Çıkış Yolu | 10.06.2025

Çıkış Yolu | 10.06.2025

Efendim hepinize iyi akşamlar. Bir çıkış yolu programında daha sizlerle birlikteyiz. Bu hafta biraz kısa olacak ama öz olacak her hafta olduğu gibi. Yündem çok yoğun gerçekten çok yoğun. Biz biraz böyle kenarından ve bizim için öncelikli olan tarafından geçeceğiz gündemin. Bu hafta baş başayız. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçek ile birlikte. Hoş geldiniz efendim. Lafı hiç uzun etmeden. Asfalye çıkış yoluna kılıç duruyoruz. Evet evet evet gerçekten bu bir hasbihal olacak. Bir bayram idrak ettik hep birlikte. Evet tabii bayram umutların paylaşıldığı, iyimsellik zamanı. Ve çok çok önemli bizim İslamiyetin paylaşmayı ondan sonra dayanışmayı, gelecek kuşaklara miras olarak bırakmamızı bize öğütleyen Kurban Bayramı. Onu güzel milletçe geçirdik. Beraber geçirdik ve o değerlerimizi yeniden bir tazeledik. Yüreklerimizde bilinçlerimizde o değerlerimizi kabarttık. Mesela nedir? Kurbanda en önemli şey kurbanı dağıtmak. Kurbanın dağıtılması o çok çok önemli. Geçen de bir fıkra anlattılar. Galiba Ethem Sancak anlattı. Hazreti Peygamber işte, siz mi anlattınız? Hayır Ethem Bey anlattı. Ethem Bey anlattı. Kurban bayramında kurban kesmiş Hazreti Muhammed Peygamberimiz. Ondan sonra kesildikten sonra Hazreti Ayşe’ye sormuş ne oldu, ne kaldı bize falan diye. Hazreti Ayşe de demiş ki bir tane but kaldı. Hayır demiş esas bizim olan bize kalan demiş o dağıttığımız bir koyun da üç diyelim but yani. Esas bizim olan onlar yani dağıttığımız kadar biz varız falan. Bu çok önemli yani biz verdiğimiz kadar, dağıttığımız kadar, paylaştığımız kadar biziz. Öbür türlü hep bana hep bana dediğimiz zaman o bizde olmuyor, bende olmuyor hatta. O bencillik oluyor. O bakımdan kurban bayramı bizim için çok değerli ve gelecek kuşakları bırakacağımız büyük değerlerin, erdemlerin günü. Ne güzel. Üryan geldik üryan gideceğiz ne bırakacağız ama değil mi? İşin gerçeği o yani üryan geldik üryan gidiyoruz. Dünyanın en büyük hakikati o. Ozan da ne güzel söylemiş değerli Perinçek. Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün. Ne bilal kadarmalığın olsa ne fayda. Biraz vakfiya mantığımızda tarihimizdeki vakfiya mantığı da herhalde bu erdemlere dayanıyor değil mi efendim? Vakıf o tabii. Sonuç itibariyle insanın dünya malını bir davaya bir adaması vakfetmek. Sonuç itibariyle vakıf biz gittikten sonra bu dünyada kalan biz oluyoruz. O vakıf ne yapıyor? Aş dağıtıyor, iş dağıtıyor ondan sonra hayır dağıtıyor. O bakımdan o vakıf geleneği de bizim yaşayan yerimiz yaşayan gönlümüz diyelim. Güzel gelenekler onlar tabii. Bayram sürecinde kısa bir süre 2-3 gün kadar Sanakkale’deydim. İşte Ayvacık izine taraflarındaydım. Sevindirici bir haber vermek istiyorum size. Birçok eve ziyaret ettik, köy kahvelerine girdim konuştum etti falan. Ulusal kanal izleniyor. Bu çok sevindirici. Hatta bir de sizi biraz gülümsetecek bir not var bir mesaj var üzerimde. Ayvacık’ta bir kasaba kahvesine girdim. Selamun Aleyküm, Aleyküm Selam hoş geldiniz falan. Size şöyle bir mesaj gönderdiler. Sayın Perinçek çok ciddi konuları bazen çok can alıcı konuları bazen çok can yakıcı konuları anlatıyor ama onun anlatırken ki güler yüzü bizi ekrana bağlıyor diye. Gerçekten bunu samimiyetle ifade ettiler. Bu çok mutlu etti beni size paylaşmak istedim. Güler yüzü ihtiyacın var. Çünkü iyimsellikle bir şey başarılıyor, kötümsellikle hiçbir şey başarılmıyor. Sonuç itibariyle bir işe yapacağınız zaman bardağın dolu olan, var olanla yeni bir şey yapabiliyorsunuz. Yok olanla bir şey yapamıyorsunuz. Onun için yokların altını çizdiğiniz zaman o şey dede Korkut’ların başında çok güzel bir giriş vardır. İşte üç tane kadın anlatılır. O kadınlardan biri de olumsuz kadın. Ondan sonra işte bir olumlu kadından dağdan bir konuk gele. Ondan sonra evde evin eri olmaya. Ondan sonra o konuğu, o dağdan gelen konuğu izzetle, ikramla yedirir, içirir, misafir eder. İşte o hatun, o kadın evin direğidir. Bir de olumsuz bir kadın çizer. İşte dağdan bir konuk gele. Ondan sonra o konuk geldiği zaman hatta evde de eri ola. Ondan sonra işte eri diye ki konuğumuza gelelim, ağırlayalım falan filan. Kadın elini beline koya. Ondan sonra evde un mu var ki, bilmem ne mi var ki. O da diyor ki, o şey kadındır diyor, olumsuz kadındır. Yani bir olumlu kadın bizde ikram eden, ağırlayan, paylaşan, olumsuz kadın da yok diyen var. Dolayısıyla bizim Türk milletinde, Türk halkında kavim olarak çok önemli. Hep olumluya bakan. Mesela bir şey kırılır, yağ gelecek deriz. Bir şey kırılır, yağ kırıldı falan diye yanmayız. Ama ne deriz, yağ gelecek. Yani olumsuz bir şeyden olumlu. Aslında insanlığın bütün çözümleri budur. Çünkü olumsuzluk bütün dünyada var. Felaketler var, karşılaştığımız büyük zorluklar var. Bütün mesele oralardan olumlu sonuçlar çıkarabilmek. Bütün insanlığın en büyük macerası, kazançları da bu zihniyetle oluyor. Onun için hayata böyle gülerek bakan, Nasrettin Hoca’lar, Bekri Mustafa’lar, Türk milletinin çıkarttığı o gülen insanlar. Şairlerimiz, Hicivler, Taşlamalar, Eşrefler, Can Yüceller. Karşısında Nasrettin Hoca’yı düşünelim. Ne silahı var, ne külahı var. Karşısında koskoca Timur var ama o Timur’la mizah yoluyla nasıl baş ediyor. Oturuyor posta tam önüne. Timur’un filleri var falan filan. Peki, hemen bir şey sormak istiyorum. Sayın Perinçek, Amerika’da ortalık birbirine giriyor. Sokak eylemleri falan. Şimdi olumlu mu bakacağız, olumsuz mu bakacağız, nasıl bakacağız bu meseleye? Çok yorum var çünkü. Öngörülen bir şey. Yani şöyle, gazetelerde çok çeşitli haberler var. Onları da tabii değerlendiriyoruz. Ama Amerika’nın yaşadığı sürecin içinde bütün bu olaylar bir anlam kazanıyor. Amerika’nın yaşadığı süreç ne? Amerika bir yol ayrımına geldi. Hangi yol ayrımına geldi? Amerika bir haraç sistemi kurmuştu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra. 45 yıldır İkinci Dünya Savaşı. Ondan sonra kalktı doları. İşte Bretton Woods konferansıyla Amerika’nın geçerli dolaşan para birimi olarak dünyaya kabul ettirdi. Çünkü arkasında da bir silahlı gücü var. Yani İngiltere, Fransa, Almanya bunlar savaşlarda çok büyük yıkımlarla karşılaştılar. Ve artık onların borusu ötmüyor. Amerika birdenbire dünyanın efendiliği iddiasıyla ortaya çıktı. Ve doları dünyaya geçerli para birimi olarak dayattı. Sonuç itibariyle ne oluyor? Beyaz kağıdın üzerine yeşil mürekkepli 200 dolar diye basıyorsun. Maliyeti diyelim 3-5 cent. Ondan sonra bunu üzerine yazılan 200 dolar değerle sürüyorsun. Onun karşısında işte demir alıyorsun, çelik alıyorsun, çinko alıyorsun, buğday alıyorsun, pamuk alıyorsun, makine alıyorsun falan filan. Yani kağıt veriyorsun, onun karşısında eş değeri olmayan alıyorsun. Bu dünyanın gördüğü en büyük haraç sistemi. Yani bunu ne Cengizhan, ne Timur, ne başkası falan ya o büyük haraç sistem. Bu Federal Reserve System biraz bu mu? Evet bu. O haraç sistemiyle, dolar basarak dünyanın haracını yedi. Ve tabi o Amerika’da büyük bir zenginlik yarattı. Bugün 1945’den yakın zamana kadar. Ama son yaşadığımız olayları uzatmayalım. Ama Amerika’nın karşısında büyük güçler oluşmaya başladı. Çin onu sırtına alma gücü paritesi olarak ekonomide geçti. Çin’in silahlı gücü, Rusya’nın silahlı gücü, işte Vietnam Savaşı, Küba Devrimi, Nicaragua, ondan sonra Laos vs. dünyadaki devrimler, Araplar ve doların dolaşım alanını sınırlayan sonuç itibariyle bir tablo ortaya çıktı. Ve dolayısıyla Amerika’nın haraç sistemi çöktü. Dolayısıyla çöken haraç sistemi karşısında Amerika bir yol ayrımına girdi. Yani eskisi gibi silahla doların dolaşımını dayatamıyor ondan sonra. Yani onun karşısında önemli silahlı güçler var. Dolayısıyla Trump burada bir Amerika gerçeği olarak çıktı. Yani biz artık eskisi gibi dünyada silahımızı dayatarak, dünyaya demokrasi götürüyoruz falan filan diye bu haraç sistemini sürdüremeyiz. Dönelim içimize, First America, Birinci Amerika diyelim. Dünyada böyle silah dayatma yoluyla bu haraç toplama sistemi bitmiştir gibisinden. Şimdi o bocalamaları yaşıyor. Ben de bu abd yol ayrımında kitabında bunu yazdım. İşte Biden’ın böyle çok bugünkü durumu yansıtan bir resmi vardı. Yani iflas etmiş olan sistemin çözümünün temsilcisi olarak. Trump buradan artık biz bu dünyaya silah dayatarak falan filan bu haraç sistemini sürdüremeyiz temsilcisi ama bir yandan da tabi bir Amerika gerçeği var. Onu sürdürmek isteyen çok önemli bir güç var. Derin devleti var. Amerikan emperyalizmi var. Onun doğası var vs. Şimdi bu iki kuvvet arasında, yani diyelim birisini Biden temsil ediyor. Demokrat Parti, birisini Cumhuriyet Partisi olarak Trump temsil ediyor. Bu iki kuvvet arasında bir çarpışma var. Ama bir de üçüncü bir güç var. Nedir? Amerikan halkı. Yani bu iki kuvvet emperyalizmler arası. Amerikan emperyalizmin kendi içindeki bir çarpışma. Ama bir de burada Amerika’nın rakamlara bakıyoruz. Hele bu Covid falan sürecinde hastanelerde perişan olan insanlar, bilmem milyonlarca insan sokaklarda yatıyor. Ondan sonra bir hizmet göremiyor. Doğrudur gıda sıkıntısı çekiyor. Sağlık hizmeti göremiyor. Eğitim hizmeti göremiyor falan. Bir de o Amerikan halkı var. Bu tarihe baktığımız zaman da bu halk hareketleri ilk önce sistem içinde çarpışan kuvvetlerinin birinin içinden boy göstermeye başlıyorlar. Yani kendi bağımsız güçleriyle belki ortaya çıkamıyorlar. Ama böyle yavaş yavaş bu Amerika’da da Trump’ın arkasında, işte o kızıl enseliler falan deniyor. Onlar daha çok halk kesimini temsil eden güçler falan. O Trump’ın camiasının, topluluğunun içinden de bir Amerikan halkı, kolboylar diye. O kolboyların da böyle yavaş yavaş tarih sahnesine çıktığını görüyoruz. Kaliforniya’da olan olaylar, yani bir yandan Biden’la Trump arasında bir savaş ama bir yandan da o Trump tarafının içine saklanan, orada boy vermeye başlayan bir Amerikan halkı veyahut da kolboy çizgisi diyelim. Çünkü kolboy sonuç itibariyle sığır çobanı. Emekçi oluyor. Evet, emekçi sonuç itibariyle. Onun faziletleri de var. Dürüst, namussuzluk falan filan gibi. Böyle bir tarihsel döneme girdik. Onun için bir de yol ayrımında diyoruz bu geldiğimiz yere. Ve tabii bir yandan da Avrupa’da çok önemli bir çöküş var. En önemlisi insanın çökmesi. Yani baktığımız zaman emperyalist sisteme nüfus yaşlanıyor. Sanayinin nüfus ihtiyacı, insan gücü ihtiyacını karşılayamayan bir tablo ortaya çıkmaya başlıyor. Uyuşturucu, eşcinsellik, bilmem diğer intiharlar vesaire. Yani kirlenen bir insan var Batı sisteminde. Belki o para falan ilişkilerinden çok daha önemli. Çünkü kirlenen insanla ne yapabilirsin? Sanayi mi yapabilirsin? Tarım mı yapabilirsin? Kültür mü yapabilirsin? Sanat mı yapabilirsin? Dolayısıyla kirlenen insan aslında Amerikan ve Avrupa emperyalizminin bugün karşılaştığı en büyük problem. Çünkü ekonomik çözümlerde, sanatsal çözümlerde, kültürel çözümlerde eninde sonunda insanla. Ama o kirlenen insan bu sorunların hangisini çözecek? Böyle bir soruyla karşı karşıya sistem. Covid döneminde dediniz. Evet gerçekten çok büyük bir sınav verdi Amerikan halkı Covid döneminde. Benim orada işte tanıdıklarım var, akrabalarım var, üst düzey ticaret yapanlar var, Dünya Bankası’nda görevli olan tanıdığım aileden olan insanlar var. Ve Türkiye’yi gözlemlerken şunu söylediler. Yani işte bizi şu an izliyor izleyenlerimiz. Bolluk içerisindesiniz, Covid’i çok güzel atlatıyorsunuz siz dediler. Şey bulamadık yani biz maske bulamıyoruz burada dediler. Herkes evinde işte yastık yorgan kesip maske yaparak çıkmışlar sokağa. Yani siz çok kolay atlatıyorsunuz. Biz bunu inandıramadık aslında o süreçte. Yani biz bir şeyi iyi kotarıyoruz, gücümüzce iyi kotarıyoruz diye. Ve ondan sonra çok enteresandır. Oradan işte telefonlaşmalar, birebir görüşmeler. Bu yaz tatilinde buradaydı tanıdıklarım, akrabalarım. Dediler ki Covid sürecinden sonra Amerikan halkından bu böyle gitmeyecek artık. Yani bu yılan içeriye döndü ve kendini yemeye başladı. Bizden yemeye başladı. İşte silaha para ayrılmasın, sağlığa ayrılsın. İşte savunma diyorsunuz ama silahlanıyorsunuz. Sizin ne işiniz var Kuzey’de, Doğu’da ne işiniz var, Doğu Akdeniz’de diyen bir şey yükselmeye başladı. Amerikan kamuoyunda bir şey. Şimdi acaba bu mu? Yoksa yani bu bir halk hareketi olarak mı bakalım buna, bir tarafta Biden’ın kışkırtması olarak mı bakalım? Yoksa bu bugüne kadar ki var olan birikimin, birikimin, birikimin gelip Trump’ta patlaması. Çünkü Trump bir iş adamı. Buraya doğru gidiyor diyelim. Yani… Rotasına mı girdin? Belki bugün bağımsız bir halk hareketi yok. Yani mesela bakıyoruz bu Kaliforniya’daki falan hareketi. Orada işte yakan yakan, vuruşan çarpışan insanlar, polisler vesaire. Amerika’nın o bölgenin halkı, göçmenleri falan filan. Ama bu diyelim bağımsız, kendi hedefleri olan, kendi programı olan bir halk hareketi düzeyinde değil. Ama ne oluyor? Oraya doğru gidiyor. Yani bu süreç halk tecrübeler içerisinde kendi programını, kendi bağımsız hedeflerini… Küreselcilere karşı mı bu? Sayın Başkan diyebilir miyiz? Şimdi şöyle, tersi yorumlar da var. Yani küreselciler Trump’ı yıpratmak için bu hareketi destekliyor diyorlar. Hakikaten küreselciler, Demokrat Parti. Kendilerine patriotik diyenler de işte Trumpçılar. Burada o Kaliforniya’daki hareketleri daha çok Demokrat Parti’nin, yani küreselcilerin desteklediği görülüyor. Rusya’ya baktığımız zaman da, Rusya’nın açıklamalarında da, yani Ukrayna’daki gibi bu bir turuncu hareket falan değerlendirmeleri yapılıyor falan. Ama sonuç itibariyle bu hareket şuraya doğru ilerliyor. Yani iki tane büyük güç var, diyelim küreselciler ve patriotlar. Şimdi bu ikisi arasında bir çarpışmaya doğru evriliyor. Bir de yavaş yavaş tarih sahnesine çıkan bir halk var. Yani o da bu tecrübelerle bir hareketin kuyruğundan kurtulup, diyelim bu emperist sistem içindeki iki kuvvetten birinin kuyruğuna takılmaktan kurtulup, kendi tecrübeleriyle yavaş yavaş bağımsızlaşma, kendi bağımsız hedeflerine yönelme falan gibi oraya doğru bir istidat, bir eğilimde taşıyor. Dolayısıyla geleceğin kuvvetleri daha bu mücadelelerde berrak, kendi programları, kendi hedefleriyle tam çıkmış değil. Ama iki tane şu anda Amerikan emperizmi içinde çarpışan iki güç var. İşte küreselciler ve patriot diyen, yani önce Amerika diyen. Ama o patriotlar da sonuç itibariyle emperilist ama diğerine göre daha az saldırgan diyelim veyahut da daha gerçekçi. Yani küreselciler biraz çıkmaza giren, yani Amerika’nın yapabileceklerinin sınırında yapamayacaklarını isteyen falan, yani maceracı diyebileceğimiz bir şeye geldi küreselciler. Yani diyelim 5 sene evvel, 10 sene evvel küreselciler macera yapmıyordu ama şimdi ben Amerika’ya olarak dünyada hüküm fermanı olacağım, ondan sonra silahla da yatacağım, oradan haraç toplayacağım, buradan haraç toplayacağım. Artık bu gerçekçi değil. Dolayısıyla o sert bir kayaya çarpışma erfesinde olduğu çok açık. Onu görmek lazım. Burada bizi esas ilgilendiren Amerika’daki halk hareketinin yavaş yavaş kendi hedeflerine, kendi bağımsız örgütlenmesine, kendi bayrağı altında bütün bu mücadelelere katılan bir sürece girmesi. Tabi bunları temsil eden de bazı partiler falan var, o halk hareketini temsilen. İzleyeceğiz, izliyoruz. Türkiye’yi çok ilgilendiriyor çünkü Türkiye’ye yönelik tehdit Amerika var, İsrail var falan. Yani onlara vurulan her darbe kendi ülkelerinde. Sonuçta Bali bizi rahatlatacak veya bizim hedeflerimizi ilerlememiz için daha ilgili koşullar yaratacak. Takdir edersiniz ki dünyada da hem bir milliyetçi şeyin rüzgarın yükselmesi, hem de işçi hareketlerinin buna bağlı olarak yükselmesi. Bununla bir paralellik kuruyor musunuz? Eninde sonunda o paralellik oluşur, yani kuruyoruz tabii. Çünkü sonuç itibariyle bir sistem çıkmaza girince, onun yerine toplum bir sistem kurmak zorunda. Çark dönecek çünkü. Çarkın dönmesi lazım. Diyelim bu sistem artık çarkı çeviremiyor. Ama çarkı çevirecek bir sistem kurulacak. Onun için tarih hiçbir zaman kötümser olmuyor. Yani tarihe baktığımız zaman tarih kötümser değil. Neden? Çünkü bütün toplumlar en sonunda bir çözüm üretiyor. Üretmek zorunda çünkü yaşamak için. Yani insanların ömürleri belli işte 60 sene, 80 sene, 90 sene neyse ömürler sınırlı. Ama toplumların öyle