/
/

Semih Koray: Ya Türkiye ya Amerika

Semih Koray: Ya Türkiye ya Amerika

Türkiye

bugün

stratejik

bir dönüm

noktasındadır. Amerikancı-FETÖcü

darbe girişiminin

gözler

önüne

serdiği gerçek

budur.

“Günü

kurtarmak” artık

olanaksız

hale

gelmiş,

taktik manevralarla

sınırlı

tutumlar sürdürülebilir

olmaktan

çıkmıştır. İki

seçenek

vardır:

Ya

Türkiye,

ya Amerika.

Hayat,

“ara

konumları” yürürlükten

kaldırmıştır.

Ülkemizdeki her

siyasal

gücün

akıbetini belirleyecek

olan,

yapacağı

stratejik seçimdir.

HEM

İÇTE,

HEM DIŞTA

BİRLİK

Türkiye,

ancak

hem

içte,

hem

de dışta

birlik

sağlanarak

üstesinden gelinebilecek

sorunlarla

karşı karşıyadır.

İçte

birlik,

devletin

ve milletin

topyekûn

birliğidir.

Milli stratejinin,

ayağı

Türkiye toprağına

basan

hiçbir

gücün ziyan

edilmesine

tahammülü

yoktur. İçte

birliğin

merkezinde

güçlü bir

ordunun

önkoşulu

olan

ordu-millet birliği

yer

alır.

Ordunun

emir komuta

birliğini

bozarak

onun savaş

gücünü

budamaya,

milletin bir

kesimini

karşısına

konuşlandırarak

orduya

olan

güveni yıpratmaya,

ordunun

millet

içindeki köklerini

kurutarak

onu Mehmetçik

ruhundan

yoksun bırakmaya

yönelik

tutum

ve

adımlar, Amerikancı-FETÖcü

darbe girişiminin

hedefine

hizmet

eder. Orduyu

bir

“bilgi,

beceri

ve

donanım yığını”ndan

ibaret

gören anlayışın

“bilgisayar

oyunları” dışında

hiçbir

başarı

şansı

yoktur. İçte

birlik

şarttır,

ama

sonul

başarı için

yetmez.

Türkiye’nin

aynı

zamanda dışta

emperyalizmin saldırı,

tehdit

ve

dayatmalarına uğrayan

ülkelerle

sıkı

bir

güçbirliği yapması

gerekir.

Batı

Asya ülkeleriyle

birlik

ve

Avrasya’yla dayanışma,

ülkemiz

açısından artık

bir

seçenek

olmanın ötesinde,

stratejik

bir

zorunluluk haline

gelmiştir.

Üstelik

içte

ve dışta

birlik,

sağlayacakları başarılarla

birbirlerini

karşılıklı olarak

güçlendirecek

etkenlerdir.

EN

KRİTİK

TEHLİKE

Ülkemizin

bütün

kurumlarının ABD’nin

beşinci

kolu

olan FETÖ’den

temizlenmesi

ve PKK’ya

karşı

mücadelede kazanılan

başarılar,

Türkiye’nin stratejik

olanaklarının

önünü açmıştır.

Ayrıca

nesnel

zorunluluklar, ülkemizi

Avrasya’yla

dayanışmaya

itmektedir.

Buradaki

en kritik

tehlike,

Avrasya’yla

yakınlaşmaya

taktik

bir

manevra

olarak “Batı’ya

karşı

bir

pazarlık

kozu” rolünün

yüklenmesidir. Türkiye’nin

yeniden

ABD

planları doğrultusunda

konuşlandırılabileceği beklentisini

yükseltecek

her adım,

ülkemizi

saldırılara

açık

hale getirir.

Çünkü

o

zaman

Türkiye’yi böyle

bir

“çözüm”e

razı

edebilmek için

her

türlü

araç

devreye

sokulur. Böyle

bir

süreç,

Amerika

açısından artık

“güvenilmez”

hale gelmiş

iktidarların

“kabullenilmesini” değil,

bertaraf edilmeleri

için

bütün

olanakların seferber

edilmesini

tetikler. “Pazarlık

süreci”,

Türkiye’nin

yolunu tıkarken,

emperyalizme

bel bağlayan

güçlerin

önünü

açar. 

BATI

İLE

İLİŞKİLERİN NORMALLEŞTİRİLMESİ

Ülkemizin

içte

ve

dışta

birliğinin kurcalanmaya

izin

veren

hiçbir gedik

bırakmayacak

biçimde sağlamlaştırılması,

Türkiye’nin ABD

ve

Batı

ile

olan

ilişkilerinin “normalleştirilmesinin”

de

biricik yoludur.

Ülkemizin

uluslararası

ilişkilerde saygınlığının

zirve

yaptığı dönem,

Atatürk

dönemidir. Çünkü

ülke

hem

paylaşımın konusu

olmaktan

çıkarılmış,

hem de

başta

komşuları

olmak

üzere bütün

ülkelerin

bağımsızlık

ve toprak

bütünlüğünü

etkin

biçimde savunmuştur.

Türkiye’nin

İkinci Dünya

Savaşı

dışında

tutulabilmesi, bu

tutum

sayesinde olanaklı

olmuştur.

DEĞERLERİN MİRASÇISI

KİM?

Amerikancı-FETÖcü

darbe

girişiminin herkes

tarafından

çıplak gözle

görülür

hale

getirdiği

başka bir

gerçek

daha

vardır.

O

da,

Atlantik Sistemi’nin

ikiyüzlülüğüdür. Atlantik

Sistemi,

darbeye

karşı kendini

savunan

Türkiye’ye

değil, Amerikancı

darbecilere

sahip

çıkmıştır. Batı’nın

demokratik

devrimlerle insanlığın

gündemine getirdiği

değerler,

artık

Batı’nın çürümüş

emperyalist

dokusunda kendilerine

hayat

hakkı

bulamamaktadır. Demokratik

devrimlerin değerlerini

yeniden

keşfedip

yükseltmeye çalışan

coğrafya

da, bugün

yine

Avrasya’dır.

Atatürk Devrimi’yle

bu

değerlerin öncülüğünü

yapmış

olan Türkiye’ye

yakışan,

yalnızca ülkenin

bekası

açısından

değil, yeni

uygarlığın

onurlu

temsilcileri arasındaki

yerini

almak

için

de, stratejik

olarak

Avrasya’da

saf

tutmaktır.

Semih

Koray

/

8

Ağustos

2016,

Aydınlık

Paylaş
Paylaş: