Adnan Akfırat: Çin’in sosyalizmde ısrarı Türkiye’nin yararına

Vatanseverlik, akılla hareket etmeyi zorunlu kılar

Biden yönetiminin, “Amerika geri geldi” iddiasını dünyaya göstermek için tertiplediği Alaska’daki Çin ile görüşme gösterisi, ABD için tam bir hezimetle sonuçlandı. Çin ağırbaşlı, ama kararlı duruşuyla ABD’nin kuru gürültüsüne pabuç bırakmayacağını cümle âleme gösterdi. 

 

Görünen o ki, ABD yönetiminin attığı taş, ürküttüğü kurbağaya değmedi. Çünkü başta Avrupa basını olmak üzere, uluslararası yayın organlarında Biden’in dış politikadaki iki ağır topu Güvenlik Danışmanı Sullivan ile Dışişleri Bakanı Blinken’in Çin karşısındaki acemilikleri ağır eleştiri konusu yapıldı. (1) 

 

Biden yönetiminin, onca tantanaya rağmen kof olduğu ilk temasta ortaya çıktı.

 

 

YANG JIECHI’NİN TARİHİ UYARISI


Çin dış politika yönetimindeki en yetkin ismi olan ÇKP Merkez Komitesi Siyasi Büro üyesi ve Merkezi Dış Politika Komisyonu Başkanı Yang Jiechi’nin konuşmasını ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayınladığı tutanaktan aktaralım: 

“Dünya savaşları, bizim dışımızdaki ülkeler tarafından başlatıldı ve bu da büyük kayıplarla sonuçlandı. Ancak bizim Çin için ve diğer ülkeler için istediğimiz şey, barışçıl kalkınma yolunu takip etmektir. Bu bizim dış politikamızın esas amacıdır. Güç kullanarak istila etmeye, diğer rejimleri çeşitli yollarla devirmeye veya diğer ülkelerin halkını katletmenin karşısındayız, çünkü bunların hepsi bu dünyada sadece kargaşa ve istikrarsızlığa neden olmaktadır. Ve günün sonunda, bu yaptıklarının hepsi Amerika Birleşik Devletleri'nin yararına olmuyor. 

 

“O halde yapmamız gereken Soğuk Savaş zihniyetini ve sıfır toplamlı oyun yaklaşımını terk etmektir. Yeni yüzyılda düşünme şeklimizi değiştirmeli ve 21. yüzyılda büyük ya da küçük ülkelerin, özellikle büyük ülkelerin, insanlığın geleceğine katkıda bulunmak için bir araya gelmesini ve ‘insanlık için ortak gelecek topluluğu’ oluşturmasını sağlamalıyız. Eşitlik, adalet ve karşılıklı saygıyı temel alan yeni bir tür uluslararası düzen inşa etmek için hepimizin ortak çaba göstermesi de önemlidir. Ve bazı bölgesel konularda, bence sorun, ABD'nin ulusal güvenlik gerekçesini aşırı zorlayarak, başka ülkelerin içişlerine elini sokması ve o ülkeleri baskı altına almak için askeri gücünü veya finansal hegemonyasını kullanması; normal ticaret faaliyetlerine engeller çıkarması ve ABD'nin bazı ülkeleri Çin'e saldırılar düzenlemeye ikna etmesidir. 

 

“Çin, ülkeyi her bakımdan orta derecede müreffeh bir ülke haline getirme konusunda da tarihi başarılar elde etti. Çin halkı tamamen Çin Komünist Partisi etrafında toplanıyor. Değerlerimiz insanlığın ortak değerleriyle aynıdır. Bunlar: Barış, kalkınma, eşitlik, adalet, özgürlük ve demokrasi.

 

“Çin'in ve uluslararası toplumun savunduğu şey, ABD başta olmak üzere az sayıda ülkenin savunduğu sözde ‘kurallara dayalı’ uluslararası düzen değil, Birleşmiş Milletler merkezli uluslararası sistem ve uluslararası hukuk tarafından desteklenen uluslararası düzendir. Her ülkenin kendisine özgü bir yönetim biçimi vardır. ABD, ABD tarzı demokrasiyi uygular, Çin ise Çin tarzı demokrasiyi. 

