
BİR
ÖYKÜ
Bir
oğlu
ve
bir
kızı
olan
dul kadıncağız,
onları
büyütmüş.
Gençler
evlenip
uzak
yerlerde
kendi
yuvalarını
kurmuşlar.
İki
çift
bir
bayram
dolayısıyla
annelerini
ziyarete
gelmişler.
Annenin
evi
iki
odalı,
daracık
bir
yer
imiş.
Genç
çiftlerin
aynı
odada
yatma
zorunluluğu
doğmuş.
Yer
yatakları
yapılmış,
gençler
yataklarına
girmişler.
Kadın
bir
ihtiyaçları
var
mı
diye
gençlerin
odasını
kolaçan
ederken,
gelinin
böğrünü
dürterek
“Kız
sarılsana
kocana,
oğlum
üşüyecek!”
demiş.
Gelin
dünden
razı,
hemen
kocasına
sarılıvermiş.
Bu
konuşmayı
duyunca
kadının
kızı
da
kendi
kocasına
sarılmış.
Biraz
fesat
olan
kadın,
kızının
böğrünü
dürterek
“Kız
niye
sarılıyorsun,
bu
sıcakta
damadımı
boğacak
mısın?”
demiş.
Kız
kollarını
çekince
damat
kendi
kendine
“Bu
canına
yandığım
ufacık
odanın
yarısı
yaz,
yarısı
kış
mı
yahu?”
söylenmiş.
Bu
öykü
gerçek
de
olabilir,
uydurulmuş
bir
şey
de… Aşağıda
ele
alacağımız
konu
ise
öyküdekine
benzer,
imzalı
ve
mühürlü
resmi
belgelere
dayanan
acı
gerçektir.
GERÇEKLER
6292
Sayılı
kanunun
2/B
maddesine
göre
mülkiyeti
ilgililere
devredilecek
orman
niteliğini
yitirmiş
arazilerle
ilgili
olarak:
“Sayın…
6292
sayılı
Kanuna
göre
satın
alma
başvurusunda
bulunduğunuz
…
yüzölçümlü
tarımsal
amaçla
kullanılan
taşınmazın
…
m2’lik
kısmının
rayiç
bedeli
…
TL,
kanuni
indirimler
sonrasında satış
bedeli…
TL’
dır.
Satış
bedelinin
tamamını
ya
da
peşinat
bedelini
yazımızın
tarafınıza
tebliğinden
itibaren
üç
ay
içinde
yetkili
ödeme
yerlerine
ödemeniz
gerekmektedir….” denilerek
hak
sahiplerine
resmi
bildirim
yapılmıştır.
İzmir
iline
bağlı
Buca
ilçesinin
Belenbaşı
ve
Karacaağaç
mahalleleri
komşudur.
İki
mahallenin
merkezleri
arasında
yaklaşık
dört
kilometre
vardır.
Bu
mahallelerin
birçok
arazisi
birbirine
bitişiktir.
Aşağıda
tapu
kayıtları
verilen
parseller
birbirine
çok
yakın
da
olabilir,
birkaç
kilometre
uzakta
da
olabilir.
Salgın
hastalık
kısıtlamaları
nedeniyle
bu
parselleri
kişisel
olarak
görme
fırsatım
olmadı.
Belenbaşı
Mahallesi’nde
yer
alan
parseli
Ulusal
Kanal’da
yapılan
canlı
yayın
sırasında
gördüm.
Yamaçta
yer
alan
eğimli
bir
arazi.
Sulama
olanağı
yok.
İçinde
yetişkin
zeytin
ağaçları
bulunmakta
ise
de
bunun
konumuzla
ilgisi
yoktur.
Çünkü
sadece
“çıplak
toprak
değeri”
takdir
edilmektedir.
Yöntem
olarak
arazide
bulunan
bitkilerin
ve
çit,
duvar,
kuyu
v.s.
gibi
cansız
varlıkların
(muhdesat)
değeri
dikkate
alınmaz.
Çizelge
1’de
erişebildiğim
iki
parsele
ait
veriler
özetlenmiştir.
Karacaağaç
köyünde
yer
alan
parselin
değer
takdiri
2013
yılında
yapılmış
ve
akla
yakın
bir
değer
saptanmıştır.
Belenbaşı
köyündeki
parsel
için 2020
yılında
yapılan
değer
takdiri
sonucunda
saptanan
dekar
başına
rayiç
değer
ilkinin
36
kat
fazlasıdır.
Envanter
tespiti
ve
kıymet
takdiri,
uzmanlık
alanım
olan
“Tarım
İşletmeciliği”nin
temel
konularından
biridir.
