Tuğrul Kihtir: "Akıl ve zaruretten dolayı adayım"

Kadıköy Belediye Başkan Adayımız Opr. Dr. Tuğrul Kihtir, Aydınlık Gazetesi'nden Füsun İkikardeş'e konuştu

Tarih:

Ne önceki belediye başkanlarına ne de adaylarına benziyor Dr. Tuğrul Kihtir. Parlak bir hekimlik sicili, unvanı, konumu varsa da ‘bunlar yetmez’ diyerek vatan millet sevdasına tutulmuş.

 

Üstüne üstlük sistem partilerini atladığı gibi Vatan Partisi’nde karar kılmış. Kadıköy’den Belediye Başkan adayı ve son derece net, ‘Kadıköy’ü alacağız’ diyor.

 

Op. Dr. Tuğrul Kihtir, Vatan Partisi’nin İstanbul Kadıköy ilçesinden Belediye Başkanı adayı. Bizim siyasi çevrelerde adını pek duymadık, yalnız Genel Başkan Doğu Perinçek, birkaç yıl önce Aydınlık’taki Rota köşesinde “Anadolu Beyleri” kitabından söz etmişti,.Tıptaki başarılarından haberdar değildik. 68’li ya da 78’lilerden de değil. O yıllarını, Türkiye ve dünya çapında bir cerrah, tarih yazarı olarak dağarcığını geliştirmekle değerlendirdiğini sonradan öğrendik... Dr. Kihtir’i siz de merak edersiniz düşüncesiyle yakından tanımak ve tanıtmak için muayenehanesinde ziyaret ettik. Dinlediklerimiz neredeyse bir nehir söyleşi kitabını oluşturacak kadar renkli, lezzetli ve zengin. Böyle bir değer yetiştirdiği için vatanımızla ve Cumhuriyetimizle bin kez daha gururlandık.

 

 

BİR GÜNLÜK ANKARALI

 

Dr. Tuğrul Kihtir, 1961 Ankara doğumlu, ama sadece doğduğu gün başkentte kalmış, o kadar. Babasının görevi dolayısıyla Tokat’ta büyümüş. Sorular soruları, yanıtlar yanıtları açtı. Söyleşinin özetini aşağıda, tamamını aydinlik.com.tr adresinde okuyabilirsiniz.

 

Sizi tanıyalım Hocam...

 

Ben Op. Dr. Tuğrul Kihtir. 1961 Ankara doğumluyum. Baba tarafından Tokat Niksarlı ve dedelerim Malatyalı, anne tarafından Selanik, Vodina göçmeni bir aileden geliyorum. Eğitim olarak Tokat’ta çocukluk çağlarımı geçirdikten sonra, babam rahmetli Op. Dr. Süleyman Kihtir, Tokat Devlet Hastanesinin başhekimiydi. Ben Robert Koleji kazandım ve 14 yaşında yatılı okudum. Koleji 1979 yılında, 1985 yılında da İÜ Tıp Fakültesi’ni bitirdim.

 

Hep bir doktor olmak hedefi var mıydı babadan dolayı?

 

Tabii, 6 yaşımdan itibaren bana gelen her “ne olmak istersin?” sorusuna “cerrah” diye cevap verirdim. Çünkü o yaşta beni ameliyathaneye götürmüştü, maske takarak uzaktan operasyonu seyretmiştim. O günden sonra, doktor da değil “cerrah olmak istiyorum” derdim.

 

 

KASABANIN 24 YAŞINDAKİ DOKTORU

 

Doktor çıktınız, sonra?

 

Mecburi hizmeti Gümüşhane’nin, Zigana geçidinin güneyindeki güzel ilçesi Torul’da yaptım, 24 yaşındaydım. Torul hayatımda çok önemli bir yere sahiptir. Orada ilk yetişkin ve toplumsal ilişkiler içindeki insan rolünü gördüm.

 

12-13 yıl İstanbul’da yaşamış bir gençtiniz, kurada kasaba çıkınca “Eyvah” dediniz mi? Yoksa buna hazır mıydınız?

