Türkiye Rusya Çin İran İttifakı Zorunludur ve Acildir

Türkiye Rusya Çin İran İttifakı Zorunludur ve Acildir

Genel Başkanımız Doğu Perinçek, Dünya Medeniyetleri İnisiyatifi Araştırma Merkezi’nin (DÜNYA-MER) düzenlediği “Büyük Savaşı Önleyecek İttifak Konferansı”nda konuşma yaptı.

Sayın Başkanı,

Ankaramıza Yedi Kıtadan Gelen Sayın Konuklar,

Değerli Dostlar,

Sizleri Saygıyla selamlıyorum.

Burada NATO’nun Ankara Zirvesi’nden sonra toplanmış bulunuyoruz.

Birlikte Bağımsızlık İsteyen Devletlerin, Devrim İsteyen Halkların ve bütün insanlığın yanıtını dile getireceğiz.

NATO’nun Ankara Zirvesi, inişi olmayan, yalnız düşüşü olan bir zirvedir.

Bizim Avrasya Zirvemiz ise, Yükselen Yeni Uygarlığın kararlılık mevzisidir.

  1. Büyük Savaş Tehdidini Yükselten Süreç: 

Dünya Güç Dengeleri Hızla Değişiyor

Dünyadaki ekonomik ve silahlı güç dengelerinin hızla değişimi, büyük savaş tehlikesini güçlendiren zemindir. 

ABD, 1950’li yıllarda dünya üretiminin yarısını üretiyordu. 2000 yılında bu oran yüzde 25’e düştü. 2026 yılındaki payı ise yüzde 17’ye indi. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Dünya üretimindeki payı ise, 2000 yılında yüzde 6 iken, 2026’da yüzde 27’ye yükselerek ABD’yi çok arkalarda bıraktı. 

Önümüze bakınca, Birleşmiş Milletler Sanayi Kalkınma Örgütü’nün geçen yıl yaptığı yansıtmaya göre, 2030 yılında ABD’nin Dünya üretimindeki payı yüzde 11 olacak. Çin Halk Cumhuriyeti ise, yüzde 45, başka deyişle ABD’nin dört katı:

2000 Yılı              2026 Yılı               2030 Yılı

ABD            %  25 %  17   %  11

ÇHC             %   6 %  27             %  45

Standard Chartered isimli önemli İngiliz bankası, Dünya Bankası, OECD ve IMF ile birlikte Dünya ekonomisinin geleceğine ilişkin bir yansıtma hazırladı. Bu yansıtmada 2030 yılının en büyük on ekonomisi, 2017 yılıyla karşılaştırılarak şöyle sıralanıyor:  

SıraÜlkeÖngörülen GSYİH (2030, satın alma gücü paritesi)GSYİH (2017, satın alma gücü paritesi)Büyüme
1Çin$ 64.2 trilyon$ 23.2 trilyon+ 177 %
2Hindistan$ 46.3 trilyon$ 9.5 trilyon+ 387 %
3ABD$ 31.0 trilyon$ 19.4 trilyon+ 60 %
4Endonezya$ 10.1 trilyon$ 3.2 trilyon+ 216 %
5Türkiye$ 9.1 trilyon$ 2.2 trilyon+ 314 %
6Brezilya$ 8.6 trilyon$ 3.2 trilyon+ 169 %
7Mısır$ 8.2 trilyon$ 1.2 trilyon+ 583 %
8Rusya$ 7.9 trilyon$ 4.0 trilyon+ 98 %
9Japonya$ 7.2 trilyon$ 5.4 trilyon+ 33 %
10Almanya$ 6.9 trilyon$ 4.2 trilyon+ 64 %

Bu tablolar, emperyalist-kapitalist sistemin ekonomideki inişini bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. 2030 yılında, ilk on ülke içinde Asya’nın ezici üstünlüğünü görüyoruz. Atlantik sisteminin ülkelerinden yalnız ABD üçüncü konumdadır, Japonya dokuzuncu ve Almanya ise onuncu sıradadır. Ekonomik güç dengelerindeki değişim, Dolar Saltanatının çöküşünde de kendisini gösteriyor. ABD’nin Haraç Sisteminin sonuna gelmiş bulunuyoruz. 

Askerî alandaki güç ilişkilerine gelince, bugün Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi ABD’yi dengeleyen ve caydıran silahlı güçler, ABD Hegemonyacılığının sonuna işaret ediyor. Pentagon’un düzenlediği bütün harp oyunlarında, ABD Ordusu ÇHC ve Rusya orduları karşısında yenilmektedir.  İran’ın ABD emperyalizmine ve İsrail Siyonizmine karşı savaşı kazanması, askerî güç ilişkilerindeki yeni durumu gözler önüne sermiştir. 

Yeni ekonomi ve silahlı güç dengeleri, Batı Avrupa ülkelerinin ve Japonya’nın ABD ile ilişkilerini de belirlemiştir. ABD’nin diğer emperyalist-kapitalist ülkeleri denetim altında tutan konumu artık geçmişte kalmış bulunuyor.  NATO çatırdıyor. ABD’nin Tek Kutuplu Dünya iddiası çökmüştür. Yeni bir dünya kuruluyor.

Dünyadaki ekonomik ve askerî güç dengelerinin değişimi, her zaman savaşı gündeme getirmiştir. Emperyalist kapitalist sistemin günümüzdeki krizi, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinden çok daha derin ve sarsıcıdır. Bunun esas nedeni, sistemin içindeki çöküş etkenleridir. 

ABD hegemonyacılığı çökerken, Dünya Devrimi iki mecradan yükseliyor. Biri, kapitalizmin rakibi olan Sosyalist Çin’in yarattığı mucizedir. Diğeri, Gelişen ve Ezilen Dünya ülkelerinin emperyalist sömürünün alanını daraltmaları ve devrimin bu ülkelerdeki yükselişidir.

  1. Güç Dengelerinin Değişimine Büyük Güçlerin Yanıtları 
  1. Çin’in Barışçı Yoldan ABD’yi Geçme Siyaseti

Yaşadığımız sürece baktığımız zaman Çin Halk Cumhuriyeti barışçı yoldan ABD’yi geçiyor. Bu nedenle Beijing’in siyaseti, barışı korumaktan yanadır. Çin yönetimi, ABD’nin savaş çıkartmasını önleme kapsamında, büyük çapta ABD tahvilleri bile alıyor. Böylece barış vergisi ödüyor. Çünkü zaman Çin’den yanadır. Bununla birlikte Çin, ABD’nin savaş tehdidine karşı hazırlığını da yapıyor ve özellikle savunma silahlarını geliştiriyor. Ayrıca bir buçuk milyara varan nüfus üstünlüğünü ve cephe gerisinin genişliğini değerlendiriyor. 

Rusya Federasyonu ve Gelişen Dünyanın önemli ülkeleri Çin ile birliktedir. Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS’in gelişmesi, Çin’in barışı koruma stratejisine güç veriyor. 

İkinci Cihan Savaşı öncesindeki emperyalist Almanya’dan farklı olarak, bugün yükselen Çin, dünyayı paylaşma iddiasıyla savaş çıkarma çizgisinde değildir, tam tersine ABD’yi barışçı yoldan geçmenin güveniyle barışı koruma kararlılığı içindedir. 

Sosyalizmi inşada kararlılık, barışçı siyasetin güvencesidir. Eğer Çin Halk Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği tecrübesinde olduğu gibi sosyalizmden kapitalizme geri dönerse, Çin hegemonyacılığı insanlığın gündemine gelir. Çin Komünist Partisi’nin önderliği, bu tehdide karşı, Mao’nun “Çin asla hegemonya peşinde koşmayacak” ilkesini uygulamaktadır. Bu açıdan Çin’in sosyalizm yolunda ısrarı, insanlık ve barış için güvencedir.

  1. ABD’nin Önündeki İki Seçenek 

ABD’ye gelince, savaşa karar verecek ülke konumundadır. ABD Hegemonyasının yıkılış süreci, Washington yöneticilerini tarihî bir karara zorlamaktadır. Ya bu sürece razı olacak ve ABD yeni güç dengelerinin dayattığı sürece uyum gösterecek, ya da bu sürece şiddet kullanarak yanıt verecek.  

Birinci seçenek: ABD’nin Dünya Hegemonyası iddiasından vazgeçmesidir.  Böylece ABD tekelci sermayesi, hem dünyada hem de ülke içinde çok daha geri mevzilere çekilmek zorunda kalacaktır. 

İkinci seçenek ise, ABD’nin Yeni Dünya Düzeninin kurulmasını önlemek için, bölgesel büyük savaşları ve hatta Dünya Savaşını göze almasıdır. Bu durumda ABD, Çin’in yükselişine, Rusya’nın güçlenmesine, İran’ın nükleer teknoloji üretmesine, Türkiye’nin Asya’da konumlanmasına, Filistin’in zafere ilerleyişine ve toplam olarak Asya Çağının gelişine savaşla meydan okuyacaktır.

2.3. ABD’nin Önemli Zaafı: Çok Cephede Hesaplaşma

ABD emperyalizminin birden fazla cephe açması, önemli zaafıdır. Bu yöndeki ataklar, ABD tehdidini bütün cephelerde zora sokuyor. O zaman ABD emperyalizmi, kendisine birden fazla mezar açmış olur. ABD’nin tek bir cepheye yüklenmesi ise, savaşın büyümesi ve Dünya Savaşı’na yol açması tehlikesini büyütür. 

  1. Olası Savaşların Karakteri: 

Paylaşım Savaşı Değil Vatan Savaşı

Bugün Rusya, İran, Filistin, Yemen ve Lübnan’ın ABD emperyalizmine, İsrail Siyonizmine ve işbirlikçilerine karşı yürüttükleri savaş, haklı savaştır, vatan savaşıdır. Bu savaşın yayılması ve küresel boyutlar kazanması da, vatan savaşları yönünde olacaktır. Tayvan Boğazı ve Pasifik’te çıkacak bir savaş da, Çin ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti açısından vatan savaşı karakterindedir. 

Toplam olarak bakarsak, dünyanın önünde emperyalistler arasında paylaşım savaşı değil, vatan savaşları olasılığı bulunmaktadır. 

  1. Büyük Savaş Tehlikesinin Odağı: 

Doğu Akdeniz’den Hürmüz Boğazı’na Uzanan Coğrafya

Dünyadaki savaş ve gerginlik alanları içinde, Doğu Akdeniz’den Hürmüz Boğazı’na uzanan coğrafya, Büyük Savaş tehlikesinin odağı olarak gözüküyor.

 Birincisi, bu coğrafya şu anda ateşler içindedir. 

 İkincisi, Doğu Akdeniz’de ABD emperyalizmini ve İsrail’i caydıracak bir güç henüz oluşmuş değil. Dengesizlik, her zaman savaşı davet eder. Doğu Akdeniz’de ABD ve İsrail’in oluşturduğu ittifak, nükleer silahlara da sahiptir. Avrupa Birliği’ndeki ve NATO’daki ortakları olan Fransa ve bazı Avrupa ülkeleri ile Ukrayna da onlarla birliktedir. Diğer cephelerde ise, Batı Avrupa ülkelerinin çoğunun ABD ve İsrail’den ayrıldığı gözüküyor.  

Doğu Akdeniz’in güvenlikle ilgili stratejik önemi yanında, zengin enerji yataklarının varlığı da, rekabet ve çatışma konusudur. Kıbrıs, aynı zamanda Asya’dan Avrupa’ya bütün sualtı kablolarının geçtiği coğrafyadır. ABD ve İsrail tarafından tasarlanan doğal gaz boru hatları da buradan geçiyor. Hindistan’dan gelip İsrail üzerinden Güney Kıbrıs ve Yunanistan’dan Avrupa’ya uzanan enerji yolu planı, dünya kamuoyunun bilgisindedir. Bu yolun Çin’in Kuşak Yol Girişimi’ne ve Türkiye’den geçen enerji akımına karşı bir seçenek olduğu açıktır. 

Doğu Akdeniz cephesi, öncelikle Türkiye’nin cephesidir. Ege kıyılarımızdan karşı kıyılara bakıyoruz: ABD, Dedeağaç’tan başlayarak Kavala, Selanik, Larissa, Stefanoviç, Girit’in kuzeyi ve Kıbrıs’ın güneyinde üsler kurdu. Uçaklarını yerleştirdi, tanklarını getirdi. Yunanistan, bir ABD üssüne dönüşmüştür. Yine ABD, Doğu Akdeniz’de İsrail ve Yunanistan ile birlikte Noble Dina ve Nemesis tatbikatları yapıyor. 

Doğu Akdeniz’de namlularını Türkiye’ye çeviren ABD Güdümlü İttifak ciddî bir güçtür. 

Bu tehdide karşı Türkiye, elbette savaş yeteneği yüksek olan bir Orduya ve cephe gerisinde dayanıklı bir millî direnme gücüne sahiptir. Bununla birlikte AK Parti Yönetimi hem NATO bağlarıyla Türk milletinin bilincini gölgeliyor hem de ittifak birikimini değerlendirmeyen denge siyasetiyle, ABD-İsrail eksenli tehdide cüret kazandırıyor. 

  1. BÜYÜK SAVAŞI ÖNLEYECEK GÜÇ:

TÜRKİYE RUSYA ÇİN İRAN İTTİFAKI

  1. Türkiye Rusya Çin İran İttifakı’nın Gizil Gücü

Batı Asya’da bölgesel bir savaşı önleyecek biricik çözüm, Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakıdır. 

Dahası Üçüncü Dünya Savaşının önünü kesecek güç, yine Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakıdır. 

TRÇİ, insanlığın kaderini belirleyen ittifaktır. 

Savaşı istemeyen bütün devletler ve barış isteyen bütün insanlık, en sonunda bu ittifakın gizil gücünü oluşturuyor. TRÇİ’nin önlenemeyen gücü de buradan geliyor.

  1. Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakı

Dört Ülke İçin de Zorunludur ve Acildir

Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakı, Kıbrıs’tan Hürmüz Boğazı’na kadar uzanan coğrafyada ABD-İsrail tehdidini caydıracak biricik çözümdür. 

Bu ittifak, dört ülkenin dördü için de ihtiyaçtır ve zorunludur. 

İran, Rusya ve Türkiye ön cephedeler ve hem güvenlikleri hem de ekonomik gelişmeleri, bu ittifak iklimindedir.

Rusya, yalnız Karadeniz’in kuzeyinde değil, Akdeniz cephesinde de kendini savunmak durumundadır.

Süveyş Kanalı ve Hürmüz Boğazı, Çin için de güvenlik boğazlarıdır. Bu nedenle Çin’in ileri hatlardan savunması Batı Asya’dan başlar.

TRÇİ İtifakı, öncelikle Türkiye için zorunludur.  Çünkü Türkiye, ABD Tehdidi ile yüz yüzedir. ABD, 1991 yılından beri İsrail ile birlikte Türkiye’yi bölmeye yönelik silahlı uygulamaların başındadır. 1991 Körfez Savaşı’ndan başlayarak, “Kürdistan” adı altında İkinci İsrail devletçiğini silahlı müdahaleyle kurmak peşindedir.

ABD, zaten şu anda Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi hedef alan Şer İttifakının başındadır. 

Türkiye’nin karşılaştığı ekonomik bunalımı Üretim Devrimiyle aşması, yine Rusya, İran ve Çin ile işbirliğini gerekli kılıyor. Türkiye’nin enerji güvenliği, İran ve Rusya dostluğundadır. Türkiye’nin dış ticaretinde birinci ve ikinci ortakları, uzun yıllardan beri Çin ve Rusya’dır.  

Türkiye Batı’dan dayatılan kültürel yozlaşmaya, bireyciliğe, bencilliğe, çıkarcılığa, şiddete, cinsiyetsizliğe ve doğa dışı cinsiyet yönelimlerine, her türden çürüme ve yabancılaşmaya İran, Rusya ve Çin ile dayanışma yaparak karşı koyacak ve millî devrimci kültürünü geliştirecektir.

Bu zorunluluklar karşısında, Türkiye hakim güçleri içindeki ABD’yi yatıştırma eğiliminin başarılı olma şansı bulunmuyor. 

  1. Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakının Yolunu Açan 

Tarihî Tecrübeler 

Arkamızda kalan süreçte, Türkiye + Rusya + Çin + İran İttifakının önünü açan tecrübeler yaşanmıştır. 

Birinci tecrübe, Barzani’nin bağımsızlık referandumunda yaşandı. Bölge ülkeleri, 2017 yılı Eylül ayında, Türkiye, İran, Suriye, Irak ve kuzeyden Rusya’nın katılımıyla Irak’ın kuzeyindeki Barzanistan’ın sözde “Kürdistan”a dönüştürülmesi girişimini silah göstererek bozguna uğrattılar. Kürdistanı kurma iddiası, bölgemizde büyük bir savaşı fitillemekten başka bir sonuç getirmezdi ve bölge ülkelerinin birliği savaşı önlemiştir.

İkinci tecrübe, Karabağ Savaşı’nda yaşandı. ABD, yanlış bir hesapla Ermenistan’ı ateşe sürdü. ABD’nin bu atağı, Azerbaycan Ordusunun savaşıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin katılımıyla ve Rusya’nın da desteğiyle püskürtüldü. Birinci ve İkinci Karabağ Savaşlarında önümüze ışık tutan bir model oluşmuştur. Türk-Rus ittifakı, Kafkaslara barış getirdi. 

  1. Rusya Çin İran İttifakı Oluştu ve Savaş Kazandı

En önemli tecrübe, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıdır. İran, savaşa özgüçlerini çok iyi hazırlaması yanında, Rusya ve Çin ile oluşturduğu ittifak sayesinde ABD emperyalizmini ve İsrail Siyonizmini yenilgiye uğrattı.  

  İran’ın ABD emperyalizmine karşı savaşı göstermiştir ki, Türkiye Rusya Çin İran İttifakı (TRÇİ), artık öngörülen ve planlanan bir ittifak değil, fakat oluşan bir ittifaktır.  

  1. TÜRKİYE’NİN NATO’DAKİ KONUMU
    1. Türkiye Atlantik Sisteminden Kopma Sürecinde

  Türkiye, NATO üyesidir, ancak aynı zamanda NATO’daki “yabancı”dır. Türkiye, diğer NATO ülkeleri gibi Zenginler Kulübü’nde değil, Avrupalı değil, Hıristiyan değildir. Türkiye, Gelişen Dünya ülkesi, Asyalı ve Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkedir. Türkiye, 2024 yılından bu yana girdiği süreçte, Atlantik Sistemi’nin denetiminden çıkıyor ve Yükselen Asya Uygarlığı’ndaki konumuna ilerliyor. 

Türkiye’nin Atlantik Sisteminden ayrılması, dünya dengelerini kuvvetle etkiler ve ABD için büyük tehdittir. 2026 NATO Zirvesi’nin Ankara’da toplanmasının nedeni de budur.

ABD + İsrail + Yunanistan Üçlüsü, Türkiye’nin yalnız olduğu hesabını yaparsa, savaş tehlikesi kapıyı çalar. 

Türkiye, nükleer silahı olan ABD-İsrail-Yunanistan eksenli tehdide karşı ancak nükleer silahı ve güçlü donanması olan müttefikler kazanarak caydırıcı güç oluşturur.  Çin ve Rusya’nın nükleer tehdide aynen yanıt verme konusundaki kararlılığı, İran’a karşı nükleer tehdidi caydırmıştır. 

  1. Türkiye’nin NATO’daki İsyanı

Türkiye, 2014 yılında Vatan Partisi önderliğinde Silivri Duvarını yıkmamızdan ve 15-16 Temmuz 2016 Darbe Girişimini Ordu-Millet birlikteliğiyle ezmemizden bu yana Atlantik Zincirini kırmaktadır. 

Darbenin ezilmesinden 40 gün sonra Fırat Kalkanı Harekâtı, arkasından Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekâtları, ABD emperyalizminin ve İsrail’in güdümündeki terör örgütlerine karşı yapılmıştır. 

2016’dan bu yana Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 24 bin subay, astsubay ve askerî personel; 30 bin polis, 14 bin Yargı mensubu ve kamu yönetiminden toplam 144 bin görevli tasfiye edildi. Bu, NATO ülkelerinde görülmemiş bir temizliktir. Türkiye, Gladyosunu tasfiye ederek NATO zincirinin en önemli halkasını kırmıştır. Bugün Türkiye hapishanelerinde NATO Generalleri yatıyor. 

Öte yandan Türkiye’nin silahlı güçleri, ABD ve İsrail güdümündeki PKK Terör Örgütünü etkisiz kılmış, kendisini feshetmeye ve silah bırakmaya mecbur etmiştir.

Atlantik zincirlerini kıran Türkiye, bugün ABD ve İsrail merkezli tehdide karşı Rusya, Çin ve İran’la ittifak gerçeğiyle buluşmaktadır. 

Çin, Rusya, İran ve Türkiye’nin ortak düşmanları var. Eğer bu dört ülke “ortak düşmanı” anlamazlarsa, bedelini ağır öderler. Bu ortak düşmana karşı birliktelik, işbirliği gibi kavramların ötesine geçmek ve ittifaka evrilmek zorundadır.

Paylaş