Vatan Partisi Genel Sekreteri Özgür Bursalı, 6 Ağustos 2026 Perşembe günü, Partisinin Genel Merkezinde, TBMM’ye getirilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” üzerine eleştiri, görüş ve önerilerini açıkladı.
Özetler:
- Kanun Teklifinde “Türkiye Cumhuriyeti Devletinde ve Türk Milletinde bütünleşme” stratejisi yok. Doğru strateji, siyaset, felsefe ve köklü çözümü buradadır. “Toplumsal Bütünleşme” kavramı yuvarlaktır, Devlette bütünleşme anlamını karşılamaz.
- Kanun Teklifi, uygulanması açısından ciddi teknik sorunlar barındırıyor. Kanundan faydalanmak üzere hakkında hiçbir adli kayıt bulunmayan kişilerin, teslim olduğunda istisna kapsamına girip girmediklerinin nasıl saptanacağı belirsizdir.
- Kanun Teklifinde, Yargı görevleri, İdari Kurullara devrediliyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında öngörülen Kurula, adeta savcıların yerine geçecek yetkiler veriliyor. Bu durum da güvenilirliği sarsmaktadır ve zafiyet yaratmaktadır.
- Tarihi önemde bu Kanun teklifinin, olgunlaştırılmadan, yeterince tartışılmadan, eksikleri giderilmeden alelacele Meclis’ten geçirilmesi, geleceğe yönelik büyük sorunlar bırakmaktadır. TBMM’nin tatili değil, Kanun Teklifini öncelik alması ve en az 15 gün bu teklifin TBMM’de ve kamuoyunda görüşülmesi gerekmektedir.
- Vatan Partisi olarak 13 Temmuz 2025 tarihinde açıkladığımız Af Kanunu önerimiz hâlâ geçerlidir, kalıcıdır, bütün sorunları kökten çözmektedir ve milleti kucaklayan biricik çözümdür.
Aziz Milletimiz
Değerli Basın Emekçileri
“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” TBMM’ye sunuldu. Bu kanun teklifiyle ilgili görüş ve önerilerimizi basına ve kamuoyuna açıklıyoruz.
Vatan Partisi’nin Af Kanunu Önerisinin Açtığı Yol
Vatan Partisi, bu sürecin en başında, 13 Temmuz 2025 tarihinde, “Feshedilen PKK Terör Örgütü Mensuplarının Devletle ve Toplumla Bütünleşmelerine İlişkin Af Kanunu” önerisini Türkiye kamuoyuna sunmuştu. Türkiye’yi yönetme sorumluluğu, birikimi, köklü sorunlara çözüm üretme yeteneğiyle Vatan Partisi bir yıldan fazla bir süre önce bu teklifi özenli bir çalışmayla Türkiye’nin önüne koydu. Stratejik, siyasi ve felsefi gerekçeleri de barındıran bu önerinin, süreci kesin çözüme ulaştıracak biricik öneri olduğunu, bugün açıklanan kanun teklifiyle birlikte daha iyi anlıyoruz.
Açıklanan teklifte Vatan Partisi’nin kanun önerisinden de önemli ölçüde faydalandıklarını görebiliyoruz. Buna rağmen önemli sorunlar ve eksiklikler barındıran Meclis’teki Kanun Teklifine dair eleştirilerimizi ve çözüm önerilerimizi TBMM’ye ve Türkiye kamuoyuna sunuyoruz.
Ayrıntılarını açıklamadan önce, başlıklar halinde görüşlerimizi sunuyoruz:
- Kanun Teklifinde “Türkiye Cumhuriyeti Devletinde ve Türk Milletinde bütünleşme” stratejisi yok. Doğru strateji, siyaset, felsefe ve köklü çözüm buradadır. Teklifin başlığında kullanılan “Milli dayanışma veya toplumsal bütünleşme” gibi kavramlar, devletle ve millette bütünleşme ihtiyacını karşılamaz.
- Kanun Teklifi, uygulanması açısından ciddi teknik sorunlar barındırıyor. Özellikle Kanundan faydalanmak üzere hakkında hiçbir adli kayıt bulunmayan kişilerin, teslim olduklarında istisna kapsamına girip girmediklerinin nasıl saptanacağı belirsizdir.
- Kanun Teklifinde, Yargının görevleri, İdari Kurullara devrediliyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında öngörülen Kurula, adeta savcıların yerine geçecek yetkiler veriliyor. Bu durum da güvenilirliği sarsmaktadır ve zafiyet yaratmaktadır.
- Tarihi önemde bu Kanun teklifinin, olgunlaştırılmadan, yeterince tartışılmadan, eksikleri giderilmeden alelacele Meclis’ten geçirilmesi, geleceğe yönelik büyük sorunlar bırakmaktadır. TBMM’nin tatili değil, Kanun Teklifini öncelik alması ve en az 15 gün bu teklifin TBMM’de ve kamuoyunda görüşülmesi gerekmektedir.
Olmazsa Olmaz:
Türkiye Cumhuriyeti Devletinde ve Türk Milleti’nde Bütünleşme
Kanun Teklifinin olmazsa olmaz şartı, kanundan yararlanacaklar için, “Türkiye Cumhuriyeti Devletinde ve Türk Milleti’nde Bütünleşme” iradesinin istenmesidir. Bu temel stratejidir. Getirilen teklifte bu strateji yoktur.
İstenilecek iradenin özü şudur: “Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yle bütünleşiyorum. Bu devleti yıkmak; federasyon veya özerklik gibi formüllerle idari olarak bölmek gibi amaçları kesinlikle terk ediyorum. Aynı zamanda Türk milletinin bir parçası, ferdi ve vatandaşı olmayı kabul ediyorum.”
Abdullah Öcalan’ın bizzat kendisi, 27 Şubat bildirisinde “devletle ve toplumla bütünleşmek amacıyla PKK feshedilmeli ve silah bırakmalı” diyordu. Yani feshi bir stratejik amaca bağlıyordu. Şimdi Kanun Teklifinin 27 Şubat bildirisinde yazılan formülün dahi gerisine düştüğünü görüyoruz.
Sürecin başında yanlış bir strateji kuruldu ve AK Parti hükümeti adına “Terörsüz Türkiye” dedi. Biz, Vatan Partisi olarak bunun çok ötesinde, bu dar, taktik hedefe sıkışmayan, köklü çözüm için, zihinlerde ayrılıkçılığın temizlenmesi için, Türk devriminin milletleşme sürecinin doruğuna ve kesin zaferine ulaşması için Devlette ve Millette Bütünleşme stratejisini getirdik.
“Toplumsal Bütünleşme”
“Devlette Bütünleşme” Anlamına Gelmiyor
Kanun Teklifinin başlığında “milli dayanışma ve toplumsal bütünleşme” kavramı kullanılıyor ancak, bu devlette ve millette bütünleşme anlamını taşımıyor.
Bütünleşmenin anlamı bellidir: Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti’nde bütünleşmek. Getirilen teklifin başlığında kullanılan “Toplumsal bütünleşme” yuvarlak, belirsiz, hatta tehlikeli bir çizgiye uzanan bir anlam içermektedir. Bu çizgi, 66. Maddenin tartışılması, vatandaşlıktan Türk tanımının silinmesi, idari özerklik ve ayrı devlete kadar giden çözümlere de kapı olabilir.
Elbette köken olarak Kürt vatandaşlarımız var, buna bir itiraz yoktur. Ancak sonuç itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesle bir millet oluşturuyoruz; o millet de Türk milletidir. Atatürk’ün 1930’larda Medeni Bilgiler kitabına da geçen o tespiti tarihi önemdedir: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir.”
Geçmişte terör eylemleri oldu. Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Polisi, devletin yaptırım gücünü kullanarak bu eylemleri tasfiye etti ve etkisiz hâle getirdi. Şimdi bunun ürünlerini toplama vakti. Terör örgütüne yönetici, mensup veya yardım ve yataklık yoluyla katılmış olan bütün vatandaşlarımızla kucaklaşmak ve birleşmek istiyoruz. Bu ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ve Türk milletinde bütünleşmekle olur. Kanun Teklifinin en önemli eksiği budur.
Vatan Partisi’nin 13 Temmuz 2025 tarihinde açıkladığı Kanun Teklifinin 5. Maddesini önemle hatırlatıyoruz:
“Aftan Yararlanmak İçin Bireysel İrade ve Süre
Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak altı ay içinde, “Türkiye Cumhuriyeti devletiyle ve Türk Milletiyle bütünleşme” talebiyle Güvenlik Makamlarına, bulundukları Ceza İnfaz Kurumuna ya da yetkili Ağır Ceza Mahkemelerine dilekçe vererek ya da sözlü olarak başvuranlar aftan yararlanır.
“Türkiye Cumhuriyeti devletiyle ve Türk Milletiyle bütünleşme” talebiyle sözlü başvuruda bulunanların beyanları tutanakla ve ilgilinin imzasıyla saptanır.”
Bu irade, yazılı veya sözlü olarak savcılık ya da mahkeme tutanağına geçirilmelidir. Köklü çözüm buradadır. “Milli dayanışma veya toplumsal bütünleşme” gibi kavramlar, devletle bütünleşme ihtiyacını karşılamaz.
Dolayısıyla yasanın başına bu şartın eklenmesi zorunludur. Bu bağlamda Kanun Teklifinin başlığı da düzeltilmek zorundadır. Bu konu, kanunun milletimiz tarafından benimsenmesi bakımından da şarttır.
Uygulamada Doğacak Sorunlar
Kanunun uygulanması aşamasında da ciddi sıkıntılar görülmektedir. Hakkında soruşturma olanlar, mahkemesi sürenler veya hüküm giymiş olanlar için süreç bir şekilde işleyebilir.
Peki, hakkında henüz hiçbir soruşturma, kovuşturma veya verilmiş bir hüküm olmayan, ancak yurt içinden veya yurt dışından gelip 6 ay içinde bu kanuna başvuracak kişiler ne olacak?
Kanun teklifi; kasten adam öldürme suçunu işleyenlerin veya ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren suçlara karışanların bu haktan yararlanamayacağını belirterek istisnalar koyuyor.
Burada temel bir sorun ortaya çıkıyor: Hakkında hiçbir adli kayıt bulunmayan binlerce kişi gelip teslim olduğunda, savcılık makamları bu kişilerin istisna kapsamına girip girmediğini nasıl saptayacak? Kişinin kasten adam öldürme veya müebbet hapis gerektiren bir suça asli ya da feri fail olarak katılıp katılmadığını belirlemek için delil toplanması, şahit dinlenmesi ve uzun soruşturmalar yapılması gerekir. Sınır ötesinde on binlerce mensup varken, bunların durumunu savcıların tek tek araştırması yıllar sürer ve sistemi kilitler.
Dolayısıyla, altı ay içinde başvuran vatandaşlarımızın kanunun istisna tuttuğu, yani yararlanamayacaklar sınıfına girip girmediğini araştırmak için Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ve Emniyetin raporlarından yararlanılabileceği gibi bir ihtimal ortaya çıkıyor. Bunun dışında bir ihtimal de gözükmüyor. Çünkü savcılığın soruşturma yapmak, delilleri toplamak için zamanı yok; bu yıllar sürer. Bu durumda MİT’in veya Emniyetin kayıtlarına bakılacak. Böylece MİT ve emniyet gibi idari makamlar, yani yürütme organına bağlı kurumlar, bir nevi savcılık veya yargı görevi yapmış olacaklar. Bu da yürütmenin yargıya karışması, yargı görevi üstlenmesi ve yargının bağımsızlığının zedelenmesi gibi çok ciddi sorunlar yaratacak.
Vatan Partisi’nin Af Kanunu önerisi, bu soruları kökten çözüyor. Çünkü bizim kanunumuzda istisna yok. Devlette ve millette bütünleşme amacını kabul etmeleri şartıyla, PKK yönetici ve mensuplarının hepsinin bu kanundan yararlanması mümkün oluyordu. Şu anki teklifte ise hakkında mahkûmiyet hükmü bulunmayanların istisnaya girip girmediği MİT ve emniyet raporlarına bağlanacak. Bu durum, Anayasa Mahkemesi’nde de dikkate alınacak bir husustur.
İdari Organlar
Yargı Organlarını Yönlendiremez
Kanunda bir “Kurul” oluşturulması öngörülüyor. Kurul, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşturuluyor.
Tamamen yürütme organı mensuplarından oluşan bu kurula, başvurucuların istisna kapsamında olup olmadığını belirlemede adeta savcıların yerine geçecek yetkiler veriliyor. Bu durum da kanunun en büyük zaaflarından biridir ve güvenirliği sarsmaktadır.
Yürütme organının yetkileriyle, Yargının yetkilerini kesin çizgilerle ayırmak zorundayız. Yargı bağımsızlığı tam olarak budur. Altı ay içinde başvuracak vatandaşların durumunu değerlendirmek için, yargı organlarına akıl verecek, onları yönlendirecek idari bir Kurul oluşturursanız, yürütme organı yargıya müdahale etmiş olur.
Bu durum haklı itirazlarla karşılaşacaktır. Anayasa Mahkemesi de gerçekten yargı bağımsızlığını savunuyorsa, yürütmenin yargı görevleriyle donatılmasını doğru bulmayacak ve ona göre kararlar verecektir.
Kanun Çıkarma Süreci Aceleye Getirilemez
Kanun Teklifi dün, (5 Ağustos 2026) açıklandı. 7 Ağustos Cuma günü Komisyona, hafta başı da Genel Kurula getirilerek hızla Kanunlaştırılması öngörülüyor.
Böylesine tarihi önemde bir Kanun Teklifi, bu kadar dar bir zamana sıkıştırılıp aceleye getirilmemelidir. Türkiye’nin geleceği söz konusudur. Tarihi bir iş yapılıyor ve bu kadar sorunu barındıran bir metin bu hızla kanunlaştırılamaz. TBMM’nin tatili değil, Kanun Teklifini öncelik alması ve en az 15 gün bu teklifin TBMM’de ve kamuoyunda görüşülmesi gerekmektedir.
Vatan Partisi’nin Af Kanunu Önerisi
Biricik Çözümdür
Vatan Partisi olarak savunduğumuz Af Kanunu önerimiz hâlâ geçerlidir ve kalıcı, milleti kucaklayan çözümdür.
Bütün süreci, Türkiye Cumhuriyeti devletinin egemenliği, birliği, bütünlüğü açısından ele alan, Türk de biziz Kürt de biziz hepimiz Türk Milletiyiz anlayışıyla milletleşme sürecini kesin sonuçlarına ulaştıracak olan, hazırlanan kanun teklifindeki teknik bütün sorunları, yükleri ortadan kaldıran mükemmel bir Af Kanunu hazırdır.
Bu önerimizi de yeniden yayınlayacağız. TBMM Başkanlığına ve Komisyona, Siyasi Partilere de görüşlerimizi yazılı olarak sunacağız.
Kamuoyuna saygıyla sunarız.



