Vatan
Partisi
Genel
Başkan
Yardımcısı
Tülin
Oygür,
22
maddelik
Eğitim
Raporumuzu
9
maddede
özetleyerek
kamuoyuyla
paylaştı.
Oygür,
‘Atatürk’ü
değersizleştiren,
laikliği
inanç
problemi
olarak
gören,
evrimi
yok
sayan,
bilim
dışı
ögelerle
dolu
2017
öğretim
programı
devam
ettiriliyor’
dedi.
Vatan
Partisi
Genel
Başkan
Yardımcısı
Prof.
Dr.
Tülin
Oygür,
Vatan
Partisi’nin
Eğitim
Raporu’nun
Milli
Eğitim
Bakanlığı’na
sundu.
22
maddelik
programı
9
maddede
özetleyen
Oygür,
bilim
dışı
2017
öğretim
programının
devam
edeceğini
ilan
eden
MEB’i
eleştirdi.
Oygür’ün
açıklamalarının
satırbaşları
şöyle:
Bu
basın
toplantısını,
Vatan
Partisi’nin
Türk
milli
eğitim
sisteminde
ivedilikle
çözülmesi
gereken
sorunlar
ve
çözüm
önerileri
hakkında
MEB’e
sunmak
üzere
hazırladığı
raporu,
değerli
basınımız
aracılığıyla
kamuoyuna
duyurmak
için
düzenledik.
Sayın
Bakandan
randevu
talebimize
olumlu
yanıt
alamadık;
ancak
raporumuzu
Bakanlığa
ulaştıracağız.
Uzun
süredir
büyük
sıkıntılarla
sürdürülen
ve
toplumumuzun
endişe
içinde
düzeltilmesini
beklediği
milli
eğitimimizde
hangi
sorunlarla
boğuşulduğu,
bu
sorunların
temel
nedenleri
ve
bunların
nasıl
çözüme
kavuşturulabileceği
konusunda,
Talim
Terbiye
Kurulu
Başkanlığı
yapmış
eğitim
bilimci
bir
akademisyen
olarak
Sayın
Bakanın
tam
bilgi
sahibi
olduğunuza
inanmaktayız.
Devletimizin
ve
milletimizin
bütünlük
içinde
ve
refah
dolu
geleceğini
ancak
çağdaş
ve
her
yönüyle
bilime
dayalı
kurgulanmış
bir
milli
eğitim
sistemi
ile
tesis
edilebileceği
konusunda
ortak
görüşte
olduğumuzdan
kuşku
duymamaktayız.
Ne
var
ki,
Sayın
Milli
Eğitim
Bakanının
15
Ekim’de
kamuoyuyla
paylaşacağını
bildirdiği
yeni
eğitim
politikalarına
ilişkin
yaptığı
açıklama,
bazı
başlıklarda
Partimizin
de
önerdiği
çözüm
yollarını
içermekle
birlikte,
eğitimde
yeni
yol
haritasının,
ülkemizin
bugün
içinden
geçtiği
ve
yakın
gelecekte
karşılaşacağı
mutlak
olan
olağandışı
koşulları
yok
sayan
bir
bakışla
hazırlandığını
göstermektedir.
Bu
açıklamada,
günden
güne
yoksulluğu
artan
ve
çocuğunu
okutamamanın
eşiğine
gelen
emekçi
halk
kesimine
verilen
hiçbir
mesaj
yoktur!
Bu
açıklamada
emperyalizme
karşı
verdiğimiz
askeri,
siyasi
ve
ekonomik
savaşta
bizi
milletçe
bir
arada
tutacak
milli
bir
eğitim
sistemine
ne
denli
ihtiyaç
duyduğumuz
yoktur!
Üstüne
üstlük,
Atatürk’ü
ve
Atatürk
ilkelerini
değersizleştiren,
toplumu
dini
inanç
temelinde
ayıran,
laikliği
inanç
problemi
olarak
gören,
evrimi
yok
sayan,
bilim
dışı
öğelerle
dolu
2017
öğretim
programına
aynen
devam
edileceğini
de
yine
bu
açıklamadan
öğreniyoruz.
İktidarın
3
yıllık
eğitim
yol
haritasında
yer
almadığı
anlaşılan,
oysa
halkın
yarın
değil,
bugün
çözüm
beklediği
eğitimdeki
acil
ve
ağır
sorunlarımızı
Vatan
Partisi
olarak
şu
şekilde
saptıyor
ve
şu
çözüm
önerileriyle
kamuoyunun
dikkatine
sunuyoruz:
1)
Ekonomik
krizle
gelen
baskının
hafifletilmesi.
Ekonomik
çöküş
içindeyiz
ve
hepimiz
yoksullaştık.
Türk-İş’in
açıkladığı,
dört
kişilik
ailenin
Ağustos
ayı
yoksulluk
sınırı
5
bin
904
TL
olduğuna
göre,
halkın
ne
kadar
ağır
bir
yük
altında
olduğu
bellidir.
Bu
çöküşü
en
ağır
yaşayanlar,
farklı
çağlarda
okuyan
çocukları
olan
emekçi
ailelerdir.
O
halde
bu
eğitim
öğretim
yılından
itibaren
MEB,
“hızla
yoksullaşan
ve
yoksulluğu
derinleşecek
olan
velilerin”
çocuklarını
okuttuğunu
göz
önünde
bulundurmak
ve
bütçeden
Bakanlığa
ayrılan
kaynağı
bu
gerçeğe
göre
kullanmak
zorundadır.
Öncelikle,
hangi
ad
altında
olursa
olsun
okul
yönetimlerinin
velilerden
para
almaları
yasaklamalı,
bundan
sonra
okulların
yakıt,
temizlik,
kırtasiye
vb
gibi
masrafları
devlet
tarafından
karşılanmalıdır.
MEB,
en
azından
ilköğretim
çağındaki
çocuklarımızın
yeterli
beslenmesini
garantilemek
üzere,
ikili
eğitim
yapılan
okullar
dâhil,
bütün
kamu
ilköğretim
okullarında
çocuklara
öğlen
yemeği
vermelidir.
Milli
Eğitim
Bakanlığının
bu
maliyetleri
kolaylıkla
karşılayabileceğini
düşünüyoruz.
İlk
olarak
Ensar,
TÜRGEV,
TÜGVA,
Server
Eğitim,
İlim
Yayma
Cemiyeti,
Nur
Cemaati,
Hizmet
Vakfı
gibi
çocuklarımıza
çağ
dışılık
aşılamakla
vazifeli
kuruluşlarla
imzalanan
protokoller
iptal
edilerek
bunlara
kaynak
aktarılmasına
son
verilmelidir.
Esasen
çocuklarımız
için
en
doğru
eğitimin
devletçe
sağlanacağına
güvenerek
onları
devlete
teslim
ediyoruz;
devletimiz
de
bu
görevini
yerine
getirmekle
yükümlüdür.
Nitekim
Danıştay
8.
Dairesi,
MEB’in
Ensar
Vakfı
ile
imzaladığı
protokolü
durdurma
kararı
vermiştir.
Kararda
“Anayasa
ve
yasalar
gereği
ulusu
çağdaş
uygarlık
düzeyine
ulaştıracak
teknik,
ekonomik,
kültürel
ve
sosyal
gelişme
alanlarında
iyi
bireyler
yetiştirilmesi
ve
bunun
için
ülke
çapında
etkin
önlemler
alınmasının
devletin
devredemeyeceği
görevler
arasında
olduğu”
vurgulanmıştır.
Şimdi
Bakanlıktan,
yargı
kararlarına
saygının
gereği
olarak,
bu
tür
yapılarla
imzaladığı
protokolleri
iptal
etmesini
ve
bu
kaynakların
kamusal
eğitimde
kullanılmasını
bekliyoruz.
İkinci
olarak,
özel
okullara
teşvik
uygulamasından
derhal
vazgeçilmelidir.
2014-2015
eğitim
yılından
itibaren
uygulanan
özel
okullara
teşvik
uygulamasıyla
kamu
kaynakları
özel
okullara
akıtılmaktadır.
