AKP,
senaryosu
Amerika
tarafından
yazılmış
bir
süreç
içinde
oluşturularak
iktidara
getirildi.
Bundan
3-4
yıl
öncesine
kadar
AKP
iktidarının
edimleriyle
ABD’nin
Türkiye
Programı
arasında
tam
bir
uyum
söz
konusuydu.
“Çözüm
süreci”
de,
yürütücülüğünü
F
tipi
örgütün
yaptığı
Ergenekon-Balyoz
tertipleri
de,
adım
adım
Amerika
tarafından
planlanmıştı.
Amerikan
raporlarına
bakarak
AKP
iktidarının
yapacaklarını
neredeyse
birebir
öngörmenin
olanaklı
olduğu
bu
dönemde,
Tayyip
Erdoğan
otuzu
aşkın
yerde
Büyük
Ortadoğu
Projesinin
Eşbaşkanı
olduğunu
dile
getirmişti.
Dün
ile
bugün
arasındaki
fark
Aynı
AKP
iktidarı
altında
bugün
ABD’nin
“bölgedeki
kara
gücüm”
diye
nitelediği
PKK’nın
belini
kırmaya
yönelik
bir
harekat
sürdürülmekte,
Amerika’nın
ülkemizdeki
5.
kolunu
oluşturan
F
tipi
örgüte
karşı
son
derece
kapsamlı
bir
operasyon
yürütülmektedir.
Henri
Barkey’in
“AKP
ile
birlikte
Türk
Ordusunu
kafese
koyduk”
söyleminin
yerini,
artık
Eric
Edelman’ın
“Türkiye
ile
stratejik
ortaklığın
sona
erdiğini”
ilan
eden
raporu
almıştır.
7
Haziran’dan
1
Kasım’a
bu
değişim
rüzgarını
eylemli
olarak
arkasına
alan
AKP
oylarını
arttırırken,
iktidar
olmayı
hâlâ
ABD
icazetine
bağlayan
muhalefet
partileri,
“Türkiye’ye
muhalif”
bir
konuma
düşmüşlerdir.
Milletimiz
bugün
yalnızca
bir
iktidar
seçeneği
değil,
aynı
zamanda
bir
muhalefet
seçeneği
arayışı
içine
girmiştir.
İKİ
SÜRECİN
KESİŞİM
NOKTASI
Bu
durum,
birbirine
eşlik
eden
iki
sürecin
kesişim
noktasında
ortaya
çıkmıştır.
Bunlardan
biri,
ABD’nin
Büyük
Ortadoğu
Projesi’nin
iflas
sürecidir.
Bu
projenin
merkezinde
24
ülkenin
sınırlarının
değiştirilmesinin
yanı
sıra,
bölgenin
emperyalist
sisteme
“Ilımlı
İslam”
aracılığıyla
bağlanması
yer
almaktaydı.
Ancak
Ön
Asya
ve
Kuzey
Afrika
halklarının
mücadelesi,
bölgede
“Ilımlı
İslam”
iklimli
bir
“Pax
Americana”yı
olanaksız
hale
getirmiştir.
Üstelik
bu
sürecin
“Batı’yla
bütünleşmeden
yana
olan
kimi
laik
kesimleri”
de
ABD
karşıtlığına
sürüklemesi,
Amerika’yı
Dimyat’a
pirince
giderken
evdeki
bulgurdan
olma
tehlikesiyle
karşı
karşıya
bırakmıştır.
Bu
dönüm
noktası,
ABD
ve
Batı’nın
hızla
güç
kaybetmeye,
inisiyatifin
ise
yükselen
Avrasya’nın
eline
geçmeye
başladığı
bir
döneme
denk
düşmüştür.
Onun
için
ülkemiz
de
dahil
olmak
üzere,
ABD
bölgede
kendine
yeni
iktidar
seçenekleri
yaratmak
için
eski
ayları
kırpıp
kırpıp
yıldız
yapmaya
çalışmaktadır.
Buna
eşlik
eden
diğer
sürecin
ardında
ise,
karşı
devrimin
yol
açtığı
ciddi
yıkıma
karşın,
Türkiye’nin
Atatürk
Devrimi’nin
gerçekleştiği
ülke
olması
yatmaktadır.
Emperyalizme
karşı
dik
duruş,
bağımsızlık,
vatanın
bütünlüğü
ve
milletin
birliği,
ülkemizin
toplumsal
dokusuna
işlemiş
değerler
olarak
vazgeçilmezliklerini
sürdürmektedir.
Türkiye,
son
on
yıl
içinde
bu
değerler
üstünde
yükselen
kitle
fırtınalarına
sahne
olmuştur.
Kimi
zaman
gizil
kalan,
kimi
zaman
da
kendini
açığa
vuran
bu
güç,
dostun
da
düşmanın
da
denklemlerindeki
yerini
korumaktadır.
AKP’nin
mevcut
konumu,
bu
iki
sürecin
birleşik
etkisinin
ürünüdür.
ATATÜRK
DEVRİMİ
YATAĞINA
YÖNELİŞ
PKK’ya
ve
F
tipi
örgüte
karşı
mücadelenin
darbe
vurduğu
güç,
Amerika’dır.
Onun
için
bu
mücadele,
vatan
savunmasının
bir
parçasıdır.
Bu
süreç,
milletin
önünü
açtığı
gibi,
sonuna
kadar
sürdürülmesini
sağlayacak
olan
biricik
etken
de,
milletin
örgütlü
gücüdür.
Ülkemizin
geleceği
açısından
yaşamsal
sorun,
bu
örgütlü
gücün
inşa
edilip
pekiştirilmesidir.
Önümüzde
milletin
kendisinin
Atatürk
Devriminin
yatağına
yöneleceği
çalkantılı
bir
dönem
durmaktadır.
Bu
dönemde
ister
muhalefette,
ister
iktidarda
olsun
bütün
partiler
içinde
milli
–
gayri
milli
ayrışması
hızlanacaktır.
Belki
daha
da
önemlisi,
bu
dönem,
şu
ana
kadar
herhangi
bir
parti
içinde
etkin
bir
rol
almamış
yeni
halk
önderleri
yaratmaya
adaydır.
Çünkü
bu
mücadele,
artık
milletin
çok
daha
geniş
kesimlerini
içine
çekecek
bir
nitelik
taşımaktadır.
Vatan,
artık
Türkiye’nin
mücadele
programının
simgesidir.
Semih
Koray
/
9
Kasım
2015,
Aydınlık

