/
/

Zorlukları Yenme Eğitimi

Zorlukları Yenme Eğitimi

Genel

Başkan

Yardımcımız

Prof.

Dr.

Semih

Koray

düzenlediği

basın

toplantısıyla

partimizin

Türkiye

Yüzyılı

Maarif

Modeli

hakkında

görüşlerini açıkladı.

-05-:56

Değerli

Basın

Mensupları

 

Bugünkü

açıklamamızda

Millî

Eğitim

Bakanlığımızın

açıkladığı

“Türkiye

Yüzyılı

Maarif

Modeli”ni

değerlendireceğiz.

Eğitim

kuşkusuz

bir

ülke

açısından,

o

ülkenin

geleceğini

inşa

etme

açısından

en

önemli

alanlardan

birisidir.

Onun

için

eğitimde

yığınağı

yanlış

yapmak,

giderilmesi

olanaksız

hatalara

ve

yanlışlıklara

yol

açar.

Bugün

eğitimi

planlamak,

Türkiye’nin

orta

ve

uzun

erimde

olan

ihtiyaçlarını

göz

almayı

gerektirir.

Doğru

bir

eğitim

politikası

için

ön

koşul

Türkiye’nin

kalkınma

stratejisinin,

bilim,

sanat,

kültür

alanlarında

gelişme

stratejisinin

belirlenmesidir.

Aynı

zamanda

bu

stratejinin

uygulanması

için

ayrıntılı

bir

planlama

yapılmalı

ve

bu

planın

sürekli

olarak

güncellenmesi

gerekiyor.

Piyasaların

Kendiliğindenciliğine

Bırakılan

Eğitim

 

Bugün

Türkiye’nin

en

önemli

zaaflarından

biri

böyle

bir

strateji

ve

plandan

yoksun

olmasıdır.

Milli

eğitim

büyük

ölçüde

piyasaların

kendiliğinden

şekillendirilmesine

tabii

bırakılmıştır.

Onun

için

Milli

Eğitim

Bakanlığı

ne

kadar

vatanına,

milletine

bağlı

kendi

çıkarını

değil

milletin

çıkarlarını

düşünen

bireysel

çıkarı

kolektif

çıkara

tabi

kılan

öğrenci

yetiştirmeye

çalışırsa

çalışsın,

böyle

bir

strateji

ve

planın

yokluğunda

başarı

gelmez.

Onun

için

bugün

yapılmış

olan

şey

de

maalesef

isimlendirildiği

gibi,

maarif

modeli

değil,

mevcut

müfredatın

yeniden

düzenlenmesinden

ibaret

kalıyor.

Türkiye’nin

Birikimi

 

Türkiye’nin

geçmişte

çok

önemli

birikimleri

var.

Atatürk

döneminde

eğitimin

bir

strateji

ile

planlandı.

O

strateji

milletin

inşası

ve

Türkiye’nin

gelişmesi

açısından

hem

ekonomik

düzlemde

hem

de

kültürel,

düşünsel,

düzlemde

neye

ihtiyacı

olduğunun

saptanmasıyla

kuruldu.

Bu

açıdan

köy

enstitüleri

tecrübesi

sadece

Türkiye’nin

değil

dünya

ölçeğinde

son

derece

önemli

bir

eğitim

modelidir.

Bugün

köy

enstitülerini

sadece

ekonomik

yönüyle

ele

almak,

üstünde

eğitim

yapılıyor

olmasıyla

anmak

son

derece

yanlış

ve

eksik

olur.

O

dönemde

Türkiye’de

tarımın

mekanizasyonu

söz

konusuydu.

Bu

açıdan

köylünün

bilgilendirilmesi

önemliydi.

Ancak

Köy

Enstitülerinin

esası

Cumhuriyet

Devriminin

bir

kültür

devrimi

olmasıdır.

Cumhuriyet

devriminin

nefesini

hem

üretim

içinde

çalışacak

bu

konudaki

becerilerini

geliştirecek

ama

üretim

devriminin

nefesini

Türkiye’de

köylere

taşıyacak

önderleri

yetiştirmek!

Milli

Eğitimin

Hedefi

Bugünkü

ihtiyacımız

doğru

bir

müfredatın,

doğru

bir

müfredat

içeriğinin

ötesindedir.

İhtiyaç

duyduğumuz

şey:

Birincisi,

öğrenme

ve

kendini

dönüştürme

konusunda

istekli.

İkincisi,

kendini

dönüştürüp

bilgi

edindikten

sonra

da

çalışırken

enerjisi

yüksek.

Üçüncüsü,

Üretim

Devrimi’ne

ve

Türkiye’nin

gelişmesine

hizmet

eden

insanlar

yetiştirmektir.

Ortaöğretimde

Yeteneğin

Keşfi

Ortaöğretim

iki

önemli

unsuru

içeriyor.

Birincisi,

meslek

seçiminin

hemen

öncesi

olması

dolayısıyla

hangi

alanlarda

ne

kadar

nitelikli

gücüne

sahip

olduğumuzun

bilinmesi

öğrencileri

yönlendirme

açısından

o

dönemde

önem

kazanıyor.

Yanlış

meslek

seçimi,

Türkiye’de

karşılığı

olmayan

ama

moda

olduğu

için

o

meslekleri

piyasanın

savurması,

yönlendirmesiyle

ile

oluyor.

Sonuç:

İşsiz

kalan

ve

hayat

boyu

mutsuz

olan

öğrenciler.

Olması

gereken

ise

Türkiye’ye

hizmet

edecek

meslekleri

seçen

ama

bunu

aynı

zamanda

kendi

ilgi

ve

yetenekleriyle

birleştiren

gençleri

hayata

kazandırmaktır.

Bu

da

bizi

ikinci

hususa

getiriyor.

Yeteneklerin

esas

keşfedileceği

dönem

ortaöğretim

dönemidir.

Bu

yeteneği

dışarıdan

keşfetmek

yetmez.

Öğrencinin

kendisini

keşfedip

geliştirmesi,

o

konuda

merak

ve

ilgisinin

olması

gerekir.

Bu

ikisini

birleştirmek

lazımdır.

Ortaöğretimde

eğitimin

en

önemli

başarı

ölçütü,

öğrencilerin

yeteneklerinin,

ilgi

alanlarının

keşfi

ve

bunun

ülkenin

önümüzdeki

uzun

erimli

ihtiyaçlarıyla

birleştirilecek

şekilde

yönlendirilmesidir.

Keşfedilmeyen

Yetenek

İsraftır

Yetenek

keşfi

şu

açıdan

çok

önemli:

İnsan

gücü

bir

ülkenin

en

önemli

değeridir.

Siz

bir

madeni

bugün

bulamayıp

on

sene

sonra

bulduğunuz

da

elbette

bir

kayıp

olur.

Ama

maden

orada

durur,

onu

yine

kullanırsınız.

Ama

siz

bir

yeteneği

keşfedemezseniz

o

bir

daha

kullanılmayacak

biçimde

ortadan

kalkar

gider.

Kimsenin,

hiçbirimizin

Türkiye’nin

böyle

bir

kaynağını

israf

etmeye

hakkımız

yok.

Seyreltilen,

Yüzeyselleşmiş

Eğitim

Türkiye

Yüzyılı

Maarif

Modeli’nin,

yeni

müfredatın

içeriği

ve

bu

içeriğin

işleniş

şekli

şunu

ortaya

çıkartıyor:

Son

derece

seyreltilmiş,

yüzeyselleştirilmiş,

öğrenciyi

zorlamayan

bir

eğitim.

Bu

modelle

hiçbir

yeteneği

keşfedemezsiniz.

Eğitimi,

içeriği

toplumsal

olarak

belirlenen

ama

bireyin

kendi

ilgi

ve

merakıyla

birleşen

bir

etkinlik

olarak

görmezseniz

başarı

gelmez.

Eğitimin

seyreltilmesi,

“müşteri

memnuniyeti”ni

sağlayabilir.

Ama

Türkiye

açısından

burada

başarı

yoktur.

Millî

Eğitim

Bakanlığımız,

bu

müfredatta,

milli

kimlik

oluşturma,

vatan

sevgisi

yaratma,

Türkiye’nin

geleceğine

etkin

biçimde

katkıda

bulunma

amacına

uygun

bir

hedef

koyuyor.

Ama

bu

hedefi

yerine

getirmekten,

uygulama

ve

usullerini

oluşturmadan

yoksun

kalmıştır.

Matematiğin

Gerçekle

İlişkisi

Matematikten

örnek

vermek

istiyorum.

Matematik

uygarlığın

başından

itibaren

bütün

eğitimlerde

merkezi

rol

oynamış

olan

bir

alan.

Merkezi

rol

oynaması,

matematiğin

zorluğundan,

şundan

ya

da

bundan

değildir.

Matematiğin

gerçeklikle

olan

ilişkisindendir.

Matematik,

doğa

bilimlerinde

ama

giderek

artan

bir

oranda

toplum

biliminde

de

kuramsal

alanda,

o

alandaki

bilgilerin

sistemli

hale

getirilmesindeki

temel

ortamı

oluşturuyor.

Matematik

Doğasaldır

Einstein

doğanın

bir

matematiği

olduğundan

bahseder.

Ancak

tersi

daha

doğrudur:

Matematik

doğasaldır.

Matematik,

salt

insan

aklının

bir

ürünü,

akıl

yürütmeden

ibaret

değildir.

Matematikteki

bütün

kavramlar

da

temelini

oluşturan

matematiksel

mantık

da

doğa

ve

toplumun

ürünüdür.

Milli

Eğitimimiz

için

en

önemli

hedeflerden

birisi

de

bilimsel

düşünceyi

hayatın

bütün

alanlarına

topluca

uygulanacak

bir

yaklaşım

haline

getirmek

ve

bunun

benimsenmesini

sağlamaktır.

O

açıdan

matematik

önemli

bir

rol

oynuyor.

Limit

Kavramı

ve

Bugünkü

Teknoloji

Örnek

olarak

limit

kavramını

ele

alalım.

7.-11.

Yüzyılda

bilim,

kültür

ve

sanatın

doruğunda

olan

Türk

İslam

uygarlığı

Limit

Kavramı’nın

eşiğine

geldi

ama

ortaya

çıkartamadı.

Limit

kavramı

batıda

Newton

ve

Leibniz

tarafından

kuramlaştırıldı.

Sonuç

nedir?

Bugün

limit

kavramının

fizikte

yol

açmış

olduğu

gelişmeler

gündelik

hayatımızda

kullandığımız

bütün

teknolojik

imkanları

sağlamıştır.

Limit

kavramı

ve

sıfır

bölü

sıfır

belirsizliği

gelişmenin

kaynağıdır.

Eğer

insanlık

kavramsal

olarak

bu

noktaya

ulaşmamış

olsa

ne

sanayi

devrimi

gerçekleşirdi

ne

sanayi

devriminin

üstüne

bugün

yapay

zekâ

teknolojilerinin

ve

diğerlerinin

gerçekleşmesine

olanak

olurdu.

Onun

için

matematikteki

kavramları

tarihsel

geçmişleriyle

bilime

ve

hayata

yapılan

katkılarıyla

bunlarla

birlikte

o

süreç

içinde

anlatmak

bu

kavramların

benimsenmesini

sağlar.

En

önemli

hususlardan

biri

de

eğitimde,

ortaöğretimde

kavramların

neden

hangi

ihtiyaç

sonucu

ortaya

çıktığını

ne

işlev

gördüklerinin

öğrencilere

anlatılmasıdır.

Bunlar

da

tarihsel

süreç

içinde,

gelişme

içinde

gelişen

kavramlar.

O

dinamiklik

içinde

bunların

anlatılması

lazım.

Limit

kavramı

olmadan

herhangi

bir

öğrencinin

matematiği,

bugünün

matematiğinin

esasını,

özünü

anlamasına

olanak

yoktur.

Bu

sadece

bu

alanda

çalışmaya

devam

etmek

isteyenler

için

değil,

bütün

öğrenciler

için

geçerlidir.

Öğrenciye

Zorlukları

Yenme

Bilinci

Vermek

Siz

spora

gittiğiniz

zaman

adaleleriniz

ağrımadan

kendinizi

spor

yapmış

görür

müsünüz?

O

zaman

matematiği

bulmaca

çözer

yapıp

hiç

zorlanmadan

döndüğünüz

zaman

ne

kazanmış

olacaksınız?

Zorlanmadan

hiçbir

olmaz.

Zaten

eğitimin

amacı

da

zorluklar

karşısında

yılmayan,

onları

aşmak

için

kendini

zorlamasını

bilen,

kendini

zorlama

alışkanlığını

edinen

öğrenciler

yetiştirmektir.

Yoksa

bugünün

koşullarında

diğeri

neye

yarar,

neye

hizmet

eder?

Eğitim

hayatı

bittikten

sonra

da

hiç

zorluk

çekmeden,

oturduğu

yerden

köşeye

dönmenin

yollarını

arayan

insanlar

yaratırız.

Herhangi

bir

zorluğa

katlanmadan

sorunlarını

çözmeye

çalışmaya

çalışan

insanlar,

Türkiye’nin

geleceği

açısından

en

büyük

sorundur.

Millî

Eğitim

Bakanlığı

sadeleştirme

diyor.

Ama

buna

seyreltme

demek

işin

niteliğini

ifade

etmek

açısından

daha

yerinde

olur.

Kuşkusuz

bunun

da

bir

uygun

ölçüsü

var.

Yani

siz

eğer

başarılamayacak

bir

hedefi

koyarsanız

o

zaman

da

hayal

kırıklığı

yaratırsınız.

Ama

şu

andaki

düzey

özellikle

matematikteki

şu

andaki

düzey

bulmaca

matematiğidir.

Türkiye

Yüzyılı

Maarif

Programı

Nasıl

Yapılır?

Türkiye

Yüzyılı

Maarif

Modeli’nin,

hakikaten

Türkiye

Yüzyılı

Maarif

Programı

olmasını

istiyorsak,

bugün

insanlığın,

bilimin

ve

teknolojinin

önünde

duran

engelleri

doğru

saptamalıyız.

Bu

engelleri

aşmak

için

gerekenleri

yapmalıyız.

Birincisi,

Türkiye’nin

önünde

bir

Üretim

Devrimi

vardır.

Bu

Üretim

Devrimi’nin

ihtiyaçlarına

uygun

insan

gücünün

planlanması

ve

eğitimin

bunun

bir

parçası

haline

getirilmesi

gerekmektedir.

İkincisi

de

yapay

zekâ

teknolojileri,

bunun

gerektirdiği

bilgisayar

okur

yazarlığı,

kavramlara

aşinalığın,

yakınlığın,

ortaöğretimle

kazanılmaya

başlanmasıdır.

Yapay

zekâ

teknolojilerini

hem

güvenlik

açısından,

hem

uluslararası

düzlemde

üretimde,

rekabet

gücü

kazanmak

açısından

mutlaka

edinmemiz

ve

geliştirmemiz

gerekmektedir.

Türkiye

ve

Yapay

Zekâ

Bilimi

Bugün

yapay

zeka

bilimin

doruğunu

kesinlikle

temsil

etmemektedir.

Bugün

teknolojik

her

gelişme

bilimsel

bilgi

temelli

olmak

zorunda.

Ama

bugün

yapay

zekâ

teknolojilerine

baktığımız

zaman

bunun

bilimsel

bilgi

temeli

bin

dokuz

yüz

altmışlar

öncesine

gitmektedir.

Oradan

bugüne

geçmiş

olan

65

yıl

içinde

temel

bilime

verilen

vazife

ufak

tefek

dip

kapatma

vazifesidir.

Öyle

ciddi

önemli

bir

sıçrama

yoktur.

Bugün

temel

bilimler

üvey

evlat

muamelesi

görmektedir.

Bu

aslında

bu

işi

yapan

toplumsal

sistemin

altın

yumruklayan

tavuğu

kesmesinden

başka

bir

şey

değildir.

Sürüklenen

Değil

Öncü

Bilim

Önümüzdeki

yüzyılı

Türkiye

Yüzyılı

yapmak,

bilim

konusunda

olan

bitenin

peşinden,

gerisinden

sürüklenmekle

mümkün

olmaz.

Yapılması

gereken,

onun

önüne

geçerek

bütün

insanlığın,

dünyanın,

bilimin

içine

alınmış

olduğu

cendereden

kurtarılmasına

öncülük

edecek

bir

strateji

kurmak

ve

planlama

yapmaktır.

Bu

nedenle

devletin

öncülüğünde,

sadece

temel

bilimler,

doğa

bilimlerde

değil,

aynı

zamanda

toplum

bilimsel

temelli

bir

yol

göstericilikle

hareket

etmeliyiz.

Bilimin

yol

göstericiliği

bugün,

planlama

olmadan,

piyasaların

kendiliğinden

şekillendirmesine

bırakılarak

olanaksız

hale

gelmiştir.

Hem

doğa

bilimleri,

temel

bilimler

hem

de

toplum

bilim,

bugün

bizim

yapay

zekaya

yoğunlaşıyoruz

diye

savsaklamamız

gereken

değil

tam

tersine

üstünde

yoğunlaşmamız

gereken

alanlardır.

Onun

için

ortaöğretim

meslek

seçimine

temel

hazırlarken

bu

esaslarla

hareket

etmemiz

gerekir.

BASIN

MENSUPLARININ

SORULARI

VE

VERİLEN

CEVAPLAR

SORU:

Yeni

müfredat

taslağında

şöyle

bir

şey

de

gördük.

Amaçlar,

değerler

aşaması

oluşturulmuş,

eylemler

ve

yöntemler

belirlenmiş.

İçerisinde

yardımseverlik,

vatanseverlik

gibi

kavramlar

var.

Siz

de

beğendiniz.

Ancak

bu

değerleri

öğrenciye

işleyecek

olan

uygulayıcılar

öğretmenlerdir.

Bu

yeni

müfredat

öğretmenler

için

tasarlandı.

Uygulayacak

olan

öğretmenlerdir.

Peki

öğretmenlerin

bu

değerleri

kazandırabilmesi

için

de

şu

anki

sistemde

nasıl

yenilikler,

nasıl

düzenlemeler

yapılması

gerekir

sizce?

CEVAP:

Öğretmenlerimiz

çok

yardımsever,

vatanına,

milletine

bağlı

öğretmenler

olabilir,

öğretmenlerimizin

çoğu

da

zaten

öyledir.

Ama

mutlaka

bunu

da

pekiştirecek,

öğretmenin

toplumsal

saygınlığını

artıracak

eski

itibarına

kavuşturacak

önlemlerin

ve

düzenlemelerin

yapılması

gerekir.

Ama

bu

işin

öğrenciyi

dönüştürme

ve

öğretim,

öğrenim,

öğretim

süreci

içinde

öğrencinin

kendisini

yaşayarak

edinmesini

sağlamak

lazım.

Şimdi

yine

matematikten

bir

örnek

vermek

gerekirse.

Matematiksel

kavramlara

niye

ihtiyaç

var

sorusunu

soralım.

O

kavram

neye

yarayacak?

Bunları

ortaya

koymak

lazım

kavramı

koyarken.

Ama

hepsi

gündelik

hayatta.

Yani

matematikte

verilen

örneklerin

hemen

hemen

hepsi

gündelik

hayatta.

Benim

gündelik

hayatta

çıkarımı

kollamam

için

matematikten

nasıl

yararlanabilirim?

Bakın

böyle

yaparsanız

siz

ne

kadar

vatan,

millet,

yardımseverlik

filan

derseniz,

bir

taraftan

onu

deyip,

öbür

taraftan

onu

yıkarsınız.

Yani

siz

matematik

faydalıdır,

senin

çıkarına

hizmet

eder.

Kişisel

çıkarına

hizmet

eder

diyoruz.

İkincisi

biz

milletin

ufkunu

genişletmek

istiyoruz.

Milletin

ufkuna,

vatanı,

insanlığın

geleceğini

bilimi,

sanatı,

kültürü,

geleceği

yaratmayı

bunu

kurmaya

çalışıyoruz.

Eğer

siz

eğitim,

öğrencinin

günlük

hayatın

içine,

onun

ufkunu

günlük

hayatın

içine

hapsederseniz

ne

kadar

aksini

istiyor

olursanız

olun

ufku

daraltırsınız

ufku

genişletmezsiniz.

Öğretmenlerin

bu

işi

yaparken

ellerindeki

en

önemli

araçlardan

biri

o

müfredat

ve

müfredatın

uygulanması

olacak.

Müfredat

hedeflerine

ve

müfredatın

kendisine

bakalım.

Amaca

aykırıysa

o

zaman

kendi

bindiğiniz

dalı

kesiyorsunuz.

Kendi

yapmak

istediğiniz

şeye

kendiniz

engel

oluyorsunuz

demektir.

Öğretmenler

konusunun

bütün

sorunlarıyla

beraber

ayrı

biçimde

mutlaka

ele

alınması

lazımdır.