değil. Toplumlar kendilerini devam ettirmek zorunda. Çarkı çevirmek zorunda. Toplum ölen öldür, kalan sağlar bizimdir diyerek yeni çözümler üretiyor. İşte kendi tarihimizde. Osmanlı Devleti artık çıkmaza girince oradan Cumhuriyet çıkıyor. Veyahut Amerikan tarihinde İngilizlere karşı istiklal savaşı veriyorlar. Washingtonlar vs. 1861-65’te Amerikan iç savaşında yine Amerika bir çözüm üretiyor. Abraham Lincoln’larla falan. Şimdi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra da Amerika yine bir çözüm dönemine girdi. Biraz savaşlar, iç savaşlar falan o çözüm döneminin aynı zamanda alametleri oluyor. Yani Amerika bir iç savaşa gidiyor çünkü çözüm o savaştan çıkacak. Yani durduğun yerde, mevcut sistemin içinde bir çözüm olmadığına göre birileri çözümü getirecek, öbürleri hayır diyor. O hayır diyenlerle çözümü savunanlar arasındaki çarpışma gittikçe şiddetleniyor. O yüzden diyelim tarihin vaat ettiği kuvvetler galip geliyor falan. Yani bir takım tabii git gellerden, zıksaklardan sonra. Hep de böyle oluyor zaten. Çözümler böyle yumuşak geçişlerle değil. Tam da onu soracaktım. Bu yumuşak geçişlerle değil. Şimdi burada aslında bir dev kabuk değiştiriyor. Ve bir taraftan da kapitalizm entübe edilmiş vaziyette ya da edilmek üzere. Onu söyledi ya Fransız Macron, kapitalizmin liderlerinden biri. NATO için şey dedi, beyin ölümü oldu dedi. NATO’nun beyin ölümü oluyorsa emperyalizm de çok zor durumda. Entübe demek. Fakat şu da bir tehlike aslında. Şimdi batan bir balıkçı teknesi değil. Batan bir transatlantik batıyor. Bir transatlantik batması uzun sürecek. Ve batarken yarattığı anafor da etrafında ne var ne yok hepsini de büyük bölümünü içine çekecek. Bu bir dünya savaşını tetikler mi sizce? Hiç tahmin etmediniz. Böyle bir saldırganlığa dönüşebilir mi bu? Tabii Amerika dünya savaşına karar verecek tek devlet. Yani şöyle, Amerika batıyor. Bu batışa iki cevap olabilir. Biri batışı efendi efendi kabul ediyor. Batıyoruz biz, bu bir gerçek. Bu batış için de gerçeğe uygun çözümler üretelim. Biri bu mesela. Bir de bu Çin bizi aldı geçiyor. Buna karşı koyalım, silahla karşı koyalım falan diyen seçenek. Bu iki seçenek arasında Amerika bir karar verecek. Aslında bu çarpışmalar biraz da bu bağlamda anlam kazanıyor. Yani batışı kabul edenlerle batışı reddedip, madem biz batıyoruz. Tabii burada o diyelim maceracı kesim. Yani bu batışa bir meydan okumayla savaşta cevap vermek isteyenler de bu savaştan biz mağlup çıkacağız demiyorlar. Diyorlar ki yok biz buna savaşla cevap verelim ve üste çıkalım. Ama Pentagon falan, yani Amerika’nın savunma bakanlığı yaptıkları savaş oyunlarında Çin ile Amerika arasındaki savaşta Amerika’nın hep kaybedeceğini saptıyorlar. Yani sonuç itibariyle. Çünkü burada Çin’in hem ekonomik üstünlükleri var, hem insan kaynakları olarak üstünlükleri var. Yani Amerika ölecek adamları nerede bulacak? Ama Çin’in de vatansever, kendi ülkesine bağlı devrimin yarattığı bir şey var, insan kaynağı var falan. Bir de onun tabii disiplini var, örgütü var. Covid’te de gördük. Disiplinle ve örgütlenmeyle Çin ona cevap verdi. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri, Çin’in tavrı barış. Neden? Çünkü diyor ki ben nasıl olsa Amerika’yı geçiyorum. Aman cam çerçeve kırılmasın, kavga çıkmasın, ooo ben bu barış süreci içerisinde gidiyorum. Amerika da bundan korkuyor. Ya bunlar bizi barışçı sürecinde geçiyorlar, bunu nasıl önleyeceğiz? Aslında bu nedenle savaşa karar verecek devlet Amerika Birleşik Devletleri. Yoksa ne Çin ne de başka bir ülke. Rusya da değil. Rusya kendini savunmaya çalışıyor, NATO’nun doğuya doğru genişlemesi karşısında. Ben kendimi savunacağım, üzerime gelmeyin diyor. Rusya’nın İkraniye’ye karşı savaşı aslında benim üzerime gelmeyin savaşı. Tehlikeyi bertaraf etme def etme savaşı. Dolayısıyla burada savaşa yol açabilecek olan, savaşa karar verecek olan merkez Amerika olarak gözüküyor. Ne zaman bu Amerika’da ortalık biraz karışmaya başlasa, biraz böyle sinirler gerilse, hemen bir Kaliforniya şeyi başlar. Yani Kaliforniya’nın ayrılması, etmesi. Tabii Kaliforniya bohçasını toplayıp hadi ben gidiyorum baba evinden falan diyecek hali yok. Bu savaşla olduranca. Çünkü Kaliforniya’da aslında statü olarak değil mi? Siz devletler hukukunda da uzmansınız. Kaliforniya bir devlet aslında. Onlardan bir tanesi. Yani Amerika Birleşik Devletleri sonuç itibariyle Amerika Birleşik Devletleri devletlerden oluşuyor. Ve bu 1861-1865 savaşında burada iki çözüm çarpıştı. Güney dedikleri işte pamuk plantasyonlarında Afrikalı köleleri falan çalıştıran Güney, aynı zamanda konfederasyon çözümünü temsil ediyor. Yani Amerika’da devletler vardır. İşte Teksas’ta, Kaliforniya’da, Utah’ta, Utah’ta, şuydu buydu falan. Bunlar bağımsız devletlerdir. Konfederasyondur Amerika Birleşik Devletleri. Bir de kuzey olan, yani daha demokrasi ve küleliğe karşı olan kuzey devletleri de, hayır federasyon olalım yani o kadar birbirinden bağımsız devletler değil, gene de bir Amerika Birleşik Devletleri, bir federasyon çözümünü temsil ediyordu. Dolayısıyla köle, kölecilerle, köleciler konfederasyon taraftarıydı. Yani daha bağımsız devletler ve ayrılma eğilimini temsil ediyordu. Diyelim Abraham Lincoln’un liderliğini yaptığı kuzeyde federasyon şeklinde daha sıkı bağlar, devletler arasında daha sıkı bağlar olsun ve Kuzey Savaşı kazandı. Güneyi yendi. Bir federasyon oldu Amerika Birleşik Devletleri. Fakat yine Amerika Birleşik Devletleri’ni oluşturan devletlerin anayasaya göre ayrılma hakkı var. Yani ben arkadaş borcamı topladım gidiyorum derse hukuken gidebilir. Hukuken gider ama pratikte nasıl olacak? Zaten bu devlet 1861-1865 arasında savaşla kurulduğuna göre, yani kuzey güneyi yendi ve savaşla kuruldu. Demek ki çözümler Amerika’da da savaşla oldu. Amerika’nın kuruluşu da 1776 İngiltere’ye karşı bir istikrar savaşıyla oldu. Şimdi tabi bu iş daha çok işte Kaliforniya Amerika’nın kalbi aslında. Bütün ekonomi, bir de Teksas çıktı. Teksas’ta ayırır kendini falan. O çok zengin. Yani tabi o da petrollerle. Fakat bunu telaffuz edenler genelde bu meseleyi bir Elon Musk ile Trump arasındaki düello ve karşılıklı masada kartları birbirlerine gösterme, res çekme, rölanse etme falan bunlarla yorumluyorlar. Siz buna çok katılmıyorsunuz. Yok onunla alakalı. Tabi bu tür siyasetçiler arasında kapışmalar da en sonunda büyük fotoğrafın içinde bir yere oturuyor doğru. Ama bence asıl çarpışma orada yani Biden’ın temsil ettiği küreselcilerle Trump’ın temsil ettiği patriotik dediğimiz, yani içe dönelim, Amerika’ya öncelik taşıyalım, dışarılarda macera aramayalım diyen kesim arasında. Fakat buna rağmen tabi mesela Trump’ın içine de öbür tarafın girdiği gözüküyor. Yani Amerikan Derin Devleti’nin son seçimde Trump’ın kazanacağı falan belli olunca, oraya Amerikan Derin Devleti’nin de el attığı, oraya bir yığınak yaptığı gözüküyor. Ve Amerikan Derin Devleti ile de Trump arasında bir mücadele var. Zaten Trump da meydana… 17 Haziran’da başlıyor falan diye bir tarih tarafı da var. Evet, yani Amerikan Derin Devleti’ne de Trump meydan okuyor. Ben de bu derin devleti temizleyeceğim falan. O da çok… O da küreselcilerle Trump’ın kavgası içinde bir anlam taşıyor tabi. Dolayısıyla bu Amerikanın yol ayrımı, iç mücadelesi böyle kolay, yumuşak formüllerle çözülmeyecek gözüküyor. Ateşlerin, silahların, kuvvetlerin kullanıldığı bir sürece girdi Amerika Birleşik Devletleri. Ve en önemlisi tarafların da Amerikan ordusu içinde güçleri var. Yani diyelim Pentagon içerisinde, Amerikan silahlı kuvvetleri içinde her iki tarafın güçleri var. Yani diyelim Amerikan ordusu tamamen bir tarafta değil. İkincisi, eyaletleri içerisinde de diyelim Trump’ın ağır bastığı, daha böyle merkezi eyaletler var. Hem de daha küresel sermayenin yoğun olduğu hem Batı’daki Boston falan o bölge, hem de Doğu’daki büyük Amerika sermayesinin yoğun olduğu eyaletlerde de Biden, Demokrat Parti ağır basıyor. Dolayısıyla o eyaletler arasında da bir silahlı bölünme söz konusu. Amerikan ordusunun içinde bir bölünme var. Hem de farklı eyaletlerin birbirine karşı kamplaşması, cepheleşmesi diye bir durumda gözüküyor. Şimdi bir tarafta yaşlanan bir Avrupa, iş gücü çöküyor, ekonomi zaten ortada. Avrupa Birliği dediğimiz şey artık tabelada kalmış gibi görünüyor. O mavi yıldızlı bayrakta kalmış gibi görünüyor. Bir tarafta da 2030’larda vaat edilen bir Türkiye var ekonomisiyle, dünya ekonomisi içerisinde ciddi bir noktada tahayyül edilen, hayal edilmeyen, bunlar belirli çalışmalarla, istatistiklerle, uluslararası finans örgütleri tarafından rapor edilen bir Türkiye modeli var. Tam bu süreç içerisinde mevzimizin nasıl olması gerektiğini, mesela siz bütün her şeye hakimsiniz. Türkiye burada tam bu süreçte, Amerika’daki bu kargaşa süreci, Avrupa’daki bu çökme, Asya’daki bu yükselme, burada direksiyon sizde. Bakın burada çok şey, yıkılan ve batanın yanında olmayacaksın. Direksiyon sizde, nasıl davranıyorsunuz? Siz denge politikası uygulamazsınız. Bunun cevabını verdiniz zaten. Batan bir Avrupa var, yaşlanan bir nüfus, uyuşturucu, eşcinsellik. Batan bir Avrupa var, batan bir Amerika var. Ve bunlar sanayisinin çarkını çevirecek, insan bulamaz noktalara giriyor. Uyuşturucuyla siz hangi toplumu kuracaksınız, hangi çözümü üreteceksiniz? Uyuşturucuya batmış gençlik vs. genci yok. Dolayısıyla çıkmazda olan, herhalde Türkiye onların arasında olmayacak. Onlara benzemiyor çünkü. Türkiye umutları olan, gençliği olan, genç nüfusu olan, dinamik, iş adamları olan, yeni çözümler arayan. Mesela Avrupa’da falan da görüyoruz. Yani buradan işçi olarak gidiyor. Bir bakıyorsun 5-10 sene sonra, ilk önce bir kiosk köşede bir şey olmuş. Bir kıraathanesi, bir mermer var. Bir süre sonra bakıyorsun döner kralı. O döner kralı da bildiğimiz bir şey, hakikaten kendi arkadaşlarımız. Ve çok büyük bir azim. Türkiye bu batan ve çöken tarafta olmayacak. Asya’da olacak, yükselen, umuda olan, dünyanın geleceğini kuran, yaratan. Siz bunu çok önceden söylediniz. Evet tabii. Asya çağının kurucularına baktığımız zaman, aslında Asya çağının kuruluşu 20. yüzyılın başlarında başlıyor. Yani Rus devrimi, Türk devrimi, Çin devrimi, bunlar İran devrimi. Böyle eski imparatorluklarda, 1905 Rus devrimi, 1908 Türk devrimi, 1907 İran devrimi, 1911 Çin devrimi. Ondan sonra 1917 Ekim devriminden sonra yeniden başlıyor. 1917 Ekim devrimi, Rus devrimi, 1921 Türk devrimi. İşte arkasından İran’da İngilizlere karşı var. Arkasından Çin’de Mao’nun devrimi. Yani bu Türkiye, Rusya, İran, Çin, Türkiye, Rusya, İran, Çin. Hayat burada dönüyor. Gidibir bunlar böyle tarih sahnesine çıkıyorlar. Tekrarlanan libretto’lar diyoruz biz ona. Evet. Operada tekrarlanan libretto’lar. Bunların dördüne bakıyoruz. Evet bunlar mazlumlar dünyası ülkeleri ama bunlar eski büyük imparatorluklar. Yani mazlumlar dünyası da o eski büyük imparatorluklar önderliğinde yeni tarihi yazmaya ve kurmaya başladı. Bu da çok önemli. Yani Türkiye’de eski imparatorluk, İran’da eski imparatorluk, Rusya’da eski imparatorluk, Çin’de eski imparatorluk. Ama bunlar imparatorluk derken falan filan Orta Çağ’ın sonucunda Avrupa’da kapitalizm bilmem ne çıkmış. Bunlar ekonomik olarak biraz geriye düşmüşler. Mazlumların yanına düşmüşler. Ama şimdi o mazlumların yanından örgütlenme kabiliyetleriyle, tarihsel birikimleriyle, yönetme kabiliyetleriyle, edebiyatta, kültürde, sanattaki birikimleriyle bunlar tekrar o mazlumlar dünyasının ve gelişen dünyanın önderleri olarak biz varız dediler ve diyorlar. Şu anda da bakın Çin, Rusya, İran, Türkiye, Hindistan’a ben Hindistan’ı eksik söyledim. Hindistan’ı da katmak lazım. Çünkü o da büyük bir eski imparatorluk. Yani dolayısıyla şu anda Türkiye geleceğin dünyasının kurucuları arasında nesnel olarak. Bunu idrak etmemiz lazım. Bu bilinçle bu sürece bakmamız lazım. Kendimize güvenmemiz lazım. Güveneceğimiz çok büyük birikimler var ve yedip de böyle çöken, batan bir gemiye sarılmanın bir alemi yok ki. Onda beraber batarız. Peki. Sizinle sohbet gerçekten çok keyifli. Gerçekten çok güzel, çok keyifli. Bana da tam o kasaba kahvesi de söylenen buydu. Çok güzel, çok güler yüzü. Şimdi Amerika’nın defterini kapatalım. Zaten Amerika kendi defterini kapatacak. Bizim kapatmamız da lüzum yok. Kapattığını görmüşümüz. Biz kapatacağınız en azından haber veriyoruz. Bu yola girmiş vaziyette. Şimdi Teori Dergimizin bu sayısında ona gelmeden önce. Şimdi PKK silah bıraktı mı, bırakmadı mı? Bırakıyor. Kongre kararı, bir süreç. Bu konuda bir zaman geçti, bir süreç geçti. Biraz taşlar yerine oturuyor gibi ya da bazıları oynuyor gibi. Şu ara dönemi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu Kongre sürecinden sonraki, bugüne kadarki süreci. Şimdi Şubat 25’ti değil mi? Abdullah Öcalan’ın o çağrısını yayınladı. Tabii o çağrı bir umut ve ilimsellik yarattı. Çünkü o çağrının en önemli noktası PKK silahları bırakacak. PKK feshedecek kendini ama devletle ve toplumla bütünleşme amacıyla feshedecek. Bu tabii çok önemli bir umut yarattı. Türk Devleti de bunu benimsedi. Zaten burada aktif olan süreci belirleyen Türk Devleti. Sürecin pasif unsuru ise PKK kendisi söylüyor. Bizim ömrümüz bitti diyor. Ömrümüz bitti demek biz pasifiz. Beyin ölümü gerçekleşmiş. Biz etkin değiliz diyor. Biz ömrümüz bittiğine göre ömrümüzün bittiğini notere tasdik ettireceğiz. Gibi bir olay oluyor. Fakat bu ilimsellik dalgasının şimdi böyle bir şeyle, mukavemetle, dirençle karşılaştığını görüyoruz. Bu da çok normal. Neden? Çünkü PKK’nın silah bırakmasını istemeyen bir Amerika var. Silah bırakmasını istemeyen bir İsrail var. Amerika diyordu ki PKK için bizim kara kuvvetimiz. Yani benim deniz kuvvetim var, hava kuvvetim var. Karada da bu Kürt delikanlılarını ben ateşe sürüyorum. Türkiye’ye karşı, İran’a karşı, Irak’a karşı, Suriye’ye karşı. Bu benim kara kuvvetim. Şimdi hiç kimse kendi kara kuvvetinin silahsızlanmasını istemez. Dolayısıyla Amerika ve İsrail’in de bu süreci baltalamak için hem Türkiye’deki güçleri üzerinden hem de PKK içindeki güçleri üzerinden bu süreci baltalamaya çalıştığını görüyoruz. Mesela Türkiye’deki güçleri, açık söyleyeyim Zafer Partisi, İYİ Parti, bunlar süreci böyle milliyetçilik taslayarak, Amerika’nın kendilerine verdiği görevleri milliyetçilikle süsleyerek yapıyorlar. Bu süreci baltalıyorlar. Bir de sol içinde de sahte sol dediğimiz, yani Amerika’nın kontrolünden olan sol, onlar da PKK’ya diyor, sen silah mı bırakıyorsun, var mı diyor. PKK’da duran kalkan da onlara diyor ki, biz sizin elinizi mi tutuyoruz diyor, tamam savaşın yahu diyor. Bunu PKK’nın duran kalkan söylüyor mu? Ve sahte sol. Aslında hem PKK içinde savaş taraftarlarına söylüyor hem de sahte sola söylüyor. Sizin elinizi tutuyor muyuz diyor, biz savaşı bırakıyoruz diyor PKK olarak. Siz de savaşmak istiyorsunuz buyurun diyor. Aslında çok çarpıcı bir şey. Çünkü PKK savaşırken falan, ona sahte sol, o PKK’nın çatısı altında. Taşlar oturuyor diyebilir miyiz yerine? Taşlar oturuyor. Bir de tabii PKK’nın içinde de aynı zamanda bu Amerika’nın, İsrail’in etkili olduğu güçler var. Ve o kongrede de onlar sahneye çıktılar. Dolayısıyla hem Türkiye’de, Türkiye devleti içinde, Türkiye’nin siyasi tablosunda, hem de PKK’nın içerisinde Amerika ve İsrail yandaşları o her iki kutupta bu PKK’nın silah bırakmasını ve feshedilmesini çeşitli rolleri kullanarak, Türk milliyetçiliğinin temiz olan, gerçek Türk milliyetçiliğini değil de, Amerika’yla geçmişte hep böyle alışverişleri olan, Gladio dediğimiz, Amerika Gladiosu için de eskiden beri böyle bir Türk milliyetçisi, bir sözlü mana Türk milliyetçisi diyoruz, güç vardı. Şimdi onlar MHP’den koptular. Ve diyelim Zafer Partisi, İYİ Partisi falan o Gladio kimliklerini şimdi daha serbestçe ortaya koyuyorlar. Solda da dediğimiz o sahte sol öyle. Sonuç itibariyle geldiğimiz yerde gene bir tıkanma var gibi ama bu sürücün karakteri bu. Yani tıkanmalar olacak, o tıkanmaların aşılması olacak. Yani burada bizim bir kılavuza ihtiyacımız var. O kılavuz ne? Hükümeti oradan bir eleştiri yapıyoruz. Terörsüz Türkiye, tamam terörsüz Türkiye, silahlar bırakıldı. Sonra eğer kimlik, etnik kimlikle, dinsel kimlikle falan partiler olacaksa silah bıraktığı