İNTRO İyi akşamlar sevgili Ulusal Kanal izleyicileri 7 Nisan 2026 Çıkış Yolu programı ile karşınızdayız. Ben Aydınlık Gazetesi Ankara Haber Müdürü Aykut Diş Aydınlık Gazetesi Ankara Temsilcisi İsmet Özçelik ile beraber Vatan Partisi Genel Merkezi’nde Ankara’da Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek’e gündeme dair soruları yönelteceğiz ve onun Türkiye ve Dünya’nın meselelerine dair yorumlarını alacağız. Tabi Türkiye ve Dünya olağanüstü anlardan geçiyor. Dün Amerikan Başkanı Donald Trump’ın açıklamasıyla beraber bölgede gerilimin arttığını görüyoruz. Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek’te bu gerilime ilişkin yeni bir mesaj yayınlamıştı. Direkt ben bu olağanüstü sürece ilişkin mesajını tekrar aktarması üzerine programı açarak sözü Sayın Perinçek’e bırakıyorum. Efendim hoş geldiniz demeden konuya giriş yapmış oldum Allah’ınıza sığınarak. Bu buluşunuza hayranım çünkü durumun olağanüstülüğü en güzel böyle anlatılır. Hoş geldiniz bile diyecek zamanımız yok. Hoş geldiniz ya bile vakit yok. Dilerseniz direkt mesajı sizden alalım. Çok teşekkür ediyorum. Değerli izleyicilerimiz, Büyük Türk Milleti, Büyük İnsanlık en son Amerika Devlet Başkanı Trump’ın bu medeniyeti yok edeceğiz tehdidi üzerine Vatan Partisi Genel Başkanı olarak bütün dünya devletlerine ve dünya halklarına bir mesajımız var. Şimdi o mesajı size sunuyorum. Trump dur! Dünyayı yakamazsın. Dünya devletleri karşı karşıya bulunduğu büyük tehlikeden İran’a baskı uygulayarak değil Trump’a derhal baskı uygulayarak kurtulabilir. ABD Başkanı Trump İran medeniyetini yok ederim tehdidiyle yalnız İran’ı değil bütün dünyayı tehdit ediyor. Medeniyeti yok etme çapında bir tehdit. Tehdit Türkiye dahil bütün bölge ülkelerine yıkım getirir. İran medeniyeti yok edilirse körfez ülkelerinin başına ne gelir? İran’ın komşuları bu yıkımdan hangi payı alır? Enerji kaynakları ayakta kalır mı? Dünya ticareti ve ekonomisi ne olur? Dahası bu eylem karşılıksız kalmayacağı için Trump’ın çılgınlığı bütün dünyada şiddet içeren çatışmalara yol açar. ABD içindeki kavgalar da silahlı boyutlara kadar uzanır. Trump kendi koltuğunu kurtaracağım diye bütün dünyayı ateşe vermeye kalkıyor. Trump’ın bütün insanlığa felaket getirecek bu çılgın emrini uygulayacak bir ABD askeri var mı? Uyarıyoruz. Trump’ın tehdidi ABD ve Türkiye dahil bütün dünyaya tehdittir. Bu gerçek karşısında istihsatsız bütün dünya devletlerinin bir dakika geçmeden Trump’a şiddetli olarak dur deme sorumluluğu ve görevi vardır. Türkiye hükümeti derhal elindeki bütün olanakları kullanmalı ve Trump’a dur demelidir. Zaman beklenecek zaman değildir. Her saniye bir gecikmedir. Her devlet ve herkes harekete geçmelidir. Trump dur dünyayı yakamazsın. ABD’yi de yakarsın, kendini de yakarsın. Saygılarımızla bütün dünya devletlerine ve bütün dünya halklarına ve insanlığa Vatan Partisi’nin mesajını sundum. Teşekkür ediyorum. Biz teşekkür ederiz efendim. Yani burada şöyle, öyle bir durumdayız ki siz aslında açılışta o durumu çok espri bir şekilde getirdiniz. Hoş geldin falan demeden, hoş geldiğinde falan bile kaybedeceğimiz bir zaman yok. Şimdi Trump kalktı, ben bir medeniyeti bu gece yok edeceğim. İran medeniyetini yok edeceğim dedi. Ondan sonra tabii bu acaba İran medeniyetini yok edecek şiddette bir taarruz yalnız İran’ı yok etmek beklemek kalır. Bu hangi süreçlere ateşler? Dolayısıyla bu mesajımızda bu tehdit yalnız İran’a değil, bütün bölge ülkelerine ve bütün dünya devletlerine ve halklarına, insanlığa bir tehdittir. Mesajın özü bu ve zamanda dar, ben bunu yapacağım, 10 gün sonra yapacağım, 20 gün sonra yapacağım, X tarihinde yapacağım falan diye bir şey yok. Bu gece yapacağım diyor. Dolayısıyla önümüzdeki zaman saniyelerle ölçülen bir zamandır ve bir saniye gecikmek bile gecikmedir. O bakımdan bütün dünya devletlerine, bütün dünya halklarına ve bütün insanlığa ve tek tek her bireye dünyada yaşayan her insana sorumluluklar düşmektedir. Dolayısıyla herkesi harekete geçirmeye yönelik bir mesaj yayınladı Vatan Partisi. Bunu tabii İngilizce olarak veya Farsça olarak, Almanca, Fransızca, Arapça ondan sonra bütün dünya dillerini çevirerek de yayıyoruz. Bütün dünya devletlerine de ulaştırıyoruz. Yani şimdiden bazı devletlere de ulaşmış oldu. Dolayısıyla herkesin burada bir harekete geçmesi lazım. Ta dünya savaşı, bölge savaşı, dünya savaşına kadar gidebilecek bir süreci başından önünü keserek durdurma diye bir sorun var. Mesajın özü bu. Nasıl yok edebilir medeniyeti? Böyle bir imkan var mı? Şöyle soralım efendim isterseniz. Yani şimdi biraz sizi de tedirgin gördüm. Yani bir nükleer endişesi taşıyor musunuz? Nükleer endişesi pek taşımıyorum. Bir kere şu var, burada bizim mesajda o da var. Yani Trump kendi koltuğunu kurtaracağım diye, çünkü öyle bir yere geldi ki yeniliyorlar. İsrail ve Amerika yeniliyor ve Trump gidiyor. O koltuğu kurtarmak için böyle çok şiddetli büyük bir zafere ihtiyacı var falan. Burada diyelim çılgınca ondan sonra bir eyleme giriyor. Tabi bu sonuç itibariyle endişe verici bir şey. Ama nükleer meselesini soruyorsunuz. Nükleer silah kullanıldığı zaman bir kere bütün körfez ülkeleri mahvolur. Yani diyelim Basra körfezi dediğimiz bizim Türkçe’de İran-Arap körfezi diyoruz. O İran-Arap körfezi yani İran’a atılan bir nükleer bomba sonuç itibariyle Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Bahriye falan, Irak, Türkiye, Türkiye’nin güneydoğusu değil yalnız da İstanbul’a, Trakya’ya kadar o nükleer bombanın etkileri olacak. Yani nükleer bomba dendiği zaman yalnız yıkıcı etkisini düşünmeyelim. O nükleer bulutlar, onun tarıma, sanayiye verdiği zarar, coğrafyayı kirletmesi ve mahvetmesi ve onun böyle on yıllarca etkisinin olması. Çünkü bunlar denendi işte Hureşum’a ve Nagasaki’ye Amerika Birleşik Devletleri’nin 2. Dünya Savaşı’nın sonunda attığı bomba vardı. Neler yaşandığını falan oralarda biliyoruz. Şimdi en küçük nükleer bombalar, orada Kazaki, Hureşum’a atılan etkisinde. Yani onun için o Japonya’nın yaşadığı ve yalnız Japonya’nın değil diğer komşularının da yaşadığı o olayı şimdi bütün bölge ülkelerinin ve insanlığın yaşama tehditi var. Bir de nükleer silahı kullandığınız zaman dünyanın çok önemli enerji kaynakları yok ediliyor. Yani yalnız İran değil. O nükleer silahı sonunda o körfez ne olacak, onun olsa diğer petrol üreten o körfezdeki Bahreyn’de, Katar’da, ondan sonra doğalgazda üretiyorlar. Oralar üretilemez hale geliyor falan. Bunun dünya ekonomisinde ve dünyanın enerji kaynaklarında yaratacağı tehditler. Avrupa ne olur, başka ülkeler ne olur, Avustralya ne olur, Hindistan ne olur, Türkiye ne olur? Ve bunun dünya ekonomisine getireceği sonuçlar. Çünkü enerji kaynaklarının böyle çok ağır bir hasara uğramasını dünya ekonomisindeki boyutlarını da düşünelim falan. Dolayısıyla yani burada İrena bomba atılmış, bana ne ya İrena. İşte biz kendi ülkemizde kahvemizi içelim, çayımızı içelim, sohbetimize devam edelim, koltuklarımızda pipomuzu yakalım, oturalım. Yani bu anlayışın geçerli olmadığı bir geceye giriyoruz veyahut da bir tarihsel sürece giriyoruz. Ama nükleer şey Trump için çok tehlikeli. Bütün bölgeyi toptan kaybeder, Türkiye dahil. Herkes Trump düşmanı olur. Avrupa’yı zaten kaybetmişti, bu sefer düşmanı hale getirir. Bütün dünyayı düşmanı hale getirir. O bakımdan nükleer silah kullanmak Trump için bir intihar olur. Yani İran’ı yıkayım derken ondan sonra kendi koltuğunu da ateşe vermiş olur. Ve Amerika’yı da çok sarsacak, çok ciddi ağır sonuçları olan bir işe kalkmış olur. Peki efendim yani şöyle manzaraya baktığımız zaman şöyle bir durum var. Yani Atlantik sistemi dağılmış yani çökmüş durumda. Avrupa ile Amerika arasında ciddi bir kapışma açık artık seyrediyor. NATO bugün nerede okudum bir yerde NATO öldü cenazesini kaldıracak kimse yok. Analizleri yapılır hale geldi. Yani böyle bir ortamda Trump Amerika zaten o da kağıttan kaplan diyor. Yani bir tuhaf bir durum yok mu? Burada tabii sizin getirdiğiniz soru çok önemli. Fakat bu bir Trump çılgınlığı diye yorumlanmamalı. Yani şimdi şöyle bir kolay biraz da Amerika’yı aklayan bir anlayış şeyi veya Trump diye bir deli gelmiş Amerika’nın başına ondan sonra böyle çılgınlıklar yapıyor. Olay bu değil. Yani hiçbir Amerika başkanı kalkıp Amerika devletinin merkezi kurumlarının kararı olmadan böyle çılgınca işler yapamaz. Yani bir deli gelip de Amerika’nın başına ondan sonra bizim de vardır ya tarihimizde Deli İbrahim falan diyor. Onlar da tabii biraz masal onu söyleyeyim. Deli İbrahim’in ne olduğu da bir masal. Yani deli olduğu biraz asabi bir insan ayrı mesele. Neyse yani böyle padişahlara sorumluluk atan başkanlara sorumluluk atan Amerika’da bunları yapıyor. Bir tane başına bir deli gelmiş. Bu çok yanlış. Bu dünyanın içine girdiği süreci ve Amerika’yı anlamamak tanımamak olur. Yani burada dikkat ederseniz yani şöyle söyleyeyim. Amerikan büyük tekerlerinin büyük sermayesinin en azından bir grubunun ondan sonra Pentagon’un içinde istediği kadar bölünmüş olsun. Sonuç itibariyle Pentagon’un, CFR diye bilinen Kore’nin Foreign Relations diye bilinen meşhur Amerikan Derin Devleti’nin falan kararları dışında başkanın bir inisiyatifi olmaz. Ama o inisiyatifi kullanırken başkan Trump kendi usulüne, adabına, karakterine, kişiliğine göre o inisiyatifi kullanıyor. Yani oraya dikkat edenler bu işi bir çılgınlık ve delilik olarak görüyor. Ama çılgınlık var ama o Amerikan Devleti’nin çılgınlığı diye tespit edilmeli. Burada Amerikan Devleti’nin, mesela demin Hitler de o çılgınlığı yaptı. Evet. Ama o biraz daha mantıklıydı nedir? Çok büyük bir askeri gücü vardı. Çok muazzam bir ekonomi kurmuştu Hitler. Ve ilk başta da çok büyük başarılar kazandı. Şimdi Amerika’da o da yok. Hitler bir girdi, mesela Fransa’ya Belçika üzerinden girdi. Belçika’yı falan çiğneyip oradan girdi. Moskova önünde ne kadar gitti Doğu’da falan. Çok büyük bir silahlı güce sahipti. Şimdi Amerika’nın karşısında ciddi silahlı güçler var. Ve Amerikan ekonomisi başarışa gidiyor. O bakımdan burada bir hesapsızlık var. Ama o hesapsızlık sırf Trump’a ait değil. Amerikan Devleti’nin o hesapsızlığın içinde olduğu gözüküyor. Peki Amerikan Devleti ne yapmak istiyor? Bir dünya savaşı arayışında mı? Dünya savaşı isteyeceğini sanmıyorum. Yani aslında bu hakikaten çok önemli bir ciddi bir sorun. Amerikan Devleti mantıklı olarak şunu yapmak istiyordu. Rakip olarak gördüğü Çin Halk Cumhuriyeti’nin enerji kaynaklarını daha İran’dan boğmak. Çünkü Çin Halk Cumhuriyeti’nin enerji ihtiyacında Körfez’den gelen ve İran’dan gelen, özellikle İran’dan gelen enerjinin çok büyük bir payı var. Dolayısıyla İran rejimini değiştirmek ve oradan bir anlamda enerji boğazını Çin Halk Cumhuriyeti’nin sıkmak diye mantıklı, en azından denenebilir, başarır başarmaz ama burada bir mantık var. Ve Amerikan Devleti’nin de bu mantıkla, yani rakibinin enerji kaynaklarını ele geçirme mantığıyla bu işe başladığını düşünebiliriz. Ama geldiği noktada birdenbire bu mantığın ötesine taşan durumlar ortaya çıktı. Peki efendim bu Amerika’nın çılgınlığı ortada, İran’ın dirilişi ortada, Batı’nın bu mesele… Çılgınlık diyorsun ama mesela evet biraz şimdi çılgınlığa geldi ama demin söylediğim çok önemli. Başında dünya rekabeti, yani Çin Halk Cumhuriyeti’ni bir rakip olarak görüyor. Amerika oradan bir yeni Asya uygarlığı çıkıyor ve onun önünü kesmesi lazım. Bu Amerikan tekelleri açısından, Amerikan Devleti açısından, Amerikan hegemonyacılığı açısından falan filan ciddi bir durum. Yani orada bir ağırlık yaratabilir diyelim o devletin merkezindeki güçler. Onu yarattılar ve bu savaş başladı ama geldiğimiz yerde başarısız oldular. Ve tam tersine ne oldu? İran Körfez’e hakim durumda, Hürmüz Boğaz’ın hakim durumunda. Şimdi Halk Cumhuriyeti’ne oradan gidiyor şey ve petrol gidiyor, doğal gaz gidiyor. Ama Avrupa’ya gitmiyor. Amerika’nın müttefiklerine vesaire o Atlantik sistemine gitmiyor. Bir de ortadaki ülkelere de gitmiyor. Onun da yarattığı bir baskı var şimdi. Yani İran’a değil Amerika’ya dönüyorlar. Ya senin yüzünden benim enerji kaynaklarım kesildi, fiyatlar yükseliyor. Bütün dünyada bir ekonomik sarsıntı başlıyor. Çünkü enerji fiyatlarının yükselmesi üretilen her şeye yansıyor. Yani şu masanın üzerinde olan, hep bütün üretilen şeylere, dünyada makinesi, şu, şu, bu, her şeye. Çünkü enerjiyle her şey üretiliyor. Dolayısıyla bütün dünya, bütün sistem, Atlantik sistemin ötesinde, emperyalist, kapitalist sistem çok ciddi bir, zaten kriz içindeydi. O krizin üzerine şimdi çok sert bir müdahale geldi. O krizi daha da sertleştirdi ve büyük sorunlarla insanlığı karşı karşıya getirdi. Efendim şimdi mesela Bahreyn’den tutulmuş Birleşik Arap Emirlikleri, Katar’ı, Suriye, Aristan’ı, o sattığı milyarlarca dolarlık petrollerin paraları ya Londra’ya gidiyordu ya Amerika’ya gidiyordu o paralar. O da kesildi şu anda. O da bir boyut. 39 gündür kesildi ve başka da bir sıkıntı. Yani onların açısından da büyüyen, katlayan. O da var ama bir de şu var, her şeyin fiyatı, bakın şimdi fiyatlar %30 arttı, %40, %50 arttı. Bu gidişle fiyatlar %50 falan değil, %500, %1000, %1500, 15 kat, 20 kat. Yani bugün 1 liraya aldığımızı bu süreç devam ederse birkaç ay sonra 15 liraya, 20 liraya, 1000 liraya aldığımızı 15.000 liraya alırız. Oraya doğru gidiyor. Millet şu anda altın satarak durumu biraz kurtarmaya çalışıyor ama yok yalan. Yani orada İran çok akıllı bir strateji uyguladı. Yani bütün dünyayı bu iş hepimizin başını belaya sokar. Ona göre ha. Yani bu bir Amerika ile İsrail ile İran savaşı değildir. Hepinizin burada çok ciddi tehditlerle karşı karşıya geldiğinizi anlayın tamam mı? Türkiye yanlış bir hesap mı yaptı efendim başta? Türkiye eleştirdi falan mesela. Yanlış hesap, tabii yanlış hesap. Hani şöyle Atlantik bağları var ya Türkiye iktidar sahiplerinin. Yani işte NATO’culuk, Amerika, ABD. Hatta biraz da böyle Filistin’deki falan süreçte de biraz Amerika planlarına falan filan uyumlu hale gelmişlerdi. O nedenle, o eski bağlar nedeniyle Türkiye başında çok ciddi yanlışlar yaptı ve kalktı. İran’ı suçlayan açıklamalarda bulundu. Yani sen niye Körfez ülkelerini bombalıyorsun falan gibi. İran Körfez ülkelerini hedef almıyor ki. Körfez’deki Amerikan üslerini hedef alıyor. Amerika’nın üsü, şimdi mesela Yunanistan kıyılarında Amerika’nın üsleri kuruldu değil mi? Ege Adaları’nda Amerika’nın üsleri var. Güney Kıbrıs’a Amerika ve İsrail yığınak yapıyor. Türkiye bir tehditle karşı karşıya geldiği zaman, sıcak bir durum olduğu zaman, Yunanistan’daki üsleri burası Yunanistan’dır deyip Amerika’nın üslerini hedef almayacak mı Türkiye? Veya da bunun dibindeki adalardaki yığınağı hedef almayacak mı? Veya Güney Kıbrıs’ta, Kuzey Kıbrıs’tan Türk ordusunu atmaya yönelik o yığınağı hedef almayacak mı Türkiye? Yani o çok anlamayan durumu. Veya hatta yanlış konumlandığı için İran’ı suçlayamıyor, saldırıya uğramış. Ya sen niye körfez ülkelerini falan bunları hedef aldın? Orada hedef alan körfez ülkeleri değil ki, hedef alan da oradan duruyor. Amerika üsleri ve İsrail. Türkiye hükümeti şu açıdan da çok yanlış bir yere düştü ve çok kaybetti. İsrail’in düşmanı olan Amerika’yı karşısına alan politikalar. E o zaman senin İsrail’e karşı sözlerinin ne kıymeti kalıyor? Filistin’in düşmanı olan. Yanlış bir ifade. Ben mi yanlış anlamış olabilirim? İsrail’in düşmanı olan İran’ı niye hedef alıyorsun? Ha evet evet. Yani Filistin dostluğu da sorgulandı sonuç itibariyle Tayyip Erdoğan yönetimini. Sen Filistin’e dostum diyorsun, İsrail’e düşmanım diyorsun ama kalkıyorsun, İsrail’in savaştığı İran’ı hedef alıyorsun. Ve İsrail, İran arasında daha böyle İsrail’e meyleden, daha doğrusu İran’ı suçlayarak İsrail tarafına meyleden bir politikayla başladılar. Ama Türk milleti o politikayı reddetti. Evet. Onun üzerine Riyad bildirisine imza attılar. Vahim bir şey. Riyad bildirisi sonuç itibariyle bence Riyad bildirisi falan değil. O Tel Aviv bildirisi. İsrail bildirisi o. İstediği kadar Riyad da imzalansın falan filan o bildiri aslında İsrail’in bildirisi. O İsrail bildirisine Riyad bildirisi başlığı altındaki İsrail’in yönlendirdiği bildiriye bizim hükümetimiz maalesef imza attı. Peki efendim şimdi Türkiye’ye ben tekrar geleceğim ama bir İran’a gitmek istiyorum. Bu olaylar sizce nereye varır? Yani nasıl bir öngörünüz var? Hürmüş kilitlendi, Amerika bir açmazın içerisinde Trump tehditini, dozajını yükseltiyor. Uluslararası kriz hem ekonomik düzlemde hem siyasal düzlemde yükseliyor. Yani nereye varacak bu? Bakın bu dünya devletlerinin ve insanlığın refleks diyorlar ya gösterdiği tepkiyle ona bağlı olarak cevaplandırılacak bir soru. Eğer Amerika’nın önünü kesmezsen bu olay bölge savaşları, dünya savaşlarına giden bir kanala bile girer. Yani aynı şeyi ikinci dünya savaşında yaşadık. İkinci dünya savaşında Hitler’in tehditlerinin karşısında ondan sonra onu yatıştırmaya çalışan ama onun karşısına dikilmeyen bir tavır vardı. Özellikle Batı devletlerinde İngiltere, Fransa falan 1938 Münih Anlaşması yaptılar. Kalktılar dediler ki Hitler’e sen git Rusya’nın üzerine yürü falan dediler. O nasihate çok güzel bir yanıt verdi kalktı Hitler’le bir saldırmazlık paklığı imzalayıp Hitler’i Batı’nın üzerine sürdü. Yani Fransa ve İngiltere’nin üzerine sürdü. İşte o zaman yapılan hatalar yani bütün dünya devletlerindeki saldırganı, canavarı yatıştırma. Yani diyelim bir kurt sürüye hücum ediyor. Sen sürüden bazı koyunları feda ederek kurtları durdurmaya çalışıyorsun. Onun için sorunun cevabı şu. Bu bizim mesajımızdaki gibi bütün dünya devletleri ya bu dünyanın başını belaya getirecek bir süreçtir. Onu hep beraber durdurmamız lazım. Bu iş gelip hepimize dayanacak. Ve dayanmaya başlamıştır zaten. Bakın illa alevlerin bizim ülkelerimize gelmesine lüzum yok. Şu da alev değil mi? Petrol fiyatlarının artması, ekmek fiyatlarının artması, bütün yiyecek fiyatlarının artması, ulaşım fiyatlarının artması, hayatın pahalılaşması. Bu da bir ateş bir alev değil mi? Yani bu bütün dünyada şimdi bu yaşanıyor. Sonuç itibariyle enerji fiyatları. Savaştan önce 55 lira olan mazot şu an 78 lira. Bu akşam bir 8 lira daha azdan gelecek 85’i çıkacak. Bakın eğer böyle bu süreç 3 ay 4 ay sürersek, şimdi 85 mi oluyor? 4 ay sonra 850 olur. Almanya’da yaşanan meşhur 1919 enflasyonu falan vardır. Ekmeğin fiyatı 5 milyon mark falan olmuştur. Yani 1 marklık ekmek 15 milyona çıkmıştır. Yani enflasyon 15 milyon kat yükselmiştir. Paralar bavullarla falan taşınmaya başlanmıştır. Yeniden paralar basılması mecburiyeti doğmuştur falan. Yani bu Amerikanın bu saldırganlığı, İsrail’in bu saldırganlığı durdurulmaz, öne kesilmezse bütün dünyada fiyatların aşırı yükselişi, yüksüllaşma, ondan sonra çok derin ekonomik bunalımlar, sarsıntılar. Tabii onun cevabı var insanlık açısından. Devrimler gelir. Devrimler gelir. Ondan da korkacak bir şey yok. Ama nereye gittiğini sorduğunuz için söylüyorum. Efendim bu sıcak, herkes bu gece, Türkiye saatiyle gece 3’ü bekliyor. Yani çünkü Trap öyle bir şey var. Gerçi Trap çok süre verdi. Şöyle bir arkadaş önüme getirdi. 22’si, 26’sı, 27’si, 4 Nisan’a, 5 Nisan’a, 6 Nisan’a verdikleri süreler var. Hepsi birbirinden farklı. Yani artık ciddiyeti de kalmadı. Ama bu gece 3’te ne olur diye herkes merak ediyor. Ben buraya gelmeden önce İran’la da konuştum, Gürkan’la da konuştum. Diğer, Tahran’daki tanıdık yetkililerle de konuştum. Ve manzara İran’ın, Amerika’nın bölgedeki tüm varlıklarına çok ama çok sert bir karşılık vereceği konusunda neredeyse hemen hemen herkes hemfikir. Nasıl bir şey bekliyoruz? Burada yalnız İran değil, Çin’i ve Rusya’yı da hesaba katmak lazım. Çünkü İran’ın bu direnci tabii kendi cevheri, kendi kararlılığı, kendi halkının büyük tarihsel birikimi, kendi devletinin büyük bir tarihsel birikimi sayesinde. Ama onu destekleyen ve ona yardımcı olan çok önemli güçler var. Rusya gibi, Çin gibi. Onları da görmek lazım. Rusya, Çin de ellerinde çok önemli hem ekonomik bakımdan Çin dünyanın birinci ekonomisi. Ama bir de potansiyel olarak da Çin’i değerlendirmek lazım. Halkının kahramanlığı, fedakarlığı, dayanıklığı bunları da ekonomik diyelim, şu kadar üretiyor, ötesinde insan güçlerinin değerlerini de hesaba katmak lazım. Çin halkıyla Amerikan halkını karşılaştırdığın zaman, Çin halkı fedakarlıkta, kahramanlıkta, dayanıklılıkta Amerikan halkına 10 misli, 20 misli basar yani. Bunları da hesaba kattığımız zaman, tabii İran’dan söz ediyoruz, İran’ın bu dayanıklılığı çok büyük bir üstünlük. Amerika Birleşik Devletleri bu gece ne yapacak? Bir şey yapması lazım. Medeniyeti yok edeceğim gibi, İran’ı yok edeceğim diyor. Hemen akla nükleer silahlar geldi. Ben bir nükleer silah kullanmasına pek ihtimal vermiyorum. Demin söylediğim sebeplerden. Bir de taktik nükleer diye bir şeyden bahsediyor. Aynı şey. Daha fazla ama fark etmez. Çok fark etmez. 100 kilometrelik bir çapraz. Bu da saray yalanladı, nükleer silahı olmayacak falan diye. Bence olmaz o. Trump’ın ertesi gün yuvarlanmasına kadar gider. Orada hiç kimse İran’ı ne kadar vurduğu tartışmaz. Dünyaya getirdiği sonuçlar nükleer silahın çok ağır olur ve Amerikan halkı da buna şiddetle karşı çıkar. Cumhuriyetçi Parti’de de bölünmenin daha ağır bir durumu ortaya çıkar. Nükleer silah kullanma ihtimalini ben çok zayıf görüyorum. Onu şu anda ifade edeyim. O şeyi de isterseniz burada izletelim izleyicilerimize. Bir Çinli diplomat Guo’nun nükleer silah konusunda bir meydan okuması var. Eğer o hazırsa onu isterseniz izleyicilerimize veriyoruz. Şimdi hazır. Bunu 61 denir. Çünkü 60 nükleer silahı ve bir hidrojen bombası var. Şimdi bugün dünyada, hidrojen bombası var mı? Çin, hidrojen bombası ile tek ülke. O hidrojen bombası, dünyanın her yanını 20 dakika azaltabilir ve her yanında her tarihte bir hedef yoksa, hiçbir fırsatla intercepte olamaz. Umarım Washington’ın öğrettiği dersi var. Eğer Çin’i yıkmak istiyorsan, yıkılacaksın. Eğer Çin’e nükleer silahı imzalayacak istersen, nükleer silahı yıkacaksın. Nükleer silahı. Türkiye’nin milletine en yaygın bir şekilde seslenen kanalda konuşuyoruz. Türk Milleti diyoruz. Niçin bu Çinli diplomatın, önemli bir diplomat, Sayın Gou’nun bu açıklamasına yer verdik? Tabi Çin Devleti adına yapıyor bu açıklamayı. Biz de konuştuk ya, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu İsrail ile birlikte İran’a yürüttüğü saldırının hedefi, rakibi olan Çin’in enerji kaynağının boğazını sıkmak. Yani Hürmüz Boğazı’ndan İran’ı ele geçirip, İran’daki yönetimi kendine çevirip, ondan sonra Çin’i tehdit eden bir harekat olarak değerlendirdik. Onun için kimi tehdit ediyor Amerika? O bakımdan önemli. Çin de diyor ki benim elimde öyle şeyler var ki, içinde 20 tane nükleer başlık var, bir de hidrojen bombası var. Ve sende hidrojen bombası yok diyor. Dünyada hiçbir devlette hidrojen bombası yok diyor. Ayrıca ben bu silahı 20 dakika içerisinde dünyanın her köşesine yollayabiliyorum. Ve bunu önleyecek senin kabiliyetin de yok. Hava savunma sistemleri falan var ya, diyelim o savunma sistemlerini aşan bir füze sistemi de kurmuş. Ben istediğim zaman bir hidrojen bombası seni silerim diyor. Hatta ben söz veriyorum diyor, onu sözüme sadığım, ilk nükleer bombayı kullanan ülke, devlet olmayacağım, şimdi halk cumhuriyeti olarak. Ama siz kullanırsanız ikincisini kullanamayacaksınız diyor. Yani birinciyi kullandığınız zaman sizi ikinciyi kullanamaz hale getiririm. Şu bakımdan önemli, bu İran’a yönelttiği Amerika ve İsrail’in saldırısı, sırf İran’a yönelik bir saldırı değil. Çin farkında yani? Ben farkındayım, o farkında olmaz. Rusya, Çin’e yönelik, Rusya’ya yönelik, Türkiye’ye yönelik, bütün sonuç itibariyle Avrupa’ya yönelik, Hindistan’a yönelik, Avustralya’ya yönelik. Bugün kime yönelik oldu çıktı. Herkes benzin fiyatları, doğal gaz fiyatları arttı, herkes telaşe düştü, kime yönelik oldu da ortaya çıktı. Zaten İngiltere bu bizim savaşımız değil dedi. Hiçbir müttefik kalmadı. Bakın taraflara baktığımız zaman Amerika, İsrail, yanında üçüncü bir ülkeyi sayabiliyor muyuz? Ukrayna. Ha Ukrayna. Ukrayna o da can çekişiyor. Biraz Yunanistan ama orada da şöyle, Türkiye’ye karşı Amerika’yla beraber, İsrail’le beraber ama İran da o da şey. Bir de Yunan halkı da çok iyi bir sınav veriyor. Tabii Yunan halkı var. Onların tabii, günlük dünya savaşından kalan anti-emperist, anti-faşist büyük bir geleneği vardır Yunan halkının. O canlandı şimdi. Efendim Çin’e örnek verdiniz de bu yıl çok ilginç bir şey oldu. Zafer günlerinde bir füze tanıttılar, ilk kez tanıttılar. İlk kez geçti meydanda, menzili 16 bin kilometre. Yani Amerika’yı batıdan da vuruyor, doğudan da vuruyor. Yani o nedenle Amerika’nın çok fazla bir kaçışı yok dediğinizi ve Çinli uzmanın söylediklerini teyit etmek için söylüyorum. Tabii Büyük Okyanus’tan bakarsak Çinli Amerika komşu. Büyük Okyanus’un bir tarafı da Çin var, bir tarafı da Amerika var. Ama sizin 16 bin kilometre menzili olan. 16 bin kilometre. Büyük Okyanus’tan rahat da Atasya Okyanusu’ndan atayım derse yetişiyor, yetişemiyor. Ama Büyük Okyanus’tan yetişiyor zaten. Batı peki niçin bu süreçte Amerika’nın yanında yer almadı? Çünkü bir çıkarı yok. Bu macerayı paylaşmayı, bu yenilgiyi paylaşmayı onlar önemli ciddi devletler. Niye benim sesimden? Niye Almanya, İngiltere, Fransa gibi devletler Amerika Birleşik Devletleri’nin Çinli hesaplaşmasında tarafı olsunlar? Hatta tam tersine o Çinli ilişkilerini kendileri açısından hayatı önemli görüyorlar. Kuyruğa dizilmeyecek hatta. Öyle bir hale geldi ki Avrupa, Çinsiz yapamaz hale geldi. Çinli ekonomik ilişkilerle kendi ekonomisini canlı tutma gibi bir strateji benimsedi. Bunları çok uzun zamandır ben Almanca okuyorum. Helmut Schumit’in birkaç bu konuda kitabı vardır. Ondan sonra başka Engelhardt falan bazı önemli Alman yazarlar, birçok yazar bunu söyleyeyim. Hatta muhafazakar CDU’dan yani Hristiyan Demokrat Parti’den yazarlar falan da hep Çin’le dostluğun Almanya için kritik önemde olduğunu ve artık bakışlarının Çin’e döndüğünü hep tespit ifade ediyorlar. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri kendi Çin’i düşman görmesi ve rekabetini Avrupa’ya dayatamıyor. Bir de Avrupa’da Rusya tehditi falan filan da var. Orada da Çin’i Rusya’yla aynı kefeye koymamaya Avrupa devletleri önem veriyorlar. Peki efendim özellikle Körfez açısından bir tartışma yürüyor. Yani İran’ın Körfez’e saldırması sonrasında iki görüş öne çıkıyor. Bugün de Birleşik Arap Emirliklerinden bir açıklama vardı. Diyor ki işte bu olaydan sonra Körfez ülkeleri daha çok Amerika’nın kucağına gideceklerdir diye bir görüş var. Bir de bu saatten sonra Körfez ülkeleri Amerika’yla ilişkilerine bir mesafe koyacaklardır ve Asya’yla daha yakınlaşacaklardır diyor. Siz hangisini doğru öngörüyorsunuz? Bir kere savaş açısından baktığımız zaman Körfez ülkeleri diye tanınmadığınız ülkelerin kaç uçağı var, kaç füzesi var. Ama en önemlisi o füzeleri kullanınca kaç askeri var, kaç tane uçağa binecek pilotu var. Yani insan kaynakları itibariyle bunlar ortaçağdan tam kurtulamamış ülkeler. Zengin olsalar da ellerine on bin tane diyelim en modern uçağı… Mesela Bahriye yine on bin tane en modern savaş uçağı verdi. Kullanamaz. Bilmem ne kadar füze verdi onu da kullanamaz. Yüz tanesini de kullanamaz. Peki silahları da kullanacak askeri birikimden yoksun. Şimdi çok yanlış bir şey var teknoloji budalalığı. Ülkelerin askeri güçlerini kıyaslarken hep şu kadar uçağı var, bu kadar tankı var bilmem ne. Hiçbir şey önemi yok. Türkiye’nin askeri üstünlüğü nedir? Askerlerinin bilinci, askerlerinin tecrübesi, askerlerinin binlerce yıldır kazandığı birikim. O da İran içinde geçerli. Dünyanın bütün silahlarını adamlar zengin istediği kadar alabilir ama savaşa geldiği zaman bunları kullanamaz. Hem bilgi ister, hem birikim ister, hem kahramanlık ister falan. Kahramanlık tarihi olmayan ülkeler bunlar. Bu bakımdan ve askeri birikimleri olmayan ülkeler. Körfez ülkeleri kimler tarafından üretiliyor? Şeyhler tarafından. Bu sorunun cevabı şeyhler menfaatleri Amerika ile beraber. Onun için Amerika’ya o üsleri zaten vermişler ama şimdi onlar devriliyor. Dolayısıyla sizin sorunuzun cevabı bugün de verilebilir, 3 ay sonra da verilebilir. Bugün verirseniz diyelim daha batı eğilimlidirler. Ama 3-4 ay sonra verirsek o devrilecekler, oraya gidiyor iş. O zaman onların Asya ile bütünleşeceğini göreceğiz. Peki efendim kısa bir… Bu savaşın getireceği şeyleri tartışalım, görüşelim biraz sonra. Yani sonuçları, her şey yerinde durmayacak. Mesela bu Körfez’de de bu. Mesela bu Körfez ülkeleri bugün bu devletler şurada, şu cephede ama 5 ay sonra acaba hangi cephede? Şimdi reklam, lütfen ayrılmayın.
Bu akşamlar Ulusal Karanlıya izleyicileri reklamların ardından çıkış yoluna kaldığımız yerden devam ediyoruz. 7 Nisan 2026 bölgemizin dünyanın ve Türkiye’nin gündemini konuşuyoruz. Vatan Partisi Genel Merkezi’nde Ankara’da Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçe’ye Aydınlık Gazetesi Ankara Temsilcisi İsmet Öztürk ile beraber sorularımızı yönlendiriyoruz. Bölgedeki gelişmeleri takip ediyoruz, sıcak gelişmeleri izliyoruz. Arkadaşlarım ilettiler, riciden, önemli gördüğümüz için aktaralım istedik. Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin baş danışmanlarından Prof. Dr. Ruhi Ersoy, Amerikan Başkanı Trump’ın İran medeniyeti bu gece ölecek lafına yanıt vermiş. Sayın Prof. Ruhi Ersoy, medeniyetler bir gecede var olamayacağı gibi bir gecede de yok edilemez ifadelerini kullanmış. Trump’ın açıklamalarını kendi sosyal medya hesabından alıntılayarak, onu aktararak programımıza devam etmiş olalım. İsmet Bey, İran Savaşı’nı konuşuyoruz. Bu sayın Ruhi Ersoy’un bu açıklaması üzerine müsaade eder misiniz? Tabii estağfurullah. Kutlarım. Aynı zamanda Genel Başkan Yardımcısı değil mi Ruhi Ersoy? Eski milletvekili, şimdi Genel Başkan baş danışmanı. Yani sosyal medya hesabında öyle yazmış. Yani olağanüstü, kuvvetli bir yanıt bu Trump’a. Aynı zamanda Trump’ların cahil olduğunu da ortaya sermiş oldu. Yani aptalca bir şey İran medeniyetini yıkacağını. Mesela şunu söylese, bu dünyanın başına bela olan, körfezi bilmem ne kapatıp bütün dünyayı petrolsüz bırakan, ben İran’ı yerle bir edeceğim dese, hani belki bazı müttefikler çıkar ama medeniyet dünyanın her yerinde olumlu bir kavram. Yani medeniyet yıkacağım dediğin zaman, o olumlu bir, bütün insanlığın cephe tuttuğu, medeni olmak, medeniyet falan. Hangi dilden, civilization de işte Türkçe’de medeniyet, Arapça’da medeniyet diyoruz, uygarlık diyoruz falan. Bütün insanlığın cephe tuttuğu, mevzilendiği bir kavram medeniyet. Ben medeniyet yıkacağım dediğin zaman hangi medeniyeti dersen de, aptalca bir şey bu yani. Bu da Amerika’nın bugünkü yönetiminin ne kadar hesapsız, kitapsız ve ciddiyetsiz olduğunu gösteriyor. Yani diyelim hedeflerini de doğru formüle edemiyor. Yani savaşta kendi cephesine kuvvet kazanmaya yönelik değil, ondan sonra kuvvetleri karşıya itmeye yönelik açıklamalar. Sayın Ruhi Ersoy da bu çok güzel tabii. Bir gecede kurulmuyor medeniyet dersen öyle bir gece. Devlet Bey de sürecin başından beri önemli çıkışlar yaptı. Onu nasıl değerlendirirsiniz? Tabii hepsi doğru yani. Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakı zaten bu süreci gören bir erken uyarıydı. Ama bu çok şık bu cevap. Yani bir gecede kurulmuyor. İran’ı sen bir gecede yıkabilirsin. Üç tane nükleer bomba atarsın falan ama İran medeniyetini yıkma ihtimali. Bir gece değil bin gecede yıkamazsın. Çünkü o olmuş ve silemeyeceğin bir şey. Bitti o. Yani İran medeniyetini artık yıkamazsın. Ama bugünkü İran’ı diyelim farz edelim 20 tane nükleer bomba atarsın bugünkü İran’ı yıkabilirsin. Ama İran medeniyeti olmuş bitmiş bir şey zaten. Olmuş olan bir şeyi yıkamazsın. Efendim bu gece tabii saldıracaklar gelen ilk bilgilere göre işte demir yollarına saldırı. Onlar olabilir tabii. Bir şey yapacak benim tahminim. Evet elektrik santrallerine vurma, işte Hark Adası’na saldırı yapıyor falan. Bunlar İran için çok da sürpriz şey değil. Ben hatta İranlılara ne bekliyorsunuz diye sorduğumda. Yani bugüne kadar yaptıklarını bekliyoruz fark etmez bizim için diye aktardılar. Şimdi bu savaş bir yerde bitecek eninde sonunda. Sonsuza kadar süren bir savaş şart. Olmaz tabii. Dünyada öyle bir şey yok. Peki ondan sonra zaten biraz önceki Körfezi, Körfez ülkelerindeki neler bekliyorsunuz diye sorarken de amaçla sormuştum. Ne bekliyorsunuz? Birincisi bu savaşın galibi belli oldu. Yani bu savaştan Amerika ve İsrail yenerek değil yenik çıkacak. Yani yenilen güç Amerika ve İsrail olacak bu gözüküyor. Yani bu savaşta güçler dengesine baktığımız zaman karşılıklı ondan sonra Çin, Rusya, İran cephesinin tabi bu cephe yalnız Çin, Rusya, İran değil. Şöyle diyelim Çin, Rusya, İran, Filistin, Filistin vurgulayarak söylüyorum. Biraz da bizim Türkiye hükümetine vurguluyorum. Sayın Cumhurbaşkanımıza da vurguluyorum. Yani tekrar söylüyorum bunlar beraber. Rusya, Çin, İran, Filistin, Filistin onlarla beraber. Yemen, Hizbullah. Hizbullah dolayısıyla Lübnan’ın önemli bir ağırlığı. Irak, Irak. Yani böyle bir cephe oluştu ve bunun dışında Yemen’i söyledik değil mi? Bunun dışında bir takım siyasi güçler ve askeri güçler de var. Böyle bir cephe var. Tekrar ediyorum. Rusya, Çin, İran, Yemen, Filistin, Irak, Hizbullah değil mi? Bu güçler. Bunlar galip çıkacak. Amerika, İsrail yenik çıkacak. Yani bu kuvvetler arasındaki dengeye baktığımız zaman Amerika ve İsrail’in bu savaştan galip çıkma ihtimali yok. Zaten bütün belirtilerde onların yenilgiye doğru gittiğini gösteriyor. Son bu Trump’ın ben yakarım yıkarım havası da o yenilgiye gidenin havası. Yani o yenilgiyi geri çevirme. Nasıl bu yenilgiyi L’ye çeviririz? Telaşı içerisinde hesapsız üretilen çözümler bunlar. Bir, birincisi bu. İkincisi bu savaşın sonunda birinci ve ikinci dünya savaşlarından farklı olarak emperyalizmin sonuna geldik. Kapitalizmin demiyorum. Kapitalizm bugün dünyadan temizlenmez ama emperyalizm yani kapitalizmin son döneminde ortaya çıkan sermaye ihraç yoluyla ve hegemonyacılık yoluyla dünyanın ağırlığına kalkışmak, ondan sonra işte haraç imparatorluğu kurmak bir emperyalizm sistem. O emperyalizm sistemin hem Amerika’da ve hem Avrupa’da sonunun gözüktüğü belli oluyor. Neden? Çünkü Amerika’nın emperyalizmi artık hegemonyacılık yapamayacak bir duruma düşüyor. Onun yerine gelecek bir devlet yok. Yani Amerika’nın yerini tutacak bu savaştan sonra yani onun emperyalist şeylerinin pratiklerine üstlenecek bir ne Almanya’da böyle bir şey var ne Fransa’da böyle bir güç ve kabiliyet var. İşte bazıları diyecektir ki ya Çin emperyalizmi geliyor. Çin’de emperyalisttir orası sosyalist bir ülke. Ancak orası… Rakipleri emperyalist değil desek daha mı doğru? Yani şu var, Çin emperyalist olmaz. Çin’de sosyalizm yıkılırsa o zaman Çin emperyalist olduğunu görürüz. Ayrı mesele ama Çin’in emperyalist olma ihtimali yok. Dolayısıyla emperyalizmin sonunun gözüktüğü bir dünyaya doğru gidiyoruz. Ama kapitalizm için aynı şeyi söylemiyoruz. Ve birbiri peşi sıra devrimlerin yaşanacağı gözüküyor. Yani bu savaşın sonunda. Yani savaşı önleyemezsek, daha büyük bir savaşı devrimle önleyemezsek bu savaşın kendisi devrimleri getiriyor. Dolayısıyla Körfez’in manzarası değişecek. Körfez’deki ülkelerde şeyhlerin, diyelim uşakların, şeyhlerin devrildiğini göreceğiz. Türkiye’de de ciddi iktidar değişiklikleri gözüküyor. Yani onu da tespit edelim. Yani Atlantik sistemine bağlı bir Türkiye kalmayacak. Mesela çok açık matematik. Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakı diyor değil mi? Ondan sonra Milliyetçi Hareket Partisi’ni çıkartın bu iktidardan. Çoğunluğu kaybediyor. O zaman çıkmaz. Hayır çıkar. Neden? Çünkü Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakı çözümüyle, programıyla hayır ben Atlantik sisteminde NATO’da kalacağım programı bir arada yürümez. Yani istedikleri kadar yürür yürür desinler yürümez. Ya AK Parti’de devlet bahçeliğiyle birlikte o Türkiye, Rusya, Çin ittifakına gelecektir. Ya da AK Parti iktidardan gidecektir. Çünkü Türkiye, Rusya, Çin ittifakına gidiyor. Yani burada Türkiye’nin önünde bir Rusya, Çin ittifakı mecburen var. Savaştan sonra neler olacak diyoruz ya. Savaştan sonra olacak şeylerden biri de Türkiye’nin Rusya, Çin, İran’la aynı cephede konumlanması ve Atlantik sisteminden kopması. Türkiye de bir devrime gidiyor. Buna ayak uyduranlar o devrimle beraber ayakta kalırlar ve Türkiye’nin yönetimi içinde yer alırlar. Buna ayak uydurmayanlar da etkilerini kaybederler. Muhalefete falan düşerler, düşmezler falan. O da fazla bizi ilgilendiren bir şey olmaz. Türkiye, Rusya, Çin ittifakına gidiyor. İran ittifakına gidiyor. Onu da görelim. Buna ayak uyduranlar Türkiye’de, Türkiye’yi yöneten konumlarda olurlar. Mesela bunu Milliyetçi Hareket Partisi gördü. Ve herkesin şunu iyi bilmesi lazım. Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakı bir devrimci program bu. Yoksa işte ya bu bizim dış politikamızda bir tercih. Öyle değil. Bu bir devrim programı. Bu Atlantik sisteminden ayrılma programı. Atlantik sisteminin 1945 sonrasında, özellikle 1980 sonrasında Turgut Özal ile birlikte Atlantik sisteminin Türkiye’ye dayattığı ve uygulanmış olan programın çökmesi demek. Ben Türkiye, Rusya, Çin ittifakında olacağım ama Turgut Özal’ın ekonomisini sürdüreceğim. Böyle bir ihtimal yok. Bu bir paket program. Türkan Demir hatta Tahran’dan bizi de duyabilecek. Teknik sorun da giderildi. Ben az önce telefonla uğraşırken oradaki yazışmalara katılıyordum. Sevgili Gürkan bizi duyabiliyorsan, senden İran’daki, Tahran’daki son gelişmeleri almak istiyoruz. Sıcak meseleler var bildiğimiz kadarıyla. Buyur lütfen. İyi akşamlar, iyi ayınlar. İyi akşamlar. İran, ABD ve İsrail saldırganlığına karşı savaşın 39. günü ABD ve İsrail üstlerine yönelik altyapılarına yönelik ABD ve İsrail’in operasyonlarını kararlılıkla devam ettiriyor. ABD Başkanı Donald Trump’tan gelen tehditlere karşı bugün İran halkı enerji tesislerinin etrafında insan zinciri oluşturdu. Yine köprülere yönelik tehditlere karşı da tarihi ve önemli köprülerde İran halkı ellerinde bağımsızlık bayraklarıyla birlikte insan zinciri oluşturdular. ABD ve İsrail’in saldırganlığına karşı bu alanları koruma, ülkeyi koruma, vatan savunması yapma noktasında kararlılıklarını ortaya koydular. Akşam saatlerinde de meydanlarda ve sokaklarda meydanlarda büyük mitingler, sokaklarda da otomobillerle mersiyeler, marşlar çalarak yüksek moral, motivasyon devam ettiriyor İran halkından. İlk günkü kararlılık geldiğimiz noktada da sürüyor. ABD, İsrail’in altyapıya yönelik saldırılarına rağmen. Son tehditlere ilişkin İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkian İran’da can feda kampanyası başlatılmıştı bu arada olası kara operasyonla karşı ve şu an 15 milyondan fazla kişi bu can feda kampanyasına başvuruya yaptı. İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkian da diyor ki ben de İran uğruna canımı feda edenlerden oldum ve olacağım. İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Arif İran tarihte yalnızca bir olay değildir, tarihin ta kendisidir diyerek Donald Trump’ın o medeniyeti yok etme iddiasına yanıt veriyor. İran Dışişleri Bakanlık Sözü İsmail Bekayi de uygar bir milletin kültür, mantık ve inanç gücü şüphesiz ki güç ve zor mantığının üstesinden gelecektir diyerek ABD Başkanı Donald Trump’ın ortaya attığı iddialara bu şekilde kararlı yanıtlar vermeye devam ediyor. İran siyaseti, halkı, orduda, sahada Gerçek Vaat 4 Operasyonu kapsamında 99 operasyon icra etti, füze ihlali, skat algası. Bunlar çeşitli aşamalarda oldu. Bugün de iki ayaklı birden fazla füze fırlatma sistemini ilk kez kullandı Devrim Muhafızları Ordusu. Bu yeni bir sistem, bunu kamuoyuna tanıttı. Bir füzeyi fırlattıktan sonra ardından birkaç füzeyi daha bu füze fırlatma rampası İsrail ve ABD üstlerine yönelik fırlatarak operasyonlarını icra etti. Peki bizi duyuyor mu Gürkan kardeş? Bir sorum olacak Sayın Gürkan Demir’e. Bir kere bize yaptığı aydınlatmalar için kendisine minnettarız. Bütün Türk Milleti onu hep Gürkan Demir’i dinliyor bu savaş boyunca ve devamında. İran Devleti bu medeniyeti yok edeceğim tehditinden somut olarak ne anlıyor? Yani Amerika ne yapabilir? Bu konuda bir bilgisi var mı? İran Devleti, ABD’nin somut olarak bu tehditin ne anlama geldiğini saptamış mı? Yani bu bir nükleer saldırı tehdidi mi? Yoksa hangi boyutta bir hava kuvvetleriyle, deniz kuvvetleriyle bombardıman vs. bu konuda onların bir beklentisi var mı? Beklentiler ilk etapta enerji santrallerine yönelik, nükleer tesislere yönelik ve köprülere yönelik ağır bombardıman yapılması noktasında. Nükleer konuda İranlı yöneticilerden taktik nükleer veya nükleer. Bu yönde hiçbir ifade şu ana kadar kullanılmadı açıktan. Ama halk arasında zaman zaman konuşulduğuna tanıklık ettik. İran daha çok diğer altyapı, enerji, arıtma tesisleri, nükleer santraller, buralara yönelik ağır bombardıman yapılması gibi tartışmalar içerisinde. Benim kanaatim de bu. Yani bir nükleer silah kullanılmayacak ama İran’a yönelik çok ağır ciddi bir tahribat hedefli harekatlar olacak. Dolayısıyla savaş devam edecek. İran için de çok sürpriz bir şey değil. Peki Gürkan, İran olası bir bu tür saldırıya karşı nasıl bir yanıt vermeyi planlıyor? O konuda herhangi bir bilgi var mı? Enerji Bakanlığı bütün tedbirleri almış durumda. Önce oradan başlayayım. Olası kesintilere veya olası aksaklıklara karşı Enerji Bakanlığı en kötü senaryoyu kendine hazırladığını ifade ederek vatandaşların panik olmamasını ifade eden bir açıklama yaptı. Uzun süreli elektrik kesintilerine de aldırış edilmemesi gerektiğini vurguladı. Bununla beraber emekli olmuş bazı enerji alanında çalışan personeller şu an Enerji Bakanlığı’nın emri altına girdiler gönüllü olarak. Akşam vardiyası biten enerji personelleri, elektrik personelleri vardiyalarını bırakmadılar. Vardiyada kalmaya, çalışmaya, nöbet tutmaya devam ediyorlar. Olası aksaklıkları hızlıca gidermek adına. Bununla beraber devrim muhafızları ordusu yani şu an sahada aktif askeri olarak karşılık veren kuvvet diyor ki, bir kez daha uyarıyoruz diyor öncelikle. Eğer Amerikan terör ordusu kırmızı çizgileri aşarsa cevabımız bölgenin ötesinde olacak. Biz sivil hedeflere saldırı başlatan olmadık, olmayacağız. Ama altyapımıza yönelik saldırı olursa misilleme yapacağız ve bundan tereddüt etmeyeceğiz. Ve bölge halklarına çağrı yapıyor. ABD’nin bölgesel ortakları da bilsin ki bugüne kadar iyi komşuluk hasebiyle çok fazla sabır gösterdik. Misilleme hedeflerini seçerken hassasiyet gösterdik. Ancak bundan sonra tüm bu hassasiyetler kaldırılacaktır ifadesini kullanıyor devrim muhafızları ordusu. Teşekkür ederiz. Peki Gürkan başka eklemek istediğin noktalar varsa onları da alalım. Yoksa seni uğurlayalım. İran devrim muhafızları ordusu istihbaratın paylaşımı var. Bunu da İran basını haberleştirdi. Bir liste yayınlıyorlar. 4-5 maddeli liste. Burada sadece bir maddesi açık. Ve bu açık olan maddede Karish ve Tanin ifadesi yazılı. Bunun ikisi de İsrail’in Doğu Akdeniz’deki gaz ve enerji sahalarından oluşuyor. Burayı işaret eden bir paylaşım geldi. Anlaşıldı. Şimdi Gürkan Demir arkadaşımızın da bu açıklamasından sonra yarından itibari olacak konusunda ben kendi görüşlerimi ifade edeyim. Her şey daha şiddetlenerek devam edecek. Yani bir, Amerika Birleşik Devletleri’nin saldırısı şiddetlenecek. Ama İran’ın ona karşı direnişi de şiddetlenecek. Ondan sonra buna bağlı olarak Amerika’nın içindeki Trump’a karşı olan direniş şiddetlenecek. Çünkü yani bütün saflaşmalar aynı kalıyor. Ama hep ayarlar ayarlarda bir şiddetlenme var. Amerika’nın müttefiklerinde Amerika’ya karşı itirazlar şiddetlenecek. Kopuşlar şiddetlenecek. Çünkü her şey aynen devam ediyor. Bir de Amerika’nın saldırganlığında ve İsrail’in saldırganlığındaki suçlar büyüyor. Türkiye’sinden baktığımız zaman da savaşın başından beri Türkiye hükümetinin adım adım atletik sisteminden uzaklaşma ve İran’a yaklaşma yönünde siyasetlerinde evrilmeler olmuştu. Bu da şiddetlenecek. Bu Amerika’nın bu geceki saldırısından sonra yani ertesi günden itibaren Türkiye hükümetinin de Amerika ile olan kader bağlarındaki çözülmelerin daha da büyüyeceğini ağırlaşacağını söyleyebiliriz. O çözülmeler de devam edecek. Dolayısıyla Amerika bu yarından itibaren yenilgiye, İsrail bu yarından itibaren yenilgiye daha büyük adımlarla yaklaşmış olur. Benim tahlilim böyle. Peki Gürkan eklemek istediğin başka bir şey var mı? İyi yayınlar, teşekkür ederim. Biz teşekkür ediyoruz. Bu şiddetlenmeler aynı zamanda barış talebini şiddetlendirecek. Bakın şimdi Amerika Birleşik Devletleri altyapısına yönelik İran’ın ve enerji yapısına falan, elektrikler olmasına, enerjiyi bitirince tabi sanayisi çalışmayacak vs. falan bu saldırıları oluyor. Fakat orada Netanyahu’nun ve İsrail’in Amerika’ya öğretmek istediği bir şey var. Diyor ki sen istediğin kadar havadan bombardıman yap, eğer kara harekatıyla Tahran’ı ele geçiremezsen veya Tahran’da kendinle uyumlu kendi emrin altında bizim emrimiz altında bir yönetim kurmazsak bir hedefe ulaşma şansımız yok. Burada gerçekçi olan Netanyahu. Yani bu hava bombardımanları falan altyapıya yönelik bütün bu bombardımanların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nin ve İsrail’in bu savaşla ilgili koydukları hedefe yaklaşmadığını tam tersine İran lehine, İran’ın merkezinde bulunduğu cephenin savaşı kazanarak barışı getiren güç olma yönünde bir mesafe aldıklarını göreceğiz. Tabi kara harekatı diyor da nasıl yapacaklar onu? Yani onu yapamadığın sürece hedefe ulaşma şansı yok. İlgileklem arası daha vermemiz gerekiyor. Bundan sonra kara harekatını taht çalıp. Dönün ayrılmayın aranın ardından tekrar buradayız.
7 Nisan 2026 bölgemizin dünyanın ve Türkiye’nin gündemini konuşuyoruz. Vatan Partisi Genel Merkezi’nde Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinç’e sorularımızı yönlendiriyoruz. Aydınlık Gazetesi Ankara Tevkisi İsmet Özçelik’le birlikte. Efendim reklamdan önce Gürkandan Tahran’daki son havadisleri aldık. Ondan öncesinde de siz Türkiye’nin Devlet Bahçeli’nin öne sığınıyor TRÇİ ittifakında mecburi olarak yer alacağını söylediniz. Bizim programımızdır o. Sayın Devlet Bahçeli de tabii bunu çok cesur bir şekilde savunuyor. Bu ortak bütün milli cilerin Türkiye’nin milli programı bu. Tam bu eksende. Yani biz bunu ne diyeyim 30-40 yıldır savunuyoruz ama burada bir öncelik hani bize aittir onlar buraya gel der diye. Bu bütün Türkiye’nin milli demokratik devrim programı. Yani Atlantik sisteminden ayrılmak bir dış politika değişikliği değil yeni bir program. Daha doğrusu tekrar Türkiye’nin Namık Kemal, Mithat Paşalar, İttihat Tıraki, Mustafa Kemal olan programına tekrar avdet etmesi. Tekrar o programda kararlılık göstermesi anlamında Türkiye Rusya Çin İttifak. Ya tabii mütevaziliğiniz örnek ama bu programın mimarı sizsiniz. Bu programın mimarı ona bakarsanız bunu Talat Paşalara, Namık Kemal’lere kadar da uzatabiliriz. Bu programın doğruğu. Yani bu programın son örnek sahibi Vatan Partisi. Öyle demeyelim çekiştirmeyelim ucundan programı. Bu programın bütün milli güçler ortak programları. Benim sorum şu Türkiye’nin son zamanlarda özellikle Amerika’nın çekileceği vs. gibi söylenlerle hem bölgesel hem küresel düzlemde bir boşluk dolduracağı iddiası var. İstikrar getireceği bir iddiası var. Siz bunlara nasıl yaklaşıyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz? Bakın boşluk kuvvetle doldurulur. Boşluğu galipler doldurur. Bu bir masal. Bu maalesef Türk milletini aldatan bir söylem. Bunu özellikle Dışişleri Bakanı çok sık ifade ediyor. Biz Türk bölgeye istikrar getireceğiz, bölgeye barış getireceğiz. Ondan sonra bölgenin boşluğunu biz dolduracağız. Bakın bu Türk milletini aldatan bir masal, hikaye bu. Sen hangi kuvvetle o boşluğu dolduruyorsun? Sen galipler tarafında yer almıyorsun ki şu anda o boşluğu doldurasın. Yani bu savaştan Çin, Rusya, İran, Filistin, Yemen bunlar galip olarak çıkıyor. Boşluğu bunlar dolduruyor. Sana bu boşluğu ikram ederler mi? Burada tamamen bir şişilme var, bir kibirlenme var. Biz boşluk doldururuz, biz istikrar getiririz falan filan gibi. Ama Türkiye boşluk dolduracak, istikrar getirecek ve barış getirecekse kuvvetlinin ve yenenlerin safında doğru yerde olacak. Kim? Türkiye, Rusya, İran, Çin. O ittifakın içinde Türkiye yer alırsa, o ittifakta olursa onlarla birlikte boşluk da doldurur. Kendi egemenliğini, bağımsızlığını da sağlar. Ekonomisini de zenginleştirir. Enerji güvenliğini de sağlar. Ve barış getiren ve istikrar getirenlerin de en önünde yer alır. Önlerinde yer alır diyelim. Ama ondan sonra sen Amerika ve İsrail’i de bir yandan göz kırp ve onlardan korkma, Atlantik sisteminin bağlarını bırakma ve hatta Temmuz’da da kalk bu ortamda NATO toplantısını Ankara’da yap. Ankara’da NATO toplantısı yapmak ne demek biliyor musunuz? Boşluğa düşmek demek. Boşluk doldurmak değil, boşluğa düşmek demek. Çünkü NATO yeniliyor, NATO dağılıyor. Dağılan NATO’da nasıl boşluk dolduracaksın? Ve o boşluk doldurmanın altında bir varsayım var, faraziye var. O ne? Amerika ve İsrail kazanacak, İran yenilecek. Biz de Amerika ve İsrail’in bize ikram ettiği boşluğu dolduracağız. Bakın, esasında bu boşluk doldurma ve bölgeye istikrar getirme iddiasının arkasında Amerika ve İsrail’in galibiyeti var. Türkiye böyle mi düşünüyor? Böyle düşündüğü için boşluk ben dolduracağım diyor. Yani Amerika bana bu boşluğu ikram edecek, bırakacak. Amerika gidiyor, bakın şimdi o boşluk dolduracağız diyenlerin muhakemesini ifade edelim, usa vurmasını diyelim, muhakemesi. Amerika buradan gidiyor, ondan sonra kazanıyor ve gidiyor. Giderken de bir boşluk bırakıyor. O boşluğu da bize ikram ediyor. Burada öyle mantıksız şeyler var ki, birincisi, Amerika, geleceksin için savaşıyor. Bakın buna cevap versinler. Hem Amerika gidiyor diyorlar, burayı bırakıyor diyorlar, hem de Amerika savaşıyor. Gidecek adam niye savaşır abi? Gitmemek için savaşır. Bu bir. İkincisi, siz İsrail’e karşıyız falan filan diye bu milleti aldatıyorsunuz. Amerika ve İsrail kazandığı zaman bir kere İsrail bir boşluk dolduracak. Çünkü savaşın galibi, yani varsayıma göre falan. Ama bunların hepsi palavra, masal. Neden? Bu savaşı Çin, Rusya, İran, Yemen, Filistin kazanıyor. İsrail kazanamıyor, Amerika da kazanamıyor. Dolayısıyla bu savaşın sonunda ortaya çıkıyor. Yenilenlerin bıraktığı boşluğu yenenler dolduracak. Yenilenler kim? Amerika ve İsrail. Demek ki Amerika’nın hakim olduğu yerlerde bir boşluk olacak. O boşluğu da Amerika’ya, Atlantik sistemine karşı olan halklar, mesela diyelim ki Bahriye’nin şeyhi devrilecek, o boşluğu ne olacak? Bahriye’nin halkı dolduracak diyelim. Vesaire. Veya Amerika’nın hegemonyası altındaki ülkelerde, o hegemonya yitirileceği için o boşlukları Çin dostu olan, Rusya dostu olan, İran dostu olan, ondan sonra kuvvetler dolduracak. Veyahut da onlarla beraber aynı zamanda bu saydığımız Rusya, İran, Çin, o ittifak dolduracak. Dolayısıyla burada Amerika ve İsrail’in kaybettiği durum da Amerika ve İsrail taraftarı o cepheden bir boşluk doldurma, o zaman barış getirme. Barışı kim getirir? Barış her zaman silahla gelir. Bakın şu anda da barışla ilgili bir takım şeyler var. Türkiye’nin yine masal diyebileceğim, Türkiye hükümetinin, daha doğrusu Türkiye hükümeti de değil, AK Parti iktidarı diyelim. AK Parti iktidarının masalsı ifadeleri var. Ama barış yapın, müzakere edin falan. Barış silahla getirilir. Bakın dünya tarihine bakalım, müzakereyle falan gelen tek bir şey yoktur. Barış yoktur. Barış silahla yenersin, ondan sonra imzayı da attırırsın. Pax Romana değil mi? Roma barışı. Roma’nın kılıcıyla, Roma’nın bir tane hançeri vardı ya, meşhur Roma kılıcı. O Roma hançeri getirmiştir. İslam’ın getirdiği barış, Hz. Muhammed’in kılıcıyla gelmiştir. Yani Hz. Muhammed’den kalan kılıç aynı zamanda, yalnız onun elindeki kılıç değil, aynı zamanda ondan kalan işte Emevilerin, Abasilerin, Selçukluların falan, diyelim Osmanlı barışı. Osmanlı’nın kılıcıyla o Osmanlı barışı gelmiştir. Veyahut da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan, Pax Americana deniyordu ya, Amerika silahlı güçlerinin, Hitler’in yenilmesi. Yani orada Amerika barışı geldi, o da silahla, kılıçla gelmiştir. Lozan barışı, Mehmetçiğin süngüsüyle gelmiştir. Lozan barışı yani, biz savaşa başladık, kimdi karşımızda? İngiltere, Fransa, Çarlık Rusya’sıydı. Çarlık Rusya’sı devrildi, kaldı İngiltere, Fransa. Bakın İngiltere, Fransa ile biz savaşa başladık ve Lozan’da da İngiltere, Fransa ile imzaladık. Nasıl imzaladık? Bu borçluk doldurma ve işgal getirme tezi, biz ara bulucuyuz, her iki tarafla da görüşebiliyoruz, sürecin daha fazla şiddetlenmemesi noktasında, fren mekanizmasının içindeyiz, denerek de temellendiriliyor. İşte burada bir misal var. Neden? Siz ara bulucuyuz, ne olur barışın. İki taraf kavgaya başlamış, sen istediğin kadar ara bulucuyuz. Füzeler uçuşuyor yani her gün. Füzeler uçuşuyor, hatta bilmem nükleer silah kullanılacak mı, kullanılmayacak mı, ben medeniyeti yerle bir edeceğim falan denirken, böyle araya girip, aman barışın falan filan. Bunlar barışın nasıl geleceğini bilmeyen, tarihsel birikimi olmayan kibirler. Kibir bunlar. Yani ben barışı getiririm, iki tarafı ara bulucu. Ara bulucu olarak da Türkiye değer kaybetti. Bir aralık böyle Türkiye’nin bir ara bulucu rolü var gibiydi, ama şimdi kimse Türkiye’ye o ara buluculuk da ikram etmiyor. Tavır güven de sarsıyor. Buradan şöyle, şuraya varacağım. Bu savaştan bir galip çıkacak, bir de mağlup çıkacak. Yoksa iki taraf birbiriyle anlaşacak, galibi mağlubu belli olmayan bir savaş sonu olacak. Böyle bir faraziye geçerli değil. Bu savaşta artık herkes kozlarını kullanıyor. Bu savaşın bir galibi ve mağlubu olacak. Şimdi bizim iktidarımız, AK Parti iktidarı, bu savaşta kimin galip geleceği konusunda yanlış bir değerlendirme yaptı. Terazisi bozuk. Neden terazisi bozuk? Atlantik sisteminden yana olduğu için kefelerden birinde atlantik sisteminin, şey vardır ya, terazi, bozuk teraziler vardır. Bu terazinin altına bir şey yapıştırır. Ondan sonra sen onu bilmezsin. O atlantik terazisi kullandığı için bizim AK Parti iktidarı yanlış bir değerlendirme yaptı. Amerika ve İsrail kazanacak diye düşündü. Biraz da oraya bağlılıkları var falan tabii. Ama şimdi öyle olmadığı meydana çıkmaya başladı. Yani İran’a yaklaşıyor. Şu anda Türkiye iktidarının İran’a sanki daha yakın bir konuyu var. Onu görmemiz lazım. Ama sonuç itibariyle tam böyle bu savucun sonucunu kestiremedikleri, iyi tespit edemedikleri için böyle barış getireceğiz, istikrar getireceğiz falan bunların arkasında şu yok. Biz İran’da Rusya ile Çin ile beraber olacağız. Barışı, istikrarı getireceğiz. Bunu Sayın Devlet Bahçeli söyleyebilir ve haklı olur o zaman. Çünkü o Rusya, İran ve Çin ile ittifakı savunuyor. Çok açık. O çok tarihi bir tavırdır. Onu söyleyeyim. Hele bu savaştan sonra o tavır daha da büyük değer kazanmıştır. Ama onun için Türkiye barış getirir. Silahla getirebilirsin kardeşim. Ya o taraf ya bu taraftasın. Silahla gelecek o barış. Amerika kazanırsa Amerika o barışı getirecek. İran, Rusya, Çin kazanırsa onlar getirecek. Ben diyorum ki İran, Rusya ve Çin kazanacak ve onlar getirecek. Hükümetin bu konuda bizim iktidarımızın, AK Parti iktidarının bu konuda maalesef doğru bir değerlendirmesi yok. Peki ya o taraf ya bu taraf dediniz. Pardon. İran’ın yanında Türkiye savaşa mı girsin, o mu kaçtı? Hayır. Ben kesinlikle öyle bir şey demiyorum. Ama Türkiye’nin İran’ın yanında yalnız savaşla ve silahla yanında olmaz ki. Diyelim bir, İncil’likteki Amerika personeline der ki hadi buyurun pasaportlarınız gidiyorsunuz. Bavullarınızı toplayın. Ondan sonra çamaşırlarınızı tekrar bavula koyun. Memleketinize gidiyorsunuz. İki, krijikteki üs benim kontrolüme geçmiştir. Bu İran’a falan filan karşı kullanılamaz. Üç, İran’a ambargoyu tanımıyorum. O benim komşumdur. Ben ondan benzin alırım. Ondan sonra ben ondan şey alırım, doğalgaz alırım. Ekonomi, şeyimi ekonomimi güçlendiririm. Enerji güvenliğimi sağlarım. Türkiye ekonomisi patlama yapar. Bakın İran’a ambargoyu yaptırımları Türkiye tanımadığı zaman Türkiye ekonomisi patlama yapar. Mesela mazot düşer mi? Ya mazot da düşer, benzin de düşer. Ondan sonra tarım canlanır, sanayi canlanır. İhracat patlar. İhracat patlar. İhracatım patlar. Ondan sonra her bakımdan barışı getirirsin. Yani aynı zamanda bu barışı getirir. Yani Türkiye Amerika Atlantik Sistemi’nde ve İsrail’e itibarın yükselir. Yani bakın şimdi Türkiye’nin bir itibar sorunu var aynı zamanda. Türkiye demeyeyim de mi? Ak Parti iktidarının hem efendim İsrail’e falan filan lafta bir takım tavırlar alıyor. Ama savaş cephesinde Amerika ve İsrail’e yan yana gözüktüğü, yan yana olduğu durumlar var. Onun için demiştiydim bakın ne? Kürecikten küreciği hemen denetim altına alırsın. Oradaki Amerikan personelini yollarsın. İncirliği kontrol altına alırsın. Oradaki Amerika personelini yollarsın. Yaptırımlara son verirsin. Ambargoya İran’a son verirsin. Ucuz petrole, ucuz doğalgaza kavuşursun. Ve savaşı da sonlandırırsın. Bakın Türkiye bu tavrı aldığı an bu savaş biter. Bu savaş biter. İsrail sorunu da çözersin. Filistin de devletini kurar. Türkiye bu benim söylediğim programı uyguladığı zaman Filistin devleti kurulur. Hani bizim devletimiz, hükümetimiz artık devlet hükümeti hangisi onu tam bilmiyoruz da. Yani iktidar diyelim. AK Parti iktidarı diyor ya biz bütünleşmiş topraklar arasında bağ olan bağımsız egemen bir Filistin devleti. Doğu Kudüs’te onun başkenti bunu savunuyor diyor ya. Bu lafla savunulmaz. Bugün bu savaşta İsrail’in karşısına geçersin. İran’ın, Rusya’nın, Çin’in yanında tavrını alırsın. Savaşa girelim demiyorum. Hangi tavırlarla alacağımızı da söylüyorum. Hem savaş biter, hem Filistin devleti bahsedilen topraklarda kurulur. İsrail, Filistin cephesinde de barış gelir. Yani Türkiye’nin Rusya ve İran ve Çin’le aynı cephede yer alması bütün dünya dengelerini etkiler ve barışı getirir. Ha Türkiye’de güvenliğe kavuşur. Yani Kıbrıs’tan, Doğu Akdeniz’den, Ege’den, Trakya’dan, Türkiye’ye yönelen tehditi de bitirirsin. Bu kadar basit. Onun için Türkiye, Rusya, İran, Çin ittifakı formülü, Türkiye için bir zenginleşme formülüdür. Patlıcan, biber fiyatlarının ucuzlamasından tut da ondan sonra asgari ücretin artmasına, memur maaşlarının artmasına, emekli maaşlarının artmasına kadar uzanan bir köklü çözümdür. Bunun şu boyutları da var. 500 milyar dolar, Türkiye’nin paraya ihtiyacı var deniyor, dileniyorlar falan. Ama 500 milyar dolarını götürmüş bizim zenginlerimiz, serbest sahiplerimiz, bizim alın terimizi götürmüş Londra bankalarına, New York bankalarına, kıyı bankalarına da ekleyin. Hakan Topkurlu diyor ki kıyı bankalarına eksik söylüyorsun. Eskiden onu çok söylüyorduk, ondan sonra onu da ekleyin. Eğer o 500 milyar doları işimiz çekmezlerse soğuk su içecekler üzerine. Yazık değil mi ya Türkiye’nin 500 milyar dolarını. Yine 500 milyar dolarlık altın var kasalara kitlenmiş, onları da üretim süreçlerine sokacaksın. Yani bütün bunları bir paket programı olarak düşündüğün zaman, Türkiye’de bütün sorunların çözümü orada başlar. Efendim bir de öyle bir şey ki Türkiye boşluk dolduracak deyince, mesela ben bu tartışmada hemen şu soru gündeme geliyor. Yani olaya biraz kaygıyla bakanlar, yani Amerika’yı biz tanıyoruz. Bize bu boşluğu niye versin, neyin karşılığı verecek bu soruya yanıt arıyorlar. Ama kazanamayacak ki versin. Bakın boşluk ne biliyor musun? İran devleti yıkılacak orada bir boşluk olacak. İran’ın boşluğunu biz dolduracağız. Diğer Amerika’nın karşısında Rusya, İran cephesinin hakim olduğu coğrafyalarda birdenbire Türkiye bir ağırlık kazanacak. Çünkü o boşluğu Amerika kazandı ya, o boşluğu Türkiye’ye ikram edecek. Ya Amerika, İsrail kazanamayacak ki o boşluğu ikram edecek. Bir de kazanınca niye sana versin? Kazanınca İsrail, ama verir şöyle, sen onlara yapışırsan ve onlara hizmet edersen, bakın hala Türkiye’ye o imkanı Trump tanıyor. Dikkat ederseniz tek tek ülkelerin isimlerini saydı. Şu ülke, şu ülke, şu ülke, şu ülke. Bana dedi ihanet etti falan filan. İngiltere, Fransa, Almanya hepsinin ismini saydı. Fakat bir tane bir ülkeden bahsetti. Onun adını vermeyeceğim dedi. Türkiye’yi mi kastetti? Benim gördüğüm herkesi saydı. Bir Türkiye’yi saymadı. Adını vermeyeceğim dedi. Şimdi de Türkiye diyor ki bak senin adını vermiyorum ama sen benim tarafımda olursan, diyelim hatta Türk askerini de savaş ilerlediği durumlarda cepheye sürersen falan filan, o savaşı da biz kazanırız ve sana da o boşlukları bırakırım. Ama bakın ben Türkiye, Rusya, İran, Çin cephesinde yer aldığı zaman Türkiye’ye bir refah ve zenginlik gelecek somut şeyler söylüyorum. Bak buradaki Türkiye-İran iş birliği yeter tek başına. Türkiye’nin en büyük problemi ne? Enerji değil mi? İhtilalatının en büyük kısmı yüzde 50’ye yakın enerji. Sen ucuz enerji alırsın İran’dan ve koskoca 90-100 milyonluk bir İran pazarı. Ve adamların ödeme gücü var. Bir tek İran ve Çin. Çin’den de Türkiye bir üretim üssü haline getirirsin. Amerika’nın sana verecek parası yok ama Çin halk cumhuriyeti’nin kasaları dolu. Rusya’dan batı çekildi efendim. Batıyı biz Rusya’daki, batının borçluğu doldursak biz… Rusya’nın enerjisi var, İran’ın enerjisi var, doğal gazları, petrolleri var, Çin’in parası var. Biz Amerika’dan elenci alıyoruz yani. Amerika’nın nesi var? Amerika’nın da Hristiyan düşmanlığı var, Türkiye’ye tehditleri var, Yunanistan beraberliği var, İsrail beraberliği var. Bunlarla mı birleşeceksin sen? Kıbrıs tehditleri var. Evet, Türkiye’ye tehditleri. Bir izleyicimiz NATO’yu bu denklemde nereye koyuyor diye sormuş. NATO Amerika demek yani. NATO Amerika’dan ayrı bir farklı bir şey değil ki. NATO Amerika Birleşik Devletleri’nin, NATO ülkelerinin kontrol örgütüdür. Bunu de Gaugol de zamanında söyledi. Herkes söyledi. Bugün Almanya’yı da Fransa’yı da niye NATO’ya isyan ediyorlar? Hepsi Amerika’nın kontrolünden çıkmak için. Ama öyle bir hale geldi ki olay, yani NATO’yu herkes boşaltmaya ve terk etmeye başlayınca Trump kendisi de NATO kağıttan kaplan haline gelmiştir dedi. Ve o da bu sefer Avrupa’yı ben de NATO’dan ayrılıyorum diye tehdit etmeye başladı. Yani bütün NATO ülkeleri birbirlerine biz NATO’dan ayrılıyoruz diye tehdit etmeye başladı. Ha bu arada da, burada da tabii artık nasıl niteleyeceğiz onu? Yani Türkiye’ye NATO’da söz ve hüküm sahibi hale geliyor. E tabii Amerika gider, Almanya gider, Fransa gider, Rumya gider, İtalya giderse NATO bir tek Türkiye’nin hariciye bakanlığına kalır. Bunu şöyle ifade ettiler. Hatta bak Türkiye bile demiyorum, dikkat edin. Türkiye bile demiyorum çünkü herkes NATO’yu boşalttığı zaman Türkiye orada kalmaz. Az önce arkadaşlar onun küfürlerini de yansıttılar ekrana tekrar verebilirler ellerinin altındaysa. Onu şöyle ifade ettiler. NATO Türkiye’nin kendi güvenlik ihtiyaçlarına göre şekillenecek diyorlar. Türkiye’nin tespitleri de NATO belgelerinde. Bakın şimdi değerli kardeşlerim, NATO’da kimler var? Almanya var, Fransa var, İtalya var, Amerika Birleşik Devletleri var. NATO’da Türk etkisi, NATO’ya Türkiye’ye. Şimdi bakın etkiler ve şekillenmeler ekonomi güçleri ve silahla olur. Türkiye ekonomisinin, dünya ekonomisi içindeki payı nedir ki? Fransa’nın karşısında, Almanya’nın karşısında, İtalya’nın karşısında, Amerika Birleşik Devletleri’nin karşısında, bunların hepsinin karşısında ve silahlı gücün biraz var ama ekonomi gücü nedir ki NATO’da padişahlık Türkiye’ye verilecek? Yani bunlar Türk milletini, Türk milleti bunlara kanmaz. Türk milleti aptal zanneden ve Türk milletini NATO’nun, Amerika’nın güdümünde tutmaya çalışan saçmalıklar. Çok açık söyleyeyim. Efendim 12 Mart’ı unuttuk, 12 Eylül’ü unuttuk da 15 Temmuz’u ne zaman unuttuk yani? NATO değil miydi? Şimdi tabii, şimdi NATO, NATO diyorlar Türkiye’nin hapishanelerinde NATO generalleri yatıyor. NATO generalleri yatıyor Türkiye’nin hapishanelerinde. NATO Türkiye’de hapishanede ve mezarda. NATO’cuları öldürdük. 15-16 Temmuz gecesi NATO’cuları öldürmedik mi? Bazı generalleri dahil. Ondan sonra o NATO’cuları öldürdük. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Milleti NATO’cuları o gece öldürdü. Ve hakikaten bu öyle ağır yaralı falan değil. Yani Türkiye oradan itibaren NATO zincirlerini kırmaya ve NATO’dan kopmaya başladı. Tekrar Türkiye’yi 15-16 Temmuz öncesinde kimse taşıyamaz. Silivri Duvarını yıktık. O da bir NATO’ya öldürücü bir hançerdi. NATO’nun planı neydi? Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hapse atacak, esir edecek. Vatan Partisi’ni hapse atacak. Türkiye’yi bölecek, tam kontrol altına alacak. Ve Türkiye’nin Asya’da konumlanmasını önleyecek. Plan buydu. Silivri Duvarını yıkarak o planı bozduk bir kere. Vatan Partisi Önderliği’ni. Türkiye o planı bozdu. Tekrar o Silivri Duvarı’nın öncesine getir Türkiye’yi. Aslında böyle hayaller falan da var. Ondan sonra duyuruları falan yapacaklarmış. Suç duyuruları yapanlar Doğu Perinçek hakkında bugün hapishanede. Ve NATO Generelleri onlar da hapishanede. Yani suç duyuruları yapmaya özenenlere söyleyeyim. Doğu Perinçek’e suç duyurusu yapanlar bugün hapishanede. Bir kısmı da öldürüldü. Türkiye öyle bir sürece girdi. NATO Generelleri onlar da hapishanede. Yani hiçbir general NATO Generelliği olmaya özenmesin. Baksın bir takım NATO Generelleri hapishanede. Evet. Bu Türkiye’de 78’in uzaylı olan zirve. Ve şunu da söyleyeyim. Milli Savunma Bakanlığı hükümetin bir parçasıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri başka bir şey. Biz bir bildiri yayınladık. Dedik ki biz Türk Silahlı Kuvvetleri’ne muhatap almıyoruz. Onunla hiçbir problemimiz yoktur. Türk Silahlı Kuvvetleri’yle birlikte biz o duvarı da yıktık. Silihli Duvarı’nın komutanları, ben Genelkurmay Başkanları’na hep birlikte falan filan. Ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Vatan Partisi o mücadelesiyle özgürleştirdi. Hapisten kurtardı. Onun için işte Türk Silahlı Kuvvetleri’yle Vatan Partisi’ni karşı karşıya getirmeye kalkışmak falan bunlar çok cahilce ve beceriksiz teşebbüslerdir. Onu çok açık bir şekilde ifade edeyim. Ama iktidar başka. Bakın iktidar bir karar verecek. Ya ben kendim bir şey dayatmıyorum ya Sayın Devlet Bahçeli’nin kararlı tutumu gibi kalkacak diyecek ki biz Rusya, Çin, İran’la aynı ittifakın içindeyiz. Ki son zamanda Tayyip Erdoğan ve hükümet de bu savaşta böyle İran’a doğru yaklaşmaya başladı falan. Veyahut 15-16 Temmuz öncesine dönecek. Öyle bir politikanın bir geçerliği var mı, mümkün mü? Onları düşünsün. Bu zirveyi nasıl değerlendirirsiniz? 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak olan NATO zirvesi. Valla NATO’nun cenaze merasimi. Belki de yapılmaz. Trump gelmeye de bir… Yani şimdi Temmuz’a kadar önümüzde bir fırsat var. Vatan Partisi bir kampanya yürütecek. Şunu söylüyoruz, Türkiye toprağı… NATO’nun ölü olarak gömülmesi… Türkiye toprağında NATO’ya mezar olarak bile yer yoktur. Türkiye toprağının, NATO’nun ölüsüyle kirlenmesini kabul etmiyoruz. Dirisi zaten gelmez çünkü NATO ölüyor. Ama ölüsünü de getirip Ankara’ya gömsünler. Veyahut Ankara çöplüğüne bir de NATO’ya atsınlar. Götürsünler kendi akta sokunusuna falan. North Atlantic değil mi? Kuzey Atlantik Paktı değil mi? Kuzey Atlantik’te doğdu bu pakt. Yine Kuzey Atlantik’te denizi atsınlar. Bir de ayağına taş baş bağlasınlar da NATO’nun idarelikleri çıkmasın. Öldü NATO. Şimdi buradan bizim hükümetimiz, biz NATO’ya ev sahipliği yapıyoruz falan… Bunlar da kibir. Kibirlenmeyelim. Kibirdir yorulup yollarda kalan. Şahadt Ayı’nın o müthiş bir dizesidir. Ne diyor Şahadt Ayı? Kibirdir yorulup yollarda kalan. Kibir insanı yorar. Büyük bir ağırlıktır. Kibirlenmeyelim. Belki de Ankara’da o NATO toplantısı olmayacak. Çünkü bu iki ay içerisinde NATO kalacak mı acaba? İsmet Bey, Trump’ın gelmeyebileceği de… Trump’ın gelmeyebileceği de… Trump gelmeyebilir ama… Peki Trump gelmeyince, dünürüm Almanya, Fransa gelecek mi? Evet. Burada şöyle bir şeyler olabilir. Bir takım folklor, moktor gösterileri yaparlar. Türk folkloru falan filan. Böyle bir eğlenceli NATO şeyi yaparlar. Ondan sonra da bir cenaze merasimi yapıp ondan sonra onu mezara gömerler. İşte orada da biz diyoruz ki biz onun ölüsünü de kabul etmiyoruz. Götürün Atlantik’in ayağına bir taş bağlayın, Atlantik’e atın. NATO’ya karşı tavrımız bu. Temmuz’a kadar da iki buçuk ay falan bayağı zaman var. Bu hedefimize ulaşabiliriz. Buradan da bütün Türk milletine ve Türkiye’nin bütün partilerine çağrıda bulunuyorum. Hiç istisna, hiçbirine ayrıksız bırakmıyorum. Böyle efendim biz İsrail’e karşı Filistin’in yanındayız falan filan. Filistin’in yanında olduğunu NATO’ya karşı tavrını da gösterebilirsin. Hem NATO tarafları olacaksın hem de Filistin’in yanında olacaksın. Böyle bir kimse bunu yutmaz. Yani NATO’nun yanındaysan Filistin’in düşmanısın. Denklem bu. Sayın Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımıza da buradan arz ediyorum. NATO’nun yanındaysanız Filistin’in düşmanı ve İsrail’in yanında olursunuz. Çünkü NATO İsrail’in yanında ve Filistin’e düşman. Denklem böyle kurulmuş. Sen bunun yerlerini değiştiremezsin. Ben hem NATO’nun yanında olacağım hem de Filistin’in yanında olacağım. Bu ikisi beraber olmaz. Sizin bu konuyla ilgili mi? Yok. O zaman efendim süre de ilerliyor. Diğer başlıklara da geçiş yapalım. Şimdi Türkiye’nin tabii bu savaşla ilintili olarak enerji ihtiyacı ciddi bir gündem. Bu konuyla ilgili bakanlıktan da neredeyse her hafta Türkiye’nin enerji tedariğinde sorun olmadığına dönük açıklamalar geliyor. Tedariğinde sorun yok ama fiyatlar yukarı çıkıyor. Evet. Türkiye’nin enerji güvenliğini sağlama noktasında siz neler önerirsiniz? Türkiye’nin enerji güvenliği nedir? Rusya, Azerbaycan, İran ve Irak. Türkiye buralardan enerji sağlıyor. Bunların hepsi Asya ülkeleri. Hiçbiri Atlantik ülkesi değil. Dolayısıyla Türkiye’nin enerji güvenliği Asya’da, Batı Asya’da. Bizim komşularımız. Dolayısıyla Amerika-İsrail ittifakıyla Türkiye’ye bir enerji güvenliği sağlamayacağı gibi Türkiye’de enerji fiyatları yükselir. Enerji fiyatları ile birlikte hem sanayi ürünlerin hem tarım ürünlerin fiyatları yükselir. Enflasyon yükselir. Üretim büyük sorunlarla karşılaşır. Üretim maliyetleri de yükselir. Halkın hoşnutsuzluğu da yükselir. Dolayısıyla Atlantik sisteminin içinde Türkiye için bir ekonomik çözüm olmadığı gibi bir ekonomik yoksullaşma ve çıkmaz vardır. O iki ekonomik çıkmaza doğru gidiyor. Bakın demin ben neden bahsettim. İran’la ambargoyu kaldıralım. Yaptırımları kaldıralım. Rusya’ya yaptırımları tanımayalım. Enerji güvenliğimizi sağlayalım. Çin’le de bir üretim üstü haline getirelim Türkiye’yi. Türkiye’nin bütün sorunları ekonomide ve güvenlikte çözülür. O kadar basit. Paralarımızı da o şey bankalarından çekelim. Batı bankalarından ve kıyı bankalarından çekelim. Getirelim emlak bankasına, halk bankasına, ziraat bankasına, iş bankasına, bizim kendi milli bankalarımıza ve kamu bankalarına getirelim, yatıralım. Ve üretime yönlendirelim. Veya da o paraların sahipleri kendileri üretim tesislerini, fabrikalarını falan genişlesinler. Gerekirse tarıma yatırım yapsınlar, hizmetlere yatırım yapsınlar. Ve Türkiye bir üretim atağı yapsın. Şimdi böyle bir program var. Öbür program ne? Öbür program Türkiye’nin fakirleşmesi. Yani Türkiye’nin ekonomisi büyüyor falan diyor ama halka sorduğun zaman, değil mi? Büyüyen ne? Sıcak para komisyoncuları büyüyor. Bankalar faiz gelirleriyle büyüyor. Gelir dağılımında çurum büyüyor. Çurum, işçi büyümüyor, çiftçi büyümüyor. Çarşılar, esnaf zanaatkar büyümüyor. Bunlar fakirleşiyor. Emekliler feryat halinde. Ama Türkiye’nin önünde büyük bir üretim devrimi, üretim patlaması yapacak bir program var. O program da salt ekonomik bir program değil. Dünyadaki bu müsaflaşmada Atlantik tarafında mısın, yükselen Asya tarafında mısın? Atlantik batıyor, Asya ekonomileri yükseliyor. Bu kadar basit. Sen ne taraftasın? Türkiye’de her 2-3 günde bir akaryakıta zam geldiğini görüyoruz. Petrol ürünleri de bundan payını alıyor. Daha da zam gelecek. Bugün savaş devam ediyor. Körfez, Kırmızı Boğazı kapanmış durumda. Dolayısıyla zamlar artacak. Amerika’nın İran’a saldırısı, bütün altyapısını çöker falan diyor ya, hele bunu gerçekleştirirse, bu altyapıyı yıllarca falan yeniden kuramaz. Bu şu anlama gelir. Yalnız İran tarafında değil, Körfez’in diğer enerji üreten, ondan sonra Batı tarafında da Körfez’in, çok büyük bir kriz demektir. Dünya petrol ve enerji üretiminde çok derin bir kriz demektir. Bunu Türkiye’ye yansıması nedir biliyor musunuz? Fiyatların 5 misli, 10 misli, 15 misli, 20 misli artması demektir. Onun için Türkiye’nin barışı sağlayacak bir pozisyonda olması lazım. Demin de ifade ettiğimiz gibi gelin barışın arkadaşlar diyerek değil, barışı getirecek tarafta olmak. Amerika ve İsrail’in barışı getiremeyeceği apaçık belli oldu. Onlar yeni yenilenler, onlardan bir barış gelmeyecek. Barışı kim getirecek? Rusya, Çin, İran tarafı getiriyor barışı. Filistin tarafı, Yemen tarafı, Irak tarafı, bölge ülkeleri artı Rusya, Çin. Rusya da zaten bölge ülkesi, barışı onlar getiriyor. Sen o barışı getirenlerin yanında olursan, aynı zamanda Türkiye’deki üretim devrimi atağını da gerçekleştirirsin. Ve fiyatları da dizginleyebilirsin. Aksi takdirde fiyatların artışını bu hükümet önleyemez. Ve bu hükümet ayakta da kalamaz. Ondan sonra iş bize düşer. Türkiye’den lafı açarak şuraya getirecektim. Bugün Uluslararası basında Çin’de petrol fiyatlarının sürekli düştüğüne dönük haberler… Düşer tabii. Bakın şimdi o kadar güzel bir örnek verdiniz ki, sen İran dostu olursan petrol fiyatları düşer. Bakın, Hürmüz Boğazı’ndan vızır vızır Çin gemileri gidiyor geliyor ve petrolü taşıyor Çin’e. Yani İran, dünya piyasa fiyatlarından, diyelim Çin’e petrolü veriyor. O da kendi ülkesinde petrol fiyatlarını düşürüyor. Sen niye bunu yapmıyorsun? Yani Türkiye olarak söylüyorum. Biz de yapalım. Üstelik bize Hürmüz Boğazı’nın açık olmasına falan da lüzum yok. İran’da biz sınırız. İstediğin gibi iki tane boru yap, İran petrolünü getir İstanbul’a. Efendim ne yazık ki yıllardır İran’dan bir litre bile petrol almıyoruz. Ayrıca bütün, diyelim Hürmüz Boğazı yerli bir olsa, Türkiye-İran arasında öyle bir şey hatlar kurarsın ki, ondan sonra o hatlarla dünyaya İran’ın petrolünü ve körfez petrolünü Türkiye’den ihraç edersin mesela. Ama bunu Amerika ve İsrail ile yapma şansın yok. Çünkü onlar hem yeniliyorlar hem de, diyelim ki o varsayımdan gidelim, kazandıkları zaman da harap olmuş bir körfezi ele geçirecekler. Üretim yapan bir körfezi değil, yerli bir olmuş bir körfezi ele geçirecekler. Amerika ve İsrail tarafından. Şey ne diyorsunuz efendim? İşte Orta Doğu’daki o petrolü İsrail üzerinden dünyaya pazarmak falan. Rüyalar. Onu lütfen Rüya Tabircilerine sorun. Var ya Rüya Tabircileri, hatta Google’da da var galiba Rüya Tabircisi. Ona da Google’daki Rüya Tabircisine sorun, siz de onun tabirini yapsın. Biraz da iç gündeme geçmek istiyorum, buyurunuz olursa. İsmet Bey bu konuyu daha iyi aktarabilir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu ara seçim formunu. Şimdi tabii, CHP Türkiye için böyle bir ortamda bir kere Türkiye’yi seçime sürüklemek ne kadar doğru bir hamledir? O ayrı bir konu. Ama bu yöntemle işte 22 milletvekilini istifa ettirerek Türkiye’yi seçimledi. Şans görüyorsunuz. Bakın bu şu var, şöyle. AK Parti’nin itibar kaybettiğini tespit ediyor tabii. Anketlere yansıyan bazı gerçekler var. Ve bunu Türkiye’yi bir istikrarsızlığa sürükleyip oradan seçime götürme diye bir strateji uygulamaya başladığı anlaşılıyor CHP’nin. Bu çok önemli bir uyarı. İstikrarsızlık oldu mu Türkiye’de? Yani bu politikalar, bugünkü politikalar, Amerika ve İsrail ile ilişkileri sürdüren ve hala ondan medet uman politikalar. Sonuç itibariyle Türkiye’yi istikrarsızlığa götürür. Yani biber patlıcan fiyatları düştüğü, enflasyon arttığı durumlarda istediğiniz kadar savaşı suçlayın. AK Parti öyle diyecek ki ne yapalım biber fiyatları evet 8 misli arttı 10 misli arttı. Oraya gider bu süreç onu söyleyeyim. 8-10 misli arttı tamam ama kabahat ben de diyeyim ki savaş oldu 8 misli arttı. Hayır kabaha sizde. Çünkü bakın çözüm gösteriyoruz. Savaşı durduracak Türkiye’nin şansı da var. 2-Savaşın galipleriyle beraber olma şansı da var ki o devlet bahçeli o şansı temsil ediyor. 3-İran ve Rusya ile ve Çin ile beraber olarak Türkiye ekonomisine çok büyük bir atağa geçirme şansı da var. Bunu kullanmadığınız zaman savaşı istediğiniz kadar suçlayın. Aslında savaştan yararlanacak bir pozisyonda Türkiye. Onu da şey yapalım. Savaş Türkiye’ye savaş devam etsin anlamında söylemiyorum ama şu ana kadar ki savaş bir gerçeklik. Türkiye’ye bir imkan getirdi önüne koydu ikram etti bu savaş. Nedir? İran’la Rusya ile Çin ile beraber olarak bu savaştan en büyük kazançla çıkan ülke oluruz. Biraz evvel onun gerekçelerini de ifade ettik. İran ve Rusya ile beraber olmak zaten Türkiye’nin topyekun bütün sorunlarını çözer. Yani enerji güvenliğini sağladığı zaman Türkiye’nin başka bir problemi yok. Ucuz enerji demek Türkiye için. Tarımda şahlanma ondan sonra sanayide şahlanma her şeyi var Türkiye’nin ama bir enerjisi yok. O zaman ben size Ankara’daki her siyasetçinin gazeteci ile buluşma anında sorulan soruyu sorayım. Buyurun. CHP’nin ara seçim önerisinden yola çıkarak bütün bu koşullar bir erken seçim ihtimalini yaratıyor mu? İstikrarsızlık seçimi getirir. Devam ederse bu durum. İstikrarsızlık seçimi getirir. İstikrarsızlık şu demek kriz demek. İstikrarsızlık eşittir kriz demek. Kriz ne ile çözülür? Seçim ile çözülür. Şimdi efendim mazot çıkmış 90 liraya Anadolu’nun birçok yerinde yükselmiş. Şimdi gübre fiyatları %30-40 artmış. Şimdi böyle bir ortamda çiftçi çok geniş bir kesim. Yani ne yapacak? Nasıl üretim yapacak? Traktör tarlayı nasıl sürecek? Şimdi gübreyi nasıl atacak? Ondan sonra onların fiyatları kentlerdeki tüketiciler yani işçisi ondan sonra memuru, diğer gelir sahipleri falan gidecek çarşıda pazarda alışveriş yapacak, karnını doyuracak, otomobiline mazotu dolduracak falan filan. Veya sanayici enerjiden yararlanacak. Dolayısıyla Türkiye Atlantik Sistemi’nde devam edemeyeceği geldi bir duvara dayandı. Bakın Atlantik Sistemi içinde yani Amerika’nın merkez olduğu sistem içerisinde Türkiye’nin devam edemeyeceği bir yere geldik. Bunu Sayın Devlet Bahçeli anladı ve hemen bir çözüm üretti. Ama bunu başka kim anladı? Vatan bahçeli eskiden beri bunu anlamış durumda. Bakın CHP’de bile bu süreci duymaya başlayan tavırlar görülüyor. Nedir? Kahrolsun Amerika diyor CHP Genel Başkanı. Kahrolsun İsrail Siyonizmi diyor. Arkasından C-130 uçağının düşmesiyle ilgili çünkü Sayın Gökhan Günaydın ne diyor? C-130 uçağının düşmesi konusunda niçin hala şeyi açıklamıyorsunuz, raporu yazmıyorsunuz falan diyor. Bunlar hep Atlantik Sistemi’ne tavırlar. Yani Cumhuriyet Halk Partisi Atlantik Sistemi’nin baş partisiydi. Şimdi o da Amerika’dan kopmaya başladı. O kabiliyeti AK Parti onun kadar çevik gösteremiyor. Bu da çok öğretici bir şey. CHP kopuyor mu Atlantik’ten? Yani en azından dengelere bakıyor, Atlantik’in gücüne bakıyor, Türk milletine bakıyor. Bakın en önemlisi Türk milletine bakıyor, oylara bakıyor. Yani Atlantik tarafında kalarak seçim kazanamayacağını ve oylarını yükseltemeyeceğini en azından görüyor. Şimdi Amerika’da efendim Türkiye için geçirilen anlattığınız olay mesela bugün sosyal medyada bir Amerikalı kadının bir feryadı yayınlandı. Çok çarpıcı. 5 dolar galon başına neden bunu ödüyorum? Kira neden çıldırmış gibi yükseliyor? Sadece benzine para ödüyorum ki işe gidebileyim. O işte kiramı ödüyor. Yani Amerika’nın çıkmazını anlatmak açısından çok çarpıcı. Bize de aynı şey çılmasa bu fiyatlarla. Amerika da bir devrime doğru gidiyor. Evet ben asıl Amerika’da büyük bir şey bekliyorum. Yani bu Trump çöktüğü zaman onun yerine tekrar Biden gelip falan tahtlara valli diyelim. O dönem geçiyor sanırım. Amerika Birleşik Devletleri de emperyalizm çöküyor. Bir alternatif görüyor musunuz Amerika’da? Ne? Demokratlara ve cumhuriyetçilere bir alternatif görüyor musunuz? Amerika’nın tarihinde o alternatif var. Abraham Lincoln’lar var ondan sonra Jefferson’lar var, Washington’lar var falan. Bırakın onlar Roosevelt var. Bakın 1945 2. Dünya Savaşı’da Roosevelt var. Ondan sonra Truman’ı bir hileyle getirdiler. Yoksa Roosevelt’in Tarım Bakanı ondan sonra seçimi kazanıyordu falan. Ne yaptılar? Amerikan sermayesi çöktü. Ondan sonra Truman’ı getirdi ve Truman’a attırdı bombayı Japonya’ya. Yani daha Roosevelt’i düşünürsek Amerika’nın yakın tarihinde bir alternatif var. Roosevelt alternatif. Az önce siz de lafı oraya getirdiniz. Roosevelt’in özelliği neydi? Sovyetler Birliği ile dostu, işçi sendikaları falan filan onu tutuyor. O da diyelim Amerikan sermayesinin lideriydi ama Roosevelt. Ama daha böyle halka yakın, daha demokrat, daha dünya çapında dünyanın demokrat güçleriyle Sovyetler Birliği ile falan daha yakındı. Ama Amerika’nın büyük sermayesi onu devirdi ve Truman’a getirdi. Yani onun adayını devirdi. Az önce siz de lafı oraya getirdiniz. MHP Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın’ın genel kuruldaki konuşması üzerinden. Bu C-130 uçağıyla ilgili açıklamalarınız tabii çok gündem oldu. Türkiye’nin 2-3 gün birinci sıradan konuşulan meselesi oldu. Onunla ilgili kaza-kırım raporunun önümüzdeki günlerde açıklanacağı? Onu bekliyoruz. Açıklansın biz de görüşümüzü söyleyeceğiz. Ondan evvel konuşmayacağız. Konuştuk biz. Dedi ki bu bir kaza değildir ve İsrail bizim C-130 uçağımızı düşürdük dedik. Orada duruyoruz biz. Türkiye bunu keşfedecek. Ama şimdi top kimde? Ondan sonra top iktidarda, AK Parti iktidarında kaza-kırım raporunu açıklasın. Ondan sonra biz de açıklayacağız. Ama gerçekleri bildiğimiz için şunu söyleyeyim. Kaza-kırım raporunda diyecek ki içeride bir patlama olmamıştır. Doğru. Hakikaten uçağın içinde bir patlama olmadı. 2 dışarıdan bir füze atılmamıştır. O da doğru. O da doğru. Ama bu bir kazadır diyemeyecek. Kaza değil. Kaza yalnız içerideki içeriye konan bir patlayıcı ile veya dışarıdan atılan bir füze ile olmaz. Bu bir şey demeye getirecek. Raporu ben size söyleyeyim. Bugünden zaten o jandarma kriminal raporunda biraz telaşa düştüler ve açıkladılar. Ne var? Söylemlerde de var. Burada içeride bir patlama yok uçağın içinde. Yok. Doğru. Dışarıdan atılan bir füze yok. O da doğru. Ama rapor, bu C-130 uçağları zaten güvenli değildi, bilmem ne değil. Sonuna kadar güvenli uçaklar. Ondan sonra kaza söz konusu değil. 4 tane motoru dursa bile, 4 motor devre dışı kalsa bile bu C-130 uçakları ne oluyor? Süzülerek iniş yapıyor. Peki, madem pilotlar orada yaşıyor falan filan, niye o iniş yapamıyor? Bunların cevapları yok şu anda onlarda. Sonuç itibariyle onlar açıklasın kaza kırım raporunu. Oraya yalan falan da yazamayacaklar. Yazamazlar onu söyleyeyim. Kaza kırım raporunu açıklasınlar. Vatan Partisi milletimizi aydınlatacak. Ama biz o ilk ifade ettiğimiz yerde duruyoruz. Bu bir kaza değildir. Bu kesinlikle bir sabotajdır. Ama sabotajın hangi yöntemlerle yapıldığı ayrı mesele. Ondan sonra ve bunu yapanın da İsrail olduğunu biz biliyoruz. Kaldı ki devamı var bunun. Arkasından Libya’dan gelen Genelkurmay Başkanlığı Haymano üzerinde, Polatlı üzerinde düşürülüyor. Türkiye’nin hava sahasında. Başkent sınırları içerisinde sanki böyle kasıtlı yapardı. Senin hava meydanından kalkıyor. Senin koskoca Genelkurmay Başkanı misafirin. Arkasından en son düşen helikopterimiz, orada verdiğimiz şehitler. Hepsi peş peşe devam ediyor. Bunların bir ortak açıklaması var. Sorun yoksa sorun yok. Bir reklam arası daha vermemiz gerekiyor. Sayın Yunus Alkanzay’cıları lütfen ayrılmayın. Reklamın ardından buradayız.
Çıkış yoluna kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ankara’da Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde Vatan Partisi Genel Merkezi’ndeyiz. Aydınlık Gazetesi Ankara Temsilcisi İsmet Öztürk ile beraber Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinç’e sorularımızı yönlendiriyoruz. Reklama gitmeden önce Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinç’e C-130 uçağıyla ilgili açıklamasını konuşuyorduk. Cumhuriyet Halk Partisi’nden oraya varmıştık. CHP Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın’ın Perinç’e açıklamalarını Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda gündeme getirmesi üzerine Perinçek C-130 uçağıyla ilgili açıklamalara devam edeceğini ancak şimdilik kaza-kırım raporunu beklediğini ifade etti. Raporda da bu işin bir kaza olduğuna dair bir beyan beklemediğini bildirdi. Mecliste Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın da bu konuyu gündeme getirdiğini ekleyelim. Erbakan da Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinç’e anarak kaza-kırım raporunun niçin hala açıklanmadığını sordu. Bizzat TBM çatısı altında. Tabi açıklamalar var. Trump’ın İran medeniyetini yok edeceğiz söylenlerine tepki olarak. Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Saadet Partisi’nin lideri bu gece Trump’ın sonu olacak. Çünkü hiçbir güç, hiçbir tehdit, hiçbir kibir bir medeniyeti bir gecede yok etmeye yetmez diyerek Trump’a tepki göstermiş. Bir de Tahran Belediyesi’nden, İran’ın başkenti Tahran Belediyesi’nden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a mesaj var. Mansur Yavaş birkaç gün önce Tahran Belediyesi’ne, öncelikle cephe hatlarındaki son gelişmeleri ve ülkenizin mücadelesini ilk günden itibaren yakından takip ettiğinizi bildirmek isterim. Bu zor günlerin bir an önce geçmesini İran halkının mümkün olan en kısa sürede barış ve refaha kavuşmasını Canigöl’den temenni ediyorum diyerek desteklerini sunmuş. Tamamını okumayayım. Yavaş’ın bu mesajına da Tahran Belediye Başkanı Ali Reza Zakani, değerli meslektaşım Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a ve bu şehrin halkına bu zor dönemde Tahran ve İran’ın yanında durdukları için minnettarım. Bu dayanışma uluslarımız arasındaki kalıcı kardeşliği ve iki kardeş şehrimiz arasındaki yapıcı diplomasi ve ortaklığı somutlaştırıyor diyerek yanıt vermiş. Bir de İsmet Bey’de yeni bir gelişme var, İsfahan meselesiyle ilgili. Onu aktaracağım. İsfahan operasyonu konusunda efendim, İran devleti onların yaptıkları hem İran’daki yayın organlarında bu yayınlanmış hem de onların yaptığı resmi açıklama. Şimdi burada Trump dün akşam yanına siyahi başkanı, savaş bakanı ve genelkumay başkanı olarak İsfahan operasyonunun nasıl dahiyane bir operasyon olduğunu, destansı bir operasyon olduğunu anlattılar. İşte pilot kurtarma dediler ama bulgular pek pilot kurtarma gibi gözükmüyor. Çünkü pilot kurtaracaksanız daha nasıl söyleyelim teknik bir ekiple iki tane C-130 da yani yüzlerce askeri için alan bir işte. C-130’da da bizim düşen C-130’un akrabaları mı oluyor? Evet, yani aynı marka. Aynı. Şimdi burada Amerikalılar bir kısmı yeni uçak getirmişler, onla kaçmışlar, bir kısmı kaçarken eşyalarını bırakmışlar ve onların içinde bir pasaport bulunmuş. Ve bu pasaport Moran Sagon adlı bir bayana ait ve bu bayanın görevi ne diye hemen araştırmışlar. Çünkü bunlar şimdi internette daha çeşitli sosyal medya hesaplarından bulunabiliyor. Nükleer teknolojiler konusunda uzman bir isim çıkmış. Bu da şunu gösteriyor, Amerikalılar aslında İsfahan’daki nükleer tesislerine yönelik bir operasyon gerçekleştirmek istemişler. Ve ona en çok yakın bir yerde bir eski kullanılmayan havaalanını kullanmaya kalkmışlar. Fakat tam anlamıyla bir fiyaskoyla sonuçlanmış, fakat bunu böyle anlatamayacaklar için bir pilot kurtarma operasyonuna… Pilotu… Pasaportun görüntüsünü de ekranda veriyor arkadaşlar, unutulan pasaportun. Bir de pilotu sen, yüksek pilot ormanlarda, dağlarda, taşlarda olur yoksa düşen pilot İsfahan’da… Hayır zaten… İsfahan Çarşısı’nda bir hava meydanı da seni beklemez. İsfahan’la uçan, F-15’in düştüğü yerle, İsfahan arasında da baya büyük bir mesafe var. Bir de yer şehrin içinde olur yani, o dağa taşa düştü o pilot yoksa İsfahan’da bir kahvede seni bekler. Evet yani, o nedenle bu bilgi de Trump’ın dün akşam yaptığı basın toplantısının bir anlamda tam bir psikolojik… C-130’lar zaten bakımlı. Ben de C-130’a bindim, 1981 yılındaydı. Ankara’dan İstanbul’da bir tutukluydum o zaman, bir şeye götürüldüm, bir mahkemeye. Götürürken C-130 da götürüldüm ve hatta Eskişehir’de de indi. Eskişehir’deki üst komutanı da sağ olsun beni kendi yazıhanesine falan getirdi. Ondan sonra duvardaki kitapları gösterdi, dedi siz tutuklusunuz ama bakın burada kitaplarınız duruyor, biz bunları okuyoruz diye. Böyle bir C-130 hatıram da var yani. Evet. Ha, şimdi oradan şuraya geleceğim. Hakikaten C-130, yani için çok büyük bir uçak. Ondan sonra yani içine 20 kişi, 30 kişi falan oturuyor ama onun çok daha fazlası oturur. Yani taşımada falan çok büyük bir uçak ve çok güvenli bir uçak. Yani bir de ağır bir uçak. Yani bu tür operasyonlar için C-130’ların kullanılması… Yani pilotu alacaksan bir helikopteri götürsün, bindirir getirirsin. Ya da küçük bir uçakla… Demek gizli bir şey. Orada iki tane mi C-130 düştü? İki C-130. İki C-130’un düşmesi demek oradan çok büyük yükler kaldırılıp getirilecekti, başarısız oldular. Evet. Yani demek ki belki de o nükleer şeyi, üstü ele geçireceğiz. Oradan bir takım şeyleri, uranyumlar, şunlar, başka… Kaçırdık, kaçıracaklarını düşündüler. Orada mı saklanıyor diye düşündüler, bilemiyoruz tabii. Yani 420 kilo, 450 kilo denilen bir zenginleştirmiş uranyum var. Onu mu kaçıracaklardı bilemiyoruz ama… Başka şeylerdi herhalde. Onu yapmaya kalktılar ama… Ama işte iki tane C-130 demek 450 kilonun falan çok üstünde tonlarla… Onunla asker taşıyorlarmış yani belli ki. Bir başarısı olmadan 450 kiloyu nasıl kaldıracaklar? Yani onu bilemiyoruz tabii. 450 kilo bir şey değil abi. 450 kilo dediğinde 700-800 tane insan ağırlığı. Ama bence 450 kilonun ötesinde C-130’lar oradan kaldırılıp getirilecek yükün 450 kilo değil, tonlarla olduğunu ifade ediyor. Hayır, onu da efendim daha çok da asker, yani operasyon için asker muhtemeler taşınmış. Yani onu gösteriyor. C-130’un içinde asker götürülmüş. 500 tane asker aldı. Doğru bu tabii. Alacaklarını da götürdükleri… Götürdükleri önemli. Tabii tabii. Asker götürdüler. Daha sonra da tekrar… Onlar inip orada operasyon yapacaklardı. Hepsi orada döküldü kaldı. Evet. Bugün son konu başlığımız. Profesör Doktor Yalçın Küçük’ün vefatı. Evet. Yarın da cenazesi uğrar. Evet. Tabii bir arkadaşımızı kaybettik. Değerli bir aydınımızı kaybettik. Çalışkan, üreten bir arkadaş. Benim Yalçın Küçük’le arkadaşlığım 1968 yılından başlar. İkimizde Türkiye İşçi Partisi’nin o zaman Mehmet Ali Aybar’ın, büyüğümüz Sayın Mehmet Ali Aybar’ın genel başkanı olduğu… 28 Nisan eylemleri zamanında tanışmaz mıydınız? Yok. Oralarda yoktu o. 28 Nisan 1969. Bir sene sonra. Ama bu 68 yılında ikimizde Necati Erder falan var. Onlar bir şey grubuydu. OTTÜ grubuydu. Atilla, Necati Erder, Yalçın Küçük falan. Bunların üçü iyi arkadaşlardı. OTTÜ’den bunlar vardı bilim kurulunda. İşte ben, Erdoğan Güç Bilmez. Ondan sonra Korkut Borata galiba yoktu. Yani Hukuk Fakültesinden ben vardım. Siyasalden Erdoğan Güç Bilmez vardı. Kurtan Fişek vardı bilim kurulunda falan. Oradan beraberliğimiz var. Oradan başladı Yalçın Küçük’le tanışmamız. Ondan sonra Haymana Cezaevinde… Epey anınız var galiba. Bulunduğumuz odanın boyu İsmet arkadaştan buraya kadar. 3 metreye 2 metre boyunda. İki tane yatak zor sığıyor. Ondan sonra orada beraber olduk. Bir avlumuz vardı. Avluda bizden önce kalanlar böyle bir buçuk yatak büyüklüğünde taşlarla çevirmişler. Toprak doldurmuşlar, izin almışlar idareden. Ben orada marul, soğan falan filan yetiştiriyordum. Ondan sonra Yalçın Küçük de pişirme konularında üst attı. Ondan sonra bizim koğuştan aldılar onu. Yani o ufacık yerde 2 tane yatak sığıyor ancak. Bir tane de tuvaleti var. O ufacık yerde 24 saat berabersin. Kolay değil 2 kişinin 6 metre kare yerde beraber olman. 4 aya yakın kalmışsınız herhalde. Evet, aylarca kaldık. Sonra ayırdılar beni. En küçük bir rahatsızlık bana dokunan bir şey hatırlamıyorum. Neşeli, ilimsel. Devamlı böyle bir fikri alışveriş, sohbet içerisinde falan geçti. Kıştı da ben sabahları idman falan yapıyordum. Ondan sonra böyle güzel bir beraberliğimiz oldu. Sonradan bizi ayırdılar. Beraber çalışıyorlar diye öyle mi oldu? Yok işte şöyle ayırdılar. Bir olay oldu da ondan sonra. Mesut Yılmaz’ın bir olayı. Aynen şöyle bir şey oldu. Şöyle bir ihbar yaptılar. Yalçın Küçük doğu perinçeyi zehirleyecek. Yani böyle uydurma bir şeyle. Ayırmak için yaptılar onu. Ondan sonra onu ayrı bir yere götürdüler. Birbirimizde mektuplaşmaya başladık. O mektupların hepsini saklıyorum. Onun bana yolladığı mektupları. Benim de ona yolladığım mektuplar var. Hatta bir yıllık dedim ki, Yalçın gel şu senin bulduğun mektupları. Benim sana yolladıklarımı bul. Bendekiler duruyor. İkisini birleştirelim bir kitap yapalım. Rayman’a cezaevindeki mektuplaşma diye falan. Ondan sonra buldum dedi. Hepsini kolylere koyduk dedi. Evi taşıdık falan dedi. Bütün kitaplarla beraber hangi koluydu bilmem ne. Çok şahane olur falan diye. Yani en az bir kırk elli tane bana yazdığı mektup var. Onları saklıyorum, duruyor. Ama benimkiler de şimdi kolyeye indi. Bizim kentsel dönüşüm dolayısıyla kaldığımız ev yıkıldı. Başka bir yere taşındığımız için bizimkiler de kolyeye girdi. Onunkiler de kolyeye girdi. Aslında bulunabilir onlar. Güzel şey. Onun böyle el yazısıyla yazdığı mektuplardı. Ben de el yazısıyla yazıyordum. Aslında bir gün onları… Ama onun bir aydınlık zindan diye kitabı var. Onu gösterebiliriz. Benimle beraberliğine bir kitap yaptı o aydınlık zindan diye. Yoksa Bilgesi Ören Usta… Şimdi tam hatırlayamadım. Bilgesi Ören Usta beraber kitapta imzası var ama kapakta siz ve onun karikatürü var. Evet, işte ikimizin resmi var. Yansıtabilir miyiz arkadaşlar aydınlık zindan kitabı? Yoksa elimizin altında hemen birkaç dakika… Yani orada bir Haymane Cezaevi’nde beraberliğimiz var. Sonra bir de Ergenokon davasında o bizden epey sonra tutuklandı. O da da dik durdu Ergenokon davasında. Ondan sonra Aydınlık’ın yazarı oldu. Aydınlık da uzun süre… Ulusal kanalda programda… Aydınlık zindanı yazdı arkadaşlar. Evet. Bu karikatürü de bir arkadaşımız yapmıştı şimdi. O karikatürist. Neyse. Bu da hoş bir kitap ama hiç satışta falan kalmamış. Çok satılmış. Tükenmiş. Evet, tükenmiş. Ondan sonra Ergenokon’da beraber olduk. Tabii kırmızı… Yani hep böyle kırmızı atkısıyla kafasında işte o kalpa ile falan mevzisini böyle belirli tutan. Şakası, esprisi olan devamlı okuyan, çalışan, çalışkan bir arkadaş. Yani o beraber kaldığımız zaman da Haymane’de falan ikimiz de çok çalışkanlık. Ondan sonra ben de diyelim ki 13-14 saat çalışıyorduk. Bu arada da sohbetler vesaire falan. Hoş güzel bir beraberliğimiz oldu. Ondan sonra değerli bir aydınımız. Ondan sonra sosyalizm davasına hep ısrarla bağlı kaldı. Onu saygıyla anıyoruz ve uğurluyoruz. Yarın cenazesi kalkıyor Ankara’da. Yarın yani 8 Nisan Çarşamba 2. vaktinde Ankara Cebeci Asri Mezarlığında bulunan İsmet Oğulturk Camii’nden Yalçın Küçük uğurlanacak. Küçüğün naaşı yine aynı yerleşkedeki bir mezarlığa defnedilecek. 2. vaktinde Ankara Cebeci Asri Mezarlığında bulunan İsmet Oğulturk Camii’nden Yalçın Küçük uğurlanacak. Fikret Hocam sizi ziyarete gelmişti efendim. Haa şeyde meşhur. Hayvanat. Ondan sonra dönünce akşam biz Fikret Hocam ile rahmetliyle beraber olmuştuk. Ortaki neler olduğunu anlatmıştık. O gün çok kızdı Fikret Hocam. Benden evvel mesela orada Haluk Gergerler falan filan aynı odada işte o küçük 6 metrekarelik odada kalmışlar falan. Oraya aileleri giriyor, görüşçüler giriyor falan. Benim gelmemden sonra birdenbire orada sert bir rejim oldu. Falan ona kan tanık oldu Fikret Hocam. Onu anlatmıştır evet. Aklınızdan böyle çıkmayan bir anı var mı Yalçın Küçük ile aranızda geçen? O kadar çok işte mesela ben orada küçük diyelim oda nedir 1,5 metrekareye 3 metre olsa 4,5 metrekarelik bir yerde tarım yapıyorum. Marul yetiştiriyorum, soğan yetiştiriyorum falan filan. Oda işte kebap yapıyor falan filan. Böyle haftada bir gün şeylerimiz vardı. Parti yapıyorsunuz. Buluşma. Kendi şeyimizde piknik yapıyor gibiydik. Çok tabii çok hatıralar var ondan sonra. Sonradan oradan aldılar götürdüler. İstanbul’a bir Maltepe falan onlarda bir cezaevine götürdüler. Ama en sonunda yine şeyde buluştuk. Silivri’de. Ergenekon’da. Silivri’de şeydi. Fatih Hilmioğlu ve Mehmet Perinçek ile. Beraber kalmışlar. Aynı odada, aynı koğuşta kaldılar 3 kişi. Orada bir hatıraları var. İşte onların bitişinde falan. 2 tutuklu kalıyor. Onlar diyorlar ki işte basında çıkıyor işte şöyle bilmem kötü şartlarda yaşıyoruz. Ondan sonra su yok falan filan. Ondan sonra bu sefer Yalçın Küçük ile bizim Mehmet onlara şaka yapmışlar. Yalan söylüyorlar su yok falan filan diye. Su vardı arada bir kesiliyordu ama su vardı. Ya biz size tenekeyle yollayalım falan diye dalga geçmişler. Yalçın Küçük ile Mehmet Perinçek’in çok hatıraları var. O Silivri cezaevinde beraber kalmışlar. Mehmet de bugün fotoğrafları paylaşmıştı. Evet paylaşmıştı. Fatih Hilmioğlu. Fatih Hilmioğlu Malatya Üniversitesi’nin rektörüydü. O da tabi çok büyük acılar yaşadı. Evladını kaybetti. Türk sosyalist hareketine ya da Türk düşün hayatına her işine birden de olabilir. Sizce en büyük katkısı neydi? Yalçın Küçük arkadaşımızın mı? Yani o Sabbataizm konusundaki yazdıklarıyla falan ün kazandı. Ama bence onlar bütün Türk devriminin liderlerini Atatürk dahil ondan sonra Yahudilik, Sabbataistlikle falan bence suçlayarak ondan sonra olumsuz şeyleri oldu. O şekilde katkı deyince şimdi kendini… Olur mu? Çok şey yazdı tabi o Aydın Üzerine Tezler falan filan. Ama kendisi şunu söylüyordu işte İnönü Savaşı’nı ben anlattım işte. Orada işekten düşen iki tane asker öldü. İnönü Savaşı diye bir zafer yoktur falan gibi. Yani kendisinin Türk tarihine getirdiği yenilikler olarak anlattıklarını söylüyorum. Şimdi ben yani çok yığınla bilgi oluyordu Yalçın Küçük’te. Ama onlar sistematik, teori düzeyinde bilgiler olmaktan çok ondan sonra çarpıcı. Ondan sonra kafada böyle zihinde soru işaretleri yaratan bilgiler. Şimdi birdenbire katkısı ne oldu diye bir şey düşünse şey yapamadım, hatırlayamadım. Sizin anınız var mı İsmet Bey Yalçın Küçük’te? Yok biz daha çok ikinci ağızlarda… Siz de eski tüfeklerdensiniz. Yok o kadar eski değil. Biz Yalçın Küçük işte televizyona gidip gidip oradan tanıyoruz. Toplantılar çok paneller olurdu, oralara katılırdı konuşmacı olaraktan. Oralarını tanıyorum ama böyle renkli bir yanı vardı. Renkli. Coşardı, heyecanlıydı. Çok bilgilidir Yalçın Küçük, çok bilgili. Yani bir bilgi deposudur, onu söyleyeyim. Siyasal Bilgiler Fikir Kulübü’nün kurucularındandır. Ben de o kufak ütesi kurucusuyum ama o benden 5-6 yaş, en az 4-5 yaş büyük yani onu söyleyeyim. O Siyasal Bilgiler Fikir Kulübü’nü ilk kuranlardandır. Peki efendim kendisini rahmetle alıyoruz. Kendine kalanlara sabır ve başsağlığı diliyoruz. Yarın ikindi vaktinde de Ankara Cebeci Asri Mezarlığından uğurlanacak. Onu da tekrar izleyicilerimize bildiriyoruz. Programımızın da son artık bölümüne giriş yaptık. Çıkış şovundan klasiği, haftanın kitabı ve müziği. Haftanın kitabı Vatanın Öncüleri. Bunu Rozerin Doğan arkadaşımız büyük emek verdi. Bizim Vatan Partisi, yani bizim partimiz 1969 yılında işte kuruldu. Ama tabii kökleri var. Ondan sonra yani nedir, 31 yıl oradan alalım. Buradan da 57 yıldır. Bu 57 yıl içinde 7 ateşten geçen, o çeşitli tutuklamalar, işkenceler, mücadeleler, çiftçi hareketleri, çiftçi hareketlerinden geçen Vatan Partisi’nin öncü kadroları var. Onlarla Rozerin Doğan, ki bunlardan bazı arkadaşlarımızı kaybettik. Burada var mesela durmuş uyanık bir köylü lideri, Hüseyin Kaya bir köylü lideri, birçok arkadaşımız var. Hasan Yalçın gibi arkadaşlarımız var. Bunların hepsiyle zamanları söyleşiler yapmıştı. Bu söyleşileri topladı ama birkaç yıl çıkacak burada, Vatanın Öncüleri ismini koydu. 7 Ateşten Geçen Parti Önderleri diye. Bu birinci kitap herhalde. Bu birinci kitap ama çok güzel bir kitap onu söyleyeyim. Yani yalnız bizim Vatan Partisi’nin değil, burada Türkiye’nin son 60-70 yıllık devrimci, sosyalist emek hareketinin ondan sonra bir anlamda tarihi. Yani o harekette öncü konumlarda olmuş insanların ağzından, orası çok önemli. Bir tarihçi. Çok iyi malzeme var burada. Bir de çok canlı. İnsanların kolay okuyacağı bir kitap, kalın ama o kalınlığına kimse bakmasın. Biraz hatıralar falan düzleminde olduğu için çok canlı bir malzeme. Tebrik ediyoruz Rözer İndar’ı. Çok kıymetli bir iş yaptı. 7 Ateşten Geçen Parti Önderleri. Bunun devamı gelecek. Kaynak yayınları tarafından çıktı. Müzik olarak da Hüseyin Sotude’nin, Hüseyin’i kolay söylüyoruz. Sotude, Farsça nasıl söyleniyor? Tam bilemiyorum. Kerbela diye çok güzel bir şey var. Etkili. Bu İran Savaşı sırasında bestelenmiş. Ondan sonra halkın katılımı ile vs. Müzik olarak da onu seçiyoruz. Yeni bestelenmiş ha değil mi? Yeni bestelenmiş, evet. Bu İran Savaşı sırasında yapılmış bir beste. Onun başka besteleri de var. Ama bu Kerbela bestesi çok güzel. Ben izlemeye çalışıyorum müzikleri ve şeyi. Bu savaş sanatı da patlattı İran’da. Gerçekten çok hoş şarkılar. Mersiya’lar, ondan sonra bu sosyal medya klipleri, şunlar. Müthiş şeyler. Bu savaştaki propaganda savaşında da İran’lar çok üstün. Haksız olanlar propagandada altta kalıyorlar. Amerika Birleşik Devletleri’nin propaganda cihazı. Zayıf kaldı. Onca imkanlar altında kaldı. İran’lar son derece yaratıcı, son derece espirili. Ondan sonra müzikte de. Mesela Amerika’da Amerikan askerini veya Trump’ı destekleyen bir parça mı falan. Ama İran devamlı üretiyor. Sokaklar, cadde, plajlar, resimler, şunlar, bunlar. Müzik üretiyor, resim üretiyor, karikatür üretiyor. Çok güzel şeyler üretiyor. Bu Hüseyin Soto’de diye okuyorum ama beni mazur görsünler. İran’lar ve Fars’a girenler. Ama Kerbela’yı hepimizin Kerbela’sı olduğu için telaffuz edebiliyoruz. Hüseyin Soto’da Kerbela parçasını haftanın müziği olarak sunuyoruz. Biz aylığından sonuna geldik. Bu savaştan İran, Rusya, Çin, Yemen, Lübnan, ondan sonra Filistin en başta. Ondan sonra bunlar galip çıkacaklar. Türkiye de onların yanında yer alacaklar bu savaşın gelişen sürecinde. Türkiye’de Atlantik Sistemi’nin sonuna geliyoruz. Atlantik Sistemi bitmiştir. Türkiye, Rusya, Çin, İran’la birlikte o ittifakın yerinin yanında yer alarak aynı zamanda Atatürk devrimini, 300 yıllık Türk devrimini tamamlayacak bir sürece girmektedir. Dolayısıyla Türkiye aynı zamanda ekonomide çok büyük bir atılımın eşiğindedir. Bu savaşın kazanan tarafında olacaktır. Bugünkü gibi Atlantik Sistemi’nin yanında Türkiye’nin devam etme ihtimali yoktur. Onun için geleceğe büyük bir umutla ve büyük kararların eşiğinde geleceğe bakıyoruz. Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakı bu kararın ufukta gözüktüğünü ifade ediyor. Evet, 7 Nisan 2026 çıkış yolunda bizi ayrılan soruların sonuna geldik. Vatan Partisi Genel Merkezi’nde Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçe’ye Aydınlık Gazetesi Ankara Temsilcisi İsmet Öztürk’le birlikte sorularımızı yönlendirdik. Haftanın müziğiyle programımızı kapatıyoruz. Haftanın müziği Hüseyin Soto’denin Kerbela parçası. Bizi izlediğiniz için teşekkür ediyor. Bütün Türk milletine saygılar sunuyoruz. İzlediğiniz için teşekkürler. İzlediğiniz için teşekkürler. İzlediğiniz için teşekkürler. Aley Aley, Aley Aley, Aley Aley, Aley Aley Seda Seda’yı Nebiye, Muhammed-e Arabiye Her selamın sesini, Rajabi’nin ziyaretine, Rajabi’nin ziyaretine Aley Aley, Aley Aley, Aley Aley, Aley Aley Seda Seda’yı Nebiye, Muhammed-e Arabiye

