Yıldırım Koç, Bursa'da halkla buluştu

Genel Başkan Yardımcımız Yıldırım Koç, Bursa Akademik Odalar Yerleşkesi SMMMOB Salonunda değerlendirmelerde bulundu.

Tarih:

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Vatan Partisi İşçi Sendika Bürosu Başkanı, ODTÜ  Öğretim Görevlisi, Aydınlık Gazetesi Yazarı Yıldırım Koç; Bursa Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasının daveti ile Bursa Akademik Odalar Yerleşkesi SMMMOB Konferans Salonunda açıklamalarda bulundu.  


Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı ODTÜ Öğretim Görevlisi ;Aydınlık Yazarı Yıldırım Koç Türkiye’nin içinde bulunduğu iktisadi durum ve artan kriz koşullarının topluma yansımaları ve önümüzde ki günlerde karşılaşılacak sorun, tehdit ve çıkış yoluna ilişkin görüşlerini paylaştığı konuşmasında şunları söyledi:


Piyasa kötü, siz bunu otomobil ve diğer sektörlerde zaten uzun süredir görüyorsunuz. Ancak bu işin başlangıcı, bu krizi daha önceki krizlerden farklı kılan 1991 başlayıp 94,9 8,2002 ye kadar süren 2001 krizi diye bilinen krizlerden farklı kılan ve Demirel’in deyimi ile turpun büyüğü daha heybede dedirten nedir? Bu krizde üç temel etmen var. Kapitalizmin beş yüz yıllık tarihinde 1873-1896 krizi “Uzun Buhran,” dönemi, Tekelci kapitalizme geçişle başlar Avusturya sermaye piyasasının çöküşü ile başlar. 


İkinci büyük buhran 1929-1934 krizidir o dönem nüfusun büyük bölümü%76 sı kırsal bölgelerde yaşadığından bizi fazla etkilemedi. Dünyada sonuçları 2.Dünya Savaşı oldu. Dünyada Gericiliğin ortaya çıkmasına neden oldu. Almanya da Naziler, Japonya da gericiler iktidara geldi. İtalya Habeşistan'a saldırdı. 


2008 den beride Üçüncü Küresel  Krizi yaşıyoruz. Kapitalizmin 500 yıllık tarihinde yaşanan üçüncü kriz. Bu hükümeti uluslar arası alanda son derece sıkıntıya sokan bir kriz. Önümüzdeki dönemde Çin, ABD, AB ve ABD arasında, Rusya ile Amerika arasında bir sürü sorunlara gebeyiz. 


2001 Krizinde çok kolay kaynak bulunuyorduk, şimdi bulunamıyor. ABD ye bir deli Trump geldi değil.Orada da krize çözüm için alternatif politikalar aranıyor ve 1826 Monrö Doktirini türü bir çözüm arayan kanat Trump başkanlığında daha kapalı, baskıcı ve ticaret savaşlarının ele alındığı bir ekip ile küresel krizden çıkılmaya çalışan bir ABD yönetimi var.  


Nasıl ki 1873 krizi Birinci Pazar Paylaşımı Savaşına, ikinci 1929 krizde  2.Pazar Paylaşım Savaşı na neden oldu ise,içinde bulunduğumuz üçüncü krizde benzer durumlara doğru eğilim göstermektedir.  


2002 de AKP İnşaat sektörü ile gelişeceğim dediğinde hepimiz gülmüştük. İnşaat sektörü bu kadar etkili olabilir mi diye? Tüketici kredilerini artırarak kısmen bu alanda başarılı oldular. Yine yabancı sermaye yatırımları ile yol, köprü, alt geçit, hava alanı inşaatı ile belli bir başarı sağladılar. Diğer sektörlerde de kısmen talep yarattılar .Bunu da tüketici, konut kredi ve kredi kartı kullanımını artırarak kendi çıkarları açısından başardılar. Oy aldılar, fakat deniz tükendi. 


Konkordato ilan eden, firmaların büyük bölümü inşaat sektöründe. Ülke Kaynaklarını betona gömen kötü bir politika uyguladılar. Yağma ve talan işin öbür boyutu. 


Plan yapılmadı.27 Ekimde yıllık plan açıkladılar resmi gazetede, Eskiden Devlet Planlama Teşkilatı tarafından hazırlanırdı.1963 den itibaren bu planlar, kamu sektörüne emredici, özel sektör için yol gösterici kaynaklar olarak ülke ekonomisine önemli katkılarda bulunurdu. DPT kapattılar, Kalkınma Bakanlığı yaptılar. Onu da Kaldırdılar, Cumhurbaşkanlığı 2019 programı yayınlandı. Ona bakınca ülke kaynaklarını verime dönüştüren ,içine girilen krizi aşmaya çalışan bir bakış göremiyorsunuz. 


Bu krizi farklı kılan ikinci nedense,  ülke kaynaklarının 16 yıldır çok kötü kullanılmasıdır. Üçüncü neden se biraz siyasi. Hepimiz hatırlarız. 1974 Kıbrıs Barış Harekatını. 1965 de işgal ettiği, 1973 de Vietnam da yenilgiyi kabullenen ABD, İkinci Dünya savaşında kullanılan bombanın iki katını kullanmış ama yenilmişti.1971 Türkiye de de haşhaş ekimini yasaklamış ama 1 Temmuz 1974 yeniden ekimi başlatıldı,24 Temmuz 1974 de Kıbrıs Barış Harekatı başlatılmıştı. Amerika geri çekilmesini istedi. Türkiye geri adım atmadı. İki önemli adım attı. İlki, Kıbrıs da adanın %37 sini kontrol altına aldı, Bir devlet , Kuzey Kıbrıs Türk Federe Devletini kurdu. İkincisi 24 Temmuz 1975 de 21 tane Amerikan Üssüne el koydu.6000 Amerikalı yurt dışına çıkarıldı.Türk Genel Kurmayı üslerin kontrolünü ele geçirdi.Bunun ardından Amerika ekonomik silahlar kullanmaya başladı. AB de buna katıldı.!977 de döviz rezervimiz sıfıra doğru inerken,birçok fabrika yakıt yokluğundan çalışmıyordu. Ardından bir operasyon başlatılmış tüp gaz, gazyağı, mazot, margarin, sigara yokluğu başladı. En basit temel ihtiyaçlar bile karşılanamıyordu. Bu arada Türkiye de siyasi iktidarlar değişti. Ecevit gitti, Demirel geldi. Azınlık hükümetleri kuruldu. Anlatmak istediğimiz Amerikan emperyalizmi bizim gibi ülkelere karşı istediğini yaptırmak için ekonomik baskılar uygulayarak devletleri teslim alma politikası izler. Bu Sayın Cumhurbaşkanımızı hedef alan bir politikadan çok Türkiye Cumhuriyeti Devletini hedef alan bir politikadır.Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Amerika büyük bir kapışma içinde. 


Hükümetimizin eksikliği ve sıkıntı, biz batıdan borç alıp, batıya mal satmak zorunda olan bir ülkeyiz. İhracatımızın büyük bölümü Avrupa'yadır. Güvenlik ve enerji kaynakları bakımından da Avrasya'ya bağımız var. Siyasi olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti Atlantik sisteminden koparak ,Avrasya ya yöneliyor. Hükümetin uyguladığı yanlış ekonomik politikalar nedeniyle ,batıya bağımlılık devam ediyor. Bu durum hükümette diyemiyoruz,Sayın Cumhurbaşkanında yalpalanmalar, dengesiz zikzaklara neden olan güvensiz bir politikaya neden oluyor.4 Kasımda İran'a yönelik ambargonun Türkiyeyi kapsayıp kapsamayacağı konusunda da bir duyarlı 


Emperyalizmle kapıştığınızda, onun elinde iktisadi araçlar vardır.1976-77-78 de kullandığı iktisadi araçlar bu günde kullanılıyor. Türkiye’nin dış borcu 470 milyar dolar civarındadır. Sizin kredi faiz oranınızın kaç puan olacağı, kredi değerlendirme kuruluşlarının kredi notuna göre ayarlanır. Bu kredi değerlendirme kuruluşları emperyalizmin araçlarıdır. Libor artı diye değerlendirilir. Libor  risk pirimi az olan ülkeler için uygulanan faiz oranıdır. Eger S&P veya Fitch gibi kredi değerlendirme kuruluşları sizin risk priminizi yüksek olarak açıklarsa ,faiz oranınız yükselir, düşük risk pirimi değerlendirirse faiz oranınız düşer. Libor+ 3 borçlanmışken, kredi derecelendirmeniz artarsa, Libor +4 olarak değerlendirilirseniz yarım ya da bir puanlık risk priminizin yükselmesi bile bir anda sizin yabancı para, dolar cinsinden borcunuzu 5- 10 milyar dolar artırır.  Ve borcunuz bitmez. Şirketleriniz, fabrikalarınız, işletmeleriniz batar. 


Yani Çin den 2,5 milyar geldi, Katar 15 milyar kredi verdi hiçbir işe yaramaz. O kadar büyük borç var ki bu bir puanlık faiz artırımı size gelen bu paraları bir anda yutar. Sizin 15 milyar dolar bulduk açıklamanız, Amerikan emperyalizmi kuruluşları tarafından Libor +3 ten 4'e çıkarıldı mı hiçbir işe yaramaz. 


Önümüzde ki dönem olacaklar. AKP nin borçlanma ekonomisi ile dış borçlar hane halkı borçları ve özel sektör borçları çok artmış  durumda.  


AKP iktidara geldiği  son çeyrekte devletimizin dış borcu 65 milyar dolar. 2018 son çeyrekte devletimizin borcu 141 milyar dolara çıkmış. Ancak esas çarpıcı olan önümüzde ki dönem özel sektör borçları 2002 de 42 milyar dolar olan özel sektör borcu 325 milyar dolar olmuş asıl iflasların başladığı ve başlayacağı önemli nokta budur. Kime borçluyuz. Hazine Müsteşarlığı verilerine göre borçlar batılı yabancı özel kurumlara. Batılı özel bankalara bu borcun azaltılması mümkün değil mi? Bu politikalarla mümkün değil. Dış borç nasıl oluşuyor. Cari acık denilen şeyle. Aldığınız mal ,sattığınız maldan fazla olunca arada bir açık oluşuyor buna cari açık deniyor.  


Peki ülkeler kendi aralarında ,kendi paraları ile alış veriş yapabilir mi? Almanya dan Türk Lirası ile mal alamazsınız. İran dan Türk Lirası ile petrol,  Çin den makina  oyuncak,  Rusya dan doğalgaz  alamazsınız. Ülkelerle kendi paralarımızla ile alış veriş yapacağız  açıklamasına ancak tebessüm edilir. Çin den mal alacaksınız, Yuan'la. Elinizde var  mı? Yok. Ya ruble? Yok. Onlarda Türk Lirası var mı ? Yok. Çünkü bu paraların uluslar arası değişim değeri yok. Önceden bir ons altın karşılığı dolar alınırdı. Verirdiniz ons  altını, alırdınız doları. Amerikan emperyalist sistemi o yolu da kaldırdı. Artık dünyada dolar dışında, almak ve satmak  için bir değişim değeri olan uluslar arası bir birim yok? Önceden Sovyetlerle karşılıklı anlaşmalarla mal karşılığı alış veriş olurdu. O da yok. 


Çin ile yapılan alış veriş rakamlarını açıklayan Koç, 25 milyar dolarlık alıma karşılık 2.5 milyarlık mal satıldığını, 2017 de Almanya ile en büyük ticaret hacminin bulunduğunu buna rağmen ile 25 milyarlık mal alımına karşılık 17 milyarlık mal satışının olduğunu belirtti. Altınla ticaret yapılamayacak kadar dünya ticaret hacminin büyüdüğünü, 1944'te Berateenwoods ta 2. Dünya savaşının galiplerinden ABD'nin, bir ons altın getirene , 35 dolar vereceği garantisi verdiğini, değişim için verdiği garantiyi 1971 de ortadan kaldırarak ,doların tek değişim birimi olacağını açıkladığını, Çin le ticaret yapılacaksa ya da başkaları ile bunun TL ve o ülkenin parasının olamayacağını açıkladı.2017 de Rusya ya 18,2 milyar dolarlık alıma karşılık sattığımız 3,4 milyar dolarlık mal. 

 


NASIL DOLAR BULURSUNUZ?


1- Dışarıya mal satarsınız.


2-Sizin şirketleriniz yurt dışına gider yatırım yapar kazandığı parayı ülkenize kaynak olarak aktarır.


3-Yabancı gelir sizin ülkenizde yatırım yapar.


4-Turist gelir.


5- Siz yabancı ülkelere işçi gönderirsiniz onlar ülkelerine para gönderir. 1960 dış alımımızın yarısını bu işçilerin yemeyip içmeyip biriktirdiği yabancı parayı ülkemize göndermeleri ile karşılandı. 


Buna karşılık döviz yabancı para harcarsınız nerede? 


Mal alırsınız; Saman, Arjantin'den elma, İran'dan karpuz, makine, teçhizat, angus, makarnalık un alırsınız. Daha ucuza geliyor diye üretmezsiniz, alırsınız. 


İnsanlarınız yurt dışına gezmeye, hacca gider. 


3- Sizin sermayedarlarınız dışarıya mal, para kaçırır. Zenginleriniz Gürcistan'da, Avrupa'da, ABD'de, Yunanistan'da ev alır. 


Yurt içinde üretim yapan şirketleriniz mal ve paralarını yurt dışına kaçırır, çıkarır. İnsanlar yabancı bankalara yatırı. 


İşte bu iki durum arasında ki farka cari işlemler açığı denir. 

2001 den sonra Türkiye’nin cari fazlası vardı. Bu nasıl oldu Türk lirası değer kaybetti. Yurt dışından alımlar azaldı.cari fazla verdi. Yani alım satım arasındaki açık kapandı.1998 de 2 milyar dolar cari fazla, 2000 de on milyar açık, 2001 yılında 3.8 milyar fazlamız var. AKP iktidara geliyor. 


2003 de 7,5 milyar, 2004'de 14 milyar, 2005'de 21 milyar, 2006'da 31 milyar, 2007'de 37 milyar, 2008'de 39 milyar, 2011'de rekor 74 milyar. Bu rakama geçmişte aldığınız borçların ana para ve faizleri ekleyeceksiniz. 2017'de 47 milyar dolar cari işlemler açığı işte bu nedenle Türkiye’nin bu dış borcunu ben sildim, deme şansı yok. Dışa bağımlılık ve boyunduruk artmış demek. 


Neler yapabilirsiniz. Dış borcunuzu artırır borcu daha çok borç alarak kapatmak istersiniz bu da size yabancı devlet müdahalelerini artırır. Şirketlerin konkordato ilanı gibi sizde morotoryum ilan edersiniz yada öyle bir devalüasyon yaparsınız dış alım azalır. Hayatın dayatmaları ile yerli üretim artar sizde o açığı kapatırsınız bu da iktidardan olmanızı getirir. 


2001 krizinde Merkez Bankası verilerine göre döviz artışı 22 Şubat 2001 de 685 lira, ertesi gün 958 lira,26 Şubatta 1073 lira… 


Türkiye'de döviz 2 Ocak 2018'de 1 lira 18 kuruşa kadar gerilemişti. 


Halk boğazına kadar ev, araç, kredi kartı, tüketici kartları ile kredi borç batağına batırıldı. AKP iktidara gelmeden 2002 de kullanılan tüketici kredisi  3, milyar TL, son Haziran 2018'de 395 milyar olmuş. Bu kredilerle ekonomi canlandı, insanlar dökülen betonları, yani ev alarak inşaat sektörü, araç alarak otomobil sektörü, kredi  kartları ile alış veriş, ihtiyaç yaratarak,ihtiyaç kredileri ve tekstil mobilya  sektörleri canlandı. 1,3 milyon kişiden kredi kullanımı 20,3 milyon kişi  tüketici kredisi kullanmış. 


Kredi kartlarında durum; AKP iktidara geldiğinde nakit çekim vs ile 25.7 milyar TL. 2017 676 milyar TL'yi bulmuş. 30 kata yakın artış gerçekleşmiş. 


Toplam kredi ve kredi kartı kullanımı ile 1 trilyon TL'yi aşıyor bu Türkiye'de çok yüksek bir oran bankacılık sektöründe ani çöküşlere neden olabilecek bir oran. Biliyoruz ki pek çok insan, bir kredi kartının borcunu öbüründen çektiği nakit avans ile ödüyor. Artık rahatlıkla araba ev alan yok, artan işsizlikle birlikte evlerini arabalarını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya.


2002'de TÜİK'e göre otomobil sayısı 4,6 milyon, 12.8 milyon binek, kamyonet tipi araçlarda 875 binden 3,7 milyona çıkmış. 11 milyon kişi araba almış. Bu alanlar sadece zenginler değil. İşçiler, memurlar, esnaflar, araba sahibi olmayı bir statü sayanlar…

Vatan Partisi Bursa İl Başkanı Hacı Bektaş Aykut, aynı mücadele saflarında omuz omuza çalışmaktan onur duyduğum Yıldırım Koç a, Bursa Sorumlu Muhasebeci Mali Müşavirler adına plaket sunmak aynı zamanda benim için ayrı bir onur vesilesidir, dedi.  


Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcıları Yıldırım Koç ve Vatan Partisi Meslek Odaları Büro Başkanı Meltem Ayvalı Gemlik ilçe kurultayına katılarak partili ve konuklara seslendi. Ekonomik krize hazırlıklı olunmazsa Türkiye'nin ağır bedeller ödeyeceğini,örgütlü olanların ayakta kalacağı bir döneme girildiğini; Türkiye'nin ABD ve AB emperyalizmine bağımlılıkları nedeniyle dış ve iç tehditlerle daha çok karşı karşıya kalacağını belirterek işçileri, işçi sendikalarını, meslek odalarını bu konularda uyarmaya ve örgütlü olmaya çağırdılar.