkiye mevzisinde, milli mevzinde aslanlar gibi duran ve birinci kanal.

Hani seyredilmeyen falan bir kanal ya bu adamlar zaten seyredilmiyor.

Kes bak şimdi bakalım.

İşte ekrana da yansıtalım.

Bir yıllık, son bir yıl içinde gelen en son şey.

Bilgi.

Evet.

Ekrana da yansıtalım.

Yıllık tablo.

Okuyorum.

Bir yıl içinde Ulusal Kanal’ı görüntüleme 2 milyon 430 milyon.

2 milyar.

2 milyar 430 milyon.

2,5 milyar.

2,5 milyar.

Ulusal Kanal’dan sonra gelen Halk TV 1 milyar bile diye.

4.

4 milyon.

Yani bizim Ulusal Kanal’ımızın 2,5’a biri.

Evet.

En yakın rakibine 2,5 kat geçmiş.

Yani bir yarış bile yok yani.

Nal topluyorlar.

Ulusal kanalın nallarını topluyor bütün televizyonlar.

Üçüncü kanal sözcü 912 milyon.

Yani o da Ulusal Kanal’ın 2,5’ta biri kadar ancak.

Ondan sonra devletin TRT 1’in ya siz koskoca devletin kanalı.

Devletin kanalı 715 milyon.

Yani 4,7.

O bizim 3 katımızın 4 katı biz onun 4 katıyız.

Siz koca devletsiniz.

Türkiye Cumhuriyeti’siniz.

Bu devlet ve milletten topladığınız vergilerle televizyon kurmuşsunuz.

O televizyon halkın gönüllü yüreğinden verdiği, alın terinden

verdiği kaynaklarla yayın yapan Ulusal Kanal’ın 4’te birisiniz.

TRT olarak.

TRT bizim televizyonumuz ama 4’te biri.

Onun altında TRT World.

O da 4’te biri.

696 milyon.

Onun altında kim geliyor?

CNN Türk.

Hani CNN Türk falan filan.

Böyle değil mi?

Şişirliyor, meşhurluyor falan.

Ama Ulusal Kanal’ın 4’te biri.

Tam 4-6 yıldır 4’te biri.

6 milyon.

Sizin yayınını kesmekle tehdit ettiğiniz kanal, Türk milletinin sevgilisi.

Türk milletinin en çok izlediği kanal.

Ve rakibi yok.

Onunla beraber at yarışlarında falan filan olur ya.

5-6 metre gerisinden koşar veya at başı koşar falan filan.

Arkasından gelen atlar 40-50 metre arkada.

Ulusal kanal vurmuş önden gidiyor.

Arkadan gelen atlar ikincilik yarışı yapıyor.

Hepsine ikinci olmalarını diliyorum.

İnşallah ikinci olurlar.

İkincilik yarışı yapıyor.

Birincilikte yarış yok.

Ulusal kanal vurmuş.

Ha birincilikte şu yarış var.

Dünyada yarışıyor Ulusal Kanal.

Dünya üçüncüsüydü.

değil mi?

Önündeki iki kanal İngilizce yayın yapan El Cezire ve El Arabiye’ydi.

Onlar İngilizce yayın yapan kanallar.

Türkçeyi dünya…

Alümpiyatlarda olur ya o şey taht.

Oraya çıkarttı.

Kürsüye çıkarttı Türkçeyi.

Ha birincilik yarışı yapıyor.

Ulusal kanalın Türkiye’deki kanallarla bir yarış yaptığı yok.

Dünya yarışında.

Ve orada birincilik iddiasında ve birinciliğe doğru da ilerliyor.

E sen nasıl bir Türk satsın ya?

Sen nasıl Türksün böyle dünya birinciliğine koşan kanalın yayınlarını kesecekmişsin?

Ha kesmeyeceksin.

Kesemeyeceksin.

Çünkü o parayı da öder Ulusal Kanal.

Ayrı mesele.

Ama tam savaşın ortasında bu münasebetsizlik ne?

Bu aşırı İsrail yandaşlığı ne?

Bu İsrail perestlik ne?

Bu Amerika perestlik ne?

Tam savaşın ortasında.

Sen kime vuruş yapıyorsun savaşın ortasında?

Kime füze atıyorsun Amerika’nın ve İsrail’in meclislerinden ey Türk sat?

Binmişsin F-35’e Türk sat yöneticilerine söylüyorum.

Açık Doğu Perinçek olarak.

Ben Ulusal Kanal yöneticisi falan değilim.

Ben ama Vatan Partisi’nin genel başkanıyım ve vatanımızı

savunmak benim için çok temel bugün birinci mesele.

Ve Ulusal Kanal’ı da o bakımdan kutluyorum.

Ve söylüyorum Türk sat yöneticilerine mahkemeye verin, mahkemede hesaplaşalım.

Sen F-35’e binmişsin ya Amerika Birleşik Devletleri Utanmıyor musun?

O F-35’i koyup oradan F-35’le İsrail’i öven yayın yapıyorsun.

Anadolu Ajansı’nın haberi verebilirsiniz.

Utanmıyor musunuz?

Anadolu Ajansı’nın yöneticilerine ve Türk sat’ın yöneticilerine kalkıyorsunuz.

Ne diyor orada?

Bir okur musun sana zahmet?

Sende var mı?

Anadolu Ajansı’nın haberini şimdi arkadaşlarımız yansıttı.

Başlık şu.

İran’ın tırnak içerisinde, çaresizliğinde F-35 ilkleri imza atıyor.

İran’ın caydırıcı hava gücü ve hava savunmasına sahip olmaması 5.

nesil savaş uçağı F-35’in İsrail komutasında muharebe

sahasında ilkleri gerçekleştirmesine imkan veriyor.

İsrail basını bu kadar İsrailperest değil.

Televiv’de çıkan gazeteler, Hayfa’da çıkan gazeteler, İsrail’de

çıkan gazeteler bizim Anadolu Ajansı kadar İsrailperest değil.

İşte kendi açıklamaları F-35’in içine binmiş İsrailli pilotun

yanından, ondan sonra İran’a diyor ki siz kimsiniz ya?

İsrail sizi şöyle yapıyor, böyle yapıyor.

Sen İsrail’in psikolojik savaş memurluğunu yapıyorsun.

Peki bunun karşısında susacak mı Ulusal Kanal?

Bunu vermeyecek mi?

Bu haberi vermeyecek mi?

Ya Türkiye’nin resmi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne

bağlı olan Anadolu Ajansı İsrailperestlik yapıyor.

F-35 uçağına binmiş ama F-35 de Amerikan uçağı değil orada İsrail’e satılmış İsrail

komutasında İsrail komutasındaki Amerikan uçağı İsrail komutasındayı da vurguluyor.

İsrail’in yanındayım diyor.

Anadolu Ajansı’na.

Ve bu eleştirildiği gün hem Aydınlık Gazetesi hem Ulusal Kanal’a

bütün borcunuzu 10 gün içinde ödemezseniz kapatırız diyor.

Bakın bunun altında kalır o Anadolu Ajansı yöneticileri.

Ulusal Kanal’a olan rağbet, sevgi, gönüldeşlik,

fedakarlık, kahramanlık artıyor, yükseliyor ve yükselir.

Ama Anadolu Ajansı’nın müdürleri utanır.

Bundan utanacaklardır.

Evlatlarına bunu söyleyemezler.

Torunlarına bunu söyleyemezler Anadolu Ajansı’nın yöneticileri.

Zaten söyleyemedikleri de kendi icraatlarından dolayı.

Hemen onu kaldırıyorlar.

Kim seni namusa, dürüstlüğe çekmiş oluyor?

Ulusal kanalın yayını.

Ulusal kanalın yayını sayesinde kalkıyorsun sen İsrail

perest olan o haberini kalkıyorsun ve oradan siliyorsun.

Anadolu Ajansı’nı açanlar orada o haberi göremiyorlar.

Sana bir şey öğretmiş ya.

Vatanseverliği öğretiyor sana.

Aydınlık Gazetesi ve Ulusal kanal.

Anadolu Ajansı vatanseverliği sana öğretiyor.

Sana tarihini hatırlatıyor.

Sana Ankara’da Atatürk Ankara’ya geldikten sonra ilk kurduğu kurumlardan biridir.

Değil mi Anadolu Ajansı?

Anadolu Ajansı ismini de Atatürk veriyor.

Sana onu hatırlatıyor.

Sen diyor bu Anadolu’nun İstiklal Savaşı’nda

bağrında Ankara’da kurulan ajansın diyor.

Sana böyle bir kardeşlik yapıyor.

Böyle bir yardımda bulunuyor.

Dayanışmada bulunuyor.

Bir milyon lirayı hemen yollamasan ben senin abonenini keseceğim.

senin İsrailperest haberlerine kimsenin ihtiyacı yok.

Bunu da söyle.

Aboneyi keseceksin.

Hangi aboneyi keseceksin ya?

Amerika ve İsrail yanından yolladığın

haberleri kessen ne olacak, kesmesen ne olacak?

Bir de işin o tarafı var yani.

Yaptığın haberlere bakalım.

Yaptığın haberler Amerika ve İsrail yanlısı haberler yapıyorsun.

Doğu Penişe’yi ver mahkemeye.

Hangi ceza mahkemesindeyse veyahut asliye mahkemesindeyse orada karşılaşalım.

İster asliye hukuku açısından ver istersen ceza hukuku açısından ver.

Biz sizi uyarıyoruz.

Biz sizi Türkiye meclisine davet ediyoruz.

Biz sizi Türkiye’nin milli meclisine çağırıyoruz.

Orada görev yapmanızı.

Orada görev yapmaya da Anadolu Ajansı mecbur olacak.

Çünkü orayı milliler yönetecek.

İsrail yandaşlığı, NATO yandaşlığı falan Türkiye’de bittiği bir yere geliyoruz.

Anadolu Ajansı da emirleri NATO ve İsrail dostlarından almayacaklar.

Çok kısa zamanda orada kimler seçimlere, şuraya buraya

Türkiye’ye gidiyor orada onlara kim emir verecek?

Milli üreticilere, milli hükümete emir verecek.

Onu da buradan belirteyim.

Bakın son üç ayı da alalım.

Müsaadenizle.

Evet, onunla arkadaşlar eklemek istiyorum.

Son bir ay, Sayın Genel Başkan.

Son bir ayı da alalım.

Son bir aydaki izlenme rakamları.

İzlenme rakamları okuyorum.

Ulusal kanal 22 milyon.

221 milyon.

Onun arkasından CNN Türk geliyor.

O da 113 milyona çıkartmış yarısı kadar Ulusal Kanal’ı.

Niye?

İran’a muhabir falan yolladılar.

Bak nasıl İran’dan İran dostu yayın yapınca falan hemen CNN Türk’e rağbet olmuş.

Çok iyi.

Bu da Türk milletinin tavrı.

Sonra Halk TV geliyor.

95 milyon.

Ondan sonra TRT Haber geliyor.

92 milyon.

O da milli yayınlar yaptı.

Onun etkisiyle biraz yukarılara çıkmış.

Sözcü geliyor.

83 milyon.

TRT World geliyor.

69 milyon.

A Haber geliyor.

67 milyon.

Haber Global geliyor.

62 milyon.

Burada da yarış yok.

Ulusal kanal vurmuş gidiyor.

221 milyon.

Onun arkasından gelen 113 milyon.

Ancak yarısı kadar.

Almış gidiyor.

Yani şey düşünün.

1400 metrelik bir at yarışı parkuru düşünün.

Ulusal kanal 1400.

metrede Veya da at yarışından gitmeyelim.

Diyelim 1500 metre koşu.

Atletizmden gidelim.

1500 metrelik bir koşuyu düşünelim.

Ondan sonra şehrin etrafında 4 tur aşağı yukarı pistte.

Ulusal kanal 1500.

metrede arkasından gelen 750.

metrede.

Tam iki katı.

Yarısı.

Böyle bir yarış olur mu?

1500 metrede böyle bir yarış olur mu?

1500 metre koşuda hiç böyle koşanlardan biri ipi

göğüslemek üzere öbürsü daha yarısına gelmiş.

Mesafeli.

Aralarında en fazla 3 metre, 2 metre, 1 metre olur.

Böyle bir kanalı susturmaya kalkıyorsun.

Ey Türk sat.

Boyundan büyük iş bunlar.

Sen Türk milletinin bütün gücüyle desteklediği,

seyrettiği, izlediği kanalı susturamazsın.

İsrail de senin arkanda olsa, Amerika da senin olsa susturamazsın.

Gücün yetmez.

Türk milletine karşı gücün yetmez.

Çok açık söyleyeyim.

Peki bunların arkasında bir hükümet var.

Onlar telefon açıp söylemiyorlar mı?

Ya sen ne yapıyorsun?

Bu adamlar, Ulusal Kanal sana bilmem 20 yıldır

borçlarını ödemiş, ödemiş, ödemiş, ödemiş.

Ondan sonra müşteri yapıyorlar.

Öyle mi saygı olur?

Bir de herkes bu ekranı seyrediyor.

Orada biz savaş görevi yapıyoruz.

Cephedeki Ulusal Kanal nedir biliyor musunuz?

Medyadaki Mehmetçiktir.

Bakın, medyadaki Mehmetçiktir Ulusal Kanal.

Mehmetçik savaş alanlarında savaşıyor değil mi?

Mehmetçik.

Medyada da Mehmetçik görevini kim yapıyor?

Ulusal Kanal yapıyor.

Medyadaki Mehmetçik.

Ulusal Kanal’ın üzerine yazın.

Medyadaki Mehmetçik.

Ha, Mehmetçik.

Medyadaki Mehmetçik’e sen kurşun atıyorsun ya.

Senin kurşunun kaç paralık eder?

O kurşun geçmez.

O kurşun Ulusal Kanal’ın göğsünü, bağrını, derisini delemez.

O göğüse çarpar ve yere düşer senin attığın kurşun.

Onun için başından büyük işlere kalkma.

Sat.

İsrail sat.

Başından büyük işlere kalkma.

Kalkma.

Sana Türk sat diyemiyorum.

Başından büyük işlere kalkma.

Oradan İsrail Amerika yandaşlarından gelen

dürtülerle hiç bundan başından büyük işlere kalkma.

Ha sen onun yöneticilerine söylüyorum.

Türk sat doğru bir kumandaya kavuşur ve Türk adına layık hizmet yapar.

Ama İsrail ve Amerika yandaşları bir bakarsın ha onun başında yoklar ya.

Bir bakarsın onun başında yoklar.

Türkiye’de bir milli hükümet gelir onun başında yoklar.

Ama Ulusal Kanal hep var.

10 sene sonra da var.

20 sene sonra da var.

100 sene sonra da var.

Ama o Türk satın yöneticileri Türkiye’de olmadıkları gibi

torunlarının, çocuklarının suratına bile bakamaz onlar.

Onun için şunu söyleyeyim.

Buradan bütün Ulusal Kanal izleyicilerinin, bütün Türk milletini ondan sonra herkese bu İsrail

perestliğe, Amerikan perestliğe karşı Mehmetçiğin televizyonunu desteklemeye davet ediyorum.

İletişim numaralarını arkadaşlarımız veriyorlar.

Görev Vakfı öncülüğünde.

Evinizi verin, barkınızı verin, bahçenizi verin, bağınızı verin, apartmanınızı verin.

Ondan sonra sandığı açın, sandığa koyduğunuz dar

zamanlarda kullanacağınız altınınızı çıkarın, yollayın.

Parmağınızdaki benim yaptığım gibi Şule’nin yaptığı gibi yüzüğünüzü verin.

