TARIMDA SON DÖNEMDE YAŞANAN SORUNLAR

TARIMDA SON DÖNEMDE YAŞANAN SORUNLAR

Merkez Çiftçi Bürosu Başkanı Cenk Tümer Özdemir, Türkiye’de tarım alanında yaşanan sorunları kamuoyuyla paylaşmak üzere Ankara’da bir basın toplantısı düzenledi.

Hepinizin de bildiği gibi son dönemlerde tarımın çözülmeyen sorunlarından dolayı çiftçilerimiz feryat halinde, ürünler dallarında, elmalar yollarda, narenciyeler Ne yazık ki ağaçlarda kaldı. Bunun üzerine biz de bu basın açıklamasını değerli Türk milletiyle paylaşmaktan onur Duyuyoruz. Evet, Türkiye’de tarımsal üretim bildiğiniz gibi 12 Eylül darbesiyle birlikte 1980’den günümüze kadar bir türlü düzgün işleyen bir duruma gelemedi. Birileri o dönemde ne diyordu hatırlayalım. Devlet gübre mi üretir, devlet fabrika mı işletir, devletin piyasada ne işi var, kimin Neyi ne kadar üreteceğine…

Devlet mi karar verir, diyorlardı. Bırakalım bu devletin müdahalesini piyasalar özgür olsun, devletin kontrolünü piyasadan Kaldıralım. Memleket ancak serbest piyasa şartlarında kalkınabilir. Bunları hepimiz tabii ki hatırlıyoruz. İşte bu fikirdeki iktidar sahipleri ülkemizin piyasalarından devletin elini çekmesine, Üretimi destekleyen tarımsal kitlerin kapanmasına, Yerli üretimi ve üreticiyi koruyan gümrük duvarlarının yıkılmasına ve pazarımıza ithal Ürünlerin girmesinin başlamasına sebep oldu. Yani bugün konuştuğumuz tarımın ithalat kıskacından çıkamamasının başlangıcı budur. Bunu tespit etmekte yarar var.

Günümüzde görüyoruz ki yapılan özelleştirmeler, İthalatın serbest bırakılması, Devletin kurumlarıyla beraber piyasadan uzaklaşması, kamucu politikaların terk edilmesi üretimi geriletmiş, üreticiyi ise perişan etmiştir. Artık bu serbest piyasacı anlayışın terk edilmesi gerekir. Bu rantçı, emeği sömüren, çiftçinin kanını emen sistemin sonuna gelinmiştir.

Peki, bu sistemin sonuna gelindiğini nereden biliyoruz? Bunu açıklayalım. Ülkemizin dört bir yanında ürettiği üzümden, Eemadan, domatesten, şeker pancarından, kayısıdan, narenciyeden zarar eden çiftçilerimizin feryatlarını hepimiz görüyoruz. Hem sosyal medyada hem de medyada. Çiftçinin tarlasında, bahçesinde para etmeyen ürünlerin marketlerde 10 kat, 20 kat daha pahalıya satıldığını görüyoruz.

Peki bu rezaleti çiftçilerimiz görmüyor mu? Elbette görüyorlar ve bu halede çok içerliyorlar, çok da üzülüyorlar. Ve tabii üzülerek de bu üretimden çekiliyorlar. Peki, tarlalar, bahçeler, ağırlar, üretim alanları boşalıyor. Bu böyle gider mi? Bu böyle gitmez.

Bu sadece bizim söylediğimiz bir söylem değil. Bu çiftçinin bütün halkımızın dillendirdiği bir söylem: “Bu böyle gitmez.” Çiftçimizin göz göre göre zarar etmesine daha fazla seyirci kalamayız, kalmayacağız. Tarım bir ülkenin geleceğidir. Tarıma sahip çıkmak, ülkenin geleceğine sahip çıkmaktır. Dışa bağımlılığı kırmanın, yerli ve milli olabilmenin ön koşulu, tarımsal üretimi çiftçiyi desteklemektir.

Yani bu ön koşulu yerine getirmediğimizde, Türkiye’de bir yerlilikten, bir milli olmaktan bahsedilemez. Peki, bugün çiftçimiz hak ettiği yeterli desteği alabiliyor mu? Hayır. O zaman yeterli desteği veremediğimiz, piyasadaki rantçılara, fırsatçılara, vurgunculara Yem ettiğimiz emeklerini faize yedirdiğimiz, Üretebilmesi için gerekli olan suyu vermediğimiz çiftçilerimizden üretmelerini hem de çokça üretmelerini ve üretime devam etmelerini hangi yüzde isteyebiliyoruz? 2006 Senesinde yürürlüğe giren 5488 sayılı tarım kanunun 21. maddesinde açık ve net bir şekilde aslında çiftçilere verilen desteklemenin hangi düzeyde olması gerektiği Yazıyor. Deniyor ki, bütçeden ayrılacak kaynak gayri safi milli hasılanın yüzde birinden az Olamaz.

Açık ve net. Bugün baktığımızda, bugüne kadar geldiğimizde, 2006 senesinden bugüne kadar geldiğimizde, Bu desteklemeler ya da tarıma ayrılan kaynak yüzde bir seviyesinde oldu mu? Buna da ne yazık ki hayır diyoruz. Geçtiğimiz günlerde, hepiniz de biliyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan 2027 yılı bütçe teklifi görüşmelerinde, Milli gelirin 111 trilyon 207 milyar lira olarak gerçekleşmesi öngörüldü, hayırlı Uğurlu olsun. Buna göre, 2027 yılında tarıma 1 trilyon 112 milyar TL ayrılması gerekiyor. Bu yüzde birlik destekleme payını hesaplarsak. Fakat, mecliste verilen teklifte bu pay 235 milyar TL’de kaldı.

Yani yaklaşık 5’te 1’i oranında kaldı. Yani tarıma yasal hakkı olan 877 milyar TL verilmeyecek. Yani çiftçinin hakkı yine yenecek. Daha önceki açıklamalarımızda da söylemiştik, yine söylüyoruz, yine buradan söyleyelim. Bankalara olan borçları yüzünden hacizlerle tarlasını, traktörünü kaybeden çiftçilerimizin borcu yoktur. Asıl devletin, yani bizlerin çiftçilerimize borcu vardır. Çiftçilerimizin borçlarının ertelenmesi ya da faizlerinin silinmesi bir lütuf değil, Onların en doğal hakkıdır.

Yani bunu biz çiftçilerimizin borçlarının silinmesi ya da işte faizlerinin silinmesi ve borçlarının ertelenmesini istediğimizde, Bunu açık ve net bir şekilde söyleyelim, biz onlara iyilik yapmıyoruz. Aslında onların en doğal hakkı olan şeyi istiyoruz. Faizde memleketin emeğini sömüren bankalar zenginleşirken, çiftçilerimizin fakirleşmesi kabul edilemez. Bugünlerde yine ülkemizin her yerinden çiftçilerimizin feryatlarına tanık oluyoruz. Bağlarda kalan üzüm, yol kenarlarına dökülmüş tonlarca elma, Tarlalarda kalan şeker pancarı, bahçelerde kalan narenciye, çiftçinin elinde para etmeyen zeytin an yana çok şey anlatır. Fakat ne yazık ki ülkeyi yönetenlere galiba pek bir şey ifade etmiyor. Tarımın başındaki yetkililer buna itiraz edebilir.

O zaman onlara sormak gerekir. Yani hayır efendim bize çok şey ifade ediyor, biz de üzülüyoruz, biz de bu konuda Bir şeyler yapıyoruz derlerse, Onlara şunları sormak lazım. Çiftçinin elinde meyve suyuna bile vermeye razı olduğu tonlarca kaliteli elma varken, Neden meyve suyu fabrikalarının meyve suyu konsantresi, Meyve püresi ve dondurulmuş meyveleri ithal etmesine izin veriyorsunuz? Neden? Zeytinden para kazanamadığını söyleyen onca çiftçi varken, Neden Suriye’den tarım kredi eliyle zeytin yağı getiriyorsunuz?

Ya da buna getirilmesine izin veriyorsunuz? Bakliyat üreticisi, bakliyat üreticisi kan ağlarken, neden yurt dışından nohut ithal ediyorsunuz? Neden Amerikan çiftçisini ihya ediyorsunuz? Türk çiftçisi dururken, neden Amerikalı çiftçilere para kazandırıyorsunuz? Türkiye’de hayvancılık yapılıyorken, meralar boşken, ahırlar, ağıllar boşken ve çiftçimiz hayvancılığı canı gönülden yapmak isterken, Neden canlı hayvan ve et satın alıyorsunuz dışarıdan? Bütün bu ürünler Türkiye’de pahalıya mal oluyor diyorsanız, o zaman neden maliyetleri düşürmek için çiftçiyi yeteri kadar desteklemiyorsunuz?

Hem çiftçinin üretim maliyetlerini düşürmemek hem de ithalatla cezalandırmak ne vicdana ne de yasalara sağır. Çiftçi şeker pancarı üretirken, Neden şeker fabrikalarını özelleştirip bazı fabrikaları kapatıyorsunuz? Neden piyasada şeker fiyatlarını belirleyip, Haksız kazanç elde edenlere müdahale etmiyorsunuz? Bir diğer önemli sorun da, narenciye tarımında yaşanmaktadır. Bütün bu sorunlardan öte, narenciye ile ilgili bize, partimize, Çok sık ve çok yoğun olarak şikayetler gelmekte. Özellikle burada narenciye üzerinde durmak istiyoruz. Narenciyede de ürünler elde kalmış, Ne yazık ki yüksek maliyetler, Ürün fazlalığı ve iç pazarda yaşanan pazarlama sorunları yanında, Karadeniz’deki savaşta narenciyede büyük sorunlara sebep oluyor.

Rusya ve Ukrayna’ya narenciyenin nakliyesi karayoluyla çok pahalıya mal olduğundan, İhracat yapılamıyor. İhracat kapılarını açabilmek adına, Bir devlet desteğinin, özellikle nakliyede bir devlet desteğinin olması şart. Artı Adanalı çiftçilerin burada bazı talepleri var. O da demir ipek yolu yapılması ve demir yolunun burada, karayolunun değil demir yolunun kullanılması yönünde bir talepleri var. Onu da buradan dile getirmiş olalım. Artı, tabii burada devletin daha önce aslında yapmış olduğu tanzim satış metodu vardı hatırlarsınız. Bunu da yine devletin narenciyede ele alabilmesi mümkün.

Bunu da buradan tarımsal politikaları yürüten yetkililere buradan sunalım. Yani bir tanzim satış mağazaları yaparak bu da eritilebilir. Evet, girdi maliyetlerinde en büyük kalemlerden biri olan mazot, Geçen seneden bu zamana kadar yüzde seksen hatta yüzde doksan oranında zamlandı. Yani bu ne demek? Sadece mazot maliyetleri bile çiftçinin neredeyse ikiye katlandı. Çiftçiye neden vergisiz, ucuz mazot hala verilmiyor? Bunu gerçekten anlamakta zorlanıyoruz.

Çiftçiye verilmesi gereken ama verilmeyen seksen, sekiz yüz yetmiş yedi milyar TL’den bu ucuz mazotun maliyeti kolaylıkla karşılanabilir. Yine gübre, ilaç gibi maliyetler bu paradan finanse edilebilir. Son olarak şunu sormakta fayda var. Tarımın sorunlarını kim çözecek? Çiftçi, ihracatçı, nakliyeci, tüccar sorunlarının çözülebilmesi için kimden yardım istiyor? Bunun cevabı açık ve net tabii ki devletten. Yani tarımın sorunlarını neoliberal sistemde bankalar, holdingler, tüccarlar, yatırımcılar Ya da piyasanın kendisi çözemedi, çözemiyor ve çözemeyecek.

O zaman bu sistemin çürüdüğünü görmemiz lazım. Bu sistemde çiftçinin emeği para etmiyor. Çiftçinin ürününden fırsatçılar para kazanıyor. Çiftçinin ürünü yol kenarlarında çürüyor. Yani marketlere gelip bizim sofralarımıza gelmesi gereken ürünler, ne yazık ki bu çok acı bir şey, tarlalarda, yol kenarlarında çürümeye bırakılıyor. Türkiye derhal kamucu politikalara dönmelidir. Emeğe ve üretime değer veren bir anlayışla çiftçimize destek olmalıdır.

Tarımsal kitler yeniden canlandırılmalı, daha etkin hale getirilmelidir. Yani mevcut olan tarımsal kitler de daha etkin hale getirilmelidir. Devlet sahada planlayıcı, düzenleyici ve müdahaleci olmalıdır. Devlet emekçisi, çiftçisi ezilirken seyirci kalamaz, kalmamalıdır. Tıkanan ve çürüyen bu sistemde artık sadece fon vurgunculuğu, emek hırsızlığı, faizcilik, köşe dönmecilik ve ahlaksızlık üretilmektedir. Çiftçimizin ürettiğinden hakkını alabilmesinin yolu sadece üretim devriminden geçer. Üretim devrimi ise Vatan Partisi’nin öncülüğünde üreticilerin milli hükümetinin kurulmasıyla Gerçekleşecektir.

Buradan bütün çiftçilerimize sesleniyoruz. Gelin Türkiye’mizi birlikte üretim devrimine götürelim ve ülkemizi beraber yönetelim. Bolca üretelim ve hakça paylaşalım.

Paylaş