Efendim çıkış yolu programına tekrar hoş geldiniz. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçek’le gündemi değerlendireceğiz, sorularımızı yönelteceğiz. Vatan Partisi’nin eee son eee iki haftadır yaptığı bazı çıkışlar var. Onların gerekçelerini ayrıntılandırmasını eee rica edeceğiz. Efendim hoş geldiniz. Merhaba, hoş bulduk. Eee Sayın Genel Başkan eee Cumhurbaşkanı’nın masasında bir rapor olduğunu Aydınlık Gazetesi duyurdu. Evet. Hatta o raporu olduğu gibi de yayınladı. Evet. Buyurun hadi tartışalım dercesine ve eee metni olduğu gibi yayınladıktan sonra da Vatan Partisi’nin yöneticileri, kurmayları adeta metni eee didik didik etmişler. Her cümlesini ayrıca yorumladılar. Evet. Ulusal kanal ekranlarından da. Önce şunu merak ediyoruz. Bu rapor neden yazıldı? Içeriğine Vatan Partisi neden hemen itiraz etti? Evet. Şimdi önce eee yani benim öğrendiğim Aydınlık ve Ulusal Kanal’ın yayınlarından bu rapor bir devlet raporu değil. Yani raporu yayınlayanlar Cumhurbaşkanı’nın külliyenin eee gündeminde masasında diye. Yani iki zatın imzasıyla eee yayınlandı. Ama tabii eee bunlar eee Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlarından biri. Diğeri de eee Mehmet Uçum’un gene Cumhurbaşkanı başdanışlanlarından Mehmet Uçum’un yardımcısı. Yani Cumhurbaşkanı çevresinde eee şahsiyetler eee altlarında imzası imzaları var raporun ama altında devletin herhangi bir kurumunun imzası yok. Onu tespit etmek lazım. Ayrıca bizim öğrendiğimiz Aydınlık ve Ulusal Kanal’dan yani bu henüz bir devlet raporu veya Cumhurbaşkanlığını eee sorumlu tutabileceğimiz bir rapor değil. Ama eee raporu yayınlayanlar daha doğrusu raporu yazanlar Cumhurbaşkanlığı çevresinde ve bu raporu da külliyede masada olduğunu söylüyorlar. Rapordan öğreniyoruz bunu. Yani sözlü açıklamalar değil de bizzat raporun başında bu raporu biz hazırladık ve şimdi bu külliyenin eee gündeminde diyorlar. Bunu saptayalım. Tabii bu eee bunu biz çok önemsedik. Çünkü Cumhurbaşkanı’nın eee bu rapora ikna edilmesi Türkiye’yi çok tehlikeli yerlere doğru götürür. Eee onun için eee hemen harekete geçme kararı aldık. Eee neden? Çünkü bu rapor sonuç itibariyle bir yobazlaştırma raporu. Yani hem Alevi’yi hem Sünni’yi yobazlaştırma amacı taşıyan bir rapor. Yalnız Alevileri değil. Hem Alevileri bağnazlaştırma yönelik hem Sünnileri bağnazlaştırmaya ve derken yobazlaştırmaya ve bu aralarındaki ilişkilerde gelen yani onları birbirine yaklaştıran millet eee kavramı içerisinde kucaklaştıran eee birleştiren bir eee amacı temsil etmiyor. Eee doğrudan doğruya Aleviler üzerinden aynı zamanda Sünnileri de bağnazlaştırmaya yönelik. Mesela Tekke ve Zaviyelerin eee kaldırılmasına dair hepimizin bildiği iki bin yirmi beş yılı otuz Kasım günü bir kanun var. Iki Eylül’de de yani üç ay kadar önce de o bir eee Bakanlar Kurulu eee kararı olarak kabul edilmiş. Sonra o Bakanlar Kurulu kararı bazı ufak tefek değişikliklerle kanuna dönüştürülmüş. O Türkiye’deki bütün Tekke ve Zaviyeleri eee şey yapıyor, yasaklıyor, kapatıyor ve kapatmanın ötesinde de onların bütün mallarını, mülklerini hazineye eee kamulaştırıyor. Yani bir feodalizme karşı mülkiyet sistemini de hedef falan eee esaslı devrinci bir kanun. Yani sonuç itibariyle eee nedir eee o o dönemin parolası? Türkiye Devleti o kanunun gerekçesinde de var bu. Türkiye Devleti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar, dedeler çok ilginç eee Fedit İlsever’in Cumhuriyet Devrimi Kanunları diye eee hepimizin okuması gereken şu sıra bir kitabı var. Orada da dedeler de var. Enteresan. Yani mesela eee ilk eee bildiğimiz bin dokuz yüz yirmilerde eee o söz var. Türkiye eee Türkiye şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar. O birçok yerde meczuplar diye yazıldır. Hatta resmi bazı tarih kitaplarında falan da meczup. O çok yanlış. Meczuplukla alakası yok. Mensup o. Mensubiyet. Cemaati mensubiyet. Evet. Yani cemaat mensubu ülkesi olamaz. Tarikat mensubu ülkesi olamaz Türkiye. Yani şimdi Türkiye şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar. Yani cemaat mensupları, şeyhir müritleri, cemaat mensupları, feodal ilişkileri sayıyor. Dolayısıyla milleti oluşturacak eee büyük atılımın bir parolası ve aynı zamanda demokrasinin parolası. Çünkü demokrasi feodalizmin tasfiyesiyle gelen bir sistem değil mi? Yani bir eee devlet yönetimi eee hükümet sistemi demokrasi nasıl geliyor? Feodal ilişkileri tasfiye edelim. Yani anım marabası olmayacak, beyin yanaşması olmayacak. Şeyhin müridi olmayacak. Ne olacak? Vatandaş olacak. KJ’yi değiştirelim arkadaşlar. Sayın Genel Başkan’ın da aslında ilk cümlesi devletin raporu değil. Evet. Niye? Şimdi KJ’de arkadaşlarımız eee hata yaptı. Onu hemen düzeltelim. Bu devletin raporu değil. Sayın Genel Başkan hemen onun altını çizdi zaten. Raporu doğru tanımlayalım. Çünkü devletin raporu olduğu zaman tabii tehlike daha büyük. Devletin raporu olmaması için. Evet. Ve eee bunun kanun haline dönüşmemesi bir düzenleme haline dönüşmemesi için bir mücadele başlatıyoruz. Yani raporun eee özüne baktığımız zaman da biraz evvel belirttiğimiz gibi bu bir bağnazlaştırma hatta yobazlaştırma raporu. Yani Türkiye’deki Alevilik bir hepimizin bildiği gibi bir eee mezhep değil, yol değil mi? Yani Caferilik mezhep ama Alevilik mezhep değil. Eee Alevilik bir eee mezhep değil yol. Eee Sünnilik. Ha Sünnilik de eee işte dört dört tane Hanifi, Şafi, eee Hanveli, Şafi eee hepimizin bildiği sünni mezhepler var. Eee bu Türk milletimizin de eee hem Aleviye mensup ki onlar tabii aynı zamanda Caferi’dir. Vatandaşlarımız var. Hem de eee Sünni vatandaşlarımız var. Bu rapor Alevilerimizi Alevi yobazı yapmaya çalışıyor. Sünnilerimizi de Sünni yoba. Zaten Sünni yobazlığı Türkiye’de almış yürümüş durumda yani eee yobazlık. Şimdi eee onun karşısında tam Amerika Birleşik Devletleri’nin ve İsrail’in planlarına uygun bir rapor. Yani nedir? Türkiye’nin direncini kırmak, Türk milletini meydana getiren eee unsurları Türktür, Kürttür, eee Aleviydi, Sünniydi. Eee bunları eee millet dışı kimliklerin içine çekmek, hapsetmek. Yani Türk milletini oluşturan insanlarımızı yani nedir bizim kimliğimiz? Türk milletinin mensubu olmak, Türk milletinin vatandaşı olmak, Türk milletinin direği, ferdi olmak ve onun yerine hangi kimlikler, alt kimlikler? Işte ben Nakşibendi’yim, ben Alevi’yim, ben bilmem Sünni’yim, ben Kürt’üm, ben efendim etnik manada Türk’üm vesaire. Tabii hepimiz Türk’üz ama etnik etnik bir tarif değil o. Türkiye Cumhuriyeti devletine mensubiyet anlamında hepimiz Türk vatandaşıyız, Türk’üz. Eee hangi eee etnik kökenlerden gelirsek gelirim. O manada söylemiyorum ama eee etnik Türk, etnik Kürt, efendim mezhepsel Caferi, mezhepsel efendim Şii, mezhepsel Sünni vesaire gibi kamplara bölmeye yönelik eee Türkiye’de ta bin dokuz yüz doksanlardan beri yürürlükte olan eee planı bir daha sürdürmeye çalışan o plan bozulmuştur, çok etkisale geldi. Ha Türkiye Gladius’unu temizledi, ondan sonra Fethullah Terör Örgütü’nün eee şeylerinden eee tertiplerinden kurtuldu, çok önemli gelişmeler Türkiye yaşadı. Eee bu gelişmelerden sonra bugün birdenbire AK Parti çevresinden, Cumhurbaşkanlığı çevresinden. Tabii bu bir devlet raporu değil. Evet değil eee falan ama eee bu raporu herhalde Sayın Cumhurbaşkanımızın da duymaması mümkün değil. Çünkü bütün basında yer alıyor, televizyonlarda yer alıyor ve çeşitli eee internet gruplarında vesaire yayınlanıyor, aydınlık ele alıyor, ulusal kanal ele alıyor. Cumhurbaşkanımızın zaten Cumhurbaşkanımızdan habersiz nasıl yapıyorlar? O da bir sorun. Yani Cumhurbaşkanı’na çok yakın, ondan görev almış, onun tayin ettiği bazı şahsiyetler bunu Cumhurbaşkanı’ndan nasıl habersiz yapıyorlar? Bu da önemli bir sorun. Ve tabii buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyoruz. Bu rapor konusundaki tavrın açıklamalıdır. Bu raporun eee Cumhurbaşkanlığı’yla ilgisi var mıdır? Bu raporun bir devlet girişimiyle ilgisi var mıdır? Bu rapor bu iki şahsiyet tarafından devletin verdiği bir görevle devletin talimatıyla mı yapılmıştır yoksa kendi şahsi girişimleri midir? Eee Sayın Genel Başkanım sonuçta imzası olan kişileri kamuoyu da yakından tanıyor. Arkada bıraktığımız eee çelişmelerde Amerika’nın batıyla Türkiye’nin arasındaki o çelişmelerde Türkiye tarafında bulunan isimler. Evet. Eee özellikle Mehmet Uçum, Mehmetçek de gazeteciler arasında. Altta imzası yok Mehmet Uçum. Evet. Ama hani eee sonuçta. Mehmetçek’in Mehmetçek, Mehmet Uçum’un yardımcısı. Evet yani birlikte çalışanlar. Yakınlar, birbirlerine oldukça yakınlar. Sonuçta bu iki isim de eee arkada bıraktığımız dönemde eee batıyla çelişkilerde hep Türkiyece tavırlarıyla, milli tavırlarıyla öne çıkmış iki isim. Eee acaba eee nasıl bir hesap güdülüyor? Yani burada yani emperyalistlerin vereceği eee yani ben kendilerinden duymadım ama belki şöyle söylendiği için genel olarak emperyalistler bu konularda milletimize eee çeşitli haklar takdim edeceğine biz birliğimizi pekiştirmek için o hakları biz verelim gibi bir amaçla mı haraket ediliyor acaba? Verilmiyor. Bölünme kışkırtılıyor. Hani diyelim raporda cem eee evlerinin eee yasallaşması gibi bir eee madde var. Ama zaten yasallaşmış durumda. Yani Cem evleri bugün Türkiye’nin her yerinde var. Seksen bir ilde var. Çok sayıda ilçede var. Uygulanıyor. Devlet destekliyor. Eee devlet cemevlerine diyelim eee eee çeşitli alanlarda destekler de yapıyor. Böyle Cem evleri diye bir sorun yok. Ama eee raporun bir kere girişindeki gerekçe eee çok çok önemli. Ne ne diyor? Diyor ki yüz yıllık yani Aleviler’e yapılan yüz yıllık haksızlıkla hak eee mücadele ve helalleşme yani eee yani bu yüz yıl ne? Şimdi bin dokuz yüz iki bin yirmi beş yılındayız. Yüz yıl bin dokuz yüz yirmi beş. Yani bin dokuz yüz yirmi beş eee neresinden baksanız bin dokuz yüz yirmi dörtte tevhid-i tedrisat kanunu çıktı. Bin dokuz yüz yirmi dörtte halifeliği kaldıran kanun çıktı. Bin dokuz yüz yirmi beşte demin söylediğimiz gibi tekke ve zaviyeleri kaldıran kanun çıktı. Yani devrim kanunlarının peş peşe geldiği yıllar. Bin eee bin dokuz yüz yirmi dörtten sonra. Yani yirmi dört anayasasıyla güçlü bir yürütme organı oluşturuldu ve o devrimci yürütme organı devrim kanunlarını çıkartmaya başladı. Öğretim öğretimi ve eğitimin birliğini tevhid-i tedrisatı gerçekleştirdi. Halifeliği kaldırdı. Değil mi? Dört Mart bin dokuz yüz yirmi dörtte aynı zamanda halifelik kaldırıldı. Halifeliği kaldırıyor, tevhid-i tedrisat kanunu çıkartıyor. Bin dokuz yüz yirmi beş Eylül’ünde tekke ve zaviyeleri kaldıran eee kararname bakanlar kurulundan çıkıyor. Arkasından üç ay sonra otuz ve Kasım’da eee tekke ve zaviyeleri kaldıran kanun çıkıyor. Yani o döneme baktığımız zaman ııı o devrim kanunları diye bugünkü anayasamızda yer alan çünkü devrim kanunları bin dokuz yüz yirmi beşte kalmış değil. Bugünkü anayasamızda on iki tane devrim kanunu sayılıyor. Işte medeni kanun da eee bunlardan biridir. Iıı unvanları kaldıran A, B, Paşa gibi unvanları kaldıran kanun vesaire. O ııı devrim kanunları bugünkü anayasamızda anayasaya aykırılığı iddia edilemeyecek kanunlar olarak vurgulanır. Yani koruma altında yani. Yani bir nevi anayasa düzeyine çıkartıyor. Yani eee anayasa değil ama ya bu kanunun aleyhine anayasa mahkemesine gidip iptal davası açamazsın diyor anayasa. Yani bu kanunları eee anayasaya aykırılık iddia edilemeyen kanunlar bunlar. Eee bu şekilde yani bu dolayısıyla mevcut eee Sayın Cumhurbaşkanı’nın önderliğinde yapılan anayasa değişikliklerinde de dokunulmamış bir madde o. Yani eee devrim kanunlarını koruyan anayasaya aykırılığının iddiasını eee men eden eee o anayasa hükmü Sayın Cumhurbaşkanı’nın da eee Cumhurbaşkanı hükümet sistemine geçiş sırasında dokunup dokunmadığı eee bir madde. Eee dolayısıyla bugün de anlamlı bin dokuz yüz yirmi beşte kalmış değil. Ha şimdi bir savaş açıyorlar. Diyorlar ki efendim biz eee yüz yıllık ondan sonra eee Alevilere karşı yapılan bir eee haksızlığa karşı ona meydan okuyoruz ve işte helalleşeceğiz. Yani bu bu ne? Atatürk’ü hedef alan bir şey. Türkiye’nin son yüz yılını, Cumhuriyet Devrimi’ni sonuç itibariyle hedef alıyor. Orası da çok çok önemli. Eee dolayısıyla eee şeyi cephesi bulunduğu mevzi, bulunduğu konum eee tamamen Türk Devrimi’ne karşı Cumhuriyet Devrimi’ne karşı, Türk Devrimi’ne karşı yalnız Cumhuriyet Devrimi’ne değil, taa eee şeyden başlayan bin dokuz yüz sekiz devrimi, ondan evvel bin sekiz yüz yetmiş altı devrimi. Hatta öyle enteresan Abdülhamit zamanında bile kazanılmış olan ve bazı eee uygulamalar ııı edef alan yani Abdülhamit’in dahi gerisine düşen eee bir teşebbüs. Evet. Bu eee süreçte eee Sayın Genel Başkan Aydınlık Gazetesi eee Vatan Partisi İşçi Partisi taa doksanlı yılların ortasında Alman İslam’ı diyerek evet ortaya koymuştu. Eee Alevi yurttaşlarımızı Ali’siz Alevilik, işte İslam dışı Alevilik planlarına çekme konusunda çok yoğun bir çaba sahip etti. Evet. Vatan Partisi de yıllardır bu olayı tek başına Avrupa’daki vatan partisi kadroları yöneticileri takip ettiler. Eee Udoş’ten Bahlar’dan taa Ermeni ve Alevi meselesine yoğunlaşan isimler de hep aynı Alman istihbaratçıları isimleriydi. Şimdi onlar hep şu fikri işlediler. Alevi’ye tekrar belki biraz açmanızı rica edeceğim. Bahsettiğiniz metin çeşitli haklar metni. Yani hak veriyor. Çeşitli yani şu hakkında olsun, bu hakkında olsun. Siz dediğiniz gibi cumhuriyetin temeline vuran eee bir metin. Eee peki bu zaman şimdi bizi izleyen Alevi yurttaşlarımız şöyle düşünemez mi? Doğu Perinçek sonuçta yıllardır bu ülkede eee bu mücadelenin aslında içerisinde yer alan hak mücadelesi. Yer alınan birisi bir anda bizim hakkımızı savunan bir metne bir anda karşı çıkan duruma geldi ve eee bu sefer o ııı Avrupa’dan Amerika’dan hak dilenen, talep eden kesimlere bu söylem alan açmaz mı? Efendim bu metin Alevilerin haklarını savunan ııı bir düzenlemenin habercisi olsa o metni biz en başta alkışlarız bunun hemen yanında cephe tutarız. Hı. Bu ııı sonuç itibariyle ııı Alevi kitlemizi ve bektaşi mensubiyettir, bektaşilik onları da ııı Türkiye’de bir yobazlığın irticanın ayaklarının altına atmaya yönelik bir ııı düzenleme bu. Neden? Tekke ve zaviyeleri kaldırdı. Bakın buradan aynı zamanda bir oyun var. Hangi oyun var? Eee güya Alevilere hak veriyoruz o edasıyla. Tekke yani Alevilerin içinde de bazı ııı ne diyeyim? Iıı bu süreci anlamayan uzun süredir bildiğim bir olay, karşılaştığım bir olay. Işte teke ve zaviyeler kalksın diyenler var. Hatta bir hatıramı anlatayım. Bin dokuz yüz doksanlı yıllarda Bozuyük. Bozuyük biliyorsunuz. Bilecik’in ııı sanayi bölgesidir, ilçesidir. Bozuyuk’a gitmiştim. Orada işte bir konferanstan sonra ııı Alevilik adına bazı ııı vatandaşlarımızın, kardeşlerimizin teke ve zaviyeleri ııı kaldıran kanuna hücum ettiğini gördüm. Yani Aleviliğin içinde teke ve zaviyeleri kaldıran kanuna hedef alan ııı unsurlar var. Ama teke ve zaviyeler kaldıran kanun yani teke ve zaviyeler yasallaştığı zaman Burada Alevilik bir şey özgürlüğe bir hakka kavuşmuyor. Aleviliği ezecek, Aleviliğe haksız yapı yapı haksızlık yapacak, onlara şiddet de uygulamaya kadar ııı çeşitli baskılar uygulayacak bir gücü serbestleştiren, örgütleyen, örgütlenmelerini eee teşvik eden bir eee düzenleme. Bu başlı başına çok önemli. Teke ve zaviyeleri kaldıran kanunu kaldırmak. Yani sonuç itibariyle orada ne oluyor? Bütün eee çeşitli eee irticayı Amerika tarafından irticayı dediğimiz zaman Amerika tarafından güdülen tarikatları kastediyoruz. Amerika tarafından güdülen tarikat ve cemaatler birden bire ne oluyor? O örgütlü hale geçiyor, meşrulaşıyor. Evet bugün var ama bir de meşrulaşması bambaşka bir şey. Eee ve eee bunun sonucunda Aleviler hangi manzaralarla karşılaşacak? Hangi uygulamalarla karşılaşacak? Aa biz haklarımıza kavuştuk. Ne güzel. Bizim tekkelerimizde, bizim zaviyelerimizde serbestleşti mi diyecek Alevi kitlesi. Bunu yani eee yüzde üç bile bunu demez Alevi kitlesinin içinde. Bunun ne kadar tehlikeli olduğu eee hepimize malum. Ikincisi Atatürk hedef alınıyor. Peki Atatürk hedef alan açıkça yüz yılla hesaplaşma yani helalleşme derken arkadaki yüz yılla hesaplaşıyor. Başlangıç ne? Atatürk devriminin Doruk, Doruk’ta olduğu yıllar. Yani halifeliğin kaldırıldığı tevhidi tedrisatın getirildiği yani eee eğitim öğretimimizde eee tanzimattan sonra iki türlü eğitim öğretim vardı. Onu kaldırdı. Bir tek Cumhuriyet eğitimi. Bütün eğitim kurumlarını tevhidi tedrisat kanunu Milliyetim Bakanlığı’na bağladı. Değil mi? Bu da Türk yani Türk devriminin çok önemli ataklarından biri. Dolayısıyla ııı tarikat ve cemaatlerin iki iki eğitim kurumları yaratarak ııı şey yapması toplumu etkilemesi, siyasi ııı konumlarda ııı baskın durumlara gelmelerinin karşısında olan bir kanun tevhidi tedrisat. Evet ııı yıpranmalar oldu. Bu kanunlara karşı uygulamalar oldu. Alevilere haksızlık bugün var. Eşitsizlikler de var. Ama bu kanun bu haksızlıkları bu eşitsizlikleri kaldırmaya yönelik değil. Tam tersine bu haksızlık ve bu eşitsizlikleri uygulayan kesimin eee dizginlerini serbest bırakan ve aynı zamanda eee milletimizi bölen yani eee sünni ve alevi diye milletimiz arasında bir gerginlik eee yaratan eee gelişmelere yol açan bir kanun. Dolayısıyla bundan kim kaybeder? Hepimiz kaybederiz. Bütün Türk milleti kaybeder. Hatta insanlık kaybeder. Ama en çok kaybeden de burada ne olur? Hayır, alevi kitlesi olur. Eee o bakımdan eee bu kanuna dikkat etmemiz lazım. Bu kanun bütün kanunlar gibi bütün halk düşmanı kanunlar gibi halka karşı olan kanunlar gibi eee şekerlere bulanarak değil mi? Üstüne güzel kadifeler eee güzel örtüler örterek eee sunuluyor. Diğerleri gibi. Hiçbir kanun ya bu kanun kötüdür diye çıkartılmıyor. Yani bu bu düzenleme de demin söylediğimiz nedenlerle eee tamamen Türkiye’de yobazlığı, bağnazlığı her kesinde kışkırtan, bizi bölen. Sonuç itibariyle Türkiye’ye ne? Doğu Akdeniz’de ciddi tehditlerle karşı karşıya işte Kıbrıs’ta yığınak yapıyor eee Amerika İsrail. Değil mi? Bütün haberler eee İsrail’i Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında tam bir ittifak oluştu. Amerika bunların patronu başlarında. Eee sular ısınıyor Doğu Akdeniz’de. Suriye’nin kuzeyinde sular ısınıyor. Bu koşullarda eee düşman ne yapacak? Düşman bizim iç cephemizi eee bölecek, parçalayacak, nasıl bölecek? Işte Kürt Türk diye bölmeye çalıştı. Eee o başarısız oldu. Alevi, Sünni diye bölmeye çalışılıyor. Almanya merkezde, Amerika merkezli eee tertiplerle. Işte bu kanunda bunun bir uzantısı. Ben burada kanunu yapan şahsiyetlerin kimlikleri, kişilikleri üzerinde durmuyorum. O eee o yani belki önemli tarafları var ama bu o kadar önemli değil diyelim. Yani önemli olan ne? Yapılan düzenlemenin getirilen eee düzenleme paketinin eee Türkiye’yi bölmeye yönelik yani Türk milletini eee etnik gruplara eee ve aynı zamanda eee diyelim inançlara bölmeye yönelik. Türkiye’nin direncini kırmaya yönelik ve Atatürk devrimini temellerinden eee sarsmaya zaten çok ağır darbeler aldı. Atatürk devrimi. Eee Türk devrimi diyelim. Atatürk devrimi dediğin o Türk devrimidir. Türk devrimi. Eee şimdi bu burada da böyle bir atak görüyoruz. Evet. Eee ve buradan tabii sayın Cumhurbaşkanımıza da sesleniyoruz. Bu bu metni okumamış olması bana evet olası gözükmüyor. Bu burada sayın genel başkanım İtçepe vurgusu yaptığınız için eee soruyorum. Siz bütünleşme kelimesini öne çıkararak eee yeterli bulmadınız. AK Parti’nin bu sürecin stratejik hedefine odaklanmadığını, terörist Türkiye tanımının da bu süreci tanımlamadığını anlatıyordunuz ve eee bahsettiğiniz neslen durumdan dolayı da İtçepe’yi güçlendirmek bakımından daha cesur adımlar bile önerdi Vatan Partisi. Bir af kanunu tasarısını hemen hazırladı. Eee aylar süren bir çalışmanın sonucunda. Eee ve bütünleşme kelimesini öne çıkardı Vatan Partisi. Şimdi bu alevi eee raporu diyelim, alevi raporu eee içerisindeki tanınan haklar da eee sonuçta bu bütünleşme diye sizin tarif ettiğiniz, istediğiniz sürece hizmet eder duruma getirilemez mi? Getirilemez. Yani ama belli düzenlemelere ihtiyaç var. Ha mesela şimdi Cem Evlileri konusu tamam, pratikte yasallaştı. Cem Evlileri Türkiye’nin her yerinde var. Devlet de destekliyor. Ve Alevi Bektaşi eee kültür eee şeyi kurulmuştu başkanlığı. Başkanlığı. Eee o da iyi bir buluştu. Bakın kültür başkanlığı diye kuruyor. Bir bir din, bir inanç sistemi değil, bir Aleviliğin kültürel yönü. Yani Türk milli kültürüne çok büyük katkıları var değil mi? Yunus Emre’ler, ondan sonra Hacı Bektaşi veliler, ondan sonra Hatayiler, ııı Kazak aptallar, kaygısız aptallar, diğer yani Türkçeyi bin yıldır bugüne taşıdı. Karaca olanlar vesaire. Yani ııı Türkçemizi Arapça ve Farsçanın ııı tahakkümünden koruyan sonuç itibariyle Alevi Bektaşi ııı yazını edebiyata olmuştur. Türkçeyi bugünlere taşıdı. Yani biz bir Baki’yi, bir Nedim’i ııı okumağa kalktığımız zaman çoğunu anlayamıyoruz değil mi? Iıı şey ııı ama bir Yunus Emre’yi bugün yazılmış gibi değil mi? On üçüncü yüzyılda, yedi yüz yıl sonra ııı pırıl pırıl bir Türkçe. Bir Hatayi diyelim on altıncı yüzyılda değil mi? Şah İsmail. Aradan geçmiş dört yüz yıl. Hatayi pırıl pırıl, şırıl şırıl ve akıcı, güzel ve edebiyat olarak da çok üstün bir Türkçe. Iıı Karaca olan değil mi? Aşk, sevgi, muhabbet falan da o da sonuç itibariyle Alevi edebiyatının bir parçasıdır. Yani baktığımız zaman. Onlar Türkçeyi bugüne taşıdı. Ve has Türkler. Yani şu bakımdan has Türkler. Eee Türkler İslamiyet’e girerken eee tahsuba karşı kendi eee bir takım eşitlikçi, bir takım ilerici, ondan sonra eee geleneklerini eee Alevilik eee ile şey yaptılar eee taşıdılar. Korudular. Korudular. Yani İslam’a Alevilikle girdi. Şimdi mesela en en önemli örneği bunun şudur. Orhan Gazi. Yeniçeri Ocağı’nı kurdu değil mi? Yani Osman Gazi’nin oğlu bin üç yüz yirmi altıda padişah oldu. Ikinci padişah Orhan Gazi. Yeniçeri Ocağı’ndaki askerler kim? Rum çocuğunu alıyor. Mımsır çocuğunu alıyor. Ulgar çocuğunu, Hristiyan çocuklarını Rumeli’den topluyor, getiriyor, Türk ailelerin içerisine veriyor, oralarda Türk kültürüyle büyütüyor, yetiştiriyor. Peki Yeniçeri Ocağı’nın inancı ne? Bektaşilik. Alevi yapamıyor çünkü babası anası Alevi değil. Yani Alevi olması için Alevi babadan gelmesi lazım. Alevi babadan gelmeyince sorunu nasıl çözüyor? Bektaşi yaparak yani mensubiyetle. Bektaşilikte Alevi eee bektaşi ana babadan gelmeye ihtiyaç yok. Dernek gibi yani mensubiyet bektaşiliği yaratıyor. Osmanlı bu çözümü üretiyor. Ama niye? En şey eee hassa askerinin en merkezi gücünü, vurucu gücü ve merkezi güç. Aynı zamanda padişahları koruyan güç. Yeniçeriler değil mi? İstanbul’da. Ondan sonra onu ne yapıyor? Bektaşi yapıyor. Kim yapıyor? Orhan Gazi yapıyor. Yani Osmanlı padişahları yapıyor. Demek ki Osmanlı padişahlarının bir Alevilikle bir şey ilişkileri var. Yani eee onu eee görmemiz lazım. Neden çünkü Türkler Alevi olarak giriler ve Anadolu’da eee on altıncı yüzyıla kadar eee bütün Türk kitlesi aşağı yukarı yani bütün seçkin bir takım eee ağalar, ondan sonra saray çevresi falan dışında halk Türk halk kitlesi Alevi’ydi. Herkes Alevi’ydi. Zaman içerisinde özellikle on altıncı yüzyıldan sonraki gelişmelerle diyelim bizlerin hepimizin dedeleri Aleviyken sünni yapıldı. Ha onun için eee Alevilik eee Türk kültürlü bin yıldır yani İslamiyet’e Türklerin girmesi Karahanlılarla ondan sonra Satuk Buhrahan işte eee Bulgar Hanı, Bulgarlar biliyorsunuz kökenleri Türktü. Eee Bulgar Hanı ondan sonra Tuğrul Bey Selçuklu Hakanı yani biz eee on birinci yüzyıl, dokuzuncu yüzyıl oralarda Türkler Müslüman oldu ve Müslüman olurken de ondan sonra bu eee Alevi olarak Müslümanlığa dahil oldu. Yani daha doğrusu kendisi Aleviliği bir nevi icat ederek İslam içerisinde ne oldu? Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali. Yani Allah’ın eee birliğine eee inanıyor. Ondan başka la ilahe illallah başka ondan başka bir tanrı yoktur. Onun eee şeyi eee Resulü eee Hazreti Muhammed’dir. Ali de Hazreti Muhammed’in yolundan giden onun eee şey eee onun evinden damadır. Aynı zamanda amcasının oğlu. Eee bu bu inanç bu inançla İslamiyet’e Türkler girdi ama daha sonra diyelim eee çeşitli tarihsel süreçlerde eee o Emevi Abbasi eee çizgisinde bir eee sünnileşme olayı yaşandı. Dolayısıyla Alevilik Türklüğe yabancı olan değil, Türklüğün hası tarihsel olarak hem Türkçe’yi bugüne taşıyan hem bizim eee eşittikçe ondan sonra insana saygı gösteren eee kültürümüzü bugünlere taşıyan ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda da eee hassa askeri, merkezi ordunun aynı zamanda inancı değil mi? Mesela o Bektaş’ı, Gülbank’larını falan eee şeylerde görüyoruz. Eee sinemalarda veya çeşitli tarihi filmlerde nedir? Eee Alevi eee Bektaş’ı, Gülbank’ları. Evet. Yönetmenimiz uyarıyor. Tamam. Eee çok kısa bir ara vereceğiz değerli izleyenlerimiz. Iki dakika sonra tekrar birlikteyiz
Çıkış yolu programına tekrar hoş geldiniz. Değerli ulusal kanalı izleyenleri, Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinç’e Alevi raporunun ayrıntılarını sorduk. Bir çerçeve çizdi Sayın Genel Başkan ve Cumhuriyet devrimi kanunlarını hatırlattı. Peki bu haksızlıklar yaşanılanlar, problemler nasıl? Bir kere mesela tekrar Cumhuriyet devrimi kanunları uygulansın. Yani şimdi bu Ferit İlsever’in Cumhuriyet devrimi kanunlarını bütün okuyucularımıza öneriyoruz. Bir kere onların uygulanması, Alevi kitlesinin özgürleşmesi, eşitlenmesi, bütün milletimizin içinde eşit konumlarda olması açısından hakları, hukukları ve ferah bir şekilde yaşamaları, kendilerine yapılan baskıların falan filan engellenmesi bakımından bu devrim kanunlarının uygulanması çok önemli bir. İkincisi bu özel okulların kamulaştırılması. Yani Türkiye’de irticanın bu özel okullar üzerinden çok ağır bir örgütlenmesi olduğunu, Türkiye’nin havasını bozan, havasını zehirleyen okullar kuruldu. Bunlar İmam Hakip Tip Okulları’nın imam eğiten, yetiştiren meslek okulları olarak kurulmuştu, İmam Hakip Okulları’nın kurulması da çok ilginç. Bu tekke ve zamiyeleri kapatan kanunla birlikte kuruldu. Veyahut da tevhide tedrisatla, tamam düzeltiyorum. Yani 4 Mart 1924 tarihli tevhide tedrisat kanunu aynı zamanda veyahut da birden ikisini karıştırdığım şey de olabilir. Yani o 24-25 yılında İmam Hakip Okulları’nın kurulması ve İlahiyat Fakültelerinin kurulması yine kanunla oldu. Tekke ve zamiyeleri kapatan kanunla galiba oldu. Niçin? Din alimleri yetiştirmek İlahiyat Fakültelerinde yani ve İmam Hakip Okulları’nda da imam ve din yine ruhbanlık görevi yapabilecek insanlar yetiştirmek ve bunu tamamen Milli Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlar olarak yani bir takım özel teşebbüste falan filan kuytu köşelerde, karanlık hizme alanlarda falan değil. Doğrudan dolayı Milli Eğitim Bakanlığının yönetimi altında tevhide tedrisat kanunu çerçevesi içerisinde hem İlahiyat Fakülteleri üniversitelerde yer alıyor. İmam Hakip Okulları da meslek okulları yani demirci yetiştiren, frezeci yetiştiren, torunacı yetiştiren gibi aynı zamanda İmam Hakip yetiştiren okullar. Fakat İmam Hakip Okulları ne hale getirildi? Son diyelim uygulamalarla 30-40 yıl içindeki uygulamalarla. Yani layıklık nedir? Bir ülkenin, devletin ve toplumun din esaslarına göre değil, dünyevi esaslarla yönetilmesi. Bizim anayasamızın şu anda 24. maddesi o bakımdan dünya çapında örnek bir müddedir. Ve layıklığın bütün esasını ifade eder. Türk devriminin layıklığını tarif et deseniz bizim anayasanın 24. maddesi ki o ta 1924 anayasasından beri dokunulmadan gelen bir maddedir. O da şu, Türk devletini ve toplumunu, anayasa 24. maddesine göre, Türk devletini ve Türk toplumunu din esaslarına göre düzenleyemez. Yani diyelim şu maden işçilerinin talepleri var, kamu emekçilerinin talepleri var. Veyahut da Türkiye’nin enerji sorunu var veya Türkiye’nin savaş sanayisi sorunları var. Veya LGBT çıkmış ve toplumu tehdit eden çeşitli meseleler var. Buralarda toplumu din esaslarına göre düzenlemeye kalkarsan altından kalkamazsın. Çünkü din esasları nerede kaldı? 7. yüzyılda, 8. yüzyılda kaldı. Hatta Cumhurbaşkanımız da çok iyi hatırlıyorum, 5-6 yıl önce dedi ki, 1400 yıl öncesinde olmaz dedi, bu iştahatlar gerekir falan dedi. O bakımdan laiklik sonuç itibariyle yani dünyevilik toplumu toplumun çıkarlarına göre düzenlemek, hukukunu ondan sonra hem toplumu hem devleti. Sırf devletle dinin birbirinden ayrılması değil, devletle ve toplumla dinin ayrışması. Yani din devleti de düzenleyemez, toplumu da düzenleyemez. Bu laiklik esas. Bu laikliğin esaslı bir şekilde uygulanması Türkiye’de Aleviler için en temel çözümdür. Dolayısıyla bir kere bu devletin ve toplumun din esasına göre yönetilmemesi ve düzenlenmemesi esasını uygulamamız lazım. Bu bir. Bu zaten anayasamızda var ama uygulanmıyor, görüyoruz bunu. İkincisi, özel okullar kamulaştırılır, doğrudan dolayı Milliyetin Bakanlığı’nın tam kontrolü altında olur. Çünkü özel okullar da Milliyetin Bakanlığı tarafından denetiliyor, öyle değil. Vakıflar var, özel serbaye var vs. Oralarda özel okullar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 200 yıllık devrimci birikimi, ondan sonra laik, demokratik, ondan sonra halkçı, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, devrimci diyelim. 6 Ok anayasamızda 37 yılında yer alıyordu. O Türk devriminin programıdır. Bu esasla Türkiye’nin düzenlenmesi bir seçenektir, devrimci ve doğru seçenektir, demokratik seçenektir. Öbürü de nedir? Öbürü de Türkiye’yi feodal ağalar, beyler, ondan sonra paşalar, ondan sonra müritler, dervişler, dedeler vs. o düzeni tekrar çekmek. Yani hanedanlık düzenini. Şimdi mesela korkuyoruz bunları konuşmak falan ama bu teke ve zaviyeleri kaldıran kanun da, bakın orayı okuyayım. Mesela iki gündür ulusal kanalda da çok güzel tartışmalar oluyor, çok esaslı, çok şey öğreniyoruz. Ama orada anılmayan, bakın şöyle, teke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanun, 30 Kasım 1925. Kanunluk teklif eden de Demokrat Parti’yi kuran Refik Koraltan ve beş arkadaşı, o da ilginç. Tabii 1925’te bu kanun teklif ediliyor. Yasanın önemli hükümleri, Türkiye Cumhuriyeti içinde gerek vakıf suretiyle, gerek mülk olarak şeyhinin yetkisi altında ve gerek diğer şekillerde kurulmuş bulunan tekeler ve zaviyeler toptan kapanmıştır, kapatıyor. Genel olarak tarikatlarla şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedeliği de saymış burada, çok ilginç. Dedelik, seyyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak maksadıyla nüssacılık gibi ünvan ve sıfatların kullanılmasıyla bu ünvan ve sıfatlara ait hizmet vermek ve kisvet giymek yasaktır. Şimdi bunlar ne? Bu saydı. Ta Atatürk’ün koyduğu demokrasinin çok önemli bir tanımı var ve aynı zamanda milletin de tanımı o. Türkiye şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz. Tekrar ediyorum, Türkiye şeyhler, dervişler, şeyh demokratik bir kurum. Şeyhi seçiyor musunuz? Şeyhin oğlu şeyh oluyor gidiyor. Şeyhler, dervişler, müritler, mürit ne? Müritin şeyh olma şansı yok. Şeyhin bağımlısı. Yani sonuç itibariyle feodalizmden kalan ilişkiler, ağalık, marabalık, beylik, yanaşmalık, şeyhlik, müritlik bunların hepsi ne? Feodal dönemden ve babadan oğula geçen şeyler. Şimdi aynı şey dede içinde geçerli. Mesela bu şeyde var, diyor ki Alevi okulları açılmalı. Zaten imam atif okulları Türkiye için bir dert, lüzumundan fazla. İmam yetiştiren okullar tamam, o bize lazım. İlahiyat fakülteleri de lazım. Ama siz imam yetiştiren okul olmaktan çıkartıp da imam atif okullarını, eğitimin birliğini bozan bir yeni sistem haline getirdiğiniz zaman tabii onun çok ağır sonuçlarını yaşayabiliyoruz. Benim imamlara falan saygım var ve onların hepsine, onlara karşı bir itirazım yok. Ama sistemin kendisi sonuç itibariyle, yani Cumhuriyet yurttaşı yetiştirmeye, milletimizin fertlerini, mensuplarını yetiştirmeye yönelik değil de sonuç itibariyle, feodal dönemden kalan, padişahlık döneminden kalan bağımlılık ilişkilerini ayakta tutmaya, geliştirmeye, kışkırtmaya yönelik kurumlar üretiyor. İmam atif okulları imam yetiştirmekle, hatip yetiştirmekle sınırlı olmalıdır ama aynı şey gibi elektrikçi gibi, frezeci gibi, tornacı gibi değil mi? Bu bakımdan şimdi bir de imam atif okullarını da kuvvetlendirmek için şeyi getiriyor, Alevi okulları. Yani lise yerine ne olacak? İmam atif okuluna mı gideceksin, Alevi okuluna mı gideceksin? E o zaman yani sonuç itibariyle sen hangi köyde okudun, ben falanca Alevi okuluna uçuyorum. İşte imam atif okulu o da sünni gençlerin okulu haline gelecek. Sonuç itibariyle gençliği de böyle, eğitim sistemini de böyle. Bunlara izin vermemek lazım. Evet, cem evleri birer ibadethane olarak kabul edildi ve uygulanıyor. Buna hiç kimsenin bir itirazı da yok. Bunun için kanun çıkartmaya da gerek yok. Diyanet işleri kurulurken İslam hizmeti, Müslümanlığa hizmet için kurulan kurumlar, diyanet işleri. O da teke ve zabiyeler kaldırılırken getirilen bir kurum. Ama uygulamaya baktığımız zaman ne var? Diyanet işleri kurumu, hakikaten İslamiyet’in kurumu olmaktan çok, alevileri de biraz kenara iten, dışlayan, gerçi son zamanda bazı olumlu gelişmeler de var. Onu Ali Rıza, Özkan arkadaşımız, dün Ulusal Kına’da çok güzel anlattı. Ali Erbaş, Sayın Diyanet İşleri Başkanı’nın yönetiminde, hutbelerde geçiyor, muhareme aylarında geçiyor. Hazreti Ali anlatılıyor, Ehl-i Beyt anlatılıyor, alevilik anlatılıyor vs. Cem evlerini de sık sık ziyaret ediyor. Bizim Sayın Cumhurbaşkanımız da Hüseyin Gazi Cem evini biliyorsunuz ziyaret etti. Sonra çeşitli toplantılarda kalktı Hüseyin Gazi’nin dedelerini salona oturttu vs. Bunlar doğru, güzel şeyler. Ama nedir? Diyanet İşleri Başkanı’nın da, onun karşısında rakip bir kurum kurmak değil. Şimdi mesela bu yapılan çalışmada, o iki şahsiyetin hazırladığı, imzaladığı çalışmada, bir inanç örgütlenmesi olarak, yani Alevilerin Diyanet İşleri Cumhurbaşkanlığına bağlı bir Alevilerin Diyanet İşleri. İkili. İkili ama Diyanet İşleri Başkanlığı Cumhurbaşkanlığına bağlı değil. Onu da bağladılar mı oraya bilmiyorum. Yok şu anda Kürt Hüküm Bakanlığına bağlı. Yok yok Diyanet İşleri Başkanlığı diyorum. Tabii Cumhurbaşkanlığına bağlı. Cumhurbaşkanlığına bağlı. Ama sonuç itibariyle ne oluyor? Diyanet İşleri Başkanlığı, Sünniliğe ait bir kurum değildi. Bütün İslam, hatta Diyanet diyor, İslam bile demiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Aleviliği şey yapan bir daire oluşturmak. Yani orada da böyle bir Alevi sünniliğe bölünme şeklinde falan değil ama Alevilerin reayet hizmetlerle, devletin Alevileri hizmetleriyle ilgilenmeyi esas alan, daha doğrusu görevlerinin başında bu olan daireler, daire oluşturulabilir. Ama Diyanet İşleri var bir de onun karşısında Alevi Bektaşi bilmem ne inanç örgütü. Sonuç itibariyle bu anayasaya da aykırı, Diyanet İşleri Başkanlığı kanununa da aykırı. Ondan sonra ve toplumu da bölmeye yönelik, kamplaştırmaya yönelik çok tehlikeli bir şey. Yani bölünmeyi kurumlaştıran şeyler. Halbuki hepimiz Müslümanız. Alevisi de Müslüman, Sünnisi de Müslüman. Herkes Müslüman, hepimiz Müslümanız. Zaten Hazreti Peygamber zamanında bir şey, yani mezhepler yok değil mi? Ve benim kanaatime göre mezhepler İslamiyet’e de aykırıdır. Yani sonuç itibariyle İslam’ı bölüyorsun. Neyse ama artık olmuş, bizim halledebileceğimiz bir sorun değil. Ama süreç gelişme o konuları da halledebilir. Ama şimdi o tür bölünme, mezhepleşme falan, Alevilik mezhep olmamakla beraber İslamiyet’in inancı içerisinde bizi bölecek kurumlaşmalardan sakınmamız lazım. Mesela bu getirilen teklif ondan sonra maalesef kurumlaştırıyor. Öyle tehlikeli özellikleri var. Ama buna alternatif nedir? Evet Alevilere işsizlikler var, haksızlıklar var. Alternatif nedir? Diyanet İşleri Başkanlığı’nın aynı zamanda, bugün de o yönde zaten gelişmeler var. Ama kurumun içinde de Alevilik, Aleviliği hizmet, İslam’ın Alevi yorumuna hizmet yapan ve o yorumu teolojik olarak da derinleştiren, yorumlayan, geliştiren bir daire çok güzel olur. Başkanlığın da yeniden yapılandırılması değil mi aslında bu söylediğiniz? Tabii, Diyanet İşleri Başkanlığı zaten o yönde bir gelişme olduğunu öğreniyoruz. Mesela Muharrem aylarında, hutbelerde hiç Muharrem ayı ile, Muharrem orucuyla ilgili hiçbir şey söylenmiyor falan, bu gizleniyor diye onun doğru olmadığını öğrendik. Yani Muharrem ayında, hutbelerde Muharrem ayı zikrediliyor, ondan sonra Muharrem orucundan bahsediliyor. Çeşitli hutbelerde işte Alevilik ile ilgili, Hazreti Ali ile ilgili ondan sonra bilgiler, hutbeler veriliyor icap ettiği zaman. Diyanet İşleri Başkanlığı da yine Türkiye çapında Alevi yolunu benimseyen yurttaşlarımızın da benimseyeceği çeşitli faaliyetlerde bulunuyor. Bunları geliştirmemiz ve bunu kulumlaştırmamız lazım. Yani bölerek değil de birleştirerek, kucaklaştırarak kulumlaştırmamız lazım. Fatoş Güden, Cem Vakfı’nın kurucularından, iyi akşamlar canlar. Alevilik çocuk oyuncağı değil, Alevileri başları sıkışınca hatırlayanlar var. Bunu bilmeleri lazımdır ki Aleviler Türkiye’nin teminatıdır. Yayınınıza başarılar diliyorum, saygılar sunuyorum. Bütün Sayın Fatoş Güden, bütün Alevilerin %99’unu paylaşacağı bir tavrı ifade ediyor. Bir soru, Alevi raporunun DEM Parti’nin medreseler yasallaşsın talebi üzerinden de bir basamak olarak değerlendiriyor mu? Şu anda DEM Parti de medreselerin yasallaşmasını talep ediyor. Tabii. O da tek kez. Tevhid-i Tedrisat’ı yıktığınız zaman ki ağır yaralar almıştır onu görelim. Tevhid-i Tedrisat, özel okullarla, İmam Hatip okullarına karşı değiliz ama İmam Hatip okullarının eğitim sisteminin neredeyse önemli bir kesimini, yani İmam Hatip yetiştirmenin ötesinde dinsel eğitim sistemini tekrar kurma ve oraya dönmek için kullanılan bir kurum haline getirilmesi, bir de onun yanına Alevi liselerini koyduğun zaman, o zaman kalkacak bir tanesi de diyecek ki, ben de Nakşibendi liseleri de kuralım. Öbürü de diyecektir ki efendim menzil liseleri kuralım. Biz adam değil miyiz? Bizde Türkiye Cumhuriyeti’nde diyelim menzil şeyhliği var, ona inanan, bel bağlayanlar var falan. Dolayısıyla böyle Alevi lisesi, ondan sonra çeşitli inanca dayanan liseler bizi sonuç itibariyle hayattan uzaklaştırıyor. Ama şu Alevi gerçeğini, tarihini tarih derslerinde okutmamız lazım, felsefe derslerinde okutmamız lazım. Ondan sonra sanat, kültür, edebiyat derslerinde okutuluyor zaten ama okutulurken de benim adım dörtlü dolaplı döner yalap çalap falan değil mi? Yani Pir Sultan Abdal’ın ondan sonra Muhammed-i bir top tezze salan dünya değilmişsin falan. Yani onun esas güçlü kaygısız Abdallah, pirsuz Abdallah mesela Hatayi hemen hemen bizim edebiyat derslerimizde yoktur ben hatırlamıyorum. Mesela bizim okuduğumuz yıllarda lisede Hatayi diye bir şair yoktur ama bence en büyük. Yunus Emre ile birlikte en büyük iki ozanımızdan biri Hatayi. Şah İsmail olduğu için kitaplara giremedi. Ama büyük büyük Hatayi divanı da buradan öneriyorum bütün okuyucularımıza yani Türk şiirinin doruğudur. Ondan sonra dolayısıyla edebiyat dersleri, tarih dersleri, felsefe dersleri, sanat, kültürle ilgili derslerde Alevilik okutulmuyor. Yoksa Alevilik de ayrı bir ders değil. Ve şey derslerinde aynı zamanda din kültürü dersleri var ya oralarda da Alevilik okutulmuyor. Tarihimizde var çünkü. Biraz evvel de konuştuk işte mesela bizim tarih kitapları yazıyor mu? Yeniçer Hoca Bektaşi’dir. Niye Bektaşi’dir? Bir tarih kitabının bir paragrafı bunu izah etmesi lazım. Halk kitlesi Alevi olduğu için Hristiyan çocuğunu Alevi yapamayınca halk kitlesine sıcak gözükmesi için ne yapıyor? Osmanlı onu Bektaşi yapıyor. Mensubiyetten halk kitlesiyle yakınlaştırıyor. Peki niye şu anda yeniden bu konuyu konuşur duruma geldi Türkiye? Galiba bu oy meselesinden geliyor. Benim tahminim, Sayın Cumhurbaşkanı’nın o açıdan da dikkatini sunuyorum. Ondan sonra bunu birileri AK Parti’nin azalan düşen oylarına bir çare olarak da galiba takdim ediyorlar. Bu benim tahminim ama. Bugün çok ilginç bir gün. Ama bu oyları düşürür. Ben Vatan Partisi Genel Başkanıyım. AK Parti’nin oyları düşsün kalksın benim ilgi alanım değil. Ama şu bakımdan ilgi alanım, AK Parti bugün ağırlıklı olarak milli cephede yer alan bir parti. Onun Atlantik sistemi tarafından zayıflatılması, parçalanması ve yıkılması Türkiye’nin lehine olmaz. O açıdan baktığımız zaman bu hayırlı bir şey değil. Burada da bir komplo aramıyorum ama buradan bir komplo çıkarsa şaşırmam. Sonuç itibariyle burada bir tuzak da var. AK Parti’ye kurulmuş bir tuzak da var çünkü ne yapıyor? Türkiye’nin büyük çoğunluğundan koparıyor. Türkiye’nin geleceğini kim belirleyecek? Atatürk hangi taraftaysa Türkiye’yi onlar yönetecek. Bakın önümüzdeki 3-5 yıl sonunda, bu şey, Yobaz Atatürk’lülüğü kastetmiyorum ama hakiki manada Türk devrimciliğini söylüyorum. Türk devrimciliğinin tamamlanmakta olduğu bir sürece girmiş bulunuyoruz. Türkiye’nin bütünleşmesi, Kürsor’un köprü olarak çözülmüş PKK’nın silah bırakması ve kapıda olduğumuz üretim devrimi. Üretim devrimi de kendini dayatıyor. Buradan Türkiye 200 yıllık milli demokratik devrimini tamamlayarak çıkacak. Bu koşullarda bunların getirilmesi de çok tehlikeli. Burada komplo çıkarsa, tertipler, bağlantılar çıkarsa şaşırmam ama o konuda bir bilgim yok. Zaten şöyle sizin biraz söylediğinizi doğrulayan bir iki gelişme yaşadı Türkiye. Bir Muzur’da mescidi itiraz eden bir grup çıktı. Mescid istemiyoruz burada diye. Ki o mescid daha önce de varmış orada. Obacık’ta galiba. Evet, Obacık’ta. İkincisi, hükümetin gazetelerinde de, yani bunu Yeni Şafak’ta çok sık yapıyor maalesef kritik zamanlarda. Bu haberleri biraz Alevilere tepkiyi köpürtecek şekilde sunmaya başladı. Üçüncü olay, Alevi, Cemevi Başkanlığı’nın önüne bugün bir grup gitti. O grubu biz Aydınlık Gazetesi’nde çok sık haber yapmıştık. Televizyonda seyrettim. Evet. Ulusal kanalda seyrettim. Biz Esma Ersin’in, şu anda Alevi, Cemevi Başkanlığı’nın şu anda başında. Ankara bürodan arkadaşlar haber toplantısında bana bunu haber yapalım diye ısrarla söylediler. Ben de şöyle soğuk yaklaştım. Hemen Aleviler birbirine düştü, hemen ortalık karışıyor. Biraz erken şu tartışmayı öne alalım ve metni bir sindirsin herkes. Bir metni anlatalım Türkiye’ye diye. Fakat Ankara’daki arkadaşlar abi görüntüleri bir izle diye ısrar ettiler bana. Ben de açtım toplantıdan sonra görüntülere baktım. Orada Sayın Esma Ersin, o protestocu grubu güllerle karşılıyor ve çok güzel bir konuşma yapıyor. Gelin burun içeride konuşalım diye. Evet, gelin içeride kahve içelim, konuşalım, sohbet edelim. Çalış dayımız var, size de kürsüyü verelim. Gelin bunları konuşalım diye. Tabi o protestocu grup bir nevi aslında sizin söylediğiniz milleti bölmeye yönelen, istese de istemese de orada mevzilenen o grup. Şaşkınlıkla bakıyorlar tabi gülleri de alalım mı almayalım mı diye sonra itiraz ediyorlar. Esma Ersin’in de konuşması çok güzeldi bugün. Ulusal kanalda genişçe verdik o yüzden. Yani arka arkaya, yani dediniz ya bir böyle bir Alevi şeyi başladı tartışması başladı. Ama bakın şimdi bu yeni bir şey değil. Şimdi bir Alman Aleviliği diye bir şey çıktı. Bakalım daha ne zaman 15-20 yıl öncesinden. Yani Almanya hem Sünni yobazlığını kışkırtan Alman devleti politikalar yürürlüğe soktu. Hem de Alevileri böyle şeye bağnazlığa sürüklemek isteyen ve Alevili ayrı bir dindir. Müslüman değildir onlar. Alevilik İslamiyet’in dışında bir dindir teziyle bir Alman Aleviliği falan bunlar. Tabi biz bunlara karşı hep mücadele ettik. Ama Enpelis sistemin Aleviler üzerine oynaması tertipleri ondan sonra yeni olaylar değil. Ama şimdi tarih boyunca Türkçülüğünde Enpelisler tarafından kışkırtıldığı bir dönem olmuştu. Mesela 2. Dünya Savaşı öncesinde değil mi? Hepimizin bildiği olaylar. Ondan sonra diyelim Türkçülüğünde, ondan sonra Aleviciliğinde falan. Yani etnik, mezhepsel inanç zorlamaları sonuç itibariyle milleti oluşturan, hepimizi milleti oluşturan bizleri karşı karşıya getirmeye yönelik planlar olarak yaşandı. Ve şimdi tabi çok koyu bir şekilde İngilizler vardı 1. Dünya Savaşı döneminde. Bunun arkasında bizim Kurtuluş Savaşı’nda değil mi? Yani Kurtuluş Savaşı’na karşı halifeyi falan savunan, halifeci olarak çıkan bütün isyanlar. Sonuç itibariyle onun Kurtuluş Savaşı onlara karşı da verildi. Arkasından Şeyh Said olayı, ondan sonra Seyit Rıza olayı. Bakın Sünnilik adı altında biz halifeyi getireceğiz diye 1925 Şeyh Said isyanı, Kürtçülük adına. O da oldu. 1938’de Seyit Rıza, Alevi kesimde de bu sefer Alevi ama ikisinin de arkasında İngilizlerin olduğu belgeyle. Onları biliyoruz. Yönetmenimiz uyarıyor Sayın Genel Başkan. Değerli Ulusal Kanal izleyenleri çok kısa bir ara tekrar birlikte olacağız.
Çıkış Yolu Programı Evet çıkış yolu programına tekrar hoş geldiniz değerli ulusal kanal izleyenlere. Sayın genel başkan, Vatanpersi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinç’e Alevi raporunu eline boyuna sorduk. Bir iki reklamdan önce ben kesmiş oldum orayı dilerseniz tamamlayın yeni konuya geçelim. Şimdi en son hem 1925 Şehzade Said isyanının hem 1938 Seyit Rıza isyanının ikisi de Cumhuriyete kılıç çekmişlerdir, silah çekmişlerdir. Sonuç ciddiyette Türk devrimine silah çekmişlerdir ve İngilizlerin kışkırtma ve teşvikleriyle ve feodal tamamen, kendi halklarına Kürt halkının üstünde de bir baskı zorbalığı, feodal bir sömürü temsil eden şahsiyetler. Şeyh Said olsun zaten kendisine şey diyor Seyit Rıza da sonuç itibariyle o da feodal bir kurumun temsilcisi. Peki Kürt halkının emperyalizmle iş birliği yapmayan kahramanları yok mu? Var. Yani onları da bugün anmamız lazım. Şeyh Mahmud Berzenci 1920’li yıllarda Irak’ın kuzeyinde İngiliz emperyalizmine karşı savaştı ve onu bulalım. Şeyh Mahmud Berzenci ile bizim Türk subaylarının birlikte fotoğrafları var. Süleymaniye’de PKK’nın silah bıraktığı törende kullanmıştık o zamanki yayınlarda. Yani Atatürk’ün yolladığı o zamanki Türk subayları Şeyh Mahmud Berzenci ile Atatürk bunu görüyor. İngiliz emperyalizmine karşı savaştığı için tabi hemen aralarında bağlar kuruluyor. PKK’nın da son silah bırakma eylemini Şeyh Mahmud Berzenci’nin karargah kurduğu mağaralarda yapması anlamlıydı. Yani yakıştı olaya. Sonuç itibariyle silah bırakırken aynı zamanda bir anlamda empezme silahı çekmiş oldular. Yani PKK silahı bıraktı ama tabi bu Amerika ve İsrail’in bütün planlarını bozan bir olay. Dolayısıyla bir anlamda cephelerini empezme döndüler ve oradan kendi tarihsel kahramanlarını da kamuoyuna açıklamış oldular. Şeyh Mahmud Berzenci’nin karargahında silah bıraktılar. Yani biz emperyalizme karşı çıkıyoruz. Bunlar yani Seyit Rıza’ya ve Şeyh Said’e Kürt hareketini, Kürt milliyetçiliğini bağlayan, o tarihsel miras üzerine kuran teorilerin yerine bu sefer Kürtlerimizin empezme karşı savaştaki kahramanlarını tarihsel bir miras olarak gören tavır ortaya çıktı. Bunu çok önemli bir gelişme olarak görüyoruz ve önümüzü açacak. Hepimizi birleştirecek. Ondan sonra nedir, nerede birleşeceğiz? Türkiye’nin bağımsızlığı, bütünlüğü, empezme, Amerikan empezminin merkezinde olduğu, İsrail siyonizminin de onun içinde olduğu, onunla beraber olduğu o sisteme karşı mücadelede Türk olarak, Kürt olarak, Alevisiyle, Sünnisiyle. Vatan Pazisi’nin programında burada çok esaslı bir ifade var. Ne diyor? Türk de biziz, Kürt de biziz, Alevi de biziz, Sünni de biziz, hepimiz Türk milletiyiz. Hep onlar onlar diye bir bahis var. Mesela Kürt vatandaşlarımız arasında da PKK’nın daha çok getirdiği, onlar onlar, Türklerden onlar diye bahsetmek veya bazı yanlış Türk milliyetçileri arasında, Kürtlerden onlar diye, Kürtler onlar onlar, biz onlar falan. Hayır, biz bunu kabul etmiyoruz. Kürt de biziz, Türk de biziz, Alevi de biziz, Sünni de biziz ama hepimiz Türk milletiyiz. Yani hepimizin bir olduğu kavram nedir? Türk milletini oluşturuyoruz hep birlikte. Bunu Abdullah Öcalan da, mesela benim 1981’de yaptığım görüşmelerde, abi millet, Türk milleti dolayısıyla hepimizin üzerinde birleşeceği milli kavram, sonuç itibariyle Türk milleti kavramıdır diye o zamanlarda savunuyordu Abdullah Öcalan ve doğrudur. Zaten Atatürk’ün de o Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına Türk milleti denir tarifi çok önemli. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, yani bir devrimle kurduk değil mi? O devrimi yapan Türkiye halkı, bakın burada Türkiye halkı diyor, etnik bir şey yapmıyor. O Türkiye halkına ne denir? Türk milleti denir. Biz bunu gündeme getirdiğimiz zaman şöyle bir şey oldu, bazı resmi yayınlarda Atatürk’ün bu sözü, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk milleti denir diye şey yapıldı. Ya Türk halkına Türk milleti denir, burada anlamlı olan Türkiye halkına Türk milleti denmesi. Ondan sonra beni o zaman generaller aradı genelkurmay başkanlığından, genelkurmay başkanımızın emriyle arıyoruz dediler, bütün general. Ondan sonra siz Türkiye halkı diyorsunuz, ondan sonra neye dayanıyorsunuz? Ben de Atatürk’ün en yazılıları ile onu da gösterebiliriz. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına Türk milleti denir diye, 1930’larda Yurttaşlık Bilgisi, Medeni Bilgiler kitabında Atatürk’ün en yazısıyla var. Yani resmi kitaplara, ders kitaplarına o zaman girdi ve tarih kitaplarına da girdi. Bu sosyolojik, tarihsel ve doğru bir tarih. Yani biz devrimli millet oluyoruz. Türkiye’de yaşayan herkes, işte Hakkari’mizden, Tekirdağ’ımıza, Edirne’mize, Kırklareli’mize kadar, Türkiye’de yaşayan hepimiz bir devrim içinde ne yapıyoruz? İntelizinden kurtuluyoruz, ağanın yanaşması, marabası olmaktan kurtuluyoruz, şeyhin müridi olmaktan kurtuluyoruz. Bir takım feodal ilişkilerden, bağımlılıklardan kurtuluyoruz. Ne oluyoruz? Hepimiz Türk milletinin mensupları oluyoruz. Tarikat, cemaat mensupluğundan Türk milletinin mensupluğuna gidiyoruz. Ve azınlıklarımız yok. Yani Kürtler bir azınlık değil, Aleviler de bir azınlık değil. Hepimiz Türkiye’nin kurucu vatandaşlarıyız. Bu anlayışı şimdi oturtuyoruz. Bunu o zaman alınlıklarına yazdılar. Benimle konuştuktan sonra, kışlaların alınlıklarına, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına Türk Milleti denir diye, birçok kışların alınlıklarına Genelkurmay Başkanlığı’nın emriyle o yazıldı. Ben de gördüm 65’e mekanizma yapıyordu. Mesela bu konulur. Anayasaya konulur bu. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına Türk Milleti denir. Şimdi Sayın Genelbaşkan, hazır. Aslında biraz konuya girdik. Siz bütünleşme sürecini ithal ettiniz. Süreç tıkandı mı, ne oldu? Ne durumdayız? Hükümet gerekli inisiyatifi, gerekli sorumluluğu üzerine alıp yürüyemedi, süreci götüremedi. O yüzden tıkandı. Neden? Çünkü, bakın çok somut konuşalım. Mesela Ozat geliyor, diyor ki sınıra, ben geçtim sınırı diyor. Silahı da zaten bıraktım diyor. Beni ne yapacaksınız diyor. Hapse mi atacaksınız diyor, kurşunumu mu dizeksiniz diyor. Ne yapacaksınız beni diyor. Şimdi mesela burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir cevabı yok. Burada tıkandı. PKK kongresini topladı, feshetti. Ondan sonra partisini, ondan sonra silahları da bırakmaya başladı. O silah bırakma devam ediyor, onu söyleyeyim. Yani bilgiye dayanarak söylüyorum. Silahlar bırakılıyor. Ondan sonra tamam, peki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hükümeti, bu silah bırakan insanlara nasıl, hangi çözümü vaat ediyor, hangi çözümü düzenliyor? Öyle bir şey yok. Çözümsüzlük. Mecliste bir komisyon kuruyor. O komisyonda böyle kuyruklu, çok uzun bir adı var. Bile komisyonun kafasına dağınıklığı da yatıyor. Mesela Vatan Partisi o komisyonu kursa ne der? Bütünleşme komisyonu. Devlette ve millette bütünleşme komisyonu var. Kısaca bütünleşme komisyonu. Oraya işte demokrasi, bilmem ne falan her olayda söyleyeceğin tekerlemeler. Ama olayın özünü, olayın özünü tarif etmen lazım. O tarifi doğru dürüst yapamadı. Terörsüz Türkiye dedi. Terörsüz Türkiye stratejik bir tarif değil. Tamam terör bitti sonra, vesaya uzat ne olacak? Mimar mı olacak, avukat mı olacak, marangoz mu olacak, ondan sonra Murat Karayılan ne olacak? Amcasının dükkanında mı çalışacak, ondan sonra traktörün tepesine mi çıkacak, avukat mı olacak ne olacak? Bu silah bırakan insanlara Türkiye Cumhuriyeti neyi vadediyor? Komisyon kuruyor. Komisyona bir şey götürmüyor. Yani devlet yönetiminde şu olmaz, sokaktaki adama sorayım falan. Böyle bir devlet yönetimi olmaz. Devleti yönetenlerin, hükümetlerin programları vardır, çözümleri vardır. Tabi bu çözümleri halktan aldığı bilgilerle vesaire yapar ama sonuç itibariyle sürece önderlik eden çözümleri vardır. Sıradan yurttaştan yöneticiler farklı. Sıradan yurttaş yönetici olmuyor değil mi? Yöneticiler sıradan yurttaşların üstünde, yönetim korumlarında oluyor. AK Parti’nin bir yönetici ve hükümet tavrı yok bu süreçte. Komisyon kuruyor, komisyonun önünde tartışacağı bir metin yok. Vatan Partisi’nin var, af kanununu hazırladı, 15 maddelik. Bakın Vatan Partisi hükümet gibi davranıyor ama hükümetin yok. O yüzden komisyon havanda su dövüyor. Ondan sonra su dövmeye başladı, göz yaşı, kan. Göz yaşı ve kan döverek bir sonuç alınmaz. Silir toplumlu bulunumları geliyor, şehit aileleri geliyor, onlar geliyor, bunlar geliyor. Cumartesi anneleri geliyor, Diyarbakır anneleri geliyor. Sen bir hükümetsin, sen bir devletsin, sen bir meclissin. Sokaktaki insana sorarak Türkiye’yi yönetemezsin. Demokrasi bu değil. Demokrasi aynı zamanda nedir? Bir merkeziyetçiliktir, programdır. Demokrasinin kendi programı var. Demokrasi, feodalizmden kurtulmaktır özet olarak. Yoksa bu halk istediği diye Padişah’a, Hilafete dönemezsin. Öyle bir demokrasi yok. Padişahlıktan kurtulmak demokrasi, hilafetten kurtulmak demokrasi. Layıklık demokrasinin eşi ve kardeşi. Onun için demokrasi aynı zamanda bir program. Ama şimdi demokrasi falan filan komisyonu falan diyorlar ve komisyonun tartıştığı bir metin yok. Dolayısıyla B.S. Hozat’ın bana hangi uygulamayı yapacaksınız sorusuna bu hükümetin bir cevabı yok. AK Parti hükümetinin, Sayın Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımızın önderliğindeki hükümetin silah bırakan PKK’lılara ben ne olacağım diyor. Ama bir af kanunu ile o cevabı 15 madde halinde düzenlemesini çok esaslı iyi bir çalışma sonunda Vatan Partisi yaptı. Şu anda hükümet Abdullah Öcalan’ın bile gerisine düştü. Neden Abdullah Öcalan diyor ki devlette ve toplumda bütünleşme amacıyla silah bırakılacak ve PKK feshedilecek diyor. Hükümetimiz terörsüz Türkiye diyor. Yani bütünleşmenin gerisinde taktik bir önüne hedef koyuyor. Burada Sayın Genel Başkan, acaba şöyle bir takvim mi işliyor? Sonuçta siz bir kanunla hızlandıralım ve hatta ilk uyarılarınızdan birisi de kesinlikle zamana yaymadan hızlı hareket edilmesi. Hızlandırmadan önce bir çözümümüz olacak onu da hızlandıracağız. Şimdi bugün hükümetin çözümü yok. Aranızdaki fark hızlandırma problemi değil. Soruyu şöyle aktaracaktım. Hız kelimesini ondan kullandım. Suriye’nin kuzeyinde hızlanamadık. Yani öyle ifade edeyim. Suriye’nin kuzeyinde PKK şeyde diretiyor, PYD. Bırakmayacağız dedi. Ve son 3 haftada inatla geçti. Paris’e taşımaya çalıştılar, Türkiye’ye müdahale etti. Tekrar Şam’da görüşmeler oldu. ABD’nin Ankara Büyükelsi, aynı zamanda Suriye temsilcisi Barak Habire bölgede. Ve dilini de değiştirdi. Başın top olsun son yaptığı haberde, bugün bültende de verdik. Yani federasyon olmasın ama kültürel hakların ve şeylerin korunduğu bir yapı düşünebiliriz dedi. ABD temsilcisi de. Şimdi burada acaba sizin söylediğiniz durum, komisyonda, Havan’da su dövme tamam ama metin de yok. Gözler acaba Suriye’ye bakıyor ve Suriye’de adım atılmadığı sürece bu hal devam edecek. Suriye’deki çözüm, güzel bir soru getirdiniz. İki yerde düğümleniyor bu süreç. Bir, biraz evvel belirttiğim gibi Türkiye hükümetinde, yani Sayın Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımızın başkanlık ettiği hükümette düğümleniyor. Neden düğümleniyor? Çünkü silah bırakanlara ait bir çözümü yok. Orada düğümlendiği için Suriye’nin kuzeydoğusuna. Burada o kararı alsa orayı da etkiler. İki düğüm var. Şimdi mesela bir ipi üzerine iki tane düğüm attığınız zaman, alttaki düğümü çözmek için üstteki düğümü çözmeniz lazım. Yani üstteki düğüm, yani öbür düğümü çözmek için Türkiye hükümetinin bu süreçle ilgili bir düzenlemesi lazım. Yani silah bırakan, diyelim 15 bin civarında silahlı PKK’lı unsur var Suriye’nin kuzeydoğusunda. Öyle 60-70 bin falan değil. O 15 bin kişiye Türkiye hükümeti bir çözüm göstermiyor. Silahları bırakın, ben sizi affediyorum. Ha Türk vatandaşları için bunu söyleyecek, Suriye vatandaşları için de silahları bırakın, Suriye’yle bütünleşin. Hem Türkiye’yle bütünleşme hem Suriye’yle bütünleşme. Burada biz Suriye’nin üzerinden olayı çözemeyiz çünkü Suriye’deki PKK bizi dinlemez. Ama Türk milleti olarak bizi kim dinler? Türk hükümeti dinler. Veya da Türk hükümeti önce Suriye’de çözülsün sonra ben düşünürüm demeyecek. Suriye’deki çözümü de hızlandıracak değil mi? İnisiyatifi gösterecek. Yani şimdi burada Abdullah Öcalan üzerine düşeni yapmış. Diyor ki devletle ve toplumla bütünleşmek için kongrenizi toplayın, silahları bırakın ve örgütü feshedin. Şimdi Abdullah Öcalan kendi üzerine düşeni devlet ve toplumla bütünleşme diyerek çok ileri bir şekilde stratejik olarak yapmış. Türkiye hükümeti ona da cevap verememiş. Yani Türkiye hükümeti devlet ve toplumla bütünleşme diyen Abdullah Öcalan’a evet devlet ve toplumla bütünleşme diye bir cevap bile veremiyor. Terörsüz Türkiye diye daha taktik ve geri bir çözümle çıkıyor. Peki terörsüz Türkiye’den sonra ne olacak? Aslında terörsüz Türkiye oldu şu anda. Geldiler bir yere dayandılar. Yani burada ne, nereye? Bu silah bırakan diyelim on binlerce silahlı ve örgütün feshedilmesiyle örgütsüz kalan geçmişte örgüt üyeliğinden ve silahlı eylemlerden suç işlemiş insanlar. Bunlara ne diyorsun? Bunları hapse mi atacaksın? Az önce bilgiye dayanarak söylüyorum dediniz ya Sayın Genel Başkan silah bırakma süreci. Bir devam ediyor. Önemli bir haber verdiniz aslında. Yalnız işte 34 tane, pardon 15 kadın 15 erkek de galiba 34’müş o. 34 kadın ve erkek Süleymaniye’de silah orada kalmadı. Yani ondan sonra yüzlerce bu süreç devam ediyor. Acaba onun biraz daha ilerlemesi mi bekleniyor diyeceğim ama bir taslak da yok ortada. Ben burada mazeret kabul etmiyorum ve mazur görmüyorum hükümeti. Yani hükümet inisiyatifsiz, lider değil. Liderlik etmiyor sürece. Yani liderlik eden bir hükümete tak diye av kanunu koyması lazım. Ya da seçimleri oraya çevirecek bir takdir. Bu sürece Vatan Partisi liderlik ediyor. Hükümet liderlik etmiyor. Tabi hükümet etkin bir konumda olduğu için sonuç itibariyle takozo görevi yapıyor. Yani diyelim Abdullah Öcalan’la beraber bir noktaya geldiler 25 Şubat falan oraya kadar diyelim hükümet başarılı diyelim. Ama ondan sonra veya silah bırakana kadar PKK kongresi 12 Mayıs’ta toplandı. Hadi hükümet onu bekledi. O da doğruydu. İlk önce siz kongrenizi toplayın, silahları bırakma kararı alın, örgütü fesh edin. Şimdi geldi hükümete sıra geldi. Orada hükümet inisiyatif gösterdi. Diyeceksiniz ki inisiyatif gösteriyor mecliste komisyon kurdu. O mecliste bir inisiyatif yok çünkü önlerinde bir metin yok. Orada gevezelikten başka bir şey yok açık söyleyeyim. Mecliste yapılan komisyonun gevezelikten başka yaptığı bir şey yok. Çünkü komisyonun kabahati değil bu hükümetin kabahati. Siz bir topluluğun önüne tartışacakları bir çözüm önerisi getirmezseniz hadi siz çözün arkadaşlar. O zaman hükümeti bırakın başka birisi gelsin hükümet olsun. Yani hükümet buralarda çözüm üretmek zorunda. Komisyonun önüne bir çözüm götürmek zorunda. Hiçbir zaman hangi kanun meclise şu konuda bir kanun çıkartın var mı böyle dünya tarihinde böyle bir şey? Kanunlar ne olur? Teklif tasarı ya hükümet getirir ya da meclisteki bir grup veya bir şahıs getirir ki esas olarak kanunlar hükümetin öne getirdiği tasarılarla çıkar. Dünyada da böyledir. Ama böyle bir tasarınız yok, böyle bir çözümünüz yok. Belki gizli bizim bilmediğimiz işte Cumhurbaşkanlığı çevrelerinde falan böyle bir şeyler hazırlanıyordur. Olur mu? Sen kamuoyuna bunu açıklayacaksın, kuvvet toplayacaksın, kamuoyunu buraya kazanacaksın. Ya da seçim az önce Ali Bey’in meselesinde de raporuyla ilgili soruya şöyle yanıt verdiniz. Yani bu güç toplamaya aşağı doğru inişini değiştirmeye yönelik bir… Ama bakın işte orada da bence orada da lider değiller. Türkiye’nin en temel meselelerinden biri bu Türkiye’nin bütünleşmesi, terörün bitirilmesi değil mi? Orada da eğer oy toplama açısından bakarsanız oy toplayacak tavır da burada cesur olmaktan geçiyor. Yani mesela AK Parti’nin bugünkü tavrı bütünleşme konusunda veya teröristliği Türkiye konusunda oy toplayan bir tavır değil. Yani bugün af kanunu tek seçenektir onu söyleyeyim. Yani af dışında bir seçenek yok. Bu cesareti gösteren bir hükümet Türkiye halkını etrafında toplar, birleştirir, bütünleştirir. Ve seçimlerde de bu önemli bir girişimdir. Tabii ekonomi çok önemli bir etken onu bir kenara koyarak konuşuyoruz. Ama burada oy açısından baktığımız zaman da sorunu çözecek, kararlı cesur tavır oy çekecek olan tavırdır. Çok teşekkürler. Bir kısa ara vereceğiz sonra yeni bir konuya başlayacağız
Çıkış yolu programına tekrar hoş geldiniz değerli Ulusal Kanal izleyenlerin. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinç’e önce öyle bir raporunu sorduk. Sonra da terörsüz Türkiye diye hükümetin adlandırdığı Vatan Partisi’nin eleştirdiği bütünleşme ismini kullandığı süreçte neden tıkanma yaşandı? Tam bununla bağlantılı bir durum var. Sayın Genel Başkan bir ABD’nin Doğu Akdeniz’de gözü olduğu bütün olgularla ortaya çıkıyor. Suriye’yi de hatta Yunanistan’la buluşturma çabaları var, hamleleri var Suriye yönetimiyle. İsrail 6 senedir Yunanistan’daki savunma sanayi şirketlerine yoğun bir ilgi gösteriyor. En son hamle en büyük savunma sanayi şirketini satın aldı Yunanistan’da. Siz zaten böyle isim isim sayıyordunuz Amerika’nın yığınak yaptığı yerleri. Hatta Cumhurbaşkanı’nın da bir konuşmasında Batı sınırımızda artık Yunanistan değil Amerika var dedi 3,5-4 yıl önce. Dolayısıyla burada bir yığınak İsrail’in, Amerika’nın, Batı devletlerinin 12 savaş ülkesinin savaş gemileri dolanıp duruyor Antalya Körfezi’nin etrafında, Kıbrıs’ın etrafında. Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs adasının güneyinde 4-5 gün önce bir uçuş yaptı ve ben buradayım mesajı verdi adeta. Güneyinde yaptı üstelik adanın güneyinde yaptı o uçuşları. Neler oluyor orada herhangi bir savaş ihtimali mi var acaba? Önce şunu söyleyeyim Suriye Yunanistan’la aynı cephede buluşmaz. Neden buluşmaz? Çünkü Yunanistan, İsrail, Amerika, Güney Kıbrıs Doğu Akdeniz’de bir ittifak oluşturdu. Tekrar ediyorum Amerika, İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan yani doğudan batıya doğru gidelim tepeden de patronları Amerika Birleşik Devletleri. Suriye bu ittifakın içinde yer alamaz çünkü Suriye parçalanır. O ittifakın içinde Suriye kalmaz. Çünkü o ittifakın Suriye’ye dayattığı program yani Amerika, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ittifakının Suriye’ye dayattığı program Kürdistan’ın kurulması, Düzistan’ın kurulması, Alevistan’ın kurulması ve bir de Sünnilere bir parçacık verirler Suriye’de. Dolayısıyla Suriye kalmaz. Dolayısıyla Suriye o ittifakın içinde yer alamaz eşya aray üretimi. Dolayısıyla zaten en son İbrahim anlaşmalarına da dahil olmayacağını açıkça ifade etti ya o da onun bir parçası. Bir kere onu bırakalım ama İsrail ile Amerika ve Yunanistan arasındaki beraberliğin gittikçe daha da yoğunlaştığı, kuvvetlendiği hep adım adım görülüyor. Biz bunu ta yıllarca önceden belirttik. Bak Amerika Yunanistan’ın yanında, Türkiye’nin karşısında DDAŞ’ta da en son zaten tatbikatlar yapıldı. Şimdi burada dolayısıyla diyelim Suriye’nin kuzeyinde bir savaş, boyol çüşme, hesaplaşma patladığı zaman orada kalmayacak gibi gözüküyor. Yani bunun Doğu Akdeniz’e hatta Doğu Akdeniz’den ta Karadeniz’in kuzeyine, Ukrayna, Rusya cephesine kadar yayılma istiladı var. Ukrayna’da zaten İsrail ile Amerika ile Yunanistan ile beraber. Yunanistan ile Ukrayna arasında da çok kuvvetli bağlar var, Zelenski arasında. Aslında demek ki Amerika, İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs ittifakına Ukrayna’yı da katmak lazım. Karadeniz ülkesi ama çok ciddi beraberlikler var. Dolayısıyla bölgede bir savaşı önleyecek güç bu Amerika, İsrail, Yunanistan, Ukrayna ittifakına karşı direnç. Yani bu direnç Filistin’de var, Gazze’de var, kahramanca savaşıyorlar. Ondan sonra İran dik duruyor, Suriye Amerika ve İsrail’in kontrolü dışında bir eğilimin içine girdi ve Türkiye’ye yaklaştı. Abdullah Öcalan İsrail’i karşısına alıyor ve silah bırakın bütün unsurlar yani Suriye’nin kuzeyindeki PKK’da silah bıraksın diyor. O da diyelim bu Ante-İmperist cephede PKK’nın bir kısmı da yer alıyor. Böyle bir cepheleşme oluştu. Bunu iyi anlamak lazım. Türkiye’nin Suriye politikası bu bakımdan olumlu. Yani eşarıyla beraber Suriye’nin kuzey doğusundaki o PKK yığınağını tasfiye etmeye yönelik. Tabi Abdullah Öcalan’ın da bu cephede aktif hale getirilmesi lazım. O da bir devlet politikası olarak mutlaka gündemde olması lazım. Onun için itibariyle ta Karadeniz’in kuzeyinden yani Rusya-Ukrayna cephesinden Ege, Akdeniz, Kıbrıs, Libya. Bakın ne oldu? Şimdi Libya’yı birleştirmeye çalışıyor Türkiye. Yani yalnız Suriye’yi değil Libya’yı da birleştirmeye çalışıyor. Libya’nın birlik bütünlüğü de bu Amerika-İsrail ittifakına karşı önemli bir gelişme olacak. Doğu Akdeniz’den Suriye’den Hürmüz Boğazı’na, Uman Denizi’ne kadar bir cephe oluştu. Uman Denizi’nden alalım şöyle batıya doğru Türkiye’nin güney sınırlarından geçerek Kıbrıs’tan Libya’yı da al içine Ege’den Karadeniz’in kuzeyine kadar uzanan bir nevi hilal gibi bir cephe oluştu. Bu cephenin her alanında aynı kuvvetler karşı karşıya, yani Amerika, İsrail, Yunanistan, Ukrayna, Güney Kıbrıs’ı saymıyorum o Yunanistan’ın küçük parçası gibi düşünülebilir. Yani bu Amerika, İsrail, Yunanistan, Ukrayna bir tarafta bu cephenin her tarafında bunlar var karşı tarafta. Bu öte yandan bizim insanlık cephesi diyelim ona orada ne var Rusya, Türkiye, İran, Suriye, Irak, ondan sonra uzaktan Çin öyle bir şey var. Mesela bakın şimdi Rusya Suriye’de de boy göstermeye başladı. Yani Suriye Rusya’yı çağırıyor oraya, gel diyor aşağıya. Hatta bazı Arap medyasına göre burada Türkiye aracı oluyor. Yani Türkiye yeniden Suriye’nin. Ve çok normal. Çünkü Türkiye’nin menfaati orada Amerika ve İsrail’in karşısına bir güç yığmak. Kendi öz gücünün ötesinde müttefik kuvvetleri yığmak. Onun için Türkiye’nin aracılığıyla olması çok normal. Yani ben o konuda bir bilgiyle konuşmuyorum ama yani bu eşyanın tabiatına uyan bir olay yani doğal bir olay ve sonuç itibariyle bizim burada bir strateji kurmamız lazım Türkiye olarak. Yani Rusya’yı da Çin’i de İran’ı da yanına alan. Dolayısıyla Türkiye’de Rusya, İran, Çin düşmanlıklarıyla ve Ahmet Eşyar’a düşmanlığıyla bu sürecin içinden çıkmak mümkün değil. Sürecin düğümlendiği yer AK Parti hükümetidir. AK Parti hükümetinin bir af kanunu yani bir silah bırakanlara bir çözüm üretmemiş olmasıdır. Orada düğümleniyor. Çünkü o düğüm Suriye’nin kuzeydoğusunda etkiliyor. Yani silah bırakanları affediyorum dediğin an Suriye’nin kuzeydoğusunda Türkiye’ye direnen kuvvetlerde de bir bölünme ve gevşeme olur. O çok önemli. İkincisi aynı zamanda Türkiye’nin silah kullanma kararlılığının ciddi olması lazım. Sanıyorum ciddiyet kespetti ve orada da bir korkuya yol açtı Suriye’nin kuzeydoğusundaki PKK, YPG, YPD saflarında bir korku var. Yani buraya girdiği zaman Türk ordusu bizim için çok fena olacak korkusu var. O korkunun hissedilmesinde tabi çok büyük fayda var. Ama yalnız o korku değil bir af kanunu aynı zamanda. Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye vatandaşlarına af değil. O Suriye’nin yapacağı bir şey ama genel PKK mensuplarına bir af kanunu. O Abdullah Öcalan’ın buradaki ağırlığını da güçlendirecektir, arttıracaktır. O çok önemli. Ve bekleme halinde olan süreci tereddütle izleyen PKK unsurlarının da daha aktif bir şekilde Türkiye tarafında yer almasına yol açacaktır. Onun için burada ve size uzadım bize ne yapacaksınız sorusuna Türk Devleti’nin bir cevap vermesini arz edelim. O cevabı Vatan Partisi veriyor onu diye. Türk Devleti şu anda yönetmese bile Türk Devleti’ni Vatan Partisi temsil ediyor. Çünkü cevabı veren, çözüm üreten parti Vatan Partisi. Öbür tarafta havanda su dövmekle meşgul. Şimdi en son Doğu Akdeniz’e yığınak İsrail’in saldırganlığını Yunanistan’a bile el atan İsrail’in hatta Suriye sahasında da Türkiye’ye diş gösteren bir İsrail var, Amerika var. Peki bu siz bir yandan da programlarda hep Amerikan ekonomisinin baş aşağıya gittiğini anlatıyordunuz. Onun verilerini Teori Dergisi’nde aydınlıkta yazıyor Vatan Partisi yöneticileri başta Hakan Tokkurlu olmak üzere. Şimdi Amerikan basınında son bir haftadır Batı basınında Amerika ekonomisine ilişkin yorumlar arttı. Bugün Sayın Şule Perinçek bir tarama yapmış ondan öğrendik. Onu da yakında aydınlıkta yazacak. Bir yandan yığınak yapan Amerika bir yandan da ekonomisi batan Amerika. Burada bir çelişme yok mu? Çelişme var ama mecburiyetler de var. Yani bir ülke gelirlerken de aslında Trump’ın formülü Ukrayna cephesinde bir barış, ateşkes yapıp Akdeniz’de yoğunlaşmakta. Bunu yapmaya çalışıyor şimdi dikkat edersek Putin’le ilişkilerinde Putin’in kazandığını kabul etti ve Doğu Akdeniz’de yoğunlaşmaya başladı. Sizin söylediğiniz bu gerçek Türkiye için bir fırsat döneminde olduğumuzu ifade ediyor. Amerika geriliyor. Evet işte İsrail var yanında, Yunanistan var ondan sonra ve atak halindeler. İsrail gaziyeye saldırdı atak halinde. Suriye’de Beşşar Esad’ı devirdiler. O da bir atakta ama Beşşar Esad devirdikten sonra bir baktılar Eşşar’a geldi. O da Beşşar Esad oldu. Açık açık söylüyorlar. O da Beşşar Esad oldu. Yani Amerika’ya direnen bir hatta girdi. Bu koşullardan Türkiye’nin çok iyi yararlanması lazım. Yararlanmak için de biraz evvel cephe oluştu. Türkiye’nin yanında yani Türkiye’yle aynı cephede olan güçler açık bir şeyde ortaya çıktı. Kimdir onlar? Rusya’dır, İran’dır. Aynı zamanda bizim onlar enerji güvenliğimizi ifade ediyorlar. Türkiye’nin en büyük ticareti dış ticaretinde birinci, ikinci ülke çok uzun yıllardan beri Rusya ve Çin’dir. Dolayısıyla Türkiye’nin zaten ekonomide olsun, güvenlikte olsun fiilen bir cephesi oluşmuş durumda. Biraz evvel söylediğiniz gibi Rusya’yı da Suriye’yi çağıran ve burada aracı aktif bir rol oynayan Türkiye’dir. Burada daha planlı, daha kararlı ve yerini doğru tanımlamış bir Türkiye hükümetine ihtiyaç var. Yani hala Amerika’dan bir şeyler ummak, işte oralardan kredi bilmem ne beklemek, Londra bilmem batı bankalarının kapılarında el açıp dolaşmak, ekonomik çözümleri oralarda aramak, ondan sonra hala NATO’nun içinde olmak. Bakın Douglas MacGregor çıktı, Pentagon’un önemli askeri yetkililerindendi. Kalktı dedi ki NATO bitti dedi. Vatan pastası, Aydınlık Gazetesi manşet yaptı, ulusal kanalda da siz bunu birinci haber olarak verdiniz. Amerikalılar NATO bitti diyor, ondan sonra beyin ölümü gerçekleşti diyor Macron NATO’nun. Biz hala NATO’ya sadakat falan, yani buralarda Türkiye’nin beraklaşması lazım. Yani bir ayağı iskelede olduğun zaman ya iskeleye geçeceksin ya kayığa geçeceksin. Ondan sonra ikisini de bastığın zaman ya bu bacakların ikiye ayrılır değil mi? Hareket halinde olan kayıktır ve yükselen Asya’dır. Ondan sonra iskele olduğu yerde duruyor ve eskidi. Dolayısıyla yeni yükselen uygarlık cephesinde Türkiye kararlı olarak yer alarak önündeki sorunları çözebilir. Hem ekonomide hem güvenlikte. Senir Yüce Başkan çok teşekkürler. Rica ederiz sağ olun. Haftanın kitabı nedir? Haftanın kitabı, Ferit İlsever, Cumhuriyet Devrimi. Şimdi bunu belki piyasada bulamayacaklar. Maalesef öğrendim mevcudu kalmamış ama bu sahaflarda şurada burada vardır. Baskısı tükenmiş yani satılmış hepsi. Ama şimdi Ferit İlsever arkadaşımla telefonla konuştum. Aman dedim arkadaş sen bunu bir kere daha oku. Ekleyeceğin şeyler varsa ekle ve yeni basınmanı yapalım. Bu hakikaten bu Türkiye’nin 1924 sonrası, 1924-1925-1926-1928 o dönemdeki o önemli devrimci atılımının, devrim kanunlarının kitabı. Okuduğu zaman insan coşar onu söyleyeyim. Herkese öneriyorum bu kitabı. Ferit İlsever’e de bir an evvel bu kitabın yeni basınmanı yapmasını buradan arkadaşımızdan rica ediyoruz. Yapardı, görev insanıdır Ferit kardeşimiz. Bu haftanın kitabı Ferit İlsever’in Cumhuriyet Devrimi Kanunları. Evet. Haftanın müziği? Müziğimiz Alevili’yi konuştuk. Yani Alevili’nin Türk kültürüne olan büyük katkıları. Türkçe’yi günümüze taşıması. Türk kültürünün Orta Asya, Hatta kabile toplumlarına kadar uzanan dayanışmacı, kardeşlik, kandaşlık, el birliği, güç birliği, eşitlik, ondan sonra paylaşmacı karakter ve kültürü. Alevili onu bugünlere taşıdı. Aynı zamanda başı dik yaşama, haksızlıklara isyan etme geleneği değil mi? Pir Sultan abdalları, o bütün abdalları, o kahramanları yetiştiren kültür. Onlardan bir şey uyur idik, uyardılar. Diriye saydılar bizi. Koyun olduk, ses anladık, sürüye saydılar bizi. Yani koyunların sesten anladık, sürü yani topluluğa saydılar bizi. O çok güzel bir şiirdir. Pir Sultan Abdal’ın onu, müzik de yaptılar onu, bestelediler. Onu dinleyelim isterseniz. Uyur idik, uyardılar. Sürüye saydılar bizi. Koyun olduk, ses anladık, sürüye saydılar. Birincisi de diriye saydılar. Uyandığımız için diri olduk. Uyur idik, uyardılar. Diriye saydılar bizi. Koyun olduk, ses anladık, sürüye saydılar bizi. Hak divanına dizildik. Kanara’da mekan tuttuk. Yani Kanara mezbahada. Ondan sonra neye saydılar bizi diyor orada. Kanara’da mekan tuttuk, hak divanına dizildik. Şerbet olduk, süzüldük. Düşündükçe hatırlıyorsun. Çok teşekkürler Sayın Genel Başkan. Doluya saydılar bizi. Doluyor. Dolu içki. Doluya saydılar. Şerbet olup süzüldük, doluya saydılar. Ama ezilerek şerbet oluyor. O da çok şey. Yani ezilme, eziliyorsun ama oradan ne oluyor? Olgunlaşıyorsun, pişiyorsun. Şerbet oluyorsun ve dolu oluyorsun. Bestesi Ekrem Atayer’in bulunduğu. Öyle mi? Evet hazırlamış arkadaşlar. İstanbul Devlet Senforu Orkestrası. Çok sevindim. Çok teşekkürler Sayın Genel Başkan. Değerli Ulusal Kanal izleyenleri haftaya yine Türkiye’nin çıkış yolunu göstermeye devam edeceğiz

