Tuğrul Kihtir: Kandırmak üzerine

"Artık Türkiye’de gerçek temsil zamanıdır, başka çare de kalmamıştır"

“Boşuna kendinizi kandırmayın. Sürekli yaptığınız şey neyse siz o kişisiniz.” (Aristo, MÖ. 384-322)

 

“Siz, sırrı çözmek değil, kandırılmak istiyorsunuz.” (Christopher Priest, 1943-)

 

“İnsanı kendisi kadar kimse kandıramaz.” (Fulke Greville, 1536-1606)

 

“İnsan bazen gerçeği bildiği halde kandırılmak ister.” (Sebastian Petrycy, 1554-1626)

 

“İnsanlar kandırılmak istiyor. Gerçeklikten, yaşamaktan korkuyorlar çünkü. Bu yüzden hep televizyon izleyip fal baktırıyorlar. Onlara yalan söylerseniz sizi severler, en çok sizi severler. Gerçekleri hatırlatırsanız sizden uzaklaşırlar, bazen nefret bile ederler.” (Charles Bukowski)

 

“En kolay aldatabileceğiniz insanlar her şeyi bilenlerdir.” (Thomas Brown, 1778-1820)

 

“Namuslu birisini aldatmak kadar kolay bir şey yoktur.” (La Fontaine, 1621-1695)

 

“Biz kandırılmadık, sadece inanmak istediğimizdendi.” (Charles Bukowski, 1920-1994)

 

“Biri sizi bir defa aldatırsa suç onundur, ikinci defa aldatırsa bilin ki suç sizindir.” (Sarah Bernhardt, 1844-1923)

 

“Bir defa aldatan kişiyi affedersen, seni yine kullanır; Çünkü ihanet bir ruh hali değil, karakterin dökülüş biçimidir.” (Paul Auster, 1947-)

 

“Herkesi bazen kandırabilirsin, bazılarını her zaman kandırabilirsin ama herkesi her zaman kandıramazsın.” (Winston Churchill, 1874-1965)

 

“Yanlış yolda yürüyeceğine doğru yolda bekle. Belki de kendini kandırırsın, ama başkalarını kandırıp hayallerini yıkmazsın.” (Gore Vidal, 1925-2012)

 

★★★

 

İnsan hafızası öyle bir şey ki, herşeyi zaman içinde unutuyor. Babamız ölüyor, annemiz ölüyor, çok üzülüyoruz, sonra alışıyoruz.. Siyasi hayatımız da böyle. Kanıksıyoruz yani alışıyoruz en azından. Söylem ve görsel sürekli tekrarlanarak, bilinçaltına yerleştirilen imaj bombardımanı içinde kanıksatılıyor, etkisizleştiriliyor zaman içinde her şey. Her şeyin üstünden bir süre geçince simsiyah bir şey önce gri oluyor, sonra siliniyor. Ama hep tekrar ediyor aynı şekilde. Ve reaksiyon da hep aynı. Sırasıyla tepki, kanıksama, unutma...

 

24 Haziran 2018 Genel Seçimi’nde de böyle oldu, öncekiler gibi. Sandık görevlilerine “Görev yerinizi terk etmeyin, ıslak imzalı tutanakları partiye teslim edin” ve halka “Adım adım takip ediyoruz, Cumhurbaşkanının oyu hiçbir zaman yüzde 48’i geçmedi, seçimi kazanacağız, bundan hiç bir şüphe duymuyoruz, tablo seçimin ikinci tura kalma ihtimalini çok net ortaya koyuyor, o yüzden sandıklara herkes sahip çıksın, vatandaş da il ve ilçe seçim kurullarına gitsin” dendi.

 

 

OYLARA SAHİP ÇIKMAK

 

Bu sözlerden hemen biraz sonra da yani toplam dört beş saat içinde söylem değişti. Kaybettik, seçim bitti, herkes evine, dendi. Seçim gecesi oyların sayımı sürecinde verilerin tutulması için beş muhalefet partisi ve on beş sivil toplum kuruluşununun bir araya gelerek oluşturduğu Adil Seçim Platformu’nun veri akışında kesintiler yaşandı, dendi. Entegrasyonda sorunlar yaşandığını belirtilerek, aksaklıklardan dolayı özür dilendi. Birçok sandığa gözlemci bile gönderilmemişti halbuki. Bu kadar yani. Hepsi bu kadar. Zamanla bu da unutulur, dendi.

 

Artık Türkiye’de gerçek temsil zamanıdır, başka çare de kalmamıştır. Korku gereksizdir. Oyunun adı budur. Yine bir seçim öncesi yaratılan gerilim ortamı, aman her oy önemlidir algısı. Düzen aynen devam aslında. Charles Bukowski’nin yukarıda dediği gibi “İnsanlar inanmak istemişlerdi” sadece. Ama yine olmadı. Sonuç ortada.