Şu
ana
kadar
kamudan
özel
okullara
aktarılan
kaynak
toplamı
3
milyar
700
bin
TL’yi
aşmıştır;
bu
yıl
ilave
75
bin
öğrenciye
verilecek
3
bin
300
ila
4
bin
600
TL
lik
teşvik
ile
birlikte
toplam
kaynak
5
milyar
TL’yi
bulacaktır.
Adı
üzerinde
bu
para
özel
okulda
okutmayı
teşvik
etmek
için
verilmektedir
ve
zaten
özel
okul
masrafını
karşılayacak
gücü
olan
aileler
içindir.
Milyarlarca
liralık
bu
kaynakta
yoksul
ailenin
de
payı
olduğuna
göre
uygulama,
kamu
kaynaklarının
kullanımında
eşitlik
ilkesine
aykırıdır.
Özel
okullara
yapılan
ödemeler
durdurulmalı
ve
bu
kaynak
devlet
okullarına
aktarılmalıdır.
Başta
FATİH
projesi
olmak
üzere,
eğitimde
kaynak
israfına
yol
açan
bütün
projeler
durdurulmalıdır.
Esasen
FATİH
projesiyle
birilerini
zengin
ederek
alınan
bilgisayarların
ömrü
tükenmiştir
ve
birçok
okulda
bunlar
depolara
atılmıştır.
Mevcut
akıllı
tahtalarda
milli
yazılımımız
olan
PARDÜS’
ü
kullanma
zorunluluğu
getirilmelidir.
Bazı
milli
eğitim
müdürlüklerinde
bu
yönde
karar
alınmasını
memnuniyetle
karşılamaktayız.
Diğer
yandan,
Milli
Eğitim
Bakanlığının
bütün
merkez
ve
taşra
teşkilatlarında
ve
öğretim
kurumlarında
tasarruf
tedbirleri
uygulamaya
konmalı,
öğrencilerde
tasarruf
bilincini
geliştirecek
düzenlemeler
yapılmalıdır.
2)
2017
Öğretim
Programının
uygulamadan
kaldırılması.
Türkiye
Cumhuriyeti
Devleti’nin
milli
eğitim
tarihinde,
en
hafif
tabiriyle
“kara
bir
leke”
olarak
tanımlayabileceğimiz
2017
öğretim
programına
devam
edileceğinin
açıklanması
tam
bir
hayal
kırıklığı
yaratmıştır.
Bu
öğretim
programının
kimler
tarafından
hazırlandığı
Milli
Eğitim
Bakanlığınca
açıklanmamıştır
ancak,
birçok
devlet
kurumu
gibi
bu
Bakanlığa
da
yuvalanmış
olan
FETÖ
unsurlarının
etkisi
açık
şekilde
görülebilmektedir.
Bu
öğretim
programının
Cumhuriyetin
kazanımlarını,
Atatürk’ü,
Atatürkçü
düşünceyi,
bağımsızlık
savaşımızı,
milli
kahramanlarımızı
değersizleştiren,
tarihi
gerçeklerle
oynayan,
milli
devletin
etnik
kökene,
dile,
dine,
mezheplere
karşı
dışlayıcı
olduğunu
belirterek
milleti
ayrıştıran,
laikliğe,
bilime
aykırı
hâkim
anlayışla
yazıldığı
açıktır.
Konunun
uzmanlarınca,
ilgili
ders
kitapları
satır
satır
incelenip
önceki
öğretim
programının
ders
kitaplarıyla
karşılaştırılarak
ortaya
konan
bu
gerçeğe
ait
bazı
örnekleri
vermek
gerekirse:
4.
sınıf
Sosyal
Bilgiler
ders
kitabında,
önceki
müfredatta
yer
alan
“Bir
Lider
Doğuyor”
konusu
ve
Atatürk
ile
ilgili
okuma
parçaları
çıkarılmış,
Atatürk’e
sadece
iki
paragrafta
yer
verilmiştir.
5.
sınıf
Sosyal
Bilgiler
ders
kitabından
Atatürk
İlkeleri,
6.
sınıf
Sosyal
Bilgiler
ders
kitabından
Atatürk’ün
anlatılan
konuya
dair
fikirleri
ve
önceki
ders
kitabında
yer
alan
laiklik
ilkesi
çıkarılmıştır.
8.
sınıfta
okutulan
T.C.
İnkılâp
Tarihi
ve
Atatürkçülük
dersinin
kazanımlarında,
daha
önce
yer
alan
“Atatürk
ilke
ve
inkılâplarına
sahip
çıkma
ve
sürekliliğini
sağlama
konusunda
sorumluluk
alır”
ifadesi,
“Cumhuriyet’
in
sürekliliğini
sağlamaya
ve
Cumhuriyet’e
sahip
çıkma”
ifadesine
dönüştürülerek
Atatürk
ilke
ve
inkılâplarının
savunulması,
bilinçli
şekilde
reddedilmiştir.
Daha
önce
“Atatürkçülük”
ünitesi
altında
17
sayfada
anlatılan
Atatürk
İlkeleri,
kapsamı
çok
daraltılarak
kavramsal
açıklama
düzeyine
indirgenmiş
ve
üç
sayfaya
düşürülmüştür.
Kitapta
Şeyh
Sait’in
ismi
gizlenmiş,
padişahın
işbirlikçi
tutumu
gözden
kaçırılmıştır.
Daha
önce
“Cumhuriyeti
yıkmak
üzere
planlanmış
gerici
bir
hareketin
ilk
adımı”
ifadesiyle
verilen
Menemen
ve
Kubilay
Olayı
yeni
kitapta
hiç
yoktur.
İçeriğinden
bazı
örnekler
verdiğimiz
bu
öğretim
programıyla,
milli
mücadele
tarihimizin
çarpıtılarak
Osmanlıcılığı,
hilafeti,
dinci
gericiliği
olabildiğince
olumlayan
yeni
bir
tarih
anlayışının
yaratılmak
istendiği
açıktır.
Bütün
Din
Kültürü
ve
Ahlak
Bilgisi
ders
kitaplarından,
daha
önce
geniş
şekilde
yer
verilen
Atatürk
ve
laiklik
ile
ilgili
ne
kadar
ünite,
konu,
cümle
varsa
çıkarılmıştır.
İmam
Hatip
öğretim
programı
da
laikliği
açık
şekilde
karalama
gayretiyle
doludur.
Laiklik
“dünyevileşme”
adıyla,
ahlaki
yozlaşmanın
sebepleri
arasında
sayılmıştır.
Laikliğe
ateizm,
laiklere
ateist
imasında
bulunulmakta,
laiklik
Batı’nın
fikir
ve
inanç
problemi
olarak
anlatılmakta
ve
İslam
için
tehdit
ve
tehlike
olduğu
belirtilmektedir.
Lise
Biyoloji dersinde
yer
alan
“Hayatın
Başlangıcı
ve
Evrim”
ünitesi
kaldırılarak yerine
“Canlılar
ve
Çevre”
isimli
yeni
bir
ünite
getirilmiştir.
Böylece
Türkiye
Cumhuriyeti
tarihinde
ilk
defa, biyolojinin
omurgası
olan
evrim
konusu
ders
kitabından
tamamen
çıkarılmıştır.
MEB
bu
kararı,
evrim
konusunun
öğrencilerin
düzeyinin
üzerinde
olduğunu
gerekçe
göstererek
almıştır
fakat
gerçekte
evrim,
anaokulundan
başlayarak
her
kademede
öğretilebilecek
bir
konudur.
Kaldı
ki,
2017
öğretim
programında
pedagojik
endişe
yaratan
öyle
konu
ve
kavramlara
yer
verilmiştir
ki
bu
kararın
ideolojik
nedenle
alındığı
ortadadır.
Bilime
çelme
takan
bu
öğretim
programıyla
çocuklarımıza
bilim
ve
teknolojide
ilerlemenin
alt
yapısını,
temel
direğimiz
Atatürkçülüğü,
milli
devletimizi
ve
milletçe
bütünlüğümüzü
koruma
ve
kollama
ülküsünü,
bağımsızlığımızı,
çağdaşlığı,
gerçek
demokrasiyi
öğretme
ve
kavratma
olanağı
yoktur.
Sayın
Bakandan
2017
öğretim
programını
çocuklarımıza,
geleceğimize
daha
fazla
zarar
vermeden
derhal
geri
çekme
konusunda
cesur
bir
karar
bekliyoruz.
Sayın
Bakanın
Talim
Terbiye
Kurulu
Başkanı
olduğu
dönemde
hazırlanan
2005
Öğretim
Programının,
bilim
alanları
ve
program
geliştirme
alanı
uzmanları
tarafından
güncellenerek,
içeriğindeki
yanlışlar
düzeltilerek,
Türk
Milli
Eğitiminin
amaç
ve
ilkelerine
uygun,
küreselleşmenin
değerlerinden
ayıklanmış
ve
ulusal
değerlerle
zenginleştirilmiş
hale
getirilerek
kısa
sürede
uygulamaya
konmasını
talep
ediyoruz.
3)
İlköğretim
ders
kitaplarının
gözden
geçirilmesi.
2012’den
beri
yetkin
olmayan
ellerden
çıkan
bazı
ilköğretim
kitapları
ve
2017
öğretim
programı
için
yazılan
1.
sınıf
İlk
Okuma
Yazma
ve
Türkçe
kitapları
göreni
hayrete
düşüren
bilimsel
yanlışlar,
acayip
resimler,
örtük
iletiler,
yazılı
ve
görsel
yanlış
iletiler
ve
çok
önemli
Türkçe
yanlışlarıyla
doludur.
Birçok
uzman
bu
kitapların
çocuklarımız
için
tıbben
dahi
zararlı
olduğunu
belirtmiştir.
Bu
kitapları
yazanların
ehliyeti
kuşkuludur.
MEB’in
bu
kitapları
yetkin
kişilere
inceletmesi
durumunda
bazılarını
toplatıp
imha
edeceğine
eminiz.
Ders
kitapları
yetkin
kişiler
tarafından
ivedilikle
incelenmeli,
düzelebilenler
düzeltilmeli,
gerekirse
toplatılmalıdır.
Talim
Terbiye
Kurulu,
kitap
hazırlama
ve
kitap
denetimini
bundan
sonra
kendi
bünyesinde
ehil
kadrolarla
yapmalıdır.
Ders
kitapları
ve
diğer
öğretim
materyalleri
MEB’in
kendi
matbaasında
hazırlanmalıdır.
4)
Andımızın
yeniden
okutulması.
Bugün
Türk
halkı,
ülkemizin
emperyalizm
tarafından
baskı
ve
tehdit
altında
olduğu
gerçeğini
görmekte
ve
vatanımızı
savunma
hattında
birleşmektedir.
Halkımızı,
farklı
dünya
görüşlerine
rağmen
bu
gerçeklikte
birleştiren
unsurlardan
birisi
de,
Danıştay
tarafından
kaldırıldığı
2013
yılına
kadar,
80
yıl
boyunca
okullarımızda
okutulan
Andımız
ile
bilincimize
işlenen
milletimizin
birlik
ve
beraberliğine
olan
inançtır.
Tarihinin
en
zorlu
sürecinden
geçerken
milletimiz,
Andını
geri
istemektedir.
5)
Milletimizi
imam
hatip
okullarına
yöneltme
inadından
vazgeçilmesi.
LGS
yerleştirme
sonuçlarının
gösterdiği
gibi,
öğrenci
ve
velilerin
talebinin
çok
üstünde
İHL
açılmış,
buna
karşılık
Anadolu
Liseleri
ve
Fen
Liselerinin
sayısı
talebin
çok
altında
kalmıştır.
İHL’
lerde
108
bin
kontenjan
boş
kalırken
ve
boş
binalarda
tekli
eğitim
yapılırken,
Anadolu
Liseleri
kontenjan
artırmak
ve
ikili
eğitime
geçmek
zorunda
kalmıştır.
En
son,
okulsuz
kalan
3
bine
yakın
çocuğumuzun
İHL’
lere
kaydolmaları
için
ikna
edilmeye
çalışıldığını
biliyoruz.
AKP
iktidarının
halkımızın
çağdaş
eğitimi
tercih
ettiği
gerçeğini
kavraması
için
başka
neler
yaşanması
gerekmektedir?
MEB
boş
kalan
İHL’
lerini
bir
an
önce
ihtiyaç
duyulan
okul
türlerine
dönüştürmelidir.
Ayrıca
imam
hatip
okul
sayısı,
ülkenin
imam
ve
hatip
ihtiyacına
göre
yeniden
belirlenmelidir.
İmam
hatip
okulları
bünyesinde
açılan
okulöncesi
kurumlar
kapatılmalı,
Öğretim
Birliği
kanununa
aykırı
şekilde,
çeşitli
kurumlar
aracılığıyla
“sıbyan
mektebi”
veya
“medrese”
adı
altında
yürütülen
faaliyetlere
derhal
son
verilmelidir.
Çocuğa
11
yaşından
önce
din
eğitimi
ve
öğretilerinin
verilmesi,
bilime
dayalı
olduğu
iddia
edilen
eğitim
sistemimizde
bilimi
dışlayan
vahim
bir
tutumdur
ve
sona
erdirilmelidir.
6)
Ataması
yapılmayan
öğretmenler
sorunu
ivedilikle
çözülmelidir.
Sayın
Bakan
öğretmen
yetiştirmede
yeni
bir
anlayışa
geçileceğini
belirtti.
Bu
önemlidir.
Ancak
sayıları
500
bini
bulan
ataması
yapılmayan
öğretmenler
için
acil
çözüm
üretilmesi
de
önemlidir.
Bu
öğretmenlerden
ihtiyaç
kapsamında
olanlar
öncelikle
atanmalı,
kalanlar
için
eğitim
alanında
oluşturulacak
AR-GE,
yetişkin
eğitimi,
meslek
kursları,
bilim-sanat
ve
spor
eğitimi
vb.
programlar
kapsamında
kadrolu
olarak
çalışma
olanakları
yaratılmalıdır.
Ayrıca,
ücretli
öğretmenlik,
sözleşmeli
öğretmen,
vekil
öğretmen
gibi,
öğretmenlik
mesleğinde
yeri
olmaması
gereken
geçici
istihdam
anlayışından
vazgeçilmelidir.
7)
MEB
bünyesindeki
liyakatsiz
yöneticilerin
görevden
alınması.
Eğitim
kurumlarında
yaşanan
sorunların
önemli
bölümü,
yöneticilerin
yetersizliğinden
kaynaklanmaktadır.
Kurum
yöneticilerinin
yetenekli,
birikimli,
deneyimli,
kariyer
ve
liyakat
sahibi
olmaları
zorunludur.
Mülakat
esasına
dayanan,
Millî
Eğitim
Bakanlığına
Bağlı
Eğitim
Kurumlarına
Yönetici
Görevlendirme
Yönetmeliği’nde
2003–2018
yıllarında
19
kez
değişikliğe
gidilmesi,
yönetici
atamalarındaki
sorunlara
işaret
etmektedir.
Ayyuka
çıkan
liyakatsiz
yönetici
sorununa
ivedi
çözüm
bulmak
üzere
Bakanlık
bünyesindeki
bütün
merkez,
il,
ilçe
ve
okul
yöneticileri
liyakat
ölçütlerine
göre
yeniden
değerlendirilmeli
ve
niteliği
uygun
olmayanlar
görevden
alınmalıdır.
Eğitim
kurumlarında
görev
yapan
yöneticilerin
atanmasında
mülakat
sistemine
son
verilmeli
ve
yazılı
sınav
sistemine
dönülmelidir.
Ayrıca,
MEB’in
gündemine
aldığı
profesyonel
yöneticilik
uygulamasında,
okul
yöneticiliklerine
öncelikle
mevcut
yüksek
lisans
ve
doktora
dereceli
öğretmenler
atanmalı,
öğretmenlerin
lisansüstü
eğitim
almaları
teşvik
edilerek
uygulama
yaygınlaştırılmalıdır.
8)
Temel
eğitimde
4+4+4
yapılanmasından
derhal
vazgeçilmesi.
2012’de,
zorunlu
eğitimi
12
yıla
çıkarma
iddiasıyla
getirilen
4+4+4
uygulaması
ile
bir
yandan,
bireyin
gelişiminde
ve
yaşam
başarısında
çok
önemli
rolü
olduğu
bilimsel
araştırmalarla
belirlenmiş
olan
okul
öncesi
eğitim
kademesi
baltalanmış,
diğer
yandan,
kızlarda
daha
fazla
olmak
üzere,
çocuklarımızın
okuldan
koparılmasının
önünü
açmıştır.
Böylece,
çocuklarımızın
çağdaş,
bilimsel
eğitim
alma
hakkı,
bilinçsiz,
eğitimsiz
ebeveynlerin
elinde
küçük
yaşta
din
eğitimi
görme
yönünde
gasp
edilmiştir.
Ülkemizin
bu
anlayışla
ileriye
gitme
olanağı
yoktur.
Zorunlu
temel
eğitim
6
yaşında
anaokulunda
başlamalı
ve
kesintisiz
olarak
13
yıl
sürmelidir.
Temel
Eğitimin
kız
ve
erkek
öğrenciler
için
zorunlu
ve
devlet
okullarında
parasız
olduğu
MEB
Okul
Öncesi
ve
İlköğretim
Kurumları
Yönetmeliği
ile
MEB
Ortaöğretim
Kurumları
Yönetmeliği’nde
belirtilmelidir.
2004’ten
önce
olduğu
gibi,
zorunlu
eğitime
çocuğunu
göndermeyen
veliye
ceza
uygulamasına
geçilmelidir.
Temel
eğitimin
liseye
kadar
olan
sürecinde
öğrenciler,
yetenek
ve
eğilimleri
yönünden
uzman
rehberlerce
izlenerek
uygun
lise
türlerine
yöneltilmeli,
öğrenci,
özel
yetenek
gerektiren
sanat,
spor
gibi
bazı
programlar
dışında,
lise
girişte
sınava
girmemelidir.
Türk
Milli
Eğitiminin
amaçlarına
ve
ülkenin
kalkınma
politikalarına
hizmet
edecek
lise
program
türleri
ve
çok
programlı
liseler
açılmalı,
ihtiyaç
dışı
program
türleri
ihtiyaç
alanlarına
dönüştürülmelidir.
9)
Mesleki
Ortaöğretime
talebin
artırılması.
Ortaöğretimde
Mesleki
Ortaöğretimin
payı,
Genel
Ortaöğretimin
oldukça
altındadır.
Gelişmiş
ülkelerde
ise
ağırlık
mesleki
ortaöğretimdedir.
Bu
ülkelerde
sanayi
ve
teknolojideki
gelişmişlik
ile
iyi
oturtulmuş
mesleki
eğitim
sistemi
arasında
doğrudan
ilişki
vardır.
MEB’in
meslek
eğitimi
mezunlarının
istihdamını
artırmak
üzere
almış
gözüktüğü
tedbirler
etkili
olmamaktadır.
Ülkemizin
üretim
ekonomisine
geçme
zorunluluğu
ortadadır.
Yakın
zamanda
önümüze
çıkacak
olan
yetişmiş
kalifiye
eleman
yetersizliğini
dikkate
alarak
Bakanlığın
bir
an
önce
mesleki
ortaöğretime
yönelimleri
artırıcı
köklü
düzenlemelere
gitmesi
gerekmektedir.
Basın
açıklamamızda
halkımızın
şimdi,
bugün
çözüm
istediği
bazı
konulara
yer
verdik.
MEB’e
sunacağımız
raporda,
eğitimle
ilgili
acil
sorunlar
ve
çözüm
önerilerimizi
22
başlık
altında
belirtmekteyiz.
Vatan
Partisi’nin
hazırladığı
Eğitim
Raporunun
halkın
gerçek
taleplerini
MEB’e
ulaştıracağına
inanıyor,
Bakanlığın
raporumuzu
dikkate
almasını
diliyoruz.