Bugün

Türkiye

açısından

çok

önemli

bir

sorun.

Bugün

Türkiye’de

yüksek

öğretim

de

yerlerde

sürünüyor.

İlköğretimdeki

hatalar,

eksiklikler,

ortaöğretime

yansıyor,

ortadakiler

yüksek

öğretime

yansıyor,

yüksek

öğretimdekiler

de

doğrudan

hayata

yansıyor.

Bugün

yaşıyoruz

o

eksikliklerin,

hataların

getirdiği

sonuçları

hep

birlikte,

her

alanda

yaşıyoruz.

SORU:

Efendim

şimdi

bir

takım

eleştiriler

var.

Somut

eleştiriler.

Onlara

dair

sizin

değerlendirmenizi

merak

ediyoruz.

Birincisi,

Atatürk

devrimleriyle

ilgili

ve

biyoloji

başta

olmak

üzere

birtakım

konularla

ilgili

bazı

daraltmaların

getirilmesi

iddiası

var.

Hedefin

ne

düşünüyorsun?

Nasıl

değerlendiriyorsunuz?

Ikincisi

de

bu

ÇEDES

adı

verilen

modelin

kalıcılaştırılması

bu

modelle

de

sivil

toplum

örgütü

olarak

birtakım

tarikat,

cemaat

vakıflarının

okullara

girişi.

Bunlara

dair

de

bir

açıklamamız

olacak

burada?

CEVAP:

Evet.

Birincisi

Atatürk

dönemi

Türkiye

açısından

her

ne

kadar

bundan

80,

90,

100

yıl

öncesine

gidiyorsa

da

hala

öğretici.

 Atatürk’ün

yol

göstericiliği

90

sene

önce

yapılanı

tekrar

etmek

değildir.

Ama

90

sene

önce

yapılanların

ardındaki

nedensellik

ilişkileri

bugün

hala

geçerli.

Bugün

biz

hala

Atatürk

döneminin

eğitime

anlayışından

köy

enstitüleri

tecrübesinden

öğreneceklerimiz

var.

Onun

için

mesele

Atatürk’ün

adının

çok

geçmesi,

az

geçmesi

değil.

Atatürk’ün

adı

çok

geçer,

her

gün

Atatürk’ten

sabah

akşam

bahsedip

Atatürk’ün

tam

tersine

işler

yapıyor

veya

öyle

yöneliyor

olabilir.

Ama

burada

da

hakikaten

Atatürk

devriminin

bugüne

yol

gösteren

yönlerinin

ve

içeriğinin

mutlaka

eğitimin

çok

önemli

bir

parçası

olması

lazımdır.

Yani

o

nedensellik

ilişkilerini

bugünün

sorunlarını

çözmeye,

yol

gösterecek

biçimde

değerlendirilmesi

gerekir.

Her

millet

kendi

tecrübesi

içinde

öğrenir

ve

bilgisini

pekiştirir.

İkincisi,

çeşitli

tarikatların

vesairelerin

bu

ÇEDES

aracılığıyla

eğitime

dahil

edilmesi

son

derece

yanlış

bir

uygulamadır.

Ve

bunun

mutlaka

önüne

geçilmesi

gerekir.

Bu

aynı

zamanda

daha

önce

söylediğimiz

eğitimin

hedeflerine

aykırı

bir

şeydir.

Dolayısıyla

eğitimin

bugün

iki

açıdan

yani

vatanına,

milletine

bağlı

bütünün

çıkarını,

bireysel

çıkarın

üstünde

tutan,

kendi

çıkarını

ona

tabi

hale

getiren

ve

bu

yönde

yeteneğini

esirgemeden

geliştirerek

kullanan

insanlar

yetiştirmek

istiyoruz.

O

zaman

biz

bilgi

aktarımı

dışında

herhangi

bir

unsuru

eğitimde

değerlendirirken

buna

katkıda

bulunuyor

mu?

Buna

engel

oluyor

mu?

O

açıdan

değerlendireceğiz.

Buna

katkıda

bulunmadığı

gibi

buna

önemli

ölçüde

zarar

veren

tarikatların

bu

şekilde

güç

kazanması

yanlıştır.

Türkiye’nin

kendi

insan

gücünü

geliştirmesi

için

bu

yapıların

eğitimden

uzak

tutulması

gerekir.

Paylaş
Paylaş: