Cengiz Çakır: Zor günler (1)

Zor günlerden geçtiğimiz doğrudur. Bu zorlukların artarak uzunca bir süre devam edeceği de bellidir. Kimsenin elinde sihirli değnek yok. Boş laflarla, karşılıklı küfürleşme ile bir yere varılmaz.

 

 

AĞIT YAKMANIN FAYDASI YOK


Yitirdiklerimizi sayıp dökmenin ve ağlaşmanın faydası yok. Hata yapıldıysa yapıldı. Olanlar oldu. Önemli olan içinde bulunduğumuz durumu doğru saptamak ve ne yapılacağına karar vermektir.

 

 

KENDİMİZE GÜVENELİM


Yaklaşık 200 yıllık yakın tarihte nice sıkıntılar atlatmışız. Emperyalist dünyanın tümü aynı zamanda üzerimize çullandığı halde, elde avuçta bir şey yok iken, Çanakkale’de, Kut’ül Amare’de, İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da onları tepelemişiz. Lozan’da zaferimizi taçlandırmış, Montrö’de pekiştirmişiz. Bağımsız, başı dik Türkiye Cumhuriyeti dünyanın ağır ekonomik bunalım geçirdiği bir dönemde üstün bir kalkınma örneği yaratmıştır. Sağlığa, eğitime önem vermiş, sanayinin temelini atmış, yurdumuzu İkinci Dünya Savaşı’ndan koruyan orduyu güçlendirmiştir. Bunların hepsi “Milletin azim ve kararı” ile başarılmıştır.

 

Bugün içinde bulunduğumuz koşullar geçmişe göre çok daha iyi ve elverişlidir. İnsanımızın özünde mevcut cevher bizim en büyük hazinemizidir. Bunu anlamak için vatan uğruna gözünü kırpmadan canını feda edebilen mehmetçiğe, canı pahasına can kurtarmaya uğraşan sağlıkçılarımıza bakmak yeterlidir. Çiftçilerimiz salgın koşullarında da üretime devam etti, böylelikle aç ve açık kalmadık. Kalmayacağız.

 

 

YIKICI EĞİLİM


Öldük, bittik izlenimi yaratan söylemler yersiz. İnsanlara korku salmaya, panik yaratmaya kalkışılmasın. Kimse hoşnutsuz kitleleri kışkırtmasın. İnsanlarımızın birbirinin boğazına sarılması, başkasının ekmeğini elinden almaya kalkması kimseye fayda getirmez. Bu sıkıntılı dönemi hep birlikte aşacağız.

 

 

ÖNCE GÜVENLİK


Dış güçler ve onların maşaları yaşanmakta olan ve artabilecek zorlukları bahane ederek kışkırtmalar yapmaya kalkabilir. Kırıp dökmenin, yakıp yıkmanın, yağmalamanın bir çözüm olmayacağı bilinmelidir. İnsanlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması ve yurdumuzun korunması şarttır. Vatan savunması ve iç güvenliğin sağlanması için ne gerekli ise yapılacaktır. İnsanlarımız, emniyet güçlerimizin güvenliği sağlayacağını bilmelidir.

 

Devlet olmanın temel koşullarından biri budur.

 

 

'HER İŞİN BAŞI SAĞLIK'


Halkımız “her işin başı sağlık” der. Diri olmak anlamına geldiği gibi, hasta ve sakat olmamak, iyi olmak anlamına da gelen bir deyim. Hekimler, eczacılar, hemşireler, teknisyenler, laborantlar, hizmetliler ve diğer çalışanlardan oluşan bir sağlık ordumuz var. Salgın döneminde büyük özveri gösteriyorlar. “Temizlik, maske ve mesafe” sözcükleriyle anlatılan basit kurallara uyulmadığı için sağlıkçılarımızın aşırı zorlandığı bir gerçek. Zorunlu olarak başvurulan kısıtlamalar toplumsal yaşamı güçleştiriyor. Bunun ekonomik bedeli de ağır.
 
Gelişmiş (!) dünya ülkeleri ile karşılaştırıldığında kamucu yanı hâlâ mevcut olan sağlık sistemimiz oldukça başarılıdır. Sağlık sisteminin kamucu yönü güçlendirilerek daha iyi hizmet vermesi sağlanmalıdır. Hastalıktan korunmak, her zaman hastalığı tedavi etmekten ucuza mal olur. Koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmelidir. Bu ilke hayvan ve bitki sağlığı için de geçerlidir.

 

 

YETERLİ BESLENME ŞART


Sağlıklı olmanın ilk şartı yeterli ve dengeli beslenmedir. Aç kalan, yetersiz ve kötü beslenen insanların bedenleri direncini yitirir ve çabuk hastalanırlar. Tüm insanlarımıza bedensel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde besin maddelerinin mutlaka sağlanacağı güvencesi verilecektir. Devlet eliyle besin yardımı yapılması gereken kişiler dikkatle saptanacaktır. Bunlara görevliler tarafından düzenli şekilde erzak ve hazırlayacak durumda olmayanlara pişirilmiş halde yemek ulaştırılacaktır. Sistem sıkı bir şekilde denetlenecek her türlü kötüye kullanımın önüne geçilecektir.

 

 

ÜRETMEDEN TÜKETMEK MÜMKÜN DEĞİLDİR


Var olmayan birşey tüketilemez. Bunun için önce besin maddelerini üretmek zorundayız. Tuz dışındaki bütün besin maddeleri tarım ürünüdür. Cinsiyet ve yaş gruplarına göre yeterli ve dengeli beslenmek için gerekli besin öğelerinin miktarları belirlenmiştir. Besin olarak kullanılan tarımsal ürünlerin içerdiği besin miktarları da bilinmektedir. Besin maddeleri çeşitli ürünlerde değişik oranlar da vardır. Dolayısıyla bunlar birbiri yerine kullanılabilir. Protein rokfor peynirinde de çökelekte de vardır. Barbun balığı ile kupez arasında on kat fiyat farkı vardır ama protein içeriği açısından bunlar arasında fark yoktur. İnsanlarımızı sağlığa uygun olarak, hayli ucuz şekilde beslemek mümkündür.

 

Akılcı bir planlama ile bu ürünlerin hepsini yeterli miktarda üretmek mümkündür. İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerin gereksinmelerini en yakın bölgelerden tedarik ederek taşıma giderlerini ve kayıpları azaltma çareleri aranmalıdır. Demiryolu ve denizyolu kullanılarak kitlesel taşımacılık yapılmalıdır.

 

Böylelikle ekmek, makarna, bulgur, mercimek, nohut, patates, domates, biber, soğan, lahana, kabak, sıvı yağ, tavuk eti, yumurta, sardalya, hamsi gibi balıklarla, süt ve bazı süt ürünleri, diğer bazı taze sebze ve meyvelerden oluşan temel besinlerin fiyatları herkesin erişebileceği düzeyde tutulacaktır.

 

(Devam edecek)