Genel
Başkan
Yardımcımız
Prof.
Dr.
Semih
Koray
düzenlediği
basın
toplantısıyla
partimizin
Türkiye
Yüzyılı
Maarif
Modeli
hakkında
görüşlerini açıkladı.
-05-:56



Değerli
Basın
Mensupları
Bugünkü
açıklamamızda
Millî
Eğitim
Bakanlığımızın
açıkladığı
“Türkiye
Yüzyılı
Maarif
Modeli”ni
değerlendireceğiz.
Eğitim
kuşkusuz
bir
ülke
açısından,
o
ülkenin
geleceğini
inşa
etme
açısından
en
önemli
alanlardan
birisidir.
Onun
için
eğitimde
yığınağı
yanlış
yapmak,
giderilmesi
olanaksız
hatalara
ve
yanlışlıklara
yol
açar.
Bugün
eğitimi
planlamak,
Türkiye’nin
orta
ve
uzun
erimde
olan
ihtiyaçlarını
göz
almayı
gerektirir.
Doğru
bir
eğitim
politikası
için
ön
koşul
Türkiye’nin
kalkınma
stratejisinin,
bilim,
sanat,
kültür
alanlarında
gelişme
stratejisinin
belirlenmesidir.
Aynı
zamanda
bu
stratejinin
uygulanması
için
ayrıntılı
bir
planlama
yapılmalı
ve
bu
planın
sürekli
olarak
güncellenmesi
gerekiyor.
Piyasaların
Kendiliğindenciliğine
Bırakılan
Eğitim
Bugün
Türkiye’nin
en
önemli
zaaflarından
biri
böyle
bir
strateji
ve
plandan
yoksun
olmasıdır.
Milli
eğitim
büyük
ölçüde
piyasaların
kendiliğinden
şekillendirilmesine
tabii
bırakılmıştır.
Onun
için
Milli
Eğitim
Bakanlığı
ne
kadar
vatanına,
milletine
bağlı
kendi
çıkarını
değil
milletin
çıkarlarını
düşünen
bireysel
çıkarı
kolektif
çıkara
tabi
kılan
öğrenci
yetiştirmeye
çalışırsa
çalışsın,
böyle
bir
strateji
ve
planın
yokluğunda
başarı
gelmez.
Onun
için
bugün
yapılmış
olan
şey
de
maalesef
isimlendirildiği
gibi,
maarif
modeli
değil,
mevcut
müfredatın
yeniden
düzenlenmesinden
ibaret
kalıyor.
Türkiye’nin
Birikimi
Türkiye’nin
geçmişte
çok
önemli
birikimleri
var.
Atatürk
döneminde
eğitimin
bir
strateji
ile
planlandı.
O
strateji
milletin
inşası
ve
Türkiye’nin
gelişmesi
açısından
hem
ekonomik
düzlemde
hem
de
kültürel,
düşünsel,
düzlemde
neye
ihtiyacı
olduğunun
saptanmasıyla
kuruldu.
Bu
açıdan
köy
enstitüleri
tecrübesi
sadece
Türkiye’nin
değil
dünya
ölçeğinde
son
derece
önemli
bir
eğitim
modelidir.
Bugün
köy
enstitülerini
sadece
ekonomik
yönüyle
ele
almak,
iş
üstünde
eğitim
yapılıyor
olmasıyla
anmak
son
derece
yanlış
ve
eksik
olur.
O
dönemde
Türkiye’de
tarımın
mekanizasyonu
söz
konusuydu.
Bu
açıdan
köylünün
bilgilendirilmesi
önemliydi.
Ancak
Köy
Enstitülerinin
esası
Cumhuriyet
Devriminin
bir
kültür
devrimi
olmasıdır.
Cumhuriyet
devriminin
nefesini
hem
üretim
içinde
çalışacak
bu
konudaki
becerilerini
geliştirecek
ama
üretim
devriminin
nefesini
Türkiye’de
köylere
taşıyacak
önderleri
yetiştirmek!
Milli
Eğitimin
Hedefi
Bugünkü
ihtiyacımız
doğru
bir
müfredatın,
doğru
bir
müfredat
içeriğinin
ötesindedir.
İhtiyaç
duyduğumuz
şey:
Birincisi,
öğrenme
ve
kendini
dönüştürme
konusunda
istekli.
İkincisi,
kendini
dönüştürüp
bilgi
edindikten
sonra
da
çalışırken
enerjisi
yüksek.
Üçüncüsü,
Üretim
Devrimi’ne
ve
Türkiye’nin
gelişmesine
hizmet
eden
insanlar
yetiştirmektir.
Ortaöğretimde
Yeteneğin
Keşfi
Ortaöğretim
iki
önemli
unsuru
içeriyor.
Birincisi,
meslek
seçiminin
hemen
öncesi
olması
dolayısıyla
hangi
alanlarda
ne
kadar
nitelikli
iş
gücüne
sahip
olduğumuzun
bilinmesi
öğrencileri
yönlendirme
açısından
o
dönemde
önem
kazanıyor.
Yanlış
meslek
seçimi,
Türkiye’de
karşılığı
olmayan
ama
moda
olduğu
için
o
meslekleri
piyasanın
savurması,
yönlendirmesiyle
ile
oluyor.
Sonuç:
İşsiz
kalan
ve
hayat
boyu
mutsuz
olan
öğrenciler.
Olması
gereken
ise
Türkiye’ye
hizmet
edecek
meslekleri
seçen
ama
bunu
aynı
zamanda
kendi
ilgi
ve
yetenekleriyle
birleştiren
gençleri
hayata
kazandırmaktır.
Bu
da
bizi
ikinci
hususa
getiriyor.
Yeteneklerin
esas
keşfedileceği
dönem
ortaöğretim
dönemidir.
Bu
yeteneği
dışarıdan
keşfetmek
yetmez.
Öğrencinin
kendisini
keşfedip
geliştirmesi,
o
konuda
merak
ve
ilgisinin
olması
gerekir.
Bu
ikisini
birleştirmek
lazımdır.
Ortaöğretimde
eğitimin
en
önemli
başarı
ölçütü,
öğrencilerin
yeteneklerinin,
ilgi
alanlarının
keşfi
ve
bunun
ülkenin
önümüzdeki
uzun
erimli
ihtiyaçlarıyla
birleştirilecek
şekilde
yönlendirilmesidir.
Keşfedilmeyen
Yetenek
İsraftır
Yetenek
keşfi
şu
açıdan
çok
önemli:
İnsan
gücü
bir
ülkenin
en
önemli
değeridir.
Siz
bir
madeni
bugün
bulamayıp
on
sene
sonra
bulduğunuz
da
elbette
bir
kayıp
olur.
Ama
maden
orada
durur,
onu
yine
kullanırsınız.
Ama
siz
bir
yeteneği
keşfedemezseniz
o
bir
daha
kullanılmayacak
biçimde
ortadan
kalkar
gider.
Kimsenin,
hiçbirimizin
Türkiye’nin
böyle
bir
kaynağını
israf
etmeye
hakkımız
yok.
Seyreltilen,
Yüzeyselleşmiş
Eğitim
Türkiye
Yüzyılı
Maarif
Modeli’nin,
yeni
müfredatın
içeriği
ve
bu
içeriğin
işleniş
şekli
şunu
ortaya
çıkartıyor:
Son
derece
seyreltilmiş,
yüzeyselleştirilmiş,
öğrenciyi
zorlamayan
bir
eğitim.
Bu
modelle
hiçbir
yeteneği
keşfedemezsiniz.
Eğitimi,
içeriği
toplumsal
olarak
belirlenen
ama
bireyin
kendi
ilgi
ve
merakıyla
birleşen
bir
etkinlik
olarak
görmezseniz
başarı
gelmez.
Eğitimin
seyreltilmesi,
“müşteri
memnuniyeti”ni
sağlayabilir.
Ama
Türkiye
açısından
burada
başarı
yoktur.
Millî
Eğitim
Bakanlığımız,
bu
müfredatta,
milli
kimlik
oluşturma,
vatan
sevgisi
yaratma,
Türkiye’nin
geleceğine
etkin
biçimde
katkıda
bulunma
amacına
uygun
bir
hedef
koyuyor.
Ama
bu
hedefi
yerine
getirmekten,
uygulama
ve
usullerini
oluşturmadan
yoksun
kalmıştır.
Matematiğin
Gerçekle
İlişkisi
Matematikten
örnek
vermek
istiyorum.
Matematik
uygarlığın
başından
itibaren
bütün
eğitimlerde
merkezi
rol
oynamış
olan
bir
alan.
Merkezi
rol
oynaması,
matematiğin
zorluğundan,
şundan
ya
da
bundan
değildir.
Matematiğin
gerçeklikle
olan
ilişkisindendir.
Matematik,
doğa
bilimlerinde
ama
giderek
artan
bir
oranda
toplum
biliminde
de
kuramsal
alanda,
o
alandaki
bilgilerin
sistemli
hale
getirilmesindeki
temel
ortamı
oluşturuyor.
Matematik
Doğasaldır
Einstein
doğanın
bir
matematiği
olduğundan
bahseder.
Ancak
tersi
daha
doğrudur:
Matematik
doğasaldır.
Matematik,
salt
insan
aklının
bir
ürünü,
akıl
yürütmeden
ibaret
değildir.
Matematikteki
bütün
kavramlar
da
temelini
oluşturan
matematiksel
mantık
da
doğa
ve
toplumun
ürünüdür.
Milli
Eğitimimiz
için
en
önemli
hedeflerden
birisi
de
bilimsel
düşünceyi
hayatın
bütün
alanlarına
topluca
uygulanacak
bir
yaklaşım
haline
getirmek
ve
bunun
benimsenmesini
sağlamaktır.
O
açıdan
matematik
önemli
bir
rol
oynuyor.
Limit
Kavramı
ve
Bugünkü
Teknoloji
Örnek
olarak
limit
kavramını
ele
alalım.
7.-11.
Yüzyılda
bilim,
kültür
ve
sanatın
doruğunda
olan
Türk
İslam
uygarlığı
Limit
Kavramı’nın
eşiğine
geldi
ama
ortaya
çıkartamadı.
Limit
kavramı
batıda
Newton
ve
Leibniz
tarafından
kuramlaştırıldı.
Sonuç
nedir?
Bugün
limit
kavramının
fizikte
yol
açmış
olduğu
gelişmeler
gündelik
hayatımızda
kullandığımız
bütün
teknolojik
imkanları
sağlamıştır.
Limit
kavramı
ve
sıfır
bölü
sıfır
belirsizliği
gelişmenin
kaynağıdır.
Eğer
insanlık
kavramsal
olarak
bu
noktaya
ulaşmamış
olsa
ne
sanayi
devrimi
gerçekleşirdi
ne
sanayi
devriminin
üstüne
bugün
yapay
zekâ
teknolojilerinin
ve
diğerlerinin
gerçekleşmesine
olanak
olurdu.
Onun
için
matematikteki
kavramları
tarihsel
geçmişleriyle
bilime
ve
hayata
yapılan
katkılarıyla
bunlarla
birlikte
o
süreç
içinde
anlatmak
bu
kavramların
benimsenmesini
sağlar.
En
önemli
hususlardan
biri
de
eğitimde,
ortaöğretimde
kavramların
neden
hangi
ihtiyaç
sonucu
ortaya
çıktığını
ne
işlev
gördüklerinin
öğrencilere
anlatılmasıdır.
Bunlar
da
tarihsel
süreç
içinde,
gelişme
içinde
gelişen
kavramlar.
O
dinamiklik
içinde
bunların
anlatılması
lazım.
Limit
kavramı
olmadan
herhangi
bir
öğrencinin
matematiği,
bugünün
matematiğinin
esasını,
özünü
anlamasına
olanak
yoktur.
Bu
sadece
bu
alanda
çalışmaya
devam
etmek
isteyenler
için
değil,
bütün
öğrenciler
için
geçerlidir.
Öğrenciye
Zorlukları
Yenme
Bilinci
Vermek
Siz
spora
gittiğiniz
zaman
adaleleriniz
ağrımadan
kendinizi
spor
yapmış
görür
müsünüz?
O
zaman
matematiği
bulmaca
çözer
yapıp
hiç
zorlanmadan
döndüğünüz
zaman
ne
kazanmış
olacaksınız?
Zorlanmadan
hiçbir
iş
olmaz.
Zaten
eğitimin
amacı
da
zorluklar
karşısında
yılmayan,
onları
aşmak
için
kendini
zorlamasını
bilen,
kendini
zorlama
alışkanlığını
edinen
öğrenciler
yetiştirmektir.
Yoksa
bugünün
koşullarında
diğeri
neye
yarar,
neye
hizmet
eder?
Eğitim
hayatı
bittikten
sonra
da
hiç
zorluk
çekmeden,
oturduğu
yerden
köşeye
dönmenin
yollarını
arayan
insanlar
yaratırız.
Herhangi
bir
zorluğa
katlanmadan
sorunlarını
çözmeye
çalışmaya
çalışan
insanlar,
Türkiye’nin
geleceği
açısından
en
büyük
sorundur.
Millî
Eğitim
Bakanlığı
sadeleştirme
diyor.
Ama
buna
seyreltme
demek
işin
niteliğini
ifade
etmek
açısından
daha
yerinde
olur.
Kuşkusuz
bunun
da
bir
uygun
ölçüsü
var.
Yani
siz
eğer
başarılamayacak
bir
hedefi
koyarsanız
o
zaman
da
hayal
kırıklığı
yaratırsınız.
Ama
şu
andaki
düzey
özellikle
matematikteki
şu
andaki
düzey
bulmaca
matematiğidir.
Türkiye
Yüzyılı
Maarif
Programı
Nasıl
Yapılır?
Türkiye
Yüzyılı
Maarif
Modeli’nin,
hakikaten
Türkiye
Yüzyılı
Maarif
Programı
olmasını
istiyorsak,
bugün
insanlığın,
bilimin
ve
teknolojinin
önünde
duran
engelleri
doğru
saptamalıyız.
Bu
engelleri
aşmak
için
gerekenleri
yapmalıyız.
Birincisi,
Türkiye’nin
önünde
bir
Üretim
Devrimi
vardır.
Bu
Üretim
Devrimi’nin
ihtiyaçlarına
uygun
insan
gücünün
planlanması
ve
eğitimin
bunun
bir
parçası
haline
getirilmesi
gerekmektedir.
İkincisi
de
yapay
zekâ
teknolojileri,
bunun
gerektirdiği
bilgisayar
okur
yazarlığı,
kavramlara
aşinalığın,
yakınlığın,
ortaöğretimle
kazanılmaya
başlanmasıdır.
Yapay
zekâ
teknolojilerini
hem
güvenlik
açısından,
hem
uluslararası
düzlemde
üretimde,
rekabet
gücü
kazanmak
açısından
mutlaka
edinmemiz
ve
geliştirmemiz
gerekmektedir.
Türkiye
ve
Yapay
Zekâ
Bilimi
Bugün
yapay
zeka
bilimin
doruğunu
kesinlikle
temsil
etmemektedir.
Bugün
teknolojik
her
gelişme
bilimsel
bilgi
temelli
olmak
zorunda.
Ama
bugün
yapay
zekâ
teknolojilerine
baktığımız
zaman
bunun
bilimsel
bilgi
temeli
bin
dokuz
yüz
altmışlar
öncesine
gitmektedir.
Oradan
bugüne
geçmiş
olan
65
yıl
içinde
temel
bilime
verilen
vazife
ufak
tefek
dip
kapatma
vazifesidir.
Öyle
ciddi
önemli
bir
sıçrama
yoktur.
Bugün
temel
bilimler
üvey
evlat
muamelesi
görmektedir.
Bu
aslında
bu
işi
yapan
toplumsal
sistemin
altın
yumruklayan
tavuğu
kesmesinden
başka
bir
şey
değildir.
Sürüklenen
Değil
Öncü
Bilim
Önümüzdeki
yüzyılı
Türkiye
Yüzyılı
yapmak,
bilim
konusunda
olan
bitenin
peşinden,
gerisinden
sürüklenmekle
mümkün
olmaz.
Yapılması
gereken,
onun
önüne
geçerek
bütün
insanlığın,
dünyanın,
bilimin
içine
alınmış
olduğu
cendereden
kurtarılmasına
öncülük
edecek
bir
strateji
kurmak
ve
planlama
yapmaktır.
Bu
nedenle
devletin
öncülüğünde,
sadece
temel
bilimler,
doğa
bilimlerde
değil,
aynı
zamanda
toplum
bilimsel
temelli
bir
yol
göstericilikle
hareket
etmeliyiz.
Bilimin
yol
göstericiliği
bugün,
planlama
olmadan,
piyasaların
kendiliğinden
şekillendirmesine
bırakılarak
olanaksız
hale
gelmiştir.
Hem
doğa
bilimleri,
temel
bilimler
hem
de
toplum
bilim,
bugün
bizim
yapay
zekaya
yoğunlaşıyoruz
diye
savsaklamamız
gereken
değil
tam
tersine
üstünde
yoğunlaşmamız
gereken
alanlardır.
Onun
için
ortaöğretim
meslek
seçimine
temel
hazırlarken
bu
esaslarla
hareket
etmemiz
gerekir.
BASIN
MENSUPLARININ
SORULARI
VE
VERİLEN
CEVAPLAR
SORU:
Yeni
müfredat
taslağında
şöyle
bir
şey
de
gördük.
Amaçlar,
değerler
aşaması
oluşturulmuş,
eylemler
ve
yöntemler
belirlenmiş.
İçerisinde
yardımseverlik,
vatanseverlik
gibi
kavramlar
var.
Siz
de
beğendiniz.
Ancak
bu
değerleri
öğrenciye
işleyecek
olan
uygulayıcılar
öğretmenlerdir.
Bu
yeni
müfredat
öğretmenler
için
tasarlandı.
Uygulayacak
olan
öğretmenlerdir.
Peki
öğretmenlerin
bu
değerleri
kazandırabilmesi
için
de
şu
anki
sistemde
nasıl
yenilikler,
nasıl
düzenlemeler
yapılması
gerekir
sizce?
CEVAP:
Öğretmenlerimiz
çok
yardımsever,
vatanına,
milletine
bağlı
öğretmenler
olabilir,
öğretmenlerimizin
çoğu
da
zaten
öyledir.
Ama
mutlaka
bunu
da
pekiştirecek,
öğretmenin
toplumsal
saygınlığını
artıracak
eski
itibarına
kavuşturacak
önlemlerin
ve
düzenlemelerin
yapılması
gerekir.
Ama
bu
işin
öğrenciyi
dönüştürme
ve
öğretim,
öğrenim,
öğretim
süreci
içinde
öğrencinin
kendisini
yaşayarak
edinmesini
sağlamak
lazım.
Şimdi
yine
matematikten
bir
örnek
vermek
gerekirse.
Matematiksel
kavramlara
niye
ihtiyaç
var
sorusunu
soralım.
O
kavram
neye
yarayacak?
Bunları
ortaya
koymak
lazım
kavramı
koyarken.
Ama
hepsi
gündelik
hayatta.
Yani
matematikte
verilen
örneklerin
hemen
hemen
hepsi
gündelik
hayatta.
Benim
gündelik
hayatta
çıkarımı
kollamam
için
matematikten
nasıl
yararlanabilirim?
Bakın
böyle
yaparsanız
siz
ne
kadar
vatan,
millet,
yardımseverlik
filan
derseniz,
bir
taraftan
onu
deyip,
öbür
taraftan
onu
yıkarsınız.
Yani
siz
matematik
faydalıdır,
senin
çıkarına
hizmet
eder.
Kişisel
çıkarına
hizmet
eder
diyoruz.
İkincisi
biz
milletin
ufkunu
genişletmek
istiyoruz.
Milletin
ufkuna,
vatanı,
insanlığın
geleceğini
bilimi,
sanatı,
kültürü,
geleceği
yaratmayı
bunu
kurmaya
çalışıyoruz.
Eğer
siz
eğitim,
öğrencinin
günlük
hayatın
içine,
onun
ufkunu
günlük
hayatın
içine
hapsederseniz
ne
kadar
aksini
istiyor
olursanız
olun
ufku
daraltırsınız
ufku
genişletmezsiniz.
Öğretmenlerin
bu
işi
yaparken
ellerindeki
en
önemli
araçlardan
biri
o
müfredat
ve
müfredatın
uygulanması
olacak.
Müfredat
hedeflerine
ve
müfredatın
kendisine
bakalım.
Amaca
aykırıysa
o
zaman
kendi
bindiğiniz
dalı
kesiyorsunuz.
Kendi
yapmak
istediğiniz
şeye
kendiniz
engel
oluyorsunuz
demektir.
Öğretmenler
konusunun
bütün
sorunlarıyla
beraber
ayrı
biçimde
mutlaka
ele
alınması
lazımdır.
Bugün
Türkiye
açısından
çok
önemli
bir
sorun.
Bugün
Türkiye’de
yüksek
öğretim
de
yerlerde
sürünüyor.
İlköğretimdeki
hatalar,
eksiklikler,
ortaöğretime
yansıyor,
ortadakiler
yüksek
öğretime
yansıyor,
yüksek
öğretimdekiler
de
doğrudan
hayata
yansıyor.
Bugün
yaşıyoruz
o
eksikliklerin,
hataların
getirdiği
sonuçları
hep
birlikte,
her
alanda
yaşıyoruz.
SORU:
Efendim
şimdi
bir
takım
eleştiriler
var.
Somut
eleştiriler.
Onlara
dair
sizin
değerlendirmenizi
merak
ediyoruz.
Birincisi,
Atatürk
devrimleriyle
ilgili
ve
biyoloji
başta
olmak
üzere
birtakım
konularla
ilgili
bazı
daraltmaların
getirilmesi
iddiası
var.
Hedefin
ne
düşünüyorsun?
Nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Ikincisi
de
bu
ÇEDES
adı
verilen
modelin
kalıcılaştırılması
bu
modelle
de
sivil
toplum
örgütü
olarak
birtakım
tarikat,
cemaat
vakıflarının
okullara
girişi.
Bunlara
dair
de
bir
açıklamamız
olacak
mı
burada?
CEVAP:
Evet.
Birincisi
Atatürk
dönemi
Türkiye
açısından
her
ne
kadar
bundan
80,
90,
100
yıl
öncesine
gidiyorsa
da
hala
öğretici.
Atatürk’ün
yol
göstericiliği
90
sene
önce
yapılanı
tekrar
etmek
değildir.
Ama
90
sene
önce
yapılanların
ardındaki
nedensellik
ilişkileri
bugün
hala
geçerli.
Bugün
biz
hala
Atatürk
döneminin
eğitime
anlayışından
köy
enstitüleri
tecrübesinden
öğreneceklerimiz
var.
Onun
için
mesele
Atatürk’ün
adının
çok
geçmesi,
az
geçmesi
değil.
Atatürk’ün
adı
çok
geçer,
her
gün
Atatürk’ten
sabah
akşam
bahsedip
Atatürk’ün
tam
tersine
işler
yapıyor
veya
öyle
yöneliyor
olabilir.
Ama
burada
da
hakikaten
Atatürk
devriminin
bugüne
yol
gösteren
yönlerinin
ve
içeriğinin
mutlaka
eğitimin
çok
önemli
bir
parçası
olması
lazımdır.
Yani
o
nedensellik
ilişkilerini
bugünün
sorunlarını
çözmeye,
yol
gösterecek
biçimde
değerlendirilmesi
gerekir.
Her
millet
kendi
tecrübesi
içinde
öğrenir
ve
bilgisini
pekiştirir.
İkincisi,
çeşitli
tarikatların
vesairelerin
bu
ÇEDES
aracılığıyla
eğitime
dahil
edilmesi
son
derece
yanlış
bir
uygulamadır.
Ve
bunun
mutlaka
önüne
geçilmesi
gerekir.
Bu
aynı
zamanda
daha
önce
söylediğimiz
eğitimin
hedeflerine
aykırı
bir
şeydir.
Dolayısıyla
eğitimin
bugün
iki
açıdan
yani
vatanına,
milletine
bağlı
bütünün
çıkarını,
bireysel
çıkarın
üstünde
tutan,
kendi
çıkarını
ona
tabi
hale
getiren
ve
bu
yönde
yeteneğini
esirgemeden
geliştirerek
kullanan
insanlar
yetiştirmek
istiyoruz.
O
zaman
biz
bilgi
aktarımı
dışında
herhangi
bir
unsuru
eğitimde
değerlendirirken
buna
katkıda
bulunuyor
mu?
Buna
engel
oluyor
mu?
O
açıdan
değerlendireceğiz.
Buna
katkıda
bulunmadığı
gibi
buna
önemli
ölçüde
zarar
veren
tarikatların
bu
şekilde
güç
kazanması
yanlıştır.
Türkiye’nin
kendi
insan
gücünü
geliştirmesi
için
bu
yapıların
eğitimden
uzak
tutulması
gerekir.

