/
/

Tarımı plansızlık ve başıboşluktan kurtarmanın yolu üretim ekonomisine geçiştir

Tarımı plansızlık ve başıboşluktan kurtarmanın yolu üretim ekonomisine geçiştir

Çiftçi Bürosu Başkanımız Cenk Özdemir, kiraz üretimindeki pazarlama sorununa, TMO’nun tahıl alımındaki yetersizliğe dikkat çekti

Vatan

Partisi

Çiftçi

Bürosu

Başkanı

Cenk

Özdemir,

bugün(31

Temmuz

2023)

partisinin

Genel

Merkezi’nde

basın

toplantısı

düzenledi.

Özdemir

basın

toplantısında,

kiraz

üretimindeki

pazarlama

sorununa,

TMO’nun

tahıl

alımındaki

yetersizliğe

ve

AK

Parti’nin

tarım

politikasındaki

yetersizliklere

dikkat

çekti.

“Değerli

Yurttaşlarımız,

Kıymetli

Basın

Mensupları,

Ülke

ekonomisindeki

kötüye

gidiş

tarımı

da

olumsuz

etkilemektedir.

Çiftçilerin

üretimde

ve

pazarlamada

yaşadığı

zorluklar

çarşı

pazarımıza

da

hayat

pahalılığı

olarak

yansımaktadır.

Ekonomi

politikalarındaki

yanlışlara

ek

olarak,

maalesef

Ak

Parti’nin

ortaya

koymuş

olduğu

“üretimi

ve

üreticiyi

destekleyen”

bir

tarım

politikası

yoktur.

Tarımı

plansızlık

ve

başıboşluktan

kurtarmanın

tek

yolu

Türkiye’nin

üretim

ekonomisine

geçmesidir.

NATO’ya

giren,

yıllarca

Avrupa

Birliği

kapısında

oyalanan

Türkiye;

IMF,

Dünya

Bankası

ve

Dünya

Ticaret

Örgütü

gibi

batı

merkezli

kapitalist

kurumlar

tarafından

borçlandırılmıştır.

Yerli

üretime

kötü

gözle

bakan,

gümrük

duvarlarını

yıkarak

yabancı

sermayeyi

baştacı

eden

bir

anlayış

egemen

olmuştur.

Zamanla

üretimden

uzaklaşılmış,

üretim

ve

üretici

ihmal

edilmiştir.

1980’den

sonra

Turgut

Özal

ile

başlayan

özelleştirme

politikası,

ülke

tarımındaki

kötü

gidişin

başlangıcı

olmuştur.

Dünya

ekonomisiyle

bütünleşme

yalanı

özelleştirmelere

dayanak

olmuştur.

Kamu

İktisadi

Teşekküllerinin

(KİT)

Türkiye’nin

sırtında

yük

olduğu

iftirasıyla

Tarımsal

KİT’ler

yok

edilmiş

ya

da

etkisizleştirilerek

tabeladan

ibaret

kurumlar

haline

getirilmiştir.

Devletin

üretimi

planladığı,

piyasayı

düzenlediği

ve

denetlediği

karma

ekonomik

sistemden,

kuralsızlığın

ve

denetimsizliğin

hakim

olduğu

bir

serbest

piyasa

ekonomisine

geçilmiştir.

Ak

Parti

bugün

ne

yazık

ki

1980

sonrası

ülke

ekonomisini

ve

tarımını

zora

sokan

liberal

ekonomi

anlayışını

devam

ettirmektedir.

Hatta

iktidara

geldiği

tarihten

bu

yana

Türk

tarımına

en

büyük

zararı

veren

özelleştirme

politikasını

devam

ettirmekte

hiçbir

mahzur

görmemiştir.

Çiftçinin

arkasındaki

devlet

gücü

olan

sigara,

şeker,

gübre,

yem

ve

süt

fabrikaları

gibi

kurumları

özelleştirmiştir.

“Çiftçinin

kara

gün

dostu”

olan

Toprak

Mahsulleri

Ofisi

(TMO)’nin

birçok

ildeki

arazi

ve

tesisleri

satılmıştır.

Her

biri

ayrı

ürün

grupları

üzerinde

uzmanlaşmış

Tarım

Satış

Kooperatifleri

Birliklerine

ait

fabrikalar

özelleştirildi

ve

bu

kooperatifler

mali

bakımdan

çökertildi.
Geçmişte

yapılan

bütün

bu

yanlışları

bilirsek,

bugün

neden

çiftçilerimizin

feryat

ettiğini

anlayabiliriz.

Türkiye’nin

stratejik

tarımsal

ürünleri

planlanmıyor.

Devlet

piyasadan

çekildi.

Ne

kadar

ürüne

ihtiyaç

duyulduğu

bilinmiyor.

Ürün

arzı

her

sene

farklılık

gösteriyor

böylece

fiyatlarda

dalgalanmalar

oluşuyor.

Çiftçilerimiz

örgütsüzdür.

Çiftçilerimiz

tedarik,

üretim

ve

pazarlamayı

birlikte

yapmakla

kazancını

artırabilir.

Türkiye

genelinde

“Kooperatifleşme

Atağı”

başlatılmalı

ve

örgütsüz

tek

bir

çiftçi

bile

kalmamalıdır.

Serbest

piyasada

tüccarın

karşısında

dik

durabilen

güçlü

bir

çiftçi

toplumu

oluşturulmalıdır.

Kooperatifleşmenin

önündeki

bürokratik

engellemeler

kaldırılmalı,

çiftçi

kooperatiflerine

vergi

kolaylığı

sağlanmalı,

ihracat

desteği

verilmelidir.

Türkiye’nin

birçok

bölgesinde

çiftçilerimiz

ofislerden

randevu

alamıyor

veya

uygulanan

kota

nedeniyle

ürününü

TMO’ne

veremiyor.

Bazı

çiftçilerimiz

2-3

km

yakınında

bulunan

ofisler

alım

yapmayınca

ürününü

50-60

km

uzaklıktaki

merkezlere

götürmek

zorunda

kalıyor.

Sahada

çiftçimizin

buğdayını,

arpasını

devletin

açıkladığı

fiyatın

çok

altında

tüccara

satmak

zorunda

kaldığına

tanık

oluyoruz.

Girdi

ve

enerji

maliyetlerinde

oluşan

yüksek

artışlara

rağmen

bugün

çiftçiler

ürününü

bir

önceki

yılda

sattığı

fiyattan

satıyor.

Bu

şartlarda

tarımsal

üretim

sürdürülebilir

olmaktan

çıkmıştır.

Buradan

Vatan

Partisi

Çiftçi

Bürosu

olarak

hükümete

sesleniyoruz.

Çiftçilerimiz

yüksek

girdi

fiyatları

karşısında

üretmekte

ve

ürettiğini

pazarlamakta

zorluk

çekiyor.

Bu

olumsuz

gidişata

dur

demenin

zamanı

gelmiştir.

Türkiye’nin

bir

“Üretim

Devrimi”

ne

ihtiyacı

vardır.

Gıda

güvenliğini

ancak

devletçi,

halkçı,

devrimci

ve

milli

bir

tarım

politikasıyla

sağlayabiliriz.

Atlantik

sistemi

içerisinde,

ABD

ve

AB

merkezlerince

kontrol

edilen

liberal

ekonomi

politikalarıyla

bu

sorunları

aşamayız.

Çünkü

Amerika

ve

Avrupa

Birliği

ile

beraber

yürünecek

bir

sistem

içinde

üretim

ekonomisine

yer

yoktur.

Batı

sistemi

bize

sadece

borç

ve

rant

sistemini

sunabilir.

Bunun

için

yapılması

gerekenleri

halkımızın

huzurunda

açıklıyoruz:

Özelleştirilen

tarımsal

KİT’ler

kamulaştırılmalıdır

ya

da

bu

kurumlar

yeniden

kurulmalıdır.

Böylece

gübre,

ilaç

ve

yem

gibi

tarımsal

girdiler

ucuzlatılabilir.

TMO

gibi

etkisizleştirilen

kamu

kurumları

daha

etkin

hale

getirilmelidir.

Çiftçilerimiz

örgütlü

olmalı

ve

kooperatiflerle

güçlü

hale

getirilmelidir.

Elektrik

dağıtım

firmaları

kamulaştırılmalı

ayrıca

tarımda

kullanılan

elektriğe

indirim

uygulanmalıdır.

Tarımsal

üretimde

kullanılan

önemli

enerji

maliyetlerinden

biri

de

mazottur.

Komşularımız

olan

İran,

Suriye

ve

Rusya’dan

ucuz

mazot

temin

edilebilir

ve

çiftçimize

verilebilir.

Bunun

dışında

elektrikli

otomobil

üretebilen

Türkiye,

elektrikli

traktör

üretimine

de

ağırlık

vermelidir.

Tarımda

planlama,

düzenleme

ve

kontrol

sadece

devlet

tarafından

yapılabilir.

Tarım

alanında

devletçilik

elden

bırakılmamalıdır.

Tarımsal

araziler

ve

meralar

korunmalı,

üretim

dışı

kullanılmasına

veya

ranta

kurban

edilmesine

engel

olunmalıdır.

Su

sadece

tarımsal

üretimin

değil

hayatın

en

önemli

unsurudur.

Su

ve

sulama,

tarım

politikasının

en

öncelikli

konusu

olmalıdır.

Güneydoğu

Anadolu

Projesi’nin

sulama

yatırımları

tamamlanmalıdır.

Yer

altı

barajları

kurulmalı

sulama

suyu

basınçlı

borularla

sevk

edilmelidir.

Su

tasarrufu

sağlayan

basınçlı

sulama

sistemlerinin

kurulumu

özendirilmelidir.

Böylece

ürün

bolluğu

sağlanabilir,

hayvancılığın

yem

sorunu

da

büyük

ölçüde

halledilmiş

olur.”

Paylaş
Paylaş: