Yıldırım Koç: Ergenekon kumpası ve KESK (I)

"Tarihçinin görevi, bazılarının unuttuğunu, bazılarınınsa unutulmasını istediği gerçekleri hatırlamak ve hatırlatmaktır"

Tarihçinin görevi, bazılarının unuttuğunu, bazılarınınsa unutulmasını istediği gerçekleri hatırlamak ve hatırlatmaktır.

 

Böylece, yapanın yanına kalmaması sağlanır. Ayrıca bugün yanlış işler yapıp, bunların zamanla nasıl olsa unutulacağını sananları uyarmış olursunuz.

 

 

‘KARANLIK İLİŞKİLER AÇIĞA ÇIKARTILMALI’

 

Ergenekon kumpası başlar başlamaz, KESK Genel Başkanı Sami Evren, 10 Temmuz 2008 günü KESK Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenledi. Sami Evren’in, KESK’in internet sitesinde “Karanlık İlişkiler Açığa Çıkartılalıdır” başlığıyla verilen açıklamasının bazı bölümleri aşağıda sunulmaktadır. (http://www.kesk.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=765&Itemid=1)

 

(Açıklamanın bir bölümü, Evrensel Gazetesi’nin 11 Temmuz 2008 günlü sayısında da yer aldı):

 

“Değerli Basın Mensupları;

 

“12 Haziran 2007 tarihinde

 

İstanbul Ümraniye’de bir gecekonduya düzenlenen baskınla gündemimize giren Ergenekon operasyonu çerçevesinde ortaya serilen ilişkiler yumağı, Türkiye’de siyasetin, askeri ve sivil bürokrasinin ve de medyanın içinde bulunduğu kirlenmişliği gözler önüne sermektedir.

 

“Esas itibariyle Ergenekon örgütlenmesi sadece bugüne ait bir sorun değildir. Demokratik hukuk devletini kurumsallaştırmak yerine, devlet içinde gizli örgütlenmeler yaratan anlayışın ürünüdür. ABD’den ve emperyalist güçlerden bağımsız olmayan bu örgütlenmeler, gelişen özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesini bastırmak için devlet içinde hukuk dışı yollarla örgütlenmektedir.

 

Bugün ortaya çıkan ise bu güçleri elinde bulunduranların iktidar kavgası ve toplumu yeniden ABD yönelimleri doğrultusunda şekillendirme çabasıdır.

 

“Türkiye halkı darbe ve muhtıralardan çok büyük acılar çekmiştir. Halka ‘tarifi imkansız acılar yaşatan’ bu müdahalelere karşı demokratik ve hukuki süreçler hiçbir koşulda işletilememiş ve sivil siyasete müdahale eden darbeciler yargılanamamış, askeri vesayetin Türkiye siyasal ve toplumsal hayatı üzerindeki etkileri ve kalıntıları temizlenememiştir. “Bir yılı aşkın bir zamandır devam eden dava hazırlıkları kapsamında, aralarında üst düzey ordu mensuplarının, çeşitli siyasetçilerin, iş adamlarının ve oda başkanlarının da bulunduğu 60’a yakın kişinin tutuklanması, davanın büyüklüğünü ve Türkiye’deki siyasal sistemin işleyişinin vahametini göstermektedir.

 

Bu süreçle köklü bir hesaplaşmanın yaşanabilmesi, militarizm ve askeri vesayetin aşılabilmesi için asıl olarak 12 Eylül darbecilerinin yargılanmalarını sağlayacak adımların atılması gereklidir.

 

“Değerli Arkadaşlar;

 

“Ortaya dökülen bu kirli ilişkiler, Türkiye’de emekten, barıştan ve demokrasiden yana toplumsal güçlerin yıllardır dile getirdiği eleştirilerin haklılığını da bir kez daha kanıtlamıştır. Ergenekon Operasyonu çerçevesinde ortaya dökülen ilişkiler, Türkiye’nin siyasal tarihinden bağımsız olarak ele alınmaz.

 

“Bugüne kadarki darbelerle ve darbecilerle hesaplaşılamaması; Taksim’de, Kahramanmaraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi Mahallesinde, Hayata Dönüş Operasyonunda ve Şemdinli’de yaşanan katliamların ardındaki karanlık güçlerin açığa çıkartılamaması; köy boşaltmaların, insan kaçırmaların,

 

gözaltında kayıpların, faili meçhullerin, Susurluk Çetelerinin hesabının sorulmaması Ergenekon’u yaratan temel nedenlerdir. Dolayısıyla sorun, sadece bugüne kadar soruşturma kapsamında tutuklanan kişilerin yargılanmasıyla değil, Türkiye’deki demokrasi ve hukuk dışı ortaya çıkan derin devlet örgütlenmesinin tamamen ortadan kaldırılmasıyla çözüme kavuşturulacaktır.

 

Bu da ancak emekçilerin, barış savunucularının ve demokrasiyi isteyenlerin ortak mücadelesiyle mümkündür.

 

“Türkiye’nin gerçek anlamda bir demokratikleşmeye ihtiyacı olduğu açıktır. Askeri ve sivil tüm devlet bürokrasisi, içinde bulunduğu kirlenmişlikten arındırılmalıdır. Tüm karanlık çete ilişkileri açığa çıkartılmalı, siyaset ve toplum üzerindeki kalıntıları temizlenmelidir.

 

Başta ABD olmak üzere emperyalist güç odaklarının Türkiye üzerindeki tahakkümüne son verilmelidir.”

 

 

ERGENEKON MİTİNGLERİ

 

Belirli çevreler bu kumpasa öyle kaptırdılar ki, Ergenekon tutuklamalarını destekleyen mitingler düzenlediler.

 

Ergenekon davasının görülmeye başlamasından bir gün önce, DTP’nin öncülüğünde 19 Ekim 2008 günü İstanbul, Ankara ve Mersin’de “Ne Ergenekon ne AKP, demokratik cumhuriyet” mitingleri düzenlendi.

 

20 Ekim 2008 günlü Birgün’ün haberine göre, İstanbul’daki mitinge KESK Şubeler Platformu, İHD İstanbul Şubesi, DTP, ÖDP, EMEP, DİP, EHP, ESP, KÖZ, SDP, SODAP, SP Girişimi ve TÖP katıldı.

 

Tepe Nautilus önünde bir araya gelen ve Kadıköy Meydanı’na doğru yürüyüşe geçen kitlenin önü polis tarafından kesildi. Abdullah Öcalan posterlerinin toplanarak kendilerine verilmesini isteyen emniyet kuvvetleri ile tertip komitesi arasında kısa süreli bir gerginlik yaşandı.

 

Öcalan posterlerinin indirilmesiyle birlikte gerginlik sona erdi. Mitinge katılanlar “Ergenekon sürecinin tam olarak aydınlatılmasını” talep etti. (https://www.birgun.net/haber-detay/ergenekon-mitingleri-yapildi-43223.html)