halde, biraz sonra gene silah, Amerika eline silah verir, İsrail verir, başkası verir. Gene o yola girebilir veya o yola girmese bile toplumdaki bölünme, şey, farklılık, ortak değerler olmaması, ortak idealler, özlemler olmayışı falan hep toplumda çatlaklık ve bölünme sebebidir. Onun için Vatan Partisi şunu koydu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Türk Milleti ile bütünleşme. Yani biz 200 yıldır, Nami Kemaller, Ittaat Teraki Mustafa Kemaller falan, 200 yıldır biz Türkler, Kürtler, Anadolu’da yaşayan, Trakya’da yaşayan insanlar, bir millet halinde bütünleşiyoruz. Tarihsel süreç bu. Bütün büyük milletler öyle. Yani Çinliler olsun, Ruslar olsun, işte Almanlar, Fransızlar, İngilizler, bütün milletlerin kurcaladığının altından bir türlü sürü kavim çıkıyor. Ama o kavimler ne oluyor? Bir devrimci süreçlerde kaynaşıyorlar, bir millet oluşturuyorlar. Biz de şimdi onun tamamlanma noktalarına geldik. Onun için devlette ve millette bütünleşme stratejik hedefini koyduk. Bu teoriyi herkesin okumasını. Şimdi bakın, orada da Bismil’in Aslanoğlu Köyü’dür. Orada çok mücadeleler verdik. Yani tamamen Kürt vatandaşlarımızın köyüdür. Bütün şeyleri, fakir bir köy. Tenekelerin içine şeyler, bakın o kadar büyük incelik ki, Türk bayrağı yere düşmesin falan diye, tenekelerin içerisine çimentoyu, taşı doldurup bayrağı döküyorlar. Bütün köyün damlarını Türk bayraklarıyla damlamışlardı. Kahramanlara uzun vermişsiniz. Çocukları falan. Çok güzel. İşte o bütünleşmeyi. Sonuç itibariyle biz at değiliz, hayvan değiliz. Yani ırk, ırk. İnsanız ve milletler bu süreçlerle oluşuyor. Ve Türk milletinde bütünleşiyoruz. Büyük bir milletiz. Büyük millet de o bütünleşmenin yarattığı millettir. O böyle güzel bir teori dergisi. İçinde çok esaslı yazılar var. Bu kısaca şimdi özetlediğimiz konuları tartışan, anlatan. Bu ay teori çok önemli. Bu teori dergisini öneriyoruz. Arkadaşlarımız işaret ediyorlar. Son 5 dakika diyeyim ama izniniz olur mu? Bir saate tamamlayabilir miyiz? Ama bir dakika, 5 dakika şeyi bizim abiciğim 15 milyon hedefimiz var. Tabii onu anlatırız. Arkadaşlar siz izin verirseniz, Özel Kalem Müdürümüz de izin verirse efendim, bir saate tamamlayabiliriz. Bir problem olmayacak. Tamam, bir saate tamamlıyormuşuz. İşaret geldi. Şimdi 15 milyon şey. Fakat şunu söyleyebilirim. Özellikle hızlıca onu söylemek istiyorum. Bu süreç içerisinde Vatan Partisi hem sahte solun, sahte milliyetçilerin, Allah ile aldatanların bir anlamda turnusol kağıdı oldu. Battı ve hangimin renginin ne olduğu bu süreç içerisinde bu milletiyle, devletiyle, halkıyla bütünleşme aslında bunu da biraz netleştirdi diye düşünüyorum. İzninizle. Sağ olun. Peki önümüzde bir hedef var ve o hedefe biz dört nala koşuyoruz. Şimdi size bir yazı geldi. Ekrem Usta. Parayı verin dediler. Yoksa karartacağız. Çok net. Yani Turksat dedi ki parayı ver yoksa sen uyduya çıkamazsın. Uyduya çıkamazsın demek Ayvacık’ta da olsun, Şırnak’ta da olsun, Ağrı’da, Artvin’de de olsun. Böyle simsiyah olur. Böyle falan. Bu bile olur. O bile olmaz. Simsiyak. Gider. Olacak. Şimdi tabii buna hiçbirimizin müsaade etmesi düşünülemez. Yani öyle bir kritik döneme girdik ki yolumuzu aydınlatmamız lazım. Yolumuzu, ışığı nedir? Gerçeklerdir. Yani ulusal kanal hem gerçekleri taşıyor ama yalnız gerçekleri çıplak olarak taşımıyor bir de çözümleri taşıyor. Yani bir yol. Bu yol kavramı Türkçemizdeki benim gördüğüm işte bir can kavramı var. Yani insanı çok iyi anlatan canlar. Bir de yol kavramı var. Peşine düştüğümüz yol, yoldaş. Eyvallah. Mesela işte. Yol ereni. Yol erenleri, Yunus Emre’ler, bütün aptallar. Biz Urum erenleriyiz, Urum aptallarıyız. Ondan sonra Hatayiler vs. Hal bilmek, yol bilmek, dil bilmek, el bilmek. Evet. Yolumuzu yol eyledik, halimizi hal eyledik, her çiçekten bal eyledik, arıyasaydılar bizi. Şimdi o ulusal kanal yolumuzu aydınlatan bir kanal. Işık tutan bir kanal. Yani aynı zamanda karşılaştığımız zorluklarda bizi bir çözüm sunuyor, kılavuz sunuyor, bizi birleştiriyor. Biz fenersiz, yoksuz kalmamız mümkün değil. Yolumuzun kararmasını kabul edemeyiz. Madem 15 milyon ödememiz gerekiyor TürkSat’a çıkmak için, yükleniyoruz. Başladık. Başladık ve çok güzel mesafe almaya başladık. Yani insanlarımız gerçekten Kurban Bayramı’nın erdemlerinin de verdiği şeyle, ilhamlarla, esinlerle falan çatır çatır katkılarını yapmaya başladılar. 30 Haziran’a kadar o 15 milyonu, Allah’ın, siz bunun başındasınız zaten, toplayacağız ve bu sorunu çözeceğiz. Buradan bir daha herkese şunu söylüyorum. 1000 lirası olan 1000 lira, 3000 lirası olan 3000 lira, 5000 lirası olan 5000 lira, 15000 lirası olan 15000 lira, 50.000 lirası olan 50.000 lira, 100.000 lirası olan 100.000 lira, 1.000.000 lira olan 1.000.000 lira, 5.000.000 lira olan 5.000.000 lira verecek. Evet. Atın nalındaki bir mıh, orduyu kurtarır. Ordu da ülkeyi kurtarır. Bu bir savaş çünkü. Atın nalındaki bir tek mıh. Küçücük mıh diye bakmayın ona, kibidiye bakmayalım. Hepimiz alın terimizde kazandığımız değerlerden bunu ayıracağız, vereceğiz. Bencillik vs. bunlar bize ait olan huylar değildir. Hepimiz veriyoruz, vereceğiz ve 30, şimdi ne oldu 10, 11 Haziran’da mıyız bugün? Evet, 11 günümüz kaldı. 19 günümüz kaldı. İyi gidiyoruz. Şeyler var, katkılar falan güzel gidiyor. Ama hızlanmamız lazım. Hızlanmamız lazım. Kesinlikle yani bu iyi gidiyoruz sakın, sakın, sakın bir rahatlama vermesin, bir rehavet vermesin. Hızlanmamız lazım. Şey, 15 milyon dediğimiz bu asgariden bahsediyoruz. O hedef olmakla birlikte. Aşalım onu. Tabii onu da aşalım. Hızlanmamız lazım, ciddi. Şöyle bir rahatlamada olmasın. Sevgili izleyenler, gönül verenler, güzel dostlarım. Gayet açık, gayet arkadaşça, dostça, yoldaşça anlatıyorum. Lafı da fazla uzun etmek istemiyorum, zaman yok çünkü. Hiçbir şeye zaman yok. Hem bu program için zaman yok, hem de 30 Haziran’a kadar. 30 Haziran’a bırakmayalım. Nasıl olsa bu dalgayı da aşarlar, sakın böyle düşünmeyin. Bu dalga büyük bir dalga. Biz bu, bu büyük bir dalga. Bunu aşacağız. Hepimizin gayretiyle, yani o dağ ne kadar yüce olsa üzerinden geçen bir yol vardır diyor ya Yunus Emre’ye. Biz o en yüce dağın üzerinden geçen yolun erenleriyiz. Orada biz var, ben yok. Yani biz olduğumuz için o yüce dağı aşacağız. Ben bir söz almak istiyorum sizden. Biz bir çıkış yolunu şiir okuyarak yapalım. Yapalım. Genceli’yiden alalım, Fuzuli’yi, Fuzuli’den efendim. Divan şairlerini de, halk şairlerini de harman edelim. Çok güzel bir şey yapalım. Babam divan şiiri çok okurdu. Buyurun efendim. Perişan halin oldun, sormadın hali perişanım. Gamından derde düştün, kılmadın tedbiri dermanım. Ne dersin, ruzigarım böyle mi geçsin? Babamdan ben çok divan şiiri dinlerdim. Dil harabı aşkınım sensin, sebep berbatıma. Bir teselli ver gelip bari dilini aşağı adıma. Aynı zamanda babam daha çok da halk şiiri. Evet. Ozanlar falan. O ortamlarda, türkülerin içinde büyüdük. Çok güzel. Türkçeyi ben türkülerden öğrendim. Güzel. Türkçeyi türkülerden öğrendim. Neyse şimdi görevi biz yapıyoruz. Hedef bu. Türkü söyler gibi bu 15 milyonluk hedefe doğru yürüyoruz. Türkü söyleyerek yürüyoruz. Herkes şeyinden, canından, kanından artırıp ortaya koyacak. Zaten sorunları biz başka türlü çözebiliriz. Bir toplu yenenin bir de şeyi var. Çok güzel program oldu, çok keyifli. Olsun. Kitap, müziğe. Haftanın kitabı müziği. Haftanın kitabı teori dergisi. Teori dergisi. Bir de tekrar bunu getirdim. Buyurun. Yani biz ulusal kanala bir şey isterken böyle yere serilen, yıkılan bilmem ne değil. Birinci kanal. YouTube’da birinci kanal. Dünyada 48. kanal. Dünyada 48. dediğimiz de BBC altında. BBC altında. Yani bakın birinci kanal biziz Türkiye’de. İkincisi Fox News. Üçüncüsü NDTV India Hindistan. Dördüncüsü CNN Amerika’daki CNN. Beşincisi ondan sonra Arabiya falan. Yani biz bu şeyde dünya kadrosunda çok önemli bir yerdeyiz. Türkiye’de birinci kanalız ama dünyanın çok büyük televizyonları arasında da ilk beşin içindeyiz. Evet. İlk beşin içindeyiz. Bunu biz yapmadık. Bunu doğrudan doğru YouTube’u açanlar. Dipdiri bir kanala biz bu şeyi bu desteği bu dayanışmayı bu yoldaşlığı talep ediyoruz. Dipdiri bir kanal için talep ediyoruz. Evet. Bakın burada da dünyanın en büyükleri arasında da beşinci durumda. Son iki ay. Yani. Arabiya galiba birinci. Ve hatta aşağıda Fox News Amerika’da birinci. Hindistan’da bir kanal var ikinci. Bu bir ulusal bir gurur tablosu. Türkiye’yi dünya yarışında beşinci yapan bir durumda ulusal kanal. YouTube’da. Bu bir olimpiyat. Evet. Bu bir olimpiyat. Biz bu olimpiyatta ipi göğüsleyenlerdeniz. Yani öyle bir yerdeyiz ki birinci oluruz ve birinci olacağız. Dünyada da birinci olacağız. Ha şu var. Tabii. Yani Türkiye’de değil dünyada birinci olacağız. BBC News İngiltere. Ben BBC’nin stüdyolarını biliyorum. Londra stüdyolarını biliyorum. Londra stüdyolarının dörtte bir imkanı ulusal kanalın elinde olsa bu liste yok. Liste yok. Evet. Şimdi bir şey soracağım size. Buyurun. Çok gergin günler geçiriyor. Tamam biz gülüyoruz ama. Muhalefeti gergin. Ana muhalefeti gergin. İşte çok hırslıyız böyle. Çok üzülüyorum da. Gencecik arkadaşlar partilerinin başında ama çok gerginler kızıyorlar. Ceketler parçalanıyor. Öbür tarafta başka bir gerginlik. Sokaklar gergin. İnsanlar da görüyor geriliyorlar falan. Bir sosyal şizofreniye doğru gidiyoruz demiyorum ama bunun da bir sebebi olmalı. Yukarıdan aşağı mı bir gerginlik var aşağıdan yukarı bir gerginlik. Bütün gerginliğin sebebi ekonomi olabilir mi sizce? Yoksa bir şey çöküyor mu? Karamsarlar gergin. İhimserler niye gergin olsun? Karamsarlar tabii gergin olacak. Çok güzel. Yani onların geleceklerine bakıyorlar. Umut yok. Ama biz Türkiye halkı Türk milleti bakımından hiç sakiniz ve tarihsel sürece böyle dağların tepesinden bir kartal gibi gururla bakıyoruz. Kimseyi etmem şikayet ağlarım ben halime. Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime diyenler gergin diyorsunuz. Çok güzel bir sohbet oldu. Çok teşekkür ederim. Ben çok kendi tarihim için çok gururlandım. Sizinle böyle güzel bir sohbet yapmak beni çok mutlu etti. Bu hafta izniniz olursa bütün bu gerginliklerin üzerine, kim üstüne alırsa bilemem. İsteyen alır, isteyen almaz. Bütün bu gerginliklerin üzerine yapmayın, gerilmeyin. Ne olur bakın toplumda geriliyor. Sizler bu topluma önderlik eden insanlarsınız. 1996 yılında Sertab çok güzel bir şey yaptı. Erener benim de çok yakın arkadaşımdır. Sertab Erener. Şşt, şşt, sakin ol. Sinirlerine hakim ol diye çok güzel bir klip vardı. Hadi bu hafta böyle Sayın Genel Başkanımın da güler yüzünü önümüze ışık olarak alalım. Ama unutmayalım. Yarın, yarın günümüzün daha aydınlık olması için ekranımızın kararmaması lazım. Hadi bakalım. Şu güzel eseri dinleyip Sertab’a da buradan selamlar gönderiyoruz.

[Sertab Erener – Sakin Ol]

Paylaş