 

“Amerika Birleşik Devletleri ne uluslararası kamuoyunu ne de Batı dünyasını temsil ediyor. Nüfus ölçeğine veya dünyanın eğilimine göre değerlendirilip değerlendirilmediğine bakılmaksızın, Batı dünyası dünya kamuoyunu da temsil etmemektedir. Bu nedenle, ABD yetkililerinin evrensel değerler veya uluslararası kamuoyu hakkında konuşurken, bu şeyleri söylemenin dayanağının olup olmadığını hesaplayacağını umuyoruz. Çünkü ABD dünyayı temsil etmiyor. Sadece Amerika Birleşik Devletleri hükümetini temsil ediyor. Dünyadaki ülkelerin ezici çoğunluğunun, birkaç kişinin koyduğu kuralları uluslararası düzenin temeli olarak kabul edeceğini sanmak gerçekçi değildir.” (2)

 

Bugün ülkemize misafir olan Çin Devlet Konseyi üyesi ve Dışişleri Bakanı WangYi daha sert konuştu: “Çin, ABD’nin temelsiz suçlamalarını geçmişte kabul etmedi ve gelecekte de kesinlikle kabul etmeyecek. Çin, ABD tarafını, Çin’in içişlerine taammüden müdahale etmek gibi hegemonyacı uygulamalardan tamamen vazgeçmeye çağırıyor!” (3)

 

Zarafetiyle bilinen Wang Yi’nin bu sözleri ve diploması hayatının en uzun bölümünü ABD’de geçirmiş olan Yang’ın tok üslubu ABD yönetimini kaygılandırdı. 

ÇİN ABD’NİN YERİNİ ALMAYACAK


Türkiye’de istikbalini ABD emperyalizmine bağlamış olanlarda ise, ABD’nin güç kaybetmesi daha büyük kaygı hatta telaş oluşturuyor. ABD’nin dünyanın jandarmalığı konumunu yitirmesine sevineceklerine, tarihin akışını tersine çevirmek gibi aptalca bir çaba içine giriyorlar. Başvurdukları yöntem ise çıplak yalan ve çarpıtma. Gerçekle savaşının malzemesinin yalan olması bir mecburiyet. Güçsüzleştikçe yalanın şiddeti ve boyutu artıyor. 


 
Uydurdukları yalan ise Çin’in dünyanın yeni efendisi olmak istediği. Bu uydurmanın sahada ne somut bir dayanağı var ne de uluslararası güç dengesi açısından gerçekleşme ihtimali. Çin’e Türkiye’den bakılsa bu yalın gerçek rahatça görülebilir. 

 

ABD’nin 100 yıldır uyguladığı sömürü, baskı ve zulmün önlenmesi, sadece Çin’in değil, başta Türk milletinin ve bütün insanlığın yararınadır. Çin’in ABD’nin zorbalığının önüne geçmesi, bağımsızlık, kalkınma ve ulusal bütünlük isteyenler için bir kazançtır. 

 

Uluslararası ittifaklar, tek tek ülkelerin öznel isteğine değil, nesnel ölçülere dayanır. Dünyada temel saflaşma hâlâ, parçalayanlar ve parçalanmak istenenler arasındadır. Örneğin Rusya birkaç kez parçalandı yetmedi, yeni parçalar koparılmak isteniyor. Çin ise ulusal bütünlüğünü sağlamlaştırdığı ölçüde ABD ve Batı Avrupa’nın suçlama ve dayatmalarıyla karşılaşıyor. 

 

Büyük Atatürk, dünyadaki saflaşmanın ezenler/ezilenler arasında olduğu gerçeğini saptadığı için, cesaretle Sovyetler Birliği ile ittifak kurdu ve Batı emperyalizmin askeri işgaline son verdi. Oysa Atatürk’ün ittifak yaptığı Rusya, rejimi değişmeden önce Çarlık Rusya’sı olarak Osmanlı’yla savaşan işgalci ülkelerdendi. Son iki yüzyılın en önemli keşfi, dünyadaki saflaşmanın emperyalizm ile bağımsızlık isteyenler arasında olduğu analizidir. 

 

 

YENİ ŞAFAK GRUBU’NUN ÇİN SAPLANTISI


Ak Parti hükümeti üzerinde belli etkisi olan Yeni Şafak gazetesinin sahibi Albayrak Yayın Grubu’nda bir Çin saplantısı var. Elektronik yayıncılıkta çığır açma iddiasındaki www.gzt.com bünyesindeki “Gerçek Hayat” e-dergisinde bu tutum daha belirgin. “Ağacın kurdu kendinden olurmuş” atasözümüzü doğrulayan bir gerçek var. Sanki Albayrak’ın elektronik yayıncılığı, Ak Parti’ye ve Cumhurbaşkanlığı hükümetine karşı ABD hesabına operasyon düzenleme merkezi gibi. İnsan hayret ediyor.

 

Basılı gazetenin etkili köşe yazarlarından Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün’ün, Çin’i kapitalist gösterme gayreti istihzaya neden oluyor. Marks ve Engels’i devrimci olmamakla eleştirebilecek kadar Marksizm’i bildiğini iddia eden Prof. Öğün 22 Şubat 2021 günlü köşesinde şunları yazdı: 

 

“Dikkat çekici olan Çin’de gerçekleşen ve kapitalizmin en ileri aşamalarına dönüşen süreçlerin bizzat Komünist Parti marifetiyle gerçekleşiyor olması. Bu daha çok şaka konusu edilen ironik bir durum olarak görülüyor. Kapitalizmi savunanlar, bu ironik durumu keyiflenerek takip ediyorlar ve ‘ne kadar güçlü olduğumuzu, işlerimizi yeri geldiğinde bizzat Komünist Partilere gördürmemizden anlayın’ diyorlar.

 

Hâsılı üzerinde değil, içinde yaşadığımız dünya iliklerine kadar kapitalist bir dünya. Reel sosyalizmler ise onun kritik yapı taşlarından, taşıyıcılarından birisini oluşturuyor. Çin tecrübesinin öğrettiği şaşılası bir durum değil. Bir tarihsel sapma asla değil.” (4)

 

 

ABD SÖZCÜLERİ ÇİN’İ ‘HÂLÂ SOSYALİST’ DİYE SUÇLUYOR


Prof. Öğün, her ne kadar dünyayı yakından izliyor görüntüsü vermeye çalışsa da, gelişmelerin gerisinde kalıyor. ABD hâkim sınıfları ve onların ideologları Çin’i kapitalist gösterme çabasından epeydir vazgeçtiler. Fukuyama’nın “Tarihin sonu” önermesinin dayanağı olarak Çin’in sosyalizmden vazgeçtiği tezi kullanılıyordu. Oysa Trump döneminde Pompeo tarafından ayyuka çıkarılan Çin’i “Marksizm-Leninizme bağlı” diye suçlama furyası Biden döneminde de devam ediyor. 

 

Gerçi, Pompeo’nun bu söylemi, Prof. Korkut Boratav gibi kimi sol aydınları “Çin’i kapitalist olarak gösterme” illetinden vazgeçirmek gibi hayırlı bir etkisi olmadı değil. (5)

 

 

İYİ Kİ ÇİN SOSYALİST!


Prof. Öğün’ün Türkiye yanlısı olduğundan kuşkumuz yok. Çin hakkındaki bu gerçek dışı analizinin Türkiye’ye bir hayrı olmadığını görmesini umut ederiz. Çin’in sosyalizmde ısrar etmesi, hegemonya peşinde koşmasını kendiliğinden, iç dinamiklerle engellemenin de güvencesi. Eğer kapitalist olsaydı, Çin yönetimi hem kendi halkının hem de dünyanın başına iş açabilirdi. 

 

Çin’in neden kapitalizme yönelmeyeceğinin gerekçelerinden en önemlisi, eğer kapitalist olursa Çin’in parçalanacağı gerçeğidir. Kapitalizme dönüş Çin’i toplumcu, kamucu raydan çıkarır ve herkesi hayran bırakan kalkınma başarısı tökezler. 


 
Çin’de bölgeler arasında ciddi gelişmişlik farkları var. Görece daha geri olan Çin batısında yer alan Sinciang ve Tibet’te ayrılıkçılığın güçlenmesinde, 1982-2002 arasında izlenen, pazarın rolünü abartan çizginin etkisi değerlendiriliyor. Çin yönetimi, bu sapmaya düzeltmek için 2006’dan itibaren farklı bir yönelime girdi. 2012 yılından itibaren ise Xi Jinping önderliğinde, “sosyalizmin vazgeçilmez ilkesi ortak refahtır” anlayışını geliştiriyor. Çin Komünist Partisi, 100. Kuruluş yıldönümünü kutlamaya hazırlarken bütün dünyaya, kuruluş değerlerine bağlı kalacağını daha yüksek sesle ilan ediyor.

 

ÇKP’nin 19. Genel Kurultayı’nda “eşitsizlik ve dengesizlikler”, Çin’in baş çelişmesi olarak belirlendi. Yang Jiechi, Alaska’da ABD yöneticilerine “Çin’in kişi başı gelirinin ABD’nin beşte biri kadar olduğunu” vurgularken, Çin’in hâlâ gelişmekte olan bir ülke olduğunu hatırlatıyor.

 

Çin hızlı kalkınmasını ve 8 yılda 100 milyon en yoksul nüfusun gelir düzeyini yükselterek, mutlak yoksulluğu sıfırlamasını sosyalizme borçlu. Çin yönetimi sosyalizmde ısrar ederse, bundan en çok kazançlı çıkacak olan Çin halkının yanı sıra gelişmekte olan ülkelerdir. 

 

Çin’in gelişmesi ve güçlenmesi, ABD’nin kanlı saldırılarına kahramanca direnen başta milletiyle Türk devleti olmak üzere, Suriye, Libya, İran, Yemen, Irak, Afganistan, Venezuela, Bolivya halklarının nefes almasına imkân veriyor. 

 

Çin’in ABD’nin dünyanın patronluğu iddiasını zayıflatması, mazlum milletlerin hatta ABD denetiminden çıkmak isteyen Avrupa’nın daha adil ve eşitlikçi bir dünya kurma isteğini güçlendiriyor. İnsanlık için daha iyi bir gelecek kurma umudunu büyütüyor. 

 

Sırf bu nedenle bile, sosyalizmi benimsemeyenlerin Çin’in sosyalizmde ısrar etmesinden memnun olması gerekir. Dün nasıl, Lenin’in başarısı Türkiye’nin İstiklal Harbi’nin güvencesi olduysa, bugün Xi Jinping’in içeride ve dışarıda kamucu, paylaşmacı, dayanışmacı mücadelesi de Türkiye’nin İkinci İstiklal Harbi’nin başarıya ulaşmasının en önemli dayanaklarından biri sayılmalıdır. Vatanseverlik, akılla hareket etmeyi zorunlu kılar.  

 


Kaynakça:

1. https://www.unz.com/article/americas-national-humiliation-by-eurasia/

2. https://www.state.gov/secretary-antony-j-blinken-national-security-advisor-jake-sullivan-chinese-director-of-the-office-of-the-central-commission-for-foreign-affairs-yang-jiechi-and-chinese-state-councilor-wang-yi-at-th/

3. https://www.state.gov/secretary-antony-j-blinken-national-security-advisor-jake-sullivan-chinese-director-of-the-office-of-the-central-commission-for-foreign-affairs-yang-jiechi-and-chinese-state-councilor-wang-yi-at-th/

4.https://www.yenisafak.com/yazarlar/suleyman-seyfi-ogun/cinde-olup-bitenlerin-dusundurdukleri-2057714 
5. https://sol.org.tr/yazar/cinde-14ncu-bes-yillik-plan-28245

 

 

26 Mart 2021 Cuma / Aydınlık