TBMM Komisyon Raporu Süreci Çıkmaza ve Türkiye’yi Belirsizliğe Sürükler

TBMM Komisyon Raporu Süreci Çıkmaza ve Türkiye’yi Belirsizliğe Sürükler

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bugün (24 Şubat Salı) saat 12.00’de İstanbul İl Merkezi’nde bir basın toplantısı yaptı. Perinçek, Vatan Partisi Merkez Yürütme Kurulu’nun, TBMM’dekurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 18 Şubat 2026 günü kamuoyuna açıkladığı Rapora ilişkin 21 Şubat 2026 günlü kararını açıkladı.

Aziz Türk Milleti,

Basınımızın Değerli Emekçileri,

TBMM’dekurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, beklenen raporunu 18 Şubat 2026 günü kamuoyuna açıkladı.

Vatan Partisi Merkez Yürütme Kurulu, 21 Şubat 2026 günü saat 14.00’te, İstanbul İl Merkezi’nde, genişletilmiş olarak toplanarak TBMM Komisyonu’nun raporunu görüştü ve aşağıdaki değerlendirmeyi oybirliğiyle kabul etti. Milletimizin ve uluslararası kamuoyunun bilgisine sunuyoruz:

Vatan Partisi Merkez Yürütme Kurulu’nun

TBMM Komisyonu Raporu Üzerine Kararı

-21 Şubat 2026-

  1. Raporun Temel Bakış Açısı

Atlantik Emperyalistlerinin Mevzisindedir

  1. Rapor, millî mevzide değildir. Bütününe baktığımız zaman, Rapor, ABD ve Avrupa emperyalistlerinin Kürt sorunundaki konumundadır. Hakim olan görüş ve çözüm önerileri, Atlantik çerçevesinden kurtulamayan anlayışı yansıtmaktadır.
    1. Rapor, Batılı emperyalistlerin Küreselleşme planı kapsamındadır. Bu bağlamdaMillî devletimize “farklı kimlikler” dayatmasına teslim olunmuştur (s.30).
    1. Rapor, Milletimizi ayıran, “iki sütuna” oturtan Batılı emperyalistlerin görüşlerine bağlanmıştır. PKK’nın da ısrarla izlediği bu ayrımcılık, “asgari müşterekte birleşmek” gibi çelişkili itiraflarla sözümona perdelenmektedir (s.8).
    1. Rapor, Batılı emperyalistlerin “çoğulcu değerlerini” vurguluyor (s.28). Bu “çoğulcu değerler”, Anayasanın temelini oluşturan Tek Devlet, Tek Millet esaslarının altını oyan girişimlere kapı açmaktadır.
    1. Rapor, başından sonuna kadar, “kardeşlik” gibi yüce bir kavramı, “farklı kimlikler” ve ayrımcı anlayışlarına alet olarak kullanmaktadır (s.27 vd). 1876’dan bu yana Anayasa geleneğimize ve binlerce yıllık tarihimizden bugünlere gelen değerlere göre, Türk devletinin halkını oluşturan tek tek bütün insanlarımız kardeştir. Ancak Rapor, bu kardeşliği vatandaşlarımız arasındaki bağ olmaktan çıkartıp, “halklar arasındaki ilişki” düzlemine taşıma gayretindedir. “Kardeşlik hukuku”, kavramına bu amaçla sık sık başvuruluyor (s.28 ve bütün rapor). Rapor, bu anlayışını Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın 1 Ekim 2024 günü TBMM Açılışında, 25-26 Ağustos 2024 günlerinde Ahlat ve Malazgirt’te ve 30 Ağustos 2024 günü Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Zafer Bayramı programında yaptığı konuşmalardan da kuvvet alarak savunmaktadır (s.15). 
    1. Rapor’daki “kardeşlik” kavramı, öteki kavramının örtülü ifadesidir. PKK’nın ve bir kısım sahte Türk Milliyetçilerinin dilinde, Türklerden ve Kürtlerden hep “kardeş” olarak söz ediliyor.Böylece Türk ve Kürt kavramlarına “öteki” anlamı yükleniyor. “Kardeş” kavramının, Biz kavramını dışlayan ve “öteki” anlamını çağrıştıran kullanımı, Rapora hakimdir.  Biz Vatan Partisi olarak bu tutumu reddediyoruz. O nedenle Programımıza şöyle yazdık: “Türk de biziz, Kürt de biziz. Hepimiz Türk Milletiyiz.”
    1. Rapordaki ayrımcılık, “onur ve gururumuzu” bile bölen ve paylaştıran ifadelerle ortaya konuyor. “Kürtün onurunu ve Türkün gururunu korumaktan” söz ediliyor (s.36). Oysa “onur da gurur da”, hepimizindir, bütün milletimizindir. Rapordaki ayırma ve paylaştırma illeti, aslında emperyalistlerin Türkiye’de devlet egemenliğini ve iktidarını paylaştırma programıyla bağlantılıdır. Bu bağlantının üstü, “gurur ve onur” gibi okşayıcı kavramlarla örtülüyor. 
    1. Rapor, AİHM ve AYM’nin bölücü kararlarına karşı millî direnci kırma peşindedir. Raporun Kürt sorununa ilişkin AİHM ve AYM Kararlarını uygulamadaki kararlılığı, Atlantik çerçevesi içindeki duruşunu yansıtıyor. Rapor, bugüne kadar idarî işlemlere ve yargı işleyişine yön veren millî duruşu, “engelleme” olarak görüyor (s.42). Dahası “uluslararası sözleşmeler bağlamında infaz adaleti” sağlamayı öneriyor (s.43).  Rapor, Millî Devletin yürütme ve yargı organlarının AİHM üzerinden gelen emperyalist dayatmalara direncini kırma amacını açıkça ifade etmektedir.
    1. Rapor, “Türk, Kürt, Arap kardeşliğini” Batılı emperyalistlerin Türkiye sınırları ötesindeki projelerini çağrıştıran ifadelerle gündeme getiriyor. Bu bağlamda “Birinci Dünya Savaşından sonra oluşan sınırlara” Batı güdümlü Kürt bölücülüğü açısından itiraz ediliyor. “Türk Kürt Arap kardeşliği” neresinden bakılsa, hem Türkiye’nin birliği hem de Batı Asya ülkelerinin birliği açısından tarihî değerdedir. Ancak Rapor, “Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra birbirinden kopartılan ve aralarına tel örgüler çekilen halklar” söylemiyle, Batı güdümlü Kürt Milliyetçiliğinin “Kürdistan’ın dört parçasını birleştirme” projesine selam göndermektedir (s.23). Bu söylem Türkiye sınırları içinde “Osmanlı milleti” projelerini de hatırlara getirmektedir. Öte yandan Raporda ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un “Takdim” yazısında dile getirilen “Türk Kürt Arap ittifakı” söylemleri, Farsları dışlayan yönüyle emperyalistlerin ve siyonistlerin İran düşmanı politikalarıyla buluşmaktadır (s.6 ve s. 29).
  • Rapor “Terörsüz Türkiye” Stratejisinin Yetersizlikleri İçinde Çırpınıyor
  • Rapor, “Terörsüz Türkiye” hedefini kabul ederek kendi sınırlarını belirlemiştir ve o sınırlar içinde çırpınmaktadır. Sürecin stratejisi, daha başlangıçta yanlış kurulmuştur. “Terörsüz Türkiye” bir strateji değil, fakat taktik ya da siyasal bir hedeftir. Doğru strateji, Vatan Partisi tarafından gündeme getirilmiştir: “Devlette ve Millette Bütünleşme.”
    • Rapor’daki “Toplumsal bütünleşme”, Devlette ve Millette bütünleşme değildir. Rapor, “Toplumsal bütünleşmeyi” şöyle tanımlıyor: “Kişilerin toplum hayatı içerisinde yaşamını idareye yönelik tedbirler” ve “bölgeye yapılacak yatırımlar” (s.39 vd). Affedilen PKK yönetici ve mensuplarına iş vermek, üretime katılmalarını sağlamak, eğitimleri ve diğer toplumsal sorunlarını çözmek gereklidir. Vatan Partisi’nin Af Kanunu Önerisi bu konuda cesur çözümleri içeriyor. Ancak “Toplumsal Bütünleşme” yeterli değildir. Asıl kalıcı çözüm, Devlette ve Millette Bütünleşme sayesinde sağlanacaktır. Van’dan Edirne’ye kadar bu topraklarda yaşayan milletimizin kaynaşması, aynı devletin bağımsızlığında ve bütünlüğünde birleşmesi, aynı devleti yönetmesi, millî demokratik devrimimizi birlikte kesin zafere ulaştırması, aynı geleceği birlikte kurması, biricik tarihsel ve köklü çözümdür. Süreç bu yöndedir. Silahları bırakmanın güvencesi de buradadır. 
    • Rapor, “bütünleşme” adı altında yalnızca “toplumsal bütünleşmeyi” hedefleyerek, “devlette ve millette bütünleşme” hedefine yan çizmekte ve bu nedenle çözümsüzlüğe düşmektedir. Rapor, Türk Devriminin iki yüzyıllık stratejik hedefi olan Devlette ve Millette Bütünleşmenin kenarında ve dışındadır. “Terörsüz Türkiye” hedefi, PKK’nın silahlarını bırakması, hatta silahların susmasıyla sınırlıdır. İşte hükümetin ve raporun yetersizliği de burada başlıyor. “Terörsüz Türkiye” hedefinin koyduğu sınır, aslında çözümsüzlüğe boyun eğmenin dayandığı sınırdır. Köklü çözüm, Türkiye Cumhuriyeti Devletinde ve Türk Milletinde bütünleşmektir. Bu stratejik hedef izlenmediği için, süreç, emperyalist müdahaleleri aşamıyor ve bunalımlardan kurtulamıyor.
    • Devlette ve millette bütünleşmek için, hem devletin hem de feshedilen PKK yöneticilerinin cesaret ve kararlılığı gerekiyor. Rapor, bu kararlılığı ve cesareti aşılamıyor. Devlet kararsız: Atlantik sisteminden bağımsız çözüme yönelemiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milletiyle Bütünleşme iradesini gösteren PKK yönetici ve mensuplarını kazanacak bir Af Kanunu getiremiyor. Feshedilen PKK kararsız: Kendisini feshettiğine dair Kongre kararları aldığı ve silah bırakma törenleri yaptığı halde, örgütü devam ettiriyor ve silahları da yalnız gösterilerde bırakıyor.
  • Rapor, “Mutlaka Adlî İşlem” Adı Altında

On Binlerce İnsanı Yargılama Çözümsüzlüğü İçindedir

  • Rapor, zorunlu ve kaçınılmaz olan Af çözümünü reddediyor ve “mutlaka adlî işlem” formülüyle (s.39) süreci tatil ediyor. Raporun öngördüğü “adlî işlem”, hukukî çözüme ilişkin önerilerin bütününden anlaşıldığı üzere, suça ilişkin bir Mahkeme Hükmünü, başka deyişle yargılamayı, dahası yargılamanın kesin hükme bağlanmasını gerekli kılıyor. “Cezanın indirilmesi, cezada infaz indirimi, adlî kontrolle serbest bırakma, suçlu suçsuz ayrımı yapma” gibi bütün sözde çözümler, öncelikle bir mahkeme hükmünü gerekli kılmaktadır. Hüküm verilecektir ki, ceza indirilebilsin! Oysa Rapor, süreci baltalayanlara, “cezasızlık anlaşılmasın” gibi ifadelerle güvence vermektedir. Soruşturma, İlk Mahkeme, İstinaf, Yargıtay aşamalarını düşünürsek, Rapor süreci çıkmaza sokan bir anlayışa sahiptir. Bu durumda Rapor, yurtdışında ve yurt içinde bulunup da hakkında hüküm bulunmayan ya da yargılaması devam eden on binin üzerinde insanı yargılama görevi belirleyerek süreci tatil etmektedir. “Tatil” kavramını vurgulayarak ifade ediyoruz. Çünkü Devlette ve Millette Bütünleşme, tarihsel bir zorunluluktur. Süreç, bu tür bocalamaları kesinlikle aşacak ve kesin başarıya ulaşacaktır.
    • “Müstakil ve Geçici yasal düzenleme”, ancak yalnızca Feshedilen PKK yöneticilerini ve mensuplarını kapsayan (müstakil) ve yararlanmayı belli bir süreyle sınırlayan (geçici) bir Af Kanunuyla yapılabilir. Vatan Partisi’nin kamuoyuna açıkladığı Feshedilen PKK Yönetici ve Mensuplarının Devlette ve Millette Bütünleşmeleri Amacıyla Af Kanunu Önerisi, tam da bu özellikleri taşımaktadır. İlişikte bir kez daha sunuyoruz.
    • Yasal düzenleme, PKK’nın kendisini feshettiği ve silah bıraktığı olgusunun devletçe tespit ve teyit edilmesinden sonra uygulanacaktır. Bu çözümü Vatan Partisi’nin Af Kanunu getirmiştir. Tespit işlemi için yetkili devlet kurumu, Millî Güvenlik Kurulu’dur. Bu tespiti teyit edecek, daha doğru bir ifadeyle onaylayacak organ ise, Cumhurbaşkanlığı’dır. Bu tespit ve teyit şartı, PKK dışındaki örgüt yönetici ve mensuplarının yasal düzenlemeden yararlanmasını olanaksız kılmaktadır. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin “emsal” gerekçesiyle böyle bir karar vermesi yolu kapatılmış oluyor. Feshedildiği MGK tarafından tespit edilmemiş ve Cumhurbaşkanlığınca onaylanmamış olan başka örgüt mensupları için “Emsal” durumu hukuken geçerli olmayacaktır. 
    • PKK’nın hâlâ çeşitli levhalar ve isimler altında örgütsel varlıkta ve faaliyette, organlarını çalıştırmakta, “taraf olma” iddiasında ısrar etmesi, bütünleşme için yasal düzenlemenin uygulanmasına engel oluşturuyor.
    • “Af demeden Af” diye ifade edilen çözümler, sürecin başarısına engeldir ve ancak toplumu aldatmaya hizmet eder. Cumhuriyet tarihinden örnek gösterilerek gündeme getirilen “Af Demeden af” yapmak gibi öneriler, çözüm değildir. Türkiye bir hukuk devletidir. Af içeriğini taşıyan bir yasal düzenlemenin hukuktaki adı Af’tır. Hukukun kavramlarını kullanmaksızın veya o kavramların üzerine boya sürerek yapılacak düzenlemeler, amaca uygun değildir ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine yakışmaz. Affın üzerini örten hileler, halkı aldatma anlamına gelir ki, uygulanması da büyük zorluklar getirir.
    • Şeyh Sait İsyanından üç yıl sonra 9 Mayıs 1928 günü kabul edilen 14 Mayıs 1928 tarihli Yasa, önce erteleme ve belli süre içinde suçun tekrar işlenmemesi durumunda Af Yasasıdır. Günümüzün ihtiyacına yanıt veren düzenleme, Vatan Partisi’nin Af Kanunu Önerisi’dir. Bununla birlikte Şeyh Sait İsyanından üç yıl sonra ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Koçgiri İsyanı’ndan sonra çıkarılan Af Yasaları da incelenmelidir.  Vatan Partisi, Af Kanunu Önerisini bütün Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan hukukî düzenlemeleri değerlendirerek hazırlamıştır.
  • Rapor Anayasanın Vatandaşlık Tanımında ve Diğer Bazı Hükümlerinde Değişiklik Niyetlerini İçeriyor.
  • Rapor, Anayasa’nın vatandaşlık tanımını içeren 66. Maddesinde “güçlendirme” adı altında değişiklik niyetini açığa vurmuştur.  “Güçlendirmek”, ancak ekler yapmakla ve değişiklikle olanaklıdır. Oysa Anayasa’nın 66. Maddesi, son derece açıktır ve “güçlendirmeye” ihtiyacı yoktur. Kamuoyunda, “Türktür” tanımı yerine “Türkiye vatandaşıdır” tanımının getirilmesi önerisi dolaştırılıyor. Oysa böyle bir tanım, mantığa da aykırı olur. Çünkü o zaman “Türkiye vatandaşı Türkiye vatandaşıdır” gibi bir hüküm ortaya çıkacaktır. “Ağaç ağaçtır” gibi tanımların mantık bozukluğuna totoloji deniyor. Türkiye’nin Anayasa Hukuku geleneği, totolojilere izin vermeyecek kadar güçlü temellere sahiptir.

Anayasa’nın vatandaşlık tanımı, 1876 Anayasasına kadar uzanan tarihsel köklere sahiptir. Bu madde, Anayasa Hukukumuzun temel hükümleri arasında yer almıştır ve Anayasanın değiştirilemeyecek olan ilk dört maddesiyle de bağlantılıdır.

Anayasanın 66. Maddesindeki Türk vatandaşı tanımı, İstiklal Savaşıyla ve son dönemde Türk Ordusu’nun ve Türk Polisinin silahıyla yazılmıştır. Bu tanımı hiç kimse rapor yazarak değiştiremez. Değiştirmeyi düşünen varsa silahla sahneye çıkmalıdır. Bu tür girişimler denenmiş ve arkada kalmıştır.

  • Rapordaki “Eşit Yurttaşlık” görüşü, idarî özerklik ve federasyon gibi çözümlerin yolunu açar. Türkiye’nin Anayasa birikimi, 1876 yılından bu yana yurttaşların eşitliğini hükme bağlamıştır. Yurttaşların eşitliği başka esastır, “eşit yurttaşlık” ise bambaşka bir anayasa ilkesidir. Vatandaşların eşitliği ile halkların veya etnik gruplarıneşitliği birbirine karıştırılmamalıdır. Rapor, sözcük oyunlarından yararlanarak, Anayasanın ilk dört maddesinde düzenlenen Türk milletinin ve devletinin tekliğini tartışmalı hale getirecek düzenlemelerin önünü açan kavramları gündeme getirmektedir. “Eşit yurttaşlık” yoluyla açılan kapı, Kürt milliyeti veya halkının Anayasada yer almasıdır. Böylece özerklik ve federasyon kapısı aralanmaktadır.   
    • Raporda bulunan yerel yönetimlerin Merkezî Hükümet denetiminden çıkarılmasına ve özerkleşmeye yönelik görüşlerin (s.47) geçerlik şansı yoktur. Türkiye’nin idare sisteminde yerel yönetimler, devlet ve milletin tekliği, dış siyaset, millî savunma, millî eğitim, Ortaçağ ilişkilerinin tasfiyesi, laiklik ve ülke kaynaklarının yönetimi konusunda Merkezî Hükümete bağlıdır.  Bu esaslara uymayan yerel yönetim yöneticileri, merkezî hükümetçe görevden alınır ve yerlerine kayyum atanır. Devletin, milletin ve vatanın bütünlüğü için güvence oluşturan bu tür hükümlerle oynama girişimlerinin hayata geçirilmesi olanaksızdır.
    • Raporda yer alan “özgürlükleri genişletmeye” ilişkin görüşler (s.43), bölünmeye özgürlük amacıyla kullanılamaz. Türkiye’de Kürt sorunu, demokratik hak ve özgürlükler açısından çözülmüştür. Demokratik güçlerle birlikte Vatan Partisi, bu çözüme olağanüstü mücadeleler vererek katkıda bulunmuştur. Şu anda “bölünmeye özgürlük” dışında eksik olan bir özgürlük bulunmuyor. “Ana okulundan üniversiteye kadar anadilde eğitim gibi talepler” de Kürt halkının talebi değildir ve gerçekçi de değildir. Siyasal örgütlenme alanına gelince, ayrı örgütlenme ayrılığa götürür, birlikte örgütlenme birliğe götürür. Bu nedenle etnik köken, mezhep ve din temelinde siyasal parti yasağı, özenle ve sağlam bir kararlılıkla korunmalı ve uygulanmalıdır. HADEP, DEM, HÜDAPAR isimli partiler, etnik temellidir ve Anayasamız ile Siyasal Partiler Kanunumuzun hükümlerine göre kapatılmaları hukukun gereğidir. Kürt vatandaşlarımızın ayrı örgütlenmesine onay veren görüşler, demokrasiye hizmet etmez. Bölünmenin olduğu yerde demokrasi olmaz. Demokrasi, Ortaçağ ilişkilerinden kurtulmayı sağlayan devrimlerle kurulmuştur. 