 

Kesinlikle hazırdım. Benim babam vatansever bir insandı. O dönemde, 1970 koşullarında, zıt partilerden babama senatörlük teklifi gelirdi. Ben de öyleyim. Parti önemli değil, insanlar sol ya da sağ görüşlü olabilirler. Önemli olan vatandır. Şu an Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan çıkış noktası da, 70’lerden, 80’lerden kalma kırgınlıklarını, sol sağ ayrımını bırakıp tek ülke olan vatan etrafında birlik olmalarıdır. O dönem artık gelmiştir, hatta geçmektedir. Sağcısı solcusu, dindarı laiki, vatan için birleşmelidir.

 

Torul’un hayatınızdaki yeri neden bu kadar önemli?

 

Orada kendimi bir anda kasabanın kaymakamlığındaki İl Sağlık Şurası içinde buldum. Sağlık Ocağı Başkanı sıfatıyla sağlık konusunda sorumlu kişisi olarak buldum. Otopsilere gittim o yaşımda, cinayetle öldürülmüş insanların ölüm nedenlerini ve ölüm günlerini tayin eden bir insan durumunda buldum. Emrimde çalışan 10-15 kişinin yaşamında bir katkısı olan insan durumunda buldum. 85’lerde aylık toplantılar için Gümüşhane’ye gidilirdi, dönüşte de maaş ödemeleri için bize nakit para verirlerdi. Personele dağıtılırdı bu para. Ben, personelin görüşünü alarak kasabadaki banka müdürüne gittim, herkesin orada bir hesap açmasını sağladım ve maaşları bankaya yatırdım. O devirde, iki bin nüfuslu bir yerde, personelin parasını bir an önce alıp tüketmemeleri gibi finansal disiplin açısından bir ilkti. Başka şeyler de yaptım... Mesela, daha ilk gittiğimde kasabanın ileri gelenlerini topladım ve “Ben buraya 2 seneliğine geldim ve gideceğim. Ama birlikte pek çok şey yapabiliriz” dedim. “İsteyenler, hali vakti yerinde olanlar buraya 2,5 lira yardımda bulunabilirler...” çağrısında bulundum.

 

 

İMECEYLE SAĞLIK OCAĞI

 

Nasıl karşılandı?

 

Çok olumlu tepki verdiler. O köhne Sağlık Ocağı, bağışlarla değişimin eşiğine geldi. Bir Cuma günü, kasabanın ileri gelenlerinden bir kişi, “Hocam, buyrun evde yemek yiyelim” davetinde bulundu. Öğlen yemeği saatiydi, evine gittim. Bir bohça para çıkarttılar, “Hocam, biz bunu camide topladık. Kasabamıza bir doktor geldi, Sağlık Ocağını hizmet verecek şekilde değiştirecek, buyrun...” dedi. Ben bu parayla Erzurum’a gittim. Oksijen tüpünden kimyasal test malzemesine, mikroskobuna kadar aldım ve Torul’a getirdim. Sonra otobüse atladım, İstanbul’a geldim. Bütün ecza fabrikalarını dolaştım, “ben küçük bir yerde doktorum, insanlar mağdur durumda” diyerek kutu kutu ilaçlar aldım. Buna damardan verilen ilaçlar da, ağızdan alınanlar da dahil. Kasa kasa ilaçları Torul’a getirdim.

 

 

YATILI HASTA BİLE ALDIK

 

Hizmet de gelişmiştir beraberinde...

 

Ben bu uygulamaya başlayınca, İstanbul’dan ilaçlar getirilmiş, Erzurum’dan sağlık ocağı donatılmış... Bir gece Sağlık Ocağı’na iki köylü kız çocuğu getirdiler. Şuurları kapalıydı. Muayene ettim, bulgular mantar zehirlenmesini gösteriyordu. “Mantar yediler mi” dedim, ormanda dolaşıyorlarmış, mantar yemişler. Zehirlenmeye karşı gerekli tek ilacı, doğru teşhisle verince bir anda şuurları yerine geldi, iyileşme başladı, serumla o gece ilk kez Torul Sağlık Ocağı’nda hasta yatırmış oldum. Tabi bu, şehirde duyuldu. Tüm partililer teşekkür ettiklerinde anladım ki, vatan esas, partiler değil. Her insan önce vatanseverdir.

 

Küçük yerde genç yaşta saygınlık kazanmışsınız. Hemen partilerden teklif geldi mi?

 

Bana İl Sağlık Müdürlüğü teklif ettiler, milletvekilliği teklif ettiler. Ama mesleğimde istediğim aşamaya gelmemiştim, daha ihtisas bile yapmamıştım, zamanı olmadığını düşündüm. Her şeyin bir zamanı var. 25 yaşında yeterince donanımlı değildim. Ama hala görüşürüz Torullularla. Onlar 33 yıllık dostlarım.

 

 

GERİ DÖNME KARARIYLA ABD’YE GİTTİ

 

Değil mi ki küçük yaşından beri “cerrah olmak istiyorum” dedi Dr. Tuğrul Kihtir, o halde ihtisas yapmalıdır. İÜ Tıp Fakültesinde Genel Cerrahi ihtisasını kazanır, ancak ikinci yılında New York Medical College’de cerrahi ihtisasının üç aşamalı sınavlarını kazanarak ABD’ye gider. Aslında İÜ’deki kadrosunu bırakmak bir risktir, çünkü bu zorlu sınavı aşmak yetmemekte, 18 kişiden sadece 4 kişi mezun olmaktadır. Riski alır, o barikatı da atlar ve genel cerrahi ihtisasından sonra Cleveland’da Case Western Reserve University’de plastik cerrahi ihtisasını tamamlar. Yıl 1998’dir, plastik ve rekonstrüktiv cerrah olur. Sekiz sene boyunca üniversite ve sağlık kurumlarında doçent ve yardımcı doçent olarak çalıştıktan sonra, mesleğinin zirvesindeyken vatanına geri döner. Bu karar başka bir dönüm noktasıdır hayatında...

 

Giderken “döneceğim” kararıyla mı gitmiştiniz?

 

Kesinlikle. Yoksa dönmezsiniz ki... İnsanlık tarihi akıl mı vahiy mi felsefesi arasında gidip gelmiştir. Bu 1300 yıllık mücadeleden akıl galip çıkmıştır. Ama akıl tek başına yeterli değildir. İstenç de eklenmelidir. İstenç olmayan akıl, atıl bir kapasitedir. Hayatımda hep istencim doğrultusunda hareket ettim. İstemediğiniz işte başarılı olamazsınız. İsteyen akıl önemlidir. Bunun için fedakarlık yapan güçle isteyen akıl hedefine ulaşır. Çok acı çekebiliyor, insanları kaybedebiliyorsunuz, çünkü geride kalıyorlar.

 

Örnek?

 

Beraber gittiğimiz eşim ve ailesi sonradan karar değiştirdi ve ben eşimden boşandım. İstencim vatanımdı. Çocuklarım oldu, bir kızım bir oğlum, (mücevherim ve aslanım) anneleriyle kaldı. Hala evde gibi babalarıyım, ama benim istencim hep vatanım oldu. Çocukların birbirlerine ve annelerine ihtiyacı vardı, biri bende biri annede kalsın, demedim. Bencillik olurdu...

 

18 yıl sonra neden önce vatan?

 

Kısa düşünmemek lazım, çocuklarınızın yaşayacağı yer de bu vatan. Eğer vatan iyi durumda olmazsa, eğer parçalanırsa, birkaç yıl evde çocuklarınla birlikte olmanın ne alemi var?

 

 

MEMLEKETE DÖNÜŞTE DÖRT TARİH KİTABI

 

Dönüşte bir hayal kırıklığı var mı?

 

Türkiye’ye 2004 yılında döndüm, o yıldan bugüne hem hastalarıma daha önce sunulmamış şifalar sunarak çok sevdiğim vatanımda çok mutlu şekilde hayatımı sürdürüyorum. Çok sevdiğim ortaçağ tarihimizle ilgili dört kitap yazma, bol bol seyahat etme, eserleri, insanları ve olayların geçtiği mekanları yerinde ziyaret etme imkanı buldum. Ne mutlu bana.

 

Siyaset aklınızda var mıydı, yoksa Türkiye’de tarih çok hızlanınca siz de “Artık benim de yapacağım işler var” mı dediniz?

 

Aslında siyaset herşeyin son noktasıdır. Siyaset kararından önce Osmanlı öncesi tarihimizi, beylikler dönemi, Selçuklu, Türk sanat tarihini ortaya çıkaran dört kitap yazdım.

 

Çok da tevazu sahibisiniz, birinin girişinde “Bu bir tarih kitabı değildir” demişsiniz...

 

Hepsi yerinde, araştırmayla yazıldı. Bu yazım süreci, siyaset için bana bilinç ve aldatılamaz bir bilgi birikimi sağladı. Siyasetçiler tarihi bilmelidir. Tarihini bilmeyen siyasetçi ülkesine yeterince hizmet edemez. Yarının ne olacağı için geçmişteki olaylardan bir sentez, bir ders almak gerekmektedir. Yönetenin bilinçle yönetmesi gerek. Ben bu işi kendim için yapmıyorum.

 

Seçim gecesi siyasete karar verdim

 

Siyaset kararını ne zaman verdiniz?

 

Siyasete soyunmaya son seçim akşamı (Cumhurbaşkanlığı seçimleri) karar verdim. Seçim bu, kazanan kazanır, kaybeden de kaybeder. Ancak kaybeden kazananı kutlar! İnsanları ‘sandıkların başından ayrılmayın. Seçim kurullarına kadar yanında durun’ ya da saat 11’lerde ‘başabaş gidiyoruz’ diye beyanlar veren muhalefetin bir anda ‘seçimi kaybettik’ diye ortadan kaybolması beni çok rahatsız etti. Ne kazananı kutladı, ne de böyle konuşmak zorunda kaldığı için ertesi günü istifa etti. Hiçbirini yapmadılar. O gece gördüm ki siyaset meslek olmuş! Ve şunu anladım ki, ‘oylarını artık harcama harcatma’ diyenlerin siyaset yapma zamanı gelmiştir. ‘Oyları bölme’ edebiyatının bittiğini, başkanlık seçimlerine kadar herşeyin değiştiğini biliyoruz.

 

*O gece Vatan Partisi kararınız var mıydı? Ya da bir kenarda göz kırpıyor muydu?

 

Yoktu... Ben Sayın Doğu Perinçek’le bir hekim ve dost olarak 5-6 yıldır tanışıyorum. Aramızdaki ilişki bir hekim, bir tarih yazarı ilişkisiydi. Politikaya atılmadan önce tüzüğü bizzat inceledim. “Benim duruşum budur” dedim. Aramızda hiçbir fark olmadığını gördüm. Sayın Doğu Perinçek bir vatansever! Bunu zaten görüyordum. Parti programında ise, kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün programının aynen Vatan Partisi’nde olduğunu gördüm. Türkiye’nin yolu, Atatürk’ün yoludur. Vatansever, aydınlık, laik, milliyetçi, üreten, hakça paylaşan, güçlü bir ülke olma yoludur. Bu söylemde birleştiricilik ağırlıklıdır. Böl ve yönet sözü vardı, şimdi ‘ayrıştır ve yönet’e dönüştü o söz. Ayrışmak ahmaklıktır bu dönemde...

 

 

KÜÇÜK OLMASININ NEDENİ BARAJ

 

*Vatan Partisi’nin oy oranı ortada, Atlantik ötesinden ya da büyük sermaye sahiplerinden dış desteği yok. Kazanma şansı nedir?

 

Birincisi ben kazanamayacağımı düşündüğüm işe girişmem. Vatan Partisi her ne kadar siyasi konjonktürde küçük bir parti gibi görünse de, adaylığımdan sonraki kısa süre içinde son derece enerjik, aydın bir kitle buldum karşımda. Vatan Partisi’nin küçük görünmesinin sebebi kendisinin küçük olmasından değil. Türkiye’ye 12 Eylül anayasasından kalan yüzde 10 barajı sonucudur. Vatan Partisi küçük olsa da, halkın gittikçe artan teveccühüne sahiptir ve her gün artmaktadır. Kadıköy’de özellikle artmaktadır. İnsanlar oy verdiği partinin başka partilere arka çıkmasını, ittifak yapmasını istemiyor. Bir belediye seçiminde neden ittifak yapılsın? Kim gücü neyse hodri meydan! Vatan Partisi Kadıköy’ü alacaktır. Biz Kadıköy’ü alacağız. Bu kıvılcım, bir sonraki seçimde Türk siyaset sahnesinde yepyeni, gücünü halkından alan programıyla hareket eden, seçmeninin eğilimini temsil eden bir parti olarak meclise girmesiyle devam edecektir.

 

 

Avrasya’da Kadıköy markası

 

Dr. Kihtir’e Kadıköy için planlarını sorduğumuzda, vaat sözcüğünden uzak duruyor. Büyük bir heyecanla, adeta yarından tezi yok görevi üslenecekmiş inancıyla söze şöyle başlıyor: “Kadıköy Türkiye’nin, Anadolu’nun ve bu coğrafyanın müstesna bir ilçesidir. Antik dönemlerde, İstanbul kurulurken ilk kurucular önce burayı, özellikle Kurbağalıdere ve Fikirtepe’yi seçmiş. Kadıköy, bu ilk olma özelliğine sahip insan yapısına ve donanımına sahiptir. Kadıköy insanı aydındır, üretkendir, hoşgörülüdür, kibardır, onurlu ve gururludur. Kadıköy insanı kurucusu Kemal Atatürk’ün izindedir. Biz Kadıköy’ün bu güzel insanalrının hakkını her konuda ileri ve öncü role getirmek için yola çıktık.” Hedeflerini ise şöyle sıralıyor:

 

1. Üretmeyen insan zihinsel olarak atıl insandır. Semtlerde halı ve kilim atölyeleri kuracağız. Özgün Kadıköy motifleri çizerek, Selçuklu hayat ağacını çizeceğiz. Dokuma yapmayı öğreteceğiz, ister satacaklar ister evlerinde kullanacaklar.

 

2. Kadıköy’ü Doğu Avrupa ve Ortadoğu’nun sağlık turizm merkezi yapacağız. New York’un Manhattan’ı, Paris’in Chanselise’si, Londra’nın Piccadilly’si, Roma’nın Piazza Navona’sı ayrı bir yerse, İstanbul’un Kadıköy’ü de ayrı bilinen bir markası olacak.

 

3. Semt kütüphane ve toplantı salonları yapacağız. Çağdaş, her türlü kitaba açık, serbest internetinden muhabbetine kadar her topluluğun gelip toplantı düzenleyeceği hizmet salonlarıyla insanları bir araya getiren, ayrışmaya son veren kucaklaşma yerleri kuracağız.

 

4. Bostancı-Kadıköy metrosunu yapacağız. Bizim planımızdaki metro, trafiğin yoğun olduğu doğu-batı yönündedir. Kartal’dan Bostancı’ya, Kadıköy’e, oradan da Avrupa yakasına uzanan metrodan bahsediyoruz. Büyükşehir Belediyesiyle beraber Kadıköy’ün hizmetine açacağız.

 

5. Her okula bir kreş kuracağız.

 

6. Çocuk oyun parklarına güvenlik kamerası ve bekçi koyacağız.

 

7. Kadıköy İskele Meydanındaki trafik ve park keşmekeşine çözüm olarak, iskeledeki geniş alandaki otoparkı iki kat yerin altı, iki kat yerin üstünde Selçuklu mimarisiyle katlı otoparka kavuşturacağız.

 

Halkın içindeyiz, halk da bizim yanımızda. Sandığa gidecek ya da gitmeyecek seçmenin teveccüh gösterdiği bir durumdayız. Laik, milliyetçi, vatansever, birleştirici yaklaşımımzla önce belediyeye sonra da meclise talibiz.