Verin!

Verin Amerika’ya ve İsrail’e cevap olsun ve Mehmetçiğin televizyonunu destekleyin.

Buradan o çareyi yapıyoruz.

TürkSat’tan yayın kesme tehdidi Ulusal Kanal

susturulamaz bağış seferberliğine beli de yaz.

Başlıklı kampanya başlamış oldu.

Kendimizi yazdıralım, biz de varız diyelim.

Beni de yaz diyelim.

Ben de kendimi yazdırıyorum.

Teşekkür ediyoruz.

Haftanın kitabı ve haftanın müziği konusuna geliyoruz.

Haftanın kitabı, Ayetullah Ali Hamene’yi o cesur ve kahraman

insanı, ölümden korkmayan o şeyi değerli büyük rehberi İran’ın.

Ondan sonra onun bir kitabını basmıştı kaynak yayınları.

Hamene’yi.

O kitabı öneriyoruz ve Hamene’yi saygıyla anarak Allah’tan rahmet diliyoruz.

O hepimize ölümden korkmamayı öğretti.

Cesaretiyle, ondan sonra erdemleriyle, faziletleriyle

çok değerli dersler vermiştir bütün insanlığa.

Onun kitabını kaynak yayınları tarafından yayınlanmıştı.

Onu öneriyoruz.

Müzik olarak da valla ben çok coşkuyla izledim onu.

Mehdi Resulü’nün İran’da millette tempo tutuyor.

Sloganla ona eşlik ediyor.

Çok etkili bir müzik.

Türkçesi vur ki iyi vuruyorsun diye Türkçe’ye çeviriyorlar.

Orada bir cesaret sözcüğü var galiba.

Neyse cesur sözcüğü.

Vardır.

Ondan sonra… Çevirisi gelecek ama şu an yetişmedi.

Çevirili hali yayınlayacağız.

Millette çok iyi ona eşlik ediyor.

Yüzbiller eşlik ediyor.

Mehdi Resulü’nün vur ki iyi vuruyorsun müziğini

Haftanın müziği olarak şimdi çalıyoruz.

Teşekkür ediyoruz katıldığınız için.

Sayın doktor inşek, sayın Aykut.

Ama bu saatte bunu unutmayalım.

Mehmetçi’nin televizyonuna medyadaki Mehmetçi’ye hepimiz dayanışma gösteriyoruz.

Yüreğimizden, alnımızın teninden kopanları.

Ama her şeyde değerde.

Evimizi, barkımızı, bahçemizi, bağımızı, duvarımızı ondan sonra gönderiyoruz.

Oraya maaşımızdan, ücretimizden, yevmiyemizden kazandıklarımızı gönderiyoruz.

Ve zorlayarak, aşırı fedakarlıkla hepimiz gönderiyoruz.

Sizi ona davet ediyorum.

Bunu davet ederken kim fedakarlık ve cesaretle

örnek olursa aynı zamanda etrafı da ateşler.

Öyle çevremizde de bu önderliği gerçekleştirelim.

Hem kendimiz üzerimize düşelim.

Yapalım.

Hem de çevremizi buna davet edelim.

Ve TürkSat’ı da neyi öğretelim?

TürkSat olmayı öğretelim.

TürkSat’a TürkSat olmayı öğreteceğiz.

TürkSat, TürkSat olacak.

TürkSat’ı İsrail perestlikten ve Amerika perestlikten kurtaracağız.

Ve kurtarılacaktır, onu söyleyeyim.

Hem de çok çabuk kurtarılacaktır.

Öyle yıllar, bunlar, aylar, maylar değil.

Hemen 10 gün içinde kurtarılacaktır.

Onun için herkesi göreve davet ediyoruz.

Çok teşekkürler Sayın Dolçacık.

Şimdi Resulü’den o marşı dinleyelim.

Sayın Perinçek’in haftanın müziği önerisiyle çıkış yolunun sonuna geldik.

Mehtür Resulü’den ”Vur ki iyi vuruyorsun” Evet.

true

Paylaş