Kırk
yıldan
fazla
bu
konularda
ders
vermiş
bir
kişiyim.
Aynı
zamanda
Ziraat
Mühendisleri
Odası’nın
görevlendirdiği
bilirkişi
heyetlerinde
yer
alarak
kamulaştırma
davalarında
tarım
arazilerinin
değer
takdiri
ile
ilgili
yüzlerce
rapor
hazırlamış
bulunuyorum.
İzmir,
Manisa,
Denizli,
Muğla,
Isparta,
Şanlıurfa,
Samsun,
Sinop
ve
Van’da
bizzat
katıldığım
pekçok
araştırmada
böyle
bir
sonuca
rastlamadım.
Yöneticisi
veya
jüri
üyesi
olarak
değerlendirdiğim
yüzlerce
lisans,
yüksek
lisans,
doktora,
doçentlik
tezinde
de
rastlamadığımı
ifade
etmek
isterim.
Bir
taşınmazın
değerinin
onun
20
yıllık
getirisine
(net
hasıla)
eşit
olduğu
kabul
edilir.
Dekarının
180
bin
lira
olması
için
arazinin,
herbir
dekarından
yılda
9
bin
lira
net
gelir
sağlanması
gerekir.
Türkiye’nin
hiçbir
yerinde
böyle
verimli
bir
toprak
ve
üzerinde
yetiştirilecek
değerli
bir
ürün
yoktur.
Üstelik
ormandan
açma,
yamaçta
yer
alan,
sığ
topraklı,
kıraç
bir
araziden
söz
ediyoruz.
Hiçbir
çiftçi
böyle
bir
bedeli
ödeyemez.
Bu
bedeli
ödeyen
de
tarımla
uğraşmaz.
Halen
tarım
arazisi
olan
bu
yerler
devlet
zoruyla
amaç
dışı
kullanıma
açılacaktır.
Yıllardan
beri
bu
araziye
emek
ve
para
harcayıp
zeytinlik,
incir
bahçesi,
üzüm
bağı
kurmuş
kişilerden
böyle
yüksek
bedel
istemek
aslında,
“buradan
çekip
gidin!”
demektir.
Geçim
kaynakları
elinden
alınan
bu
insanlar
nereye
ve
niçin
gidecekler?
Bunların
yıllar
boyu
üretecekleri
ürünlerin
değeri,
para
babalarından
bir
defada
tahsil
edilecek
bedelden
çok
daha
fazlasını
oluşturur.
SONUÇ
Değer
takdiri
yanlış
yapılmıştır. Orman
idaresinin
verdiği
çıplak
bir
topraktır.
Üzerinde
sadece
keçi
otlatılabilir.
Bugün
biçilen
değeri
yaratanlar
onu
işleyen
ve
ıslah
eden
insanlardır.
Çek
git
denilen
insanlara
ait
olan
şeylerin
(muhtesat)
bedeli
onlara
ödenmek
zorundadır.
Bunun
sadece
bir
tek
takdir
komisyonunun
yanılgısından
ibaret
olmadığına
ilişkin
duyumlar
vardır.
İzmir
dışındaki
illerde
de
benzer
uygulamaların
olması
sorunun
çapını
genişletiyor.
Sorunun
çözümü
için
ilk
iş
olarak
6292
sayılı
kanunun
düzeltilmesi
gerekir.
MADDE
6
–
(1)
ve
(2)
bentlerinde
yer
alan
“bu
taşınmazları
satın
almak
için
süresi
içerisinde
idareye
başvuran
ve
idarece
tespit
edilen
satış
bedelini
itiraz
ve
dava
konusu
etmeksizin
kabul
edenler
bu
Kanuna
göre
hak
sahibi
sayılır”
ibaresi
ve
(8)
bentte
yer
alan “Tebliğ
edilen
satış
bedeline
itiraz
edilemez
ve
dava
açılamaz” ibaresinin “hak
arama
özgürlüğünü
kısıtladığı” için
anayasaya
aykırı
olduğu
ve
iptal
edilmesi
gerektiği
kanısındayım.
Sıradan
bir
kıymet
takdir
komisyonunun
belirlediği
değere
itiraz
etmek
üzere
dava
açmanın
hak
kaybına
yol
açması
akıl
ve
mantıkla
bağdaşmaz.
Kıymet
takdiri
idarenin
bir
tasarrufudur,
idarenin
hiçbir
eylem
ve
işlemi
yargı
denetimi
dışında
olamaz.
14
Aralık
2020
Pazartesi
/
Aydınlık

