Çıkış Yolu | 01.07.2025

Çıkış Yolu | 01.07.2025

Çıkış yolu programına hoş geldiniz. Değerli ulusal kanal izleyenleri, sayın Vatan Partisi Genel Başkanı sayın doktor Doğu Perinç’e güncel gelişmeleri ilişkin sorularımızı yönelteceğiz. Arkadaşım Aydınlık Gazetesi yazı işleri müdürü Nadir Temeloğlu ile birlikte bugün stüdyomuzda Salepcioğlu iş anı esnafının temsilcilerinden arkada bıraktığımız dönemde mücadeleci kişiliğiyle ön plana çıkmış ve önemli gerçekleri kamuoyuna taşımış olan sayın Muhammed Çopur da bizimle birlikte olacak ilk bölümde. Size hoş geldiniz Muhammed Bey. Gündem hızlı hem doğanın gündemi ormanlar, yangınlar, deprem bugün Bursa’da da çok yüksek şiddetli olmasa da iki deprem yaşadık. Orman yangınlarıyla mücadele ediyoruz. Orman işçileri, itfaiye bütün neredeyse milletimiz yangınlarla mücadele ediyor. En son Tarım Bakanı’nın açıklamasına göre 6 yangın kaldı kontrol altına alınması gereken hem doğa hareketli hem de siyaset çok hareketli. Leman dergisinin yayınladığı bir karikatür sebebiyle bir anda istiklal caddesinde çeşitli olaylar yaşadık. Bir toplumun bir anda çok hızlı keskinleştiği kutuplaştığı bir süreç içerisine girdik. Sayın Doğu Perinçe’nin bu konudaki görüşlerini merak ediyoruz. Bu konuyla başlayacağız. Hemen arkasından terörsüz Türkiye süreci nasıl gidiyor, ilerliyor mu? Tıkandı mı? Sabotajlar başladı mı? Bu konuda bazı gelişmeler var. Sayın Doktor Doğu Perinçe’ye hem o bilgileri sunarak iletmiş olacağız. Yorumlarını merak ediyoruz. Bir de bugün meydanlar sıcaktı. Biz de yayınımızı uzattık. Saat 17 16.45’de bitmesi gereken programımızı saat 19’a kadar uzattık. Çünkü emekçiler sahnedeydi. Türk İş 81 il de meydanlardaydı. Hem İstanbul’da hem Ankara’da kameralarımız arkadaşlarımız işçi sınıfıyla emekçilerle birlikteydi. Meydanlar hareketlendi. Grev Grevin ayak sesleri diye Türk İş’in yöneticileri söyledi. Sayın Doktor Doğu Perinçek de emekçi hareketinin yol haritasını çok iyi bilen isimlerden birisi. Arkada bıraktığımız dönemde de çok önemli deneyimleri var. Bu eylemler nereye varacak onu soracağız ve Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki gelişmeler AK Parti’nin en son ekonomideki attığı adımlar çok sayıda başlık var. Zaman kaybetmeden konularımıza girelim. Sayın Genel Başkan izninizle Muhammed Çopur’la başlamak istiyoruz. Sayın Çopur İzmir’den geldi. Önemli bir mücadelenin merkezindeydiniz. Salih Çoğlu inşanı mücadelesini aslında esnafın iş yerini savunma mücadelesi bir anda vatanı İzmir’i sonra vatanı savunma mücadelesine dönüştü. Çünkü bu mücadele ilerledikçe yepyeni bilgilere ulaştınız ve kamuoyunu bilgilendirdiniz. İlk önce dilerseniz kısaca bir bunu anlatmanızı rica edeceğim. Salih Çoğlu inşanı mücadelesinde durum nedir? Teşekkür ederim. Öncelikle Sayın Başkan Genel Başkanımızı saygıyla selamlıyorum. Bizi izleyen bütün izleyicilerimize iyi akşamlar diliyorum. Bugüne kadar esnafın vermiş olduğu mücadelede esnafa desteğini eksik etmeye kesildi. Teşekkür ediyorum. Hemen şunu söyleyebilirim. 10 ay önce yaklaşık bir ihale ile konu gündeme gelmişti. Salih Çoğlu inşanında 200’e yakın esnafımız vardı. 600 çalışanımız ve 2-3 bine yakında aile ferdimiz vardı. Salih Çoğlu kemer altının kalbidir. Salih Çoğlu’nun kemer altında çok özel bir yeri vardır. Özellikle arkadaki Salih Çoğlu Camii ile beraber Salih Çoğlu işhanı, Salih Çoğlu Camii, arkasında hamamı aslında bir külliye mantığında. Bizim vakıf kültürümüzde komplike bir yapı olarak, bir külliye olarak yapıldığı için bunlar birbirinden ayrılmaz parçalar. Bunların tamamı da tarihi kültürel mirası oluşturmuş oluyor. İşte bundan 10 ay öncesinde şunu öğrendik, oranın güçlendirme gerekçesiyle boşaltılması gerektiğini ve esnaflarımızın da bu noktada çıkmasıyla alakalı bir talebin olduğunu. Fakat esnaf bu noktada elinden geldiğince bir mücadele etti. Elbette bu noktada yapılacak çok konu vardı. Esnaf şu an için şunu düşünüyor, süreçte ara ara bilgilendirdiğimiz için son kısma geleyim müsaadenizle. Esnaf şu an sezon tam yeni başladı. Ve gelen tahliye kağıtlarından dolayı biraz hayal kırıklığına uğradı, üzüldü. Perşembe günü tahliye kağıtlarının günü doluyor. Artık ayın 20’sinde gelmişti esnaf buradan çıksın diye bir tahliye kağıdı. Esnaf da bu noktada çok üzüldü. Morali motivasyonu bozuldu. Çünkü neden? Esnafın tam sezonu başlıyor. Biliyorsunuz ki okullar bitiyor, yaz sezonu başlıyor. İnsanlar tatil beldelerine gidiyor. Burada en çok gelinen yerlerden birisi İzmir Kemeraltı’n. Onun için İzmir Kemeraltı’nda yüz binlerce insanı biz misafir ediyoruz. Hem yurt içinden hem yurt dışından. Esnafımız bu noktada şöyle bir talebi var. Deniliyor ki yurt içinden de yurt dışından da gelecek misafirlerimize hem biz buranın tarihi kültürel değerlerini aktarıyoruz hem biz burada ticaretimizi yapıyoruz. Kemeraltı esnafı ahilik ruhuyla çalışan bir esnaf kültürüdür. Bundan dolayı da Çakabey’in torunları diyorum ben ona. Yani bu noktada sadece mevzu üç beş esnaf meselesi değil bir hafıza meselesi. Biliyorsunuz ki bin yetmiş birde Malazgirt’ten sonra on yıl sonra Çakabey İzmir’e girmişti. Yani İzmir’in de kültürü çok da yeni bir kültür değil. Onun için beş yüz yıllık bir geçmiş elbette kıymetlidir Musevi vatandaşlar için ama söz konusu eğer orada tarihi kültürel bir dokuysa biz Çakabey’in torunları olarak ahilik ruhu teşkilatıyla mantığıyla on beş bine yakın esnaf kemeraltında çalışmalarımıza devam ediyoruz. Esnafımız sezon bitmeden çıkarılırsa ellerini aldıkları mallar ellerinde kalacak. Siz de takdir edersiniz ki insanlar mallarını satamazlarsa piyasada bozdurmak dediğimiz tabirle hem borçlarını ödeyemeyecekler hem işçilerin maaşlarını ödeyemeyecekler hem faturalarını ödeyemeyecekler vakıfları olan kiralarını ödeyemeyecekler. Bugüne kadar esnaf milli bir duruş sergiledi. Salepçoğlu meselesi aslında esnafın bir ekmek teknesi mücadelesiyken aynı zamanda esnaf milli bir mücadele sizin de ifade ettiğiniz gibi bu ikisini beraber yürüttü. O noktada biz buradan esnafımızın da bu gayretini bu milli meselede de hassasiyetini ve duyarlılığını görmezden gelemeyiz. O açıdan esnafımız şu belirsizlikten kurtulmak istiyor ve bu noktada da görüşmelerine devam ediyor. Nedir o belirsizlik? Diyor ki bizim için tam sezon başladı ellerimizde mallarımız var bunları satalım ki borçlarımızı ödeyelim. İşçilerimizin maaşlarını ödeyelim ve mağduriyetimizi giderelim. Esnafla alakalı kısım bu. Şu an için bu görüşmelerde devam ediyor. Kanaatimce esnaf orada kendi ellerindeki malları tüketene kadar da kalacak diye tahmin ediyorum. Esnaf bugüne kadar bu mücadeleyi verdi. Asıl mesele neydi orada? Hemen o kısma geleyim müsaadenizle. Biz burada bu konuyu araştırırken sizin de ifade ettiğiniz gibi oranın otel olması meselesini öğrendik. Vakfiyesinde oranın vakfiyesini yayınlamıştık zaten. Orası iş hanı olarak vakfedilmiş. Şimdi bizim vakıf kültüründe şöyle bir ifade geçiyor. Bu vakıfları sitesinde de var. Vakfedenin vakfiyedeki sözü Allah ve Rasulünün sözü gibidir. Osmanlı’dan gelen bu gelenek bizim şu anki vakıfların sitesinde de var. Yani o kadar önemli. Allah ve Rasulünün sözü değiştirilemez. O zaman vakfedenin vakıf üzerindeki taahhüdü neyse, isteği neyse o da değiştirilemez. İşte biz de buna dayanarak Salepçioğlu iş hanını vakfeden rahmetli Hacı Ahmet Salepçioğlu’nun burası iş hanı olarak kullanılsın. Buranın gelirleriyle arkada Salepçioğlu Camii’nin ve civar camilerin imamlarına maaşlar ödensin. Talebelere ihtiyaçları karşılansın. İhtiyaç sahibiyelere yardımcı olunsun diye vakfetmiş ve bunu da yazdırmış. O açıdan biz dedik ki vakfiye vakıf ruhuna uygun güçlendirilmeli. Yani vakfiye güçlendirilmeli. Milli olan bir duruş güçlendirilmeli eğer bu yapılacaksa. Fakat daha sonra gördük ki milli olmayan bir duruş da var. Aslında kemer altı konusu bir tavır ve duruş konusu açısından bakılacak olursa bir vakfiyeler vakıf ruhuna uygun olsun bu şekilde dönüştürülsün diyen bir esnaf ve oradan ekmeğini çıkaran, ekmek teknesini döndürmeye çalışan bir esnafımız var. Bir de vakfiyeyi tamamen rant gibi gören, ben onu şöyle ifade ediyorum müsaadenizle. Trump’ın gazeteye bakışı neydi? Gayrimenkul de değil mi? Trump diyordu ki biz oraya çok güzel binalar dikeceğiz. Çünkü onun bütün meseleye bakışı bir gayrimenkul. Maalesef bugün biz kemer altına Salebcioğlu-İşhan’ı özelinde ama kemer altına aynı Trump’ın gazeteye baktığı gibi bakan bir anlayışla karşı karşıyayız. İşte biz bunun adını şöyle koyduk. Emperyalist, siyonist bir İsrailli ekibin İzmir’le ve kemer altı ile alakalı plan, program ve projelerin olduğunu fark ettik. Peki bu nasıl? Sadece Salebcioğlu özelinde mi? Hayır. Aslında biraz biz tüme varım yöntemiyle gittik. Şunu gördük ki kemer altı 252 hektar yani 2500 dönümlük bir alan. Burada ciddi bir tarihi kültürel miras var. Musevi vatandaşlarımızla bizim Türk Müslüman vatandaşlarımız bir arada yaşamışlar ve bugüne kadar hiçbir problem olmamış. Biliyorsunuz ki onlar Ladino dili dediğimiz yani İbranca ile İspanyolcanın karışımı olan bir dilde Safarat İspanyol demek. Safaratlar da İspanyollar oluyor. Onlar 500 yıl önce 1492’de buraya geldikleri zaman atalarımız, ben bunu çok önemsiyorum genel başkanım, bedelsiz bir şekilde onlara yer vermişler. Demişler ki gelin çünkü İspanya’da onlara sunulan seçenekler Hıristiyanlar, ya sizi öldürürüz burada demişler, ya Hıristiyanlığa dönersiniz ya da buraları terk edin. İşte onlar İspanya’yı terk edince bizim Uşak tarafından, Manisa tarafından İzmir’e geliyorlar ve 500 yıldır burada aslında Osmanlı’da da Türkiye Cumhuriyeti’nde de hiçbir problem olmadan yaşamışlar. Fakat Siyonist İsrail’li ekip burada vatandaşların birlik beraberlik içinde yaşadığını görünce, çünkü birlik beraberlik onların en büyük düşmanı. Kaos olmalı ki onlar ön plana çıksın. Gelmiş buradaki vatandaşlarımıza da dışarıdan müdahale ederek, buradaki insanları da tahrik ederek, hatta ben buradaki Muse’yi vatandaşlarımızın da istismar edildiğini düşünüyorum. Böyle bir çalışma başlatılıyor ve diyorlar ki burası Yahudi açık hava kültür müzesi olsun. Hangi gerekçeyle olsun? İşte burada 2-3 mahallesi vardı Muse’yi vatandaşların, tamam. Orasını baz alalım, merkez alalım, bütün kemer altı Yahudi açık hava kültür müzesi olsun. Diyorum ki 3-5 mahallede yaşamak, orayı tamamını tarihi kültürel miras açısından bir Yahudi açık hava kültür müzesi yapma hakkını onlara veriyorsa, Çakabey’in torunları olarak İzmir’in tamamının Çakabey’in torunları anlamında da o zaman bir Müslüman Türk açık hava müzesi olmasını istemek de bizim en doğal hakkımız. Yani 3-5 mahalle bu hakkı veriyorsa, yüzlerce mahalle bu hakkı bize daha çok veriyor. O halde geriye şu kaldı, onların torunları dedelerini bahane ederek bu şeye sahip çıkıyorlar, o zaman biz buna sahip çıkacak mıyız, çıkmayacak mıyız? Mesele bu. İşte kemer altında 3 başlık var. Bir, kemer altını 2. Kudüs gibi görüyorlar. Biz bunu da bu çalışmamızda gördük. Ve ben bunu önce de söyledim. Maalesef biz Siyonizmin 1. Kudüs’e neler yaptığını görüyoruz. Onun için 2. Kudüs dedikleri yer sadece kemer altı onlar için bir gayrimenkul değil. Az önce ifade ettim, Trump gibi, gayrimenkul gibi görenler var. Bir de kutsiyet atfedenler var. Maalesef ben onun kaldırılması gerektiğini düşünüyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın sayfasında İzmir Yahudilerin Haç Merkezi oluyor diye bunu böyle bir de reklam yapıyorlar. Yani İzmir Yahudilerin Haç Merkezi oluyor derken o kutsallığı desteklemenin bize ne katkısı var? Bu konuda ya bu başlığın altına gerekli açıklamalar yapılmalı ve bu gerekçelendirilmeli ya da bu konuda da dikkat edilmesi gerekir diye düşünüyorum. 1. İzmir Yahudilerin Haç Merkezi oluyor. 2. İzmir için 2. Kudüs diyorlar. 3. Yahudi Açık Hava Kültür Müzesi. Özelde baktığımız zaman Siyonizmin, bunun önceki programlarda da söylemiştim. Siyonizmin bir dünya anlayışı var. Siyonizmin bir Avrupa anlayışı var. Siyonizmin bir Orta Doğu anlayışı var. Siyonizmin bir İzmir anlayışı var. Ve bir Kemeraltı anlayışı var. Onlar kendilerine yakışanı yapıyorlar ve buralarda iskan ve işgal projeleri geliştiriyorlar. Şimdi biz de diyoruz ki buradaki yaşayan vatandaşlarımızın Türk milletinin dünya anlayışı nedir? Türk milletinin Orta Doğu’ya bakışı nedir? Türk milletinin Türkiye’ye, İzmir’e ve Kemeraltı’na bakışı nedir? Onlar çok net söylüyorlar. Burası bizim dedelerimizin yaşadığı yerlerdi. Hatta şu kadar da ileri gidiyorlar. Çocuklarını getirip gezdirip video çekiyorlar. Çocukları şöyle konuşturtuyorlar. Biz dedelerimize ait yerlere geldik geziyoruz diye. O halde ben de diyorum ki biz de çoluğumuza çocuğumuzu AVM’lere gezdirmek yerine tarihi kültürel mirasın içinde gezdirelim ve diyelim ki burası Çakabey’in İzmir’idir. Burası ahilik teşkilatının İzmir’idir. Burası yerli ve milli unsurlarda kalmalı. 10 aylık mücadelede hep şu üç vurguyu yaptık. Bir, Kemeraltı yerli ve milli unsurlarda kalmalı. İkincisi, vakfiyeler vakıf ruhuna uygun dönüştürülmeli. Üçüncüsü, bu değişim ve dönüşüm yapılırken asla esnaf mağdur edilmemeli. Esnafı niye önemsedik? Esnaf hafıza olması açısından çok önemlidir. Eğer siz burada 20 yıllık, 30 yıllık, bakın iş hanımızda 35 yıllık esnaflarımız var. Onlar gittiği zaman oradaki hatıraları, anıları, bütün yaşanmışlıkları da götürürsünüz. Siz oraya yeni insanlar getirdiğinizde yeni insanlar olaya hafıza olarak bakmazlar. Sadece sermaye olarak bakarlar. O açıdan biz diyoruz ki Siyonizm, Kemeraltı ile alakalı düşüncesini ifade etmiştir hiç çekinmeden. Yahudi Açık Hava Kültür Müzesi diyerek, İkinci İsrail diyerek, hatta Metin Külünkbey’in ifadesiyle İzmir ikinci Selanik olmayacak diye bir çıkış yapmıştı. Bu noktada İzmir’e sahip çıkacağız demişti. Biz de diyoruz ki bu mücadele bu şekilde devam ediyor. Bu yapı, Tarkem dediğimiz karanlık, ilişkilerinin, irtibatlarının nerede olduğu belli olmayan ve özellikle de içerisinde 180’e yakın ortağı olup bunu 10 tanesine açıklıyorlar. 170 tane ortağı da açıklanmıyor. Karanlık dememizin sebebi bu. Bu yapının içerisinde Masonlar var, Levantanlar var, İzmir Musevi Cemaati var. Bizzat bildiğimiz isimler var İsrail ile bağlantılı. Biz diyoruz ki Kemeraltı yerli ve milli unsurlar tarafından dönüştürülmeli. Eğer Kemeraltı’nda bir restorasyon yapılacaksa, bir güçlendirme yapılacaksa o zaman milli olan nedir? Kooperatifçiliktir. Bizim kültürümüze uygundur. Daha da eskilerde yani kırsalda imece dediğimiz usul. Oranın esnafı orayı değiştirsin ve dönüştürsün. Bizim kamu kurumlarımız var. Çok net bir soru sormak istiyorum. Mesela valiliğimizin, büyükşehir belediyemizin, bakanlığımızın, vakıflar genel müdürlüğümüzün yapamadığı neyi yapıyor da bu şirket? Acaba bu imtiyazı kendi ediniyor? Yani kamu kurumlarımızı aciz gösteren bu davranıştan vazgeçilmesi gerekmiyor mu? Bu nokta önemli bir nokta. Kamu kurumlarımız sanki bu işi beceremiyor gibi. Mesela şu çok onur kırıcı bir açıklama. Basında da böyle yer alıyor. Biz UNESCO Dünya Liman Kenti, İzmir’in liman kenti olarak ilan ediyor. Güya Kültür ve Turizm Bakanlığımız dosya hazırlamış UNESCO’ya. Başarılı olamamış ama TARKEM devreye girmiş ve UNESCO liman kentini kabul ettirme konusunda sonuç alınmış. Ya bu bizim kamu kurumlarımızı, devletimizi bana aşağılamak gibi geliyor. Kültür Bakanlığımızın, Vakıflar Genel Müdürlüğümüzün, İzmir Valiliğimizin, İzmir Büyükşehir Belediye’mizin, Konak Belediye’mizin yapamadığı neyi yapıyor? Aslında bir şey yapamadıklarından değil. Büyük bir lobi, bir telefonla UNESCO’yu harekete geçiren, Avrupa Birliği’ni harekete geçiren, her noktayı harekete geçiren bir yapı var. Biz de diyoruz ki bizim kamu kurumlarımız bu noktada görev almalı, üstlenmeli. Kemeraltı bizim kendi kurumlarımız tarafından değiştirilmeli ve dönüştürülmeli. Eğer Avrupa Birliği’nin, UNESCO’nun tarihi kültürel mirasa katkıları varsa elbette bu katkıları elimizin tersiyle itemeyiz. Biz memleketimizde yerli ve milli olmayan projelere karşıyız. Yoksa vatanımıza, milletimize faydası olacak olan her türlü konuya açığız. İşte Tarihi Kemeraltı Anonim Şirketi’nin niyetim İzmir’i 2. Kudüs yapmak, İzmir’i Selanikleştirmek, Metin Bey’in ifadesiyle söyleyeyim ve İzmir’de Yahudi Açık Hava Kültür Müzesi yapmak. Bu noktada böyle bir çalışma var. Sen genel başkan, siz de bu konunun takipçisiydiniz. Üniversitelerde bulundunuz. Evet, bizi Sayın Muhammed Çapur hep aydınlattı. O, Salepçioğlu, iş anındaki esnafın lideri olarak gerçekten örnek bir mücadele verdiler birlik halinde. Ve görüyorsunuz, konuya da bütün tarihsel boyutlarıyla hakim durumdalar. Ve çok haklılar. Şimdi burada iki cephesi var bu işin. Birisi esnafın ekmek teknesi Salepçioğlu iş anı ve onun karşısında bir özel çıkarcı ve yağmacı grup var. Yani çok açık söyleyelim, yani esnafın elinden ekmek teknesini alıp oradan bir yağma yapmak, vakıfa ait, vakfedilmiş olan bir iş anını çeşitli yollardan, hukukun arkasından dolanarak sonuç itibariyle ele geçirmek, ona el koymak ve orayı yağmalamak, böyle bir iştahlı, çıkarcı, yağmacı bir grup ile esnafın ekmek teknesi arasında bir mücadele var. İkinci ve daha önemli boyutu ise milli olan tavırla, ondan sonra onun karşısında İsrail tertibi diye açıkça ifade edebileceğimiz o tavır arasında bir mücadele var. Yani ümmem burası Yahudi kültür merkezi olacak falan filan niye Yahudi kültür merkezi olsun? Hele bir de dünyanın şu andaki cebrileşmesinde yani İsrail’in Filistin halkına, Gazze halkına en ağır zulmü yaptığı, ondan sonra İran’a savaş açıp İran’a karşı savaştığı, Türkiye’yi tehdit ettiği, dünyanın Türkiye-İsrail savaşlarına doğru gidildiğinden söz ettiği bir ortamda biz ümmem İzmir’e kalkacağız. İzmir’in en önemli yerlerinden birini Yahudi kültür merkezi yapacağız. Yani bunun tabii önümüzdeki hesaplaşmalar açısından da bir anlamı var. Dolayısıyla Muhammed Bey ve arkadaşlarının Salepçoğlu İşanlı’nın değerli esnafının mücadelesiyle beraberiz. İzmir halkının mücadelesiyle beraberiz. Türkiye’nin mücadelesiyle beraberiz. Şunu da ifade edebilirim. Türkiye’nin milli güçleri, yani bütün boyutlarıyla milli güçleri, her alandaki milli güçleri burada Salepçoğlu İşanlı esnafıyla birliktedir. Bunu bir milli mesele olarak görmektedir. Başta Vatan Partisi olmak üzere. Hepimiz onun için burada bu vakıflar genel müdürlüğünün şey tavrını, sallantılı, vakıflarımıza sahip çıkmayan, ondan sonra bu Tarken merkezli İsrail tertibine karşı böyle cepheden bir tavır alamayan tutumunu da burada mahkum ediyoruz. Onu da çok açık bir şekilde ifade edeyim. Ve başaramayacaklar, ona da söyleyeyim. Yani vakıflar genel müdürü de bunu bilsin. Kesinlikle başaramayacaklar. Bir takım dalavererlerle, alavererlerle hukukun arkasından dolanarak bir takım ihale yolsuzluklarıyla orayı böyle özel çıkara peşkeş çekmelerine ve İsrail tertibine çanak tutmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecek. Yani bunun Türkiye’nin milli güçleri, Vatan Partisi, esnafı, İzmir halkı buna kesinlikle izin vermeyecek. Diyebilirim. Başarılar Muhammed Çapur arkadaş ve kesinlikle başaracağız. Muhammed Çapur arkadaş da burada gerçekten hepimizi aydınlatan çok verimli, çok başarılı bir mücadeleye önderlik etti. Etrafındaki arkadaşlar hep birlik halinde mücadele ettiler. Esnafımızı da o ahi geleneklerini sürdüren, o ahi kültürü, ahi ahlakı, ahiliğin erdemlerini, faziletlerini sürdüren o esnaf arkadaşlarımızı da selamlıyoruz ve kutluyoruz. Bir müjdemiz var. Şimdi KC’den arkadaşlarıma bu son cümle Sayın Genel Başkan’a ait. Esnafla, çıkarcı, yağmacı grup karşı karşıya. Orayı düzeltin lütfen arkadaşlar. Müjdemiz şu İzmir’deydik Sayın Ekrem Atayar’la birlikte. İzmir’de güzel bir etkinlik yaptık. Kahvaltı etkinliği. Ulusal Kanal gönüllüleriyle neredeyse doyamadık birbirimize. Çok güzel bir gündü. Arkasından da Sayın Muhammed Çapur’un da katıldığı, Sayın İhsan Sefa Vatan Partisi İl Başkanlığı’nda katıldığı bir güzel toplantı yaptık. Uzun uzun Ulusal Kanal’ın İzmir’deki faaliyetlerini konuştuk ve Sayın Muhammed Çapur’un önümüzdeki dönem Ulusal Kanal Ege Bölge sorumlusu olarak bizim mücadele arkadaşı olması, zaten mücadele arkadaşıydık ama kurumsal açıdan da birlikte omuz omuza her gün haberleşerek, her gün birbirimizin sesini duyarak çalışmak istediğimizi de ilettik. Muhammed Çapur arkadaşımız da göreve hazırım dedi. İzmir stüdyomuza gittik hemen arkasından. O arada bir süre izmir stüdyomuzu gezdik, makinelerimizi, cihazlarımıza bir daha baktık. Orada bir süre yayını durdurmuştuk ama şimdi İzmir stüdyomuzu Sayın Muhammed Çapur’la birlikte ayağa kaldırma kararı aldık. Bugün de gün içerisinde haftalık programlar, haber akışı, sonbaharda esas sürprizi Sayın Ekrem Ateer. Şu anda çok yoğun bir tempo ile sonbaharda yeni yayın dönemine hazırlanıyor. Ona ilişkin planlarımızı Genel Yayın Yönetmenimiz Ekrem Ateer’le bu yüzden hoş geldiniz diyoruz, hayırlı olsun diyoruz. Bizi İzmir’den ve Ege bölgesinden dinleyen bütün kurum temsilcileri, bütün esnaf odalarımız, ziraat odalarımız, iş insanlarımız, sendika yöneticilerimiz, siyasi partilerimiz derdi olan, çalışması olan Ulusal Kanal’ın üreten ve birleşen Türkiye çizgisine uygun kimle faaliyet yürütüyorsa Muhammed Çapur bundan sonra onlarla birlikte kamerasını alacak yanlarına gelecek kameraman arkadaşımızla birlikte hayırlı olsun diliyoruz. Tebrik ediyoruz. Hem Ulusal Kanal’ı kutluyoruz. Böyle bir Ege bölgesi atağı yaptı ve Sayın Muhammed Çapur’da bunun başına geçtiği için hem de Muhammed Çapur arkadaşa yeni çalışmasında başarılar diliyoruz. Eminiz o hakikaten bize Ege bölgesinden çok güzel haberler ulaştıracak. Efe’lerin haberleri, Seymen’lerin haberleri, İzmir’in kadınlarının özgürlük mücadeleleri, eşitlik mücadeleleri hepsini Muhammed Çapur arkadaşlar önümüzdeki günlerde öğreneceğiz. Yani bu mücadelede biz Sayın Çapur’u tanıdık. Mücadele direnci tuttuğunu koparması, peşini bırakmaması bu konudaki gazetecilik meziyetlerini de görmüş olduk Muhammed Çapur’un. Öyle bir özelliği de var. Sayın Çapur 5 dakika sonra reklama gireceğiz. Birkaç dakika isterseniz Şunu ekleyeyim bakın. Bu bir çizgidir. Yani aydınlığın olsun, ulusal kanalın olsun. Halkın, emekçilerin mücadelesi, milli mücadelenin içinden çıkan liderlerin görev alması. Yani sahadan sivrilen, yükselen ondan sonra başarı kazanan arkadaşlarla emek problemini çözmesi ve çünkü sonuç itibariyle başarı insandan geçiyor. Yani medyada başarı, günlük gazetelerde olsun, dergilerde olsun, televizyonlarda olsun. Yani maddi kuvvetten daha önemlisi insan kaynağıdır. İnsan kaynaklarıyla büyük başarılar kazanılıyor. Zaten Muhammed Çapur’da Ege’nin önemli insan kaynağı olarak kendisini kanıtladı ve şimdi Ege bölge temsilcisi olarak ulusal kanalın ve aydınlığın çok büyük katkılarda bulunacak. Buyurun Sayın Çapur. Ben çok teşekkür ederim. Yaklaşık bundan 10 ay önce genel başkanımızla İzmir Kitap Fuarı’nda karşılaştığımızda ben bu meseleyi ilk anlattığımda… Daha önce Ankara’da karşılaştık. İlk İzmir Kitap Fuarı’ydı genel başkanım. Daha sonra Ankara’ydı. Siz bu konuyu dinleyince şöyle demiştiniz. Bu birliği bir meseledir. Vatan Partisi, Ulusal Kanal, Aydınlık Gazetesi ve ben de o bu konuda emrinizdeyiz demişti. Ben çok şaşırdım. Hayatımda ilk defa bir siyasetçiden böyle bir mütevazi bir cümle duydum. Ve sonra genel başkanımız 7-24 bu konuda ne gerekiyorsa yaparız dedin de gerçekten gece aradım, gündüz aradım. Dar zamanda aradım, bol zamanda aradım. Genel başkanımız sağ olsun bu noktada her zaman bu konuyla ilgilendi. Her zaman esnafın derdini önceledi. Burada ben şunu gördüm. Mesele memleket meselesi, vatan millet meselesi olunca bundan önceki bir programda söylemiştim. Belki 10 ay önce bunu söylesem erkende ama şimdi yoğun bir iletişimden sonra şunu söylüyorum. Milli konularda Aydınlık Gazetesi, Ulusal Kanal, Vatan Partisi ve Sayın Doğu Perinçek bu ülkenin sigortasıdır diye düşünüyorum. Çünkü hiçbir hesap kitap yapmadan hiçbir üyedir, partidir geldiniz gittiniz yapmadan biz bu meselenin takipçisiyiz denildi ve bununla alakalı ne gerekiyorsa da yapıldı. Burada bana düşen de bir vefa gereği, vefamız da kişisel meseleler için değil memlekete bir vefa gereği. Biz de bize düşeni yapmamız gerekiyor. Nasıl bizim derdimizle dertlenilmesi hoşumuza gittiyse biz de sizlerin, teşekkür ediyorum yani bizlere teveccüh gösterdiniz. Ege’de herkese gidip biz de onların derdiyle dertleneceğiz. Biz nasıl bundan memnun olduysak biz de herkesin memnun edeceğiz. Ve şu bir gerçek herkes diyecek ki bizim derdimiz anlatabileceğimiz birisi var. Söz konusu vatansa, milletse, maneviyatsa, değerlerimizse bizim gideceğimiz birileri var. Biz o noktada bir pozisyon alacağız. Ben çok teşekkür ediyorum, çok memnun oldum. Elimizden geldiğince o bölgede de ülkenin gündemine, konuları taşımaya çalışacağız. Bu süreçte ben özellikle emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Sayın Genel Başkanımıza tekrardan teşekkür ediyorum. Biz size teşekkür ederiz. İzmir’den esnaflarımızın selamını getirdim sizlere. Çok çok memnuniyetlerini, selamlarını, saygılarını ifade ettiler. Şöyle diyelim Salepçoğlu iş hanı meselesinin haricinde artık Ege bölgesindeki bütün meselelerde siz de ifade ettiniz. Bize düşen neyse biz gidip orada olacağız. İnsanlar yanımıza çağırmayacağız. Biz gideceğiz. Çok güzel, çok doğru dediniz. Biz de mutlulukla, heyecanla bekliyoruz birlikte çalışmayı. Umuyorum çok hızlı bir şekilde Ege bölgesinin her yerinde bir ulusal kanal rüzgarı estireceğiz hep birlikte. Teşekkür ediyorum. Tekrar ayaklarınıza sağlık. Bundan sonra zaten sık sık birlikteyiz, çalışacağız. Ulusal kanal izleyicileri şimdiden size tebrik mesajlarını iletmeye başladı. İzmir’den selamlar diye. Bir güçlü bir ekip de var İzmir’de. Güzel çalışmalar yapacağız. Evet, değerli ulusal kanal izleyenleri, çok kısa bir reklam arası. Arkasından Laman’daki karikatürle başlayacağız. 4-5 konu başlığını Sayın Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçe’ye ileteceğiz. Çok kısa bir reklam arası.

Çıkış yolu programına tekrar hoş geldiniz değerli Ulusal Kanal izleyenleri. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinç’e güncel gelişmelere ilişkin sorularımızı yöneltmeye devam ediyoruz. Sayın Genel Başkan az önce konuştuğumuz kışkırtmalar sürecinde Hüdapar ve Dem Parti Şeyh Seyit’i anma etkinlikleri düzenledi açıklamaları yaptı. Bunlarla bu sokaktaki kışkırtmalarla bağını bir sormak isterim. Bakın bunlar aralarında böyle bir yerden bir merkezden bu bağlar kurulmuyor ama bu toplumumuzdaki ideolojik ondan sonra tarihten gelen bir takım tortular birikimler ondan sonra karanlıklar falan nedeniyle karşılaştığımız durumda. Şimdi Şeyh Seyit Seyit Rıza. Şeyh Seyit kim? 1924-25 yıllarında ondan sonra Cumhuriyetimiz yeni kurulmuş İstiklal Savaşı var. Musul, İngilizlerle Musul konusunda hala mücadelemiz devam ediyor. Yani Musul Kerkük biliyorsunuz Lozan’da çözümü kavuşmamıştı ve ertelenmişti. Tam o ortamda Cumhuriyet’e silah çeken Şeyh Seyit ve İngilizlerle iş birliğinde belgeleri olarak yayınladık. Bizim İngiliz belgeleri, İngiliz arşivleri açıldığı zaman Kuntay Gücüm arkadaşımız o belgeleri bulup şeyde Teori dergimizde yayınlamıştı falan. Hatta bırakalım İngiliz belgesini falan. 1924-25 yılında Cumhuriyetimize, İstiklal Savaşımıza Atatürk’e silah çekiyor. Zaten Şeyh Seyit’i savunanlar da Cumhuriyet’e ve Atatürk’e silah çektiği için savunuyor. Ona başka bir iklim, kimlik, başka bir künye falan üretmiyorlar. Diyorlar ki bu bizim davamız yani Türkiye’den Kürtlerin ayrılması, bağımsız bir Kürdistan kurmaları için ondan sonra bu silahı çekti diyor ve bu bizim mukaddesimizdir diyor. Şimdi o zaman şu soruyu getirelim. Peki Türkiye’de bugün Cumhuriyetimize, vatan bütünlüğümüze, Türkiye’nin bağımsızlığına silahla hani sözde olabilir yazı yazar, çizer falan özgürlük tahammül ederiz ama silah çekmek ve kitleleri bu yönde ayağa kaldırmak, ondan sonra kan dökülmesine neden olmak ve Musul’un da oradaki İngilizlerle müzakere süreçlerinde Haliç konferansı oldu 1924’te, arkasında Milletler Cemiyeti’nde falan konuşuldu. Musul’un da maalesef İngilizler tarafında yani Irak tarafında ki İngiltere o zaman Irak’ı elinde tutuyordu. Musul’un da o İngiltere tarafında kalmasına sebep olan ve Cumhuriyetimize silah çeken bir şey Said veya 1938 yılında Seyit Rıza aynı şekilde Türkiye’ye silah çekmiş, Atatürk’e silah çekmiş. Atatürk’ten vazgeçtim, Atatürk düşmanları zaten Atatürk’e sahip çıkmıyor ama eğer bir ortak değerimiz varsa Türkiye Cumhuriyeti Devleti diye, Türk Milleti’nin beraberliği diye, Türkiye Cumhuriyeti Vatan diye, vatanımıza, cumhuriyetimize, devletimize, milletimize silah çekmiş olan diye yine bir Seyit Rıza. Ya şimdi bu silah çekenlerin yanında olarak Türkiye önümüzdeki dönemde sorunlarını çözemez. Yani buralarda efendim özgürlük var, memle var falan ama sonuç itibariyle silahlı mücadeleyi Türkiye’ye karşı savunuyorsunuz, oradan kuvvet alıyorsunuz. Buradan Dem Parti’ye geleceğim, bir yandan silah bırakıyoruz diyorsunuz, bir yandan da silah bırakıyoruz derken ondan sonra Şeyh Said’in üzerinden, Seyit Rıza’nın üzerinden silah çekiyorsun. Bu nasıl silah bırakmak? Bu silah bırakmak değil ki. Silah bırakmak her şeyden evvel ideolojide silahın bırakılmasıdır, bilinçte silahın bırakılmasıdır. Yalnız başına elimdeki tüfeği bıraktım, silah bırakmak olmuyor ki. O bakımdan Abdullah Öcalan’ın o çağrısında yer alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile ve Türk Milleti ile bütünleşme amacıyla silah bırakacağız. Bu amaçla PKK’yı feshedeceğiz, çok önemli. Ama mesela hükümetimiz bile terörsüz Türkiye dediği zaman bunun felsefi, ideolojik ve Türk Milleti’nde ve Türk Devleti’nde bütünleşme yönünü ihmal ediyor veya bertaraf ediyor. Onun için terörsüz Türkiye hedefini bugün stratejik bulmuyoruz, taktik olarak buluyoruz. Terörsüz Türkiye’nin silahını bıraktı, tamam. Ama kafada silah duruyor. Kafada silah duruyor. Şehit Rıza’nın önünde tören yaparken silah duruyor. Şeyh Said’in adını caddeye falan filan verirken silah duruyor. Dolayısıyla efendim bu özgürlüktür. Hayır bu özgürlük değildir. Böyle bir özgürlük yok. Yani vatan, millet bunlar demokrasinin temelleridir. Vatan yoksa demokrasi olmaz. Vatan yoksa özgürlük olmaz. Millet yoksa ne özgürlük olur ne demokrasi olur. Dolayısıyla anayasanın temelleri olan vatan, millet, bağımsızlık, egemenlik bunlara dokunmak yok. Bunlarla uğraşırsanız bunları kurcalamağa kalkarsanız veya tarihsel bir takım kaynaklarla bunlara karşı bilinçlerde o karanlık mevzileri ayakta tutmaya çalışırsanız gene terör çıkar, gene bölünme şeyleri çıkar. O bakımdan efendim biz tamam silah bırakacağız. Bir takım dem partiler için söylüyorum. Biz tamam silah bırakacağız ama Şeyh Said onun heykellerinin önünde gideceğiz, tören yapacağız, ona bağlıyız. O bizim kahramanımız. Şeyh Said senin kahramanınsa, senin Seyit Rıza kahramanınsa o zaman silah falan bırakmak bir aldatmacadır, hiledir. O kahramanlar eninde sonunda senin bilincinde yaşadığı sürece senin eline o silahı Amerika verir, o silahı İsrail verir. Çünkü bilincinde, bilincindeki kahramanların senin her an Türkiye Cumhuriyeti devletine, Türk milletine, Türk vatanına karşı yani Kürdün de içinde olduğu Türk vatanı, Kürdün de içinde olduğu Türk milletini söylüyorum. Ona karşı o silah senin beyninde duruyor zaten, bilincinde duruyor o silah. Yani ne kalıyor, o bilincindeki silahı eline tutuşturulacak bilmem ne tüfeğiydi, onu Amerika sana verir, İsrail de verir. Dolayısıyla yani buraya şuraya geliyoruz netice itibariyle. Mesela sır silahın böyle bırakılması değil, tamam onun bırakılması çok önemli ama zihinlerdeki bölücü silahın, ideolojilerdeki bölücü silahın, tarihsel kaynaklardaki silahın arındırılması, bilinçlerden temizlenmesi bu çok önemli. Onun için Vatan Partisi ısrarla diyor ki, Türkiye Cumhuriyeti devletiyle ve Türk milletiyle bütünleşme. Bunu Öcalan da söylüyor. Bunu Öcalan da söylüyor. Bakın maalesef Öcalan Türkiye devletiyle, yani maalesef dediğim Öcalan değil, Öcalan Türkiye devletiyle ve milletiyle bütünleşme amacıyla silah bırakacağız ve bu amaçla PKK’yı feshedeceğiz dediği halde bizim Türk devleti, Türk hükümeti yani Tayyip Erdoğan hükümeti, bizim Cumhurbaşkanımız ve yönetimimiz teröristiz Türkiye olarak o süreci tanımlıyor. Devletle ve milletle bütünleşme olarak tanımlamıyor. Yani bu iktidar sahipleri dostlarımızla da doğrudan doğru konuşmalar alınır. Bunu koyalım metinlere. Stratejik hedef olarak Türkiye Cumhuriyeti devletiyle bütünleşme ve Türk milletiyle bütünleşmeyi koyalım. Bunu koyduğunuz zaman ne Seyit Rıza kalır, ne Seyit Sait kalır. Ve aynı zamanda bölücülük, birbirimize silah çekmek, birbirimizi vurmak, Mehmet’in memoyu ondan sonra Hasan’ın vurması falan bunları bilinçlerden temizlememiz lazım. İdeolojilerden temizlememiz lazım ve siyasal hayatımızdan temizlememiz lazım. Biz Sayın Genel Başkan bu sürecin ilk günlerinde sizin bütünleşme vurgusuna yaptığınız ilk günlerde Çırnak Gazeteciler Cemiyetini canlı yayına bağlamıştık. İlk kez bağlandı Ulusal Kanal yayınına ve ilk cümlesi şu oldu. Bu sürecin adı ne olmalı diye biz aramızda düşünüyorduk. Bir defa terörsüz Türkiye’yi benimsemedik. Bölge halkı da, örgütün siyasi etkisinin olduğu kesimlerde bunu bir Kürtsüz Türkiye gibi yani zihin hep oraya gidiyordu. Hep bunda aramızda konuşuyorduk. Yani bunun doğru kelimesi ne diye ben dedi Halil Bey bütünleşme kelimesini Sayın Doğu Perinçek’ten duyunca işte bu dedik kendimiz ve bütünleşme bu sürecin adı bu olmalı diye. Doğu Perinçek değil Abdullah Öcalan da bunu söyledi. Abdullah Öcalan da söyledi. Sayın Öcalan’ın söylediğini demek ki fark et yani siz altını kalınca çizince demek ki kamuoyuna mal oluyor. Onu söylememin sebebi de şu yani Öcalan’ı seven, Öcalan’ın kendisini lider olarak kabul eden bir kitle var değil mi? Yani onları da ikna etmek bakımından söylüyorum. Ama Sayın Genel Başkan şimdi burada bu süreç biraz mesela sizin bu söylediklerinize şöyle itirazlar yapılıyor. Sayın Doğu Perinçek bu konunun üzerinde çok durmamalı sebebi de muhafazakar Kürt kitleyi de bu sürecin etki altında tutmamız lazım. Bu biraz zamanla olacak bir iş diyerek yanıt veriyorlar. Ama zamanla tabii ama bu zamanı nasıl kullanacağız? Eğer bu zamanı olumlu yönde değerlendirmezsek bu sorunu çözemeyeceğiz. Hep bunu erteleyerek erteleyerek bakın hep önümüze çıkıyor. İşte dün akşam Beyoğlu’nda bu önümüze çıktı. Beyoğlu’nda hareket edenler, destekleyenler ve içinde olanlar da ne diyor? O gün diyor şey Said olsaydı diyor ondan sonra sizi öldürürdü, kırardı, vururdu, memnidir diyor ve işte Atatürk’e sövüyor. Yani şimdi bakın Atatürk’le İngiliz emperyizmi arasında, Atatürk’le Fransız emperyizmi arasında, Atatürk’le Amerikan emperyizmi arasındaki sorunda taraf tutmak zorundayız. Taraf tutmak zorundayız. Yoksa bu Şeyh Said ve Seyit Rıza olayı değil. Şeyh Said ve Seyit Rıza en sonunda Türkiye’yle Türk milletiyle Kürt’ü dahil İngiliz emperyizmi, Fransız emperyizmi ve Amerikan emperyizmi arasındaki cepheleşmenin bir aktörüdür. Şeyh Said olsun, Seyit Rıza olsun. Çünkü o sırada bir yeni devrimci genç cumhuriyet var, istiklal savaşı vermiş ve bu cemhuriyet aynı zamanda Türkiye’yi ortaçağ ilişkilerinden kurtarıyor. Yani ağalıktan, şeyhlikten. Ya biz şeyhin müridi mi olmak istiyoruz? Bakın Şeyh Said, biz şeyhin müridi mi olmak istiyoruz? Biz ondan sonra ağanın marabası mı olmak istiyoruz? Biz eşitlik istemiyor muyuz? Biz yurttaşlarımız eşit olsun, ortaçağ bağımlılıklarından kurtulsun, şeyhlerin, müridlerin, çelebilerin vesaire falan olmadığı, ağanın, marabanın olmadığı, vatandaşların olduğu, eşit yurttaşlarının olduğu bir Türkiye istemiyor muyuz? Olay bundan ibaret. Dolayısıyla burada tarafsız olunamaz. Burada Atatürk taraftır ve Atatürk’ü hedef alarak burada ileri mesafede alınmaz ve Türkiye Cumhuriyeti de korunamaz. Türkiye’nin, Türkiye’nin yüzyılı da olmaz. Türkiye’nin yüzyılı da olmaz. Yani siz Türkiye’nin yüzyılını şeyhlerle, dervişlerle, müritlerle, mensuplarla yapamazsınız. Böyle bir Türkiye yüzyılı yok. Öyle bir Türkiye yüzyılı diyelim 200 yıl, 300 yıl evvel arkada kaldı onlar. Onlar kalmıyor, temizliyor, tarih temizliyor onları. Siz önümüze bunu getiremezsiniz. Şeyhliği, dervişliği, müritliği, mensupluğu, bizim önümüze bunları getiremezsiniz. Önümüze bunları koyamazsınız. Çünkü tarih onları temizleyerek ilerliyor zaten. İstediğiniz kadar gayret edin. Koyamazsınız, koyamayacaksınız. Onun için burada Türkiye yüzyılı diyorsak, bağımsız Türkiye diyorsak, üreten Türkiye diyorsak eşit. Abduhu. Hz. Muhammed nedir? Hem Resuludur, yani Allah’ın Resulüdür, hem de Allah’ın kuludur. Bakın bu çok önemli. Hristiyanlıktan Müslümanlığı ayıran bir şey. Değil mi? Hz. Muhammed yalnız başına Resulullah değil, aynı zamanda Abduhu yani Allah’ın kulu. Değil mi? Hz. Muhammed Allah’ın kulu olduğu zaman hepimizin eşidi. Bu çok Müslümanlığın ileri yönü. Çok çok önemli. Şimdi ben hep meraklıyımdır. Hep buna bakarım namazda, şeylerde, ezanlarda. Nereye gitsem? İşte Iğdır’a gidiyorum, hemen kulağım ezanda. İşte bilmem Diyarbakır’a gidiyorum, kulağım ezanda. İşte İzmir’e gidiyorum, kulağım ezanda. İşte Ankara’da bilmem Saman Pazarı’na gidiyorum, kulağım ezanda. Veyahut İstanbul’un şu mahallesine, bu mahallesine gidiyorum, kulağım ezanda. Hep ezanda şuna bakıyorum. Abduhu diyecek mi? Yani değil mi? Ezanda o var. Abduhu diyecek mi? Yalnız Resuluhu mu diyecek? Yalnız Resulullah mı diyecek? Yoksa Abduhu ve Resuluhu mu diyecek? Ona bakıyorum. Şimdi İslam’ın esasında Hz. Muhammed hem Resulullah, Allah’ın Resulü, elçisi hem de Allah’ın kulu. Allah’ın kulu olması İslamiyet’in eşitlikçi yönü. Hristiyanlık ne yapıyor? Hz. İsa’yı göğe çıkartıyor. Ve Allah’ın hatta, estağfurullah diyelim, Allah’ın oğlu olarak değil mi şey yapıyor? Halbuki İslam’ın peygamberi ve onun son peygamber olması da önemli. Ondan sonra peygamber kesiyor. Ondan sonra kimse Allah’ın adına konuşamaz ve Allah’ın tebliğlerini sunamaz diyor değil mi? O çok çok önemli. Ondan sonra kesiyor. O insan, yani Hz. Muhammed Allah’ın kulu. Yani bizim gibi. İlkerle eşit, Nadirle eşit, Doğu’yla eşit, bizim eşitimiz. Bu felsefede o kadar güçlü bir tema ki, yani hepimiz eşitiz diye istediğimiz kadar konuşalım ama Hz. Muhammed de bizimle eşit dediğiniz zaman eşitliği en iddialı, en aşırı ve en karşı konmaz bir şekilde ortaya koyuyorsun. Onun için ben hep ezanlarda ona bakıyorum. Bazı ezanlarda bakıyorum, Abduhu var. Bazı ezanlarda bakıyorum, söylenmiyor. Soruyorum niye böyle? Diyorlar ki bazı tarikatlar falan bu Abduhu’yu siliyor falan. Halbuki bu İslamiyet’in en ileri, en son olması ve Hz. Muhammed’in de ayrı zaman peygamberi, yani en son peygamber olmasının aynı zamanda çok kuvvetli bir ifadesi. Evet, Sayın Genel Başkan, bu süreçte Besa Ozat’ın açıklamalarına dikkat çekmek istiyorum. İsrail’i doğrudan bir hegemonik güç ve PKK’nın yayın organlarında da sıra Türkiye’ye geliyor İran’dan sonra ve sizin bütünleşme vurgularınıza uygun bazı makaleler de çıkmaya başladı. Burada Dem Parti’nin bu tavırları bu süreci etkiler mi? AK Parti hükümetinin şu anki hızını nasıl buluyorsunuz? Hangi adımlarla bu süreç ilerler, bütünleşme süreci? Şimdi bakın, çok özür dilerim. İbrahim Benli, bir önemli bir not, Sayın İbrahim Benli bir not yolladı. Bizim atladığımız, üzerine durmadığımız çok güzel bir noktayı yakalamış. 26 Haziran’da yayınlandı İlker dergi, yani bayide. Burada diyor, bir mekanizma tam 5 gün sonra bir anda harekete geçirdi Sayın Doğu Perinçe’nin söylediği gruplara. Ama ben bunu bilmiyordum. Evet, bu yani 5 gün boyunca… 4 gün oluyor, bir gün önce olduğu için. Doğru, bir gün önce 4 gün boyunca 50 bin, baktım diyor 50 bin trajı olan bir, yani çok da böyle binlerce, yüz binlerce satılan bir dergi değil. Sadece bir tane olsun. Evet, ama 4 gün sonra bir mekanizma, Sayın Doğu Perinçe’nin işaret ettiği mekanizma harekete geçiyor. Buna da dikkat çekiyor. Bunu bilmiyordum, yani mekanize olması da gerekmiyor ama bunun bir iklimi var. Değil mi? Yani Türkiye’de tarihten kalan, İslamiyetle de hiçbir şekilde açıklanamayan, ondan sonra İslamiyetin de bana göre hoş görmediği bir tavır var. Yani bu şey, evet İslamiyet’te putlara tapmak haramdır. La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah, abduhu ve resuluhu diyoruz. Yani Allah’tan başka tanrı, ilah yoktur diyoruz. Dolayısıyla yani o putlara tapma döneminde işte hamurdan putlu yapıyor, taştan tahtadan put yapıyor falan değil mi? Onları Kabe’ye koyuyor falan filan. Dolayısıyla Hazreti Muhammed’in resminin, heykelinin falan olmaması bununla bağlantılı. Yani put yoktur diyoruz ve Hazreti Muhammed de putlaştırılamaz. Değil mi? Ama tabii şimdi öyle bir yere geldi ki resimle, heykelle falan Hazreti Muhammed’in de başkasının da putlaştırılması mümkün değildir. Ama burada bir duyarlılık var, bir hassasiyet var. Yani Hazreti Muhammed’in resminin olmaması, yapılmaması gibi bir hassasiyet var. Tamam bu hassasiyet hepimizin hassasiyeti olur. Çünkü madem böyle bir hassasiyet var, bunu paylaşacağız. Onu ifade edeyim. Bu böyle ama bu putlara tapmayı hatırlatan, ondan sonra tavırlarla ilgisi olmayan şeylerde, ondan sonra kalkıp bunu yakma yıkma nedeni olarak kabul etmek doğru değil. Yani diyelim bu hassasiyetimize bazıları saygı göstermedi. Bunu toplum olarak diyelim mahkum ederiz falan ama gideceğiz onları döveceğiz, vuracağız, kıracağız. Kahramanmaraş’taki gibi yapacağız. Madımak’taki gibi yakacağız. Başbağlar köyündeki gibi gideceğiz. 34 köylümüzü kurşuna dizeceğiz falan. Yani bunun islamiyetle bir ilgisi yok. Onu tespit etmemiz lazım. Açılımla ilgili de kısaca pardon, bütünleşme süreci. Şimdi size Besel Ozad. Besel Ozad’ı Nisayet karşılayacağım. Oradan şey yapalım. Yani sonuç itibariyle Abdullah Öcalan’ın da, Besel Ozad’ın da İsrail’i karşıya koymaları bizim bütünleşmemiz bakımdan ve yaşadığımız süreç bakımından çok çok önemli. Buna değer vermemiz lazım. Yani sonuç itibariyle. Çünkü geçmişte neydi? PKK İsrail’den büyük ölçüde destek görüyordu. Amerika’dan büyük ölçüde destek görüyordu. Silah alıyordu, eğitim alıyordu. Başka teknolojik imkanlar öğretiliyordu onlara. Şimdi PKK İsrail’den, PKK’nın artık örgüt olarak da yok ama diyelim eski PKK yöneticileri, İsrail’i düşman olarak görüyor. Bu bütünleşme süreci bakımdan çok önemli. Bütünleşme bu sayede olacak. Evet. Perinçek şimdi bir de Ulusal Kanal’ın kampanyası var aslında. Konuştuğumuz konular içinde. Devam ediyor. Biz Aydınlık olarak bu kampanyaya bizi de heyecanlandırıyor. Geçtiğimiz gün biz de emekçiler olarak kendi tuzumuzla ne yapabiliyorsak bir katkı sağladık. Maaşlarından katkı sağladı bütün Aydınlık emekçileri. Tabii ki. Tebrik ediyorum. Ama bizi esas heyecanlandıran Ulusal Kanal’ın dünyada birinci olması. Şimdi bakın kampanyanın önüne geçti bu. Yani büyük iftar duyduk ondan sonra. Şimdi elimde isterseniz onu gösterelim. YouTube verilerini alabilir miyiz? Türkiye’yi gösterelim. Türkiye’de Ulusal Kanal birinci kanal. Onu gösterelim. Son bir ayın Türkiye sıralaması. Onu gösterebilir miyiz lütfen? Evet. Son bir ayın Türkiye sıralamasını gösterelim değerli arkadaşlar. O değil. Dünyada üçüncü Türkiye’de birinci. Bu değil. Şu şunu. Tarih var mı aşkına? Yok. Şu resmi gösterelim. 300 milyonlu bir de. Bakın şimdi bunu göstermeyin. Yapmayın. Bu minnacık minnacık. Bak şurada görünüyor. Bu birinci kanal. Bak usta Ulusal Kanal YouTube’da Türkiye’nin en çok izlenen kanalı. Ben bunu verdim abi. Lütfen yani niye böyle yapıyorsunuz? Niye iyi çalışmıyoruz? Niye özenli değiliz değerli arkadaşlar? Şunu göstereyim. Ben okuyayım buradan. Şimdi buluyor arkadaşlar. Gösterin. YouTube’da artık YouTube’dan izleniyor kanaldan. YouTube’daki sıralama reyting denen izlemeyi veren sıralama. Ben bile şaşırdım. Hem iftihar ettim hem şaşırdım. Hayret ettim bu başarıya. Ulusal Kanal son bir ayda 300 milyon görüntülenmiş. 300 milyon. Evet bu. 300 milyon görüntülenmiş. Arkasından gelen Cennet Türk 100 milyon. Biz hepimiz Cennet Türk seyrediyoruz. Cennet Türk de o konuşuyor, bu konuşuyor. Sopalarla fazlitalarda herkes bir şeyler yapıyor falan. İşte Türkiye’de ve bütün dünyada Ulusal Kanal 300 milyon görüntüleniyor. Cennet Türk 100 milyon. Yani Ulusal Kanal Cennet Türk’ün 3 katı izleniyor. Devam ediyorum. Haber Global 78 milyon. Ulusal Kanal onun 4 katı. Halk TV, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kanalı 74 milyon. Ulusal Kanal onun yine 4 katı. 75 milyon olsa 4 katı olacak. Ahaber 73 milyon. Ulusal Kanal Ahaber’in yani AK Parti’nin kanalının 4 katı izleniyor. Sözcü TV 69 milyon. Ulusal Kanal Sözcü TV’nin 4 katından da fazla izleniyor. TRT World koskoca hükümetin, devletin, ondan sonra kanalı. Ulusal Kanal onun yine 4 katından fazla. TRT Haber değil mi resmi 44 milyon. Ulusal Kanal 6×4 240, 7×4 28. 7 katı. Ulusal Kanal TRT Haber’in 7 katı izleniyor. Allah’ın üstü bir baş. Sizleri tebrik ediyorum. Sizler Ulusal Kanal’a büyük emek verdiniz. Şimdi devam ediyorsunuz. Sizleri tebrik ediyorum. Ulusal Kanal Türkiye birincisi oldu. Ve açık ara. Arada böyle 3 kat fark var. CNN Türk’te bunları yayınlasın. Bütün televizyonlara öneriyorum. Bu tabloyu yayınlayalım. Herkes kendisinin nerede olduğunu görsün ve Türk milletine açıklasın. Ben çok izleniyorum falan filan. Bunları bırakalım. İşte burada bütün manzara bu. Bu Ulusal Kanal’ı şimdi bir de dünyada görelim. Dünyadaki sıralamayı lütfen burada yayınlar mısınız? Aradaki çizgi de çok yanlış. Şeyin çizgisi o değil mi? Ekranda gözükmüyor. Dünyadaki şeyi lütfen verelim. Ben onu anlatmaya başlayayım müsaade ederseniz. Dünyada 3. Koskoca dünyada yani Amerika Birleşik Devletleri’nden Japonya Çin Halk Cumhuriyeti’ne kadar 7 iklim. Dünyada Ulusal Kanal 3. izlenen kanal. Orada da rakamları vereyim. Hala bulamadık mı arkadaşlar? Çok kadar ağır çalışıyoruz. Şimdi bazı kanallar dünya sıralamasına girmek için İngilizce yayınlara başlıyorlar. İngilizce daha çok izlenir diye. Neyse onu da konuşacağız. Ama şimdi bakın dünyadaki sıralamayı veriyorum. El Cezire 84 milyon bir günlük izlenme. İkinci kanal El Arabiya bir günde 52 milyon izleniyor. Üçüncü kanal Ulusal Kanal ilan ediyorum. Dünyada 3. izlenen kanal. Yani Pasifik Okyanusu’ndan Atlas Okyanusu’na kadar bütün dünyada 3. izlenen kanal Ulusal Kanal 30 milyon bir gündeki izlenme. El Cezire 1. 84 milyon, El Arabiya 2. 52 milyon, Ulusal Kanal 3. Ay Yıldız 30 milyon, El Cezire’nin İngilizce kanalı 25 milyon, Hindistan düşünün 1.5 milyar münevheri var. Amazon kanalı 23 milyon, Fox News 23 milyon, MSNBC Amerikan kanalı 12 milyon, NDTV Hollanda kanalı 11 milyon, BBC bütün medyanın sultanı olarak bilinir 8 milyon, CNN yani bu Amerikanın CNN’i, CNN Türk’te 8 milyon. Bizim bayraklarla Ulusal Kanal’ın altındaki Amerikan kanalları Fox News, MSNBC ondan sonra ve CNN. Yani 3 tane Amerikan kanalını altına almış, BBC altına almış, Hollanda’nın bütün Avrupa’nın en çok izlenen bir kanalının altına almış. Ulusal Kanal böyle bir yerde 3. Düşündük 5. olduk, şimdi 3. oldu Ulusal Kanalımız. Hedef ne? Bu yılın sonuna kadar Ulusal Kanal ilan etti, Ekrem Usta. Ekrem Usta ilan etti, Ulusal Kanal’ın genel yayın üretmeni dedi ki, Ey ahali, ey millet, birinci kanal olacağız. Bu yılın sonuna kadar birinci kanal olacağız, onun için yüklenelim. Dolayısıyla Ulusal Kanal, evet borçları vardı şimdi ödeyecek ödeme noktasına geldi, bu 15 milyonluk kampanyayla falan ama borçları ödeyelim diye kampanya yapılırken, birdenbire Ulusal Kanal’ın dünya 3. olduğu rakamları geldi ve Ulusal Kanal şahlandı ve önüne dünya birincisi olmayı koydu. Bu yılın sonuna kadar. Dünya birincisi nasıl olacak? İnsana yatırımla, insan kaynaklarını güçlendirerek, araca yatırımla, propagandaya yatırımla olacak. Dolayısıyla Ulusal Kanal şimdi bu kampanyayı, evet 15 milyon hedefine dünkü tarihle ulaştı, şimdi rakamları vermiyorum, hedefini geçti ve 14 Temmuz’a kadar Ulusal Kanal önümüzdeki 2 hafta içinde 20 milyon hedefini de koydu ve onu da geçecek. Buradan çağrıda bulunuyoruz. Ulusal Kanal’ı birinci kanal dünyada yapmak için üçüncüyüz, yani 18. kanalı birinci kanal yapmayacağız, üçüncüyü birinci yapacağız. Geliyoruz, 9.’dan 5. olmuşuz, 5.’den 3. olmuşuz. Şimdi birinci kanal yapmak için Ulusal Kanal’ı hepimiz emeğimizden, karımızdan, kazancımızdan, biriktirdiklerimizden Ulusal Kanal’a katkıda bulunacağız ki Ulusal Kanal insan kaynaklarını zenginleştirsin, Ulusal Kanal araçlarını, gelişlerini, ekranını güzel zenginleştirsin. Ekrem Usta’nın önderliğinde, İlker arkadaşımızın gene önderliğinde, Ekrem Usta, İlker arkadaş, Çağdaş arkadaş, Adnan Türkan çok esastı. Bir mahşerin dört atlısı gibi. Bir de Duygu Genel Müdürümüz oldu, disiplin. Duygu çok esastı, beşli diyelim yönetim, mahşerin beşli. Bir de Sayın Genel Başkan, onun müjdesini de verelim, bu ekibe bir tecrübe takviyesi yaptık, İsmet Öğütücü’yü de ekledik, o da idari sorumluluğumuz oldu. Ona da çok tebrik ederim İsmet Öğütücü. Bizim kırk elli yıldır beraber çalıştığımız çok bir ekibi olan bir arkadaş. Biraz evvel Muhammed Çoban, onu da şey yapalım. Melih Yıldırım’ı da söyleyelim, teknik müdürümüz. Dolayısıyla arkadaşlar, ey millet, ey Türkiye halkı, yükleniyoruz, yükleniyoruz. 30 Haziran tarihi itibariyle 15 milyon hedefine ulaşmıştır. Ulusal Kanal bize verdiği rakamlar onun yerisine geçmiştir. Ama şimdi 14 Temmuz’a kadar, iki hafta daha, daha fazla uzatmıyorsunuz, iki hafta daha, bu iki hafta içerisinde 20 milyonu bulacağız. Ve Ulusal Kanal bize söz veriyor, Ekrem Usta bize söz veriyor. Ve Ekrem Usta’nın ekibi, Mustafa İlker Yüceller ve diğer kadro, mahşerin beş atlısı bize söz veriyor. Onların da kendilerinin de duracaklarından da eminiz. Diyorlar ki biz bu yılın sonuna kadar Ulusal Kanal’ı, birinci kanal yapacağız. Hepimizin gayretiyle, destekliyle. Biz de o gayrette varız. Hep beraber gayrette varız. Ve şimdi yükleniyoruz. Hepimiz üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz. Derhal ve etrafımızdan bu gayreti. Ve burada bir tek şey söyleyeceğiz. Üçüncü kanal, üçüncü kanal. Türkçe ile üçüncü kanal oldu. Bu üçüncüye çıkmasın. Türkçe yayın yapan bir kanal, İngilizce yayın yapan bir dünyada, ondan sonra üçüncü kanal oldu. Bu olağanüstü bir başarıdır. Şimdi birinci, birinciliğe ilerleyeceğiz. Birinci kanal olacağız. Birinci kanal olmak için hepimiz üzerimize düşen görevi yapacağız. Ve Ekrem Usta ve arkadaşları da bize, diyelim, daha bir aralığa varmadan, yılın sonuna kadar birinci kanal olacağız diye söz veriyorsunuz ama ben güveniyorum, eminim, aralığa varmadan bir tarihte çıkacaksınız. Diyeceksiniz ki tamam, hedefimize ulaştık, birinci kanal olduk. Ondan sonra yeni hedefler koyacağız. Durmak yok, daha ileri hedeflere. Türkiye’miz için, vatanımız için, üretim devrimi için, emekçilerimiz için, işçi sınıfımız için. Ondan sonra daha ileri hedeflere hep beraber ilerleyeceğiz. Çok teşekkür ederiz, bize büyük moral verdiniz. Yani Ulusal Kanal’ın değerli yöneticileri, bizim güvenimizi güçlendirdiniz. Yani Türkiye yalnız kromda, yalnız fındıkta, dünyada rekabet de değil, medyada da. Bu çok önemli. Yani diyelim Türkiye dünyanın en çok fındık üreten bir iki ülkesinden biri. Diyelim kromda galiba birinciyiz. Ondan sonra bir takım kıymetli madenler yavaş yavaş, söz konusu Torunum vs. Ama entelektüel bir faaliyet olan medyada şimdi Türkiye başa güreşmeye başladı. Amerikan kanallarını arkada bıraktı. Hindistan kanallarını arkada bıraktı. İngiltere’nin dev BBC, News’i arkada bıraktı. Ondan sonra Aslanlar gibi, A Yıldızlı Ulusal Kanal, Dünya 3.sü. Üstümüzde de Arap karahanları var, El Ceziri ve El Arabiya. Onlar da diyelim kardeş kanallar ama biz o yarışta onları da kusura bakmasınlar, geçmeye karar verdik. Onların da daha iyi başarılar kazanmasını isteriz. Diyelim onlar 84 milyondan 100 milyona çıksınlar, biz 110 milyona çıkacağız. Çok teşekkürler Sayın Genel Başkan. İçerimize düşeni yapıyoruz. Tabii, iki hafta boyunca yükleneceğiz. On beş milyon geçtik, şimdi iki hafta içerisinde yirmi milyonun da ulaşacağız. Haftanın kitabı ve haftanın müziğini alalım. Haftanın kitabı, değerli arkadaşlar, benim Hz. Muhammed diye bir çalışmam var. Silahlı Peygamberin Medeniyet Devrimi alt başlığını taşıyor. Ben burada, evet hepimizin bildiği gibi Hz. Muhammed Allah’ın Resulü ve İslam Peygamberimiz ondan sonra ama onun ötesinde ben Hz. Muhammed’in insanlık açısından, yani yalnız Müslümanlar açısından değil, bütün insanlık açısından değerini, dünya devrimindeki tarihsel rolünü anlatmaya çalıştım. Şimdi de gündemde oldu. Bu Hz. Muhammed kitabını öneriyorum. Kaynak yayınlarından çıktı. Okunmasını, eleştirilmesini bekliyorum. Bütün izleyenlerimizden bu rica ile bu kitabı okumalarını dilerim. Bugünkü kitabımız bu. Evet. Müzik de şu, Atatürk’ümüze karşı, Atatürk diye bakmayalım, Atatürk’ü hiç kimse bir şey yapamaz. Yani o tarihin büyük değeri, ona karşı terbiyesizliklerle falan hiçbir şey kaybetmez. Ama Aşık Veysel’in, Atatürk’ün bizim halkımızdaki şeyi bıraktığı izler, Aşık Veysel’in bir Atatürk’e ağıtı var. Onu da müzik olarak şey yapıyoruz. Evet. Az önce ekibi sayarken, tabi bu YouTube’daki başarımızın mimarlarından, Barış Demiralay arkadaşımızın da ismini buradan söylemiş olalım. Çok sistemli, güzel bir çalışma. İsimsiz Kahramanlar. Evet, İsimsiz Kahramanlar gerçekten. Onda çok iyi bir ekibi var. Tabii, başka arkadaşlar da var. Yani Ekrem Usta o bakımdan çok iyi kalkıyor. Orada bütün çalışanları, çay getirenler, temizleyen arkadaşa kadar hepsinin isimlerini anıyor. 85 tane. Ulusal Kanal’ın 85 tane çalışanı var. 85 Kahraman. 85 Kahraman var. 85 Kahraman’a selam olsun, hepsine teşekkürler. Şimdi bunu en baştan alalım. Tabii, galiba gösterirken başa alıyor arkadaşlar. Aşık Veysel’in Atatürk’e ağıtı. Evet. Başlatalım mı? Başladı. İzleyicileri bize veda deyip tam ekran yapalım, uygun görüyorsanız. Neyi? Klibi gösterelim. Biz veda ettikten sonra haftanın müziğini genelde veda konuşmasını yapıyoruz. Sonra tam ekran gösteriyoruz. Şimdi bizim ortada gösteriyor arkadaşlar. Çok güzelmiş. Peki, Sayın Genel Başkan çok teşekkür ederiz. Çok güzel bir program oldu. Teşekkür ediyoruz. Evet. Amerika ve İsrail kışkırtmasıdır. Hazreti Muhammed’in ve Büyük Devrimci Önderimiz Atatürk’ün hedef alınması. Bunlar Amerika ve İsrail kışkırtmasıdır. Bilir bilmez, bu niyette olmadan alet olabiliyor insanlarımız. Bu bilinçlerimizdeki çamurlardan, tortulardan oluyor. Hepimizde o çamurlardan, tortulardan nasip aldığımız bir şey vardır. Hiç kimseye kınamıyoruz. Yani o bilinçlerindeki tortu, çamur dolayısıyla. Onları temizlemek için milletçe bir arınma gayreti içinde olacağız. İdeolojik bakımda arınma ve eşit, herkesin eşit olduğu bir dünya için, sınıfsız, eşit bir dünya için o özlemlerle birleşerek kaynaşacağız, el ele vereceğiz, omuz omuza vereceğiz ve üreten Türkiye’yi, birleşen Türkiye’yi hep beraber kuracağız. Evet. Çok teşekkürler. Nadir, çok teşekkür ediyorum katkılarınız için. Değerli Ulusal Kanalizasyenler’e haftaya yeniden Çıkış Yolu programında buluşacağız. Herkese iyi akşamlar diliyoruz. Sibessiz bu dünya fani, Tanrı’nın aslanı hani, insi cinni cemi mahluk, hapisi birden ağladı. Sibessiz bu dünya fani, Tanrı’nın aslanı hani, insi cinni cemi mahluk, hapisi birden ağladı. Doğu batı, cenipsi, malaman, Tanrı bu nasıl hal? Atatürk’ü öldü zavallı bir memur, altın kurşun, yatsa gitmem sana, ağladı. İskenderi, Zülkarneyi, çalışmadı bunca leyin, her millet Atatürk deyin, cemiyetin aklıma ağladı. İskenderi, Zülkarneyi, çalışmadı bunca leyin, her millet Atatürk deyin, cemiyetin aklıma ağladı. Atatürk’ün özelleri söylenecek bundan geriye, bütün dünyanın her yeri mahcaptı, vatan ağladı. Fabrikalar icat etti, atalığın ispat etti, varlığın Türkiye terk etti, döndü çarşı devran ağladı. Fabrikalar icat etti, atalığın ispat etti, varlığın Türkiye terk etti, döndü çarşı devran ağladı. Bu ne kuvvet, bu ne kudret vardı, bunda bir hikmet, bütün Türklerin hizmet gözlerinden kan ağladı. Tren hattı, tayyareler, Türkler giydi, hem karalar, semergandı, buharalar, şiddi her yan ağladı. Tren hattı, tayyareler, Türkler giydi, hem karalar, semergandı, buharalar, şiddi her yan ağladı. Siz sağ olun Türk gençleri, çalışanlar kalmaz geriye, Maraş el-Fevzi askerleri, ordular teymen ağladı. Zannetme ağlayan gülmez, aslan yatağı boş kalmaz, yalnız gidenler gelmez, melek-i mevt-i melinden her gelen insan ağladı. Uzatma ve sel bu sözü, dayanmaz herkesin özü, koruyalım yurdumuzu, dost egin düşman ağladı. Maraş’a gidenler, toplantı rolünü kuran-ı kerimden önderdi. Ahşap, metal, kompozit, inşaat ve dekorasyon sektörlerine özel ürünler. Zımpara makineleri, toz emiciler ve aksesuarlar, aşındırıcılar, parlatma ürünleri, özel çözümler. Kabe Zımpara, çözüm ürünleri.

Paylaş