  • Sonuç: Rapordaki Anlayış Süreci Çıkmaza Sokar ve Türkiye’yi Belirsizliklere Sürükler
  • Raporun esas mevzilenmesi, stratejisi ve önerdiği yasal düzenleme, “Terörsüz Türkiye” girişimini bunalımlara sürükler ve Bütünleşen Türkiye stratejisini baltalar. Kürt sorunu, Atlantik sistemi içinde ve emperyalist devletlerin dayatmalarına boyun eğerek çözülemez, tam tersine çözümsüzlüğe götürülür. Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Türk Polisinin, Köy Korucusunun ve bütün milletimizin fedakârlık ve kahramanlığıyla kazanılan mevziler, ancak Türkiye Cumhuriyeti Devletinde ve Türk Milletinde Bütünleşme Stratejisiyle kesin ve kalıcı başarıya ulaşır.
    • Raporun anlayışı, Türkiye’nin devlet bağımsızlığı, millet birliği, toprak bütünlüğü, güvenliği, terörden kesin kurtuluşu, halkın huzuru, ekonomik gelişmesi ve Asya Uygarlığında öncü konuma yerleşmesi açısından çok önemli olan süreci ileriye taşıyamaz. Bu nedenle belirsizlikleri davet eder.   
  • Bölücülüğe hiçbir şekilde özgürlük tanınamaz. Etnik, mezhepsel ve dinsel temelde “farklı kimlikleri” yasallaştırmak, devlet düzeni içinde kurumlaştırmak, özerkliğin ve federal devletin kapısını zorlamak, hele yaşadığımız küresel ve bölgesel koşullarda tehlikelidir. Bu konudaki yanlışları, devlet olarak ve Türkü ve Kürdüyle bütün millet olarak ağır bedellerle öderiz. 
    • Türk, Kürt, Arap kardeşliği, elbette tarihseldir ve yaşanan bir gerçekliktir. Ancak bu içerikle tanımlanan ittifak söylemleri, Türkiye’nin gerçek ihtiyacı olan Türkiye Rusya Çin İran İttifakının önünü kapatmakta ve ayrıca kardeş İran’ı ve Fars halkını da dışlamaktadır. Rapor, Doğu Akdeniz’de güçlü donanması ve nükleer silahları olan müttefik gereğini gözardı etmektedir.  Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti ve İran’ı içermeyen ittifak planları, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi hedef alan ABD+İsrail+Yunanistan tehdidini caydıramaz, bölgesel ve giderek daha büyük çapta savaşları davet eder.
    • Türk Devriminin Büyük Düşünürü Yusuf Akçura, 1904 yılında açıkladığı Üç Tarzı Siyaset başlıklı bildirge değerindeki yazısında, Türkiye’nin önünde İslamcılık, Osmanlıcılık ve Milliyetçilik seçeneklerinin bulunduğunu belirlemişti. O süreç, Türk Devrimiyle aşılmıştır. İslamcı ve Osmanlıcı çözüm, tarihte kalmıştır. Türkiye, Millî Devletini Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik temelinde devrimle kurmuştur. Devrimimizin önderi Atatürk’ün 1930’lu yıllarda yaptığı tarihsel tanım hayata geçmiştir: Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir. Türkiye Cumhuriyetini kuran devrim sayesinde milletleşme sürecimizi doruğa çıkardık. Her kökenden Türkiye halkımız, devrimle kaynaşıyor ve bu süreçte şimdi çok güçlü bir atılım fırsatı yakalamış bulunuyoruz. “Osmanlı milleti” ve “Ümmet” anlayışı, bu atılımı ilerletmez, atılıma ayak bağı olur. 
    • TBMM Komisyonu Raporu, iki yüzyıllık Türk Devrimi mirasına dayanmıyor. Türküyle Kürdüyle milletimizi kaynaştıran ve devletimizin tekliğini inşa eden devrim birikimiyle barışık gözükmüyor. Açık söyleyelim milletleşme sürecimiz, Abdülmecit, Abdülaziz ve II. Abdülhamit gibi Tanzimat padişahlarına yaslanarak ilerletilmemiştir ve ilerletilemez.  Türkiye Cumhuriyeti Devletinde ve Türk Milletinde Birleşme hedefine Millî Demokratik Devrim sürecimizi kesin başarıya ulaştırarak kavuşacağız.
    • “Terörsüz Türkiye”, daha doğrusu Bütünleşen Türkiye hedefine ilerlemek için, Vatan Partisi’nin Devlette ve Millette Bütünleşme Amacıyla PKK Yönetici ve Mensuplarına Af Kanunu Önerisi’ni bir an önce yasalaştırmak, biricik çözümdür. Hayat, bu çözümü zorluyor. Bütün sorumlular, en sonunda bu çözüme gelecektir ya da sorumluluktan vazgeçeceklerdir.  Gecikmeler ve TBMM Komisyonu Raporunda görüldüğü gibi bocalamalar, süreci zehirleyen müdahaleleri kışkırtıyor ve ABD+İsrail+Yunanistan üçlüsüne fırsat veriyor.
    • “Terörsüz Türkiye” sürecindeki bocalamalar, sürecin önemli güçlerinden olan Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ve Feshedilen PKK Kurucu önderi Abdullah Öcalan’ın konumlarını zayıflatmaktadır. Son açıklamalar, bunu gösteriyor. Süreci geciktiren ikirciklerin ve cesaretsizliğin aşılması bu nedenle de zorunludur.
    • En Temel gerçek şudur: Bu süreç ABD ve İsrail ile uzlaşma ve pazarlıklarla ilerletilemez. Sürecin başarısı, Türkiye’nin komşularıyla ittifakında ve Yükselen Asya Uygarlığı’nın ön mevzilerinde konumlanmasıyla mümkündür. Türkiye’nin bu yönde ilerlemesi, zorunludur ve kaçınılmazdır.  
    • Ekonomi programının çıkmazını, halkın geçim durumuna ilişkin hoşnutsuzluğunu ve ABD-İsrail İkilisi karşısındaki yalpalamaları da dikkate alırsak, AK Parti Hükümetinin Türkiye’yi tek başına yönettiği dönemin sonlarına gelmekteyiz. Atlantik güdümlü İmamoğlu+Özgür Özel, DEM Parti, İYİ Parti, Zafer Partisi ve FETÖ ittifakının ABD+İsrail destekli iktidar hamlesini boşluğa düşürecek ve Türkiye’yi önümüzdeki zorluklardan çıkaracak hükümet seçeneği artık Türkiye’nin gündemindedir. AK Parti+MHP+Kılıçdaroğlu CHP’si+Vatan Partisi’nin kuracağı Üreticilerin Millî Hükümeti, biricik çözümdür. Türkiye’nin bütünleşme ihtiyacı ve yükselen emekçi hareketi,bu çözümü gerçekçi kılmaktadır.

Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk milletiyiz!

Türk Milletine ve Dünya Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Paylaş
